Müslümanların Allah'a yakarış ve
af dileme fırsatı buldukları kandil geceleri, İslami kesimi
birbirine düşürdü. Hz. Muhammed döneminde uygulanmayan, 13.
yüzyıldan itibaren mistik çevrelerce kutlanmaya başlanan kandilleri,
İslami camiada bir grup "kutsal" kabul ederken, bir başka grup
"olmayan kandiller"in kutlandığını savundu.
Her şeyden önce, Economist'te çıkan yazı
ve 8 Mart tarihinde, Zaman gazetesindeki tercümesine göz atma
fırsatınız oldu mu bilmiyorum. Zaman gazetesindeki tercüme, nedense,
fazlasıyla ağdalı ve bol sayıda eski Türkçe kelime ve deyimlerle
doluydu.
Doğu
Perinçek ... İlhan Selçuk ... Kemal Alemdaroğlu ... 'Ergenekon
Operasyonu'na bu ünlü simaların da dahil edilmesine şaşıranlar çok
oldu.
Gözaltına alınmak, hatta tutuklanmak bir kişinin suçlu olduğu
anlamına gelmez.
Ancak ünlü ya da saygın bir isme sahip olmak kimseye dokunulmazlık
sağlamaz.
Eski Deniz Kuvvetleri
Komutanı'nın, 2004'de hazırlanan "darbeyle" ilgili notları Nokta
dergisinde yayımlandığında, bu notların "gerçek" olmadığı iddia
edilmişti.
Onların gerçek olduğu artık oraya çıktı.
Şimdi emekli olan zamanın generalleri bir "darbe" hazırlığına
girmişler.
Suç işlemişler anlayacağınız.
İşte gördünüz canım: Amerika da,
Avrupa da, Türkiye'de açık ya da gizli darbe istemiyor... Kılıfına
uydurulsun ya da uydurulmasın... Financial Times Gazetesi, açık
açık, "AKP kapatılırsa Avrupa'yı unutun" diyor...
Bürokrasi böylece aynı taşla iki kuşu vurmuş olacaktır:
Sağ
Kemalizm ve Çeteler Pazartesi ve çarşamba günü
yayınladığım ve cuntalarla çetelerin ilişkisini işlediğim, meseleyi
solKemalizm ve Bonapartizm içinde ele aldığım yazılar, hiç
beklemediğim ve beni çok şaşırtacak boyutlarda ilgi uyandırdı. Bu
konuyu farklı yönlerden ele alıp devam etmem istendi.
Her coğrafyanın yaratmış olduğu
kendine has bir siyasi kültür var. Ayırıcı çizgiler modernleşme gibi
küresel niteliği olan zihniyet değişim süreçlerinde yıpranabilir.
Ama tarih siyasi kültürün öyle aniden değişmediğini, yeni ideolojik
ortamlara hızla adapte olabileceğini ve fırsat bulduğu anda aslına
dönme istidadı gösterebileceğini ortaya koyuyor.
Siyasi bölünme gündelik hayatta o
kadar vahim noktalara vardı ki, arkadaşlar birbiriyle görüşmüyor,
abi-kardeş birbiriyle kapışıyor, baba çocuğunu evlatlıktan
reddedecek noktaya geliyor. Nazi Almanyası'nın çağdaş bir yorumu
gibi.
Dün ntvmsnbc haber
sitesinde çıkan "Diyarbakır toplantısına güvenlik engeli" başlıklı
haber Kürt sorunu etrafındaki tartışmalara yeni bir boyut getirdi.
Habere göre Abant Platformu'nun, 28-29 Mart tarihlerinde
Diyarbakır'da düzenlemeyi düşündüğü "Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği
Birlikte Aramak" başlıklı toplantı güvenlik gerekçesiyle
dondurulmuştu.
İtidal ve yumuşama çağırıları
neyin ürünü? Ortak aklımızın mı?
Gülesi gelir insanın: Tabii ki değil!
Neyin peki?
Ortak korkumuzun.
Gergin abileri bir araya getiren tek bir şey var, o da korku.
1960'lı yılların
ortalarından itibaren 27 Mayıs ihtilalinin hedefe varmadığını
düşünen iki grup kendini göstermeye başladı. Bu gruplardan birisi
Silahlı Kuvvetler içinde, diğeri de sivil kesimde idi.
12 Ekim 1969 seçimlerinde, DP'nin devamı diye düşünülen Adalet
Partisi'nin yüzde 46.6 oy alarak yeniden iktidar olmasıyla bu iki
kesim birbirine yaklaştı.
ABD
Irak'tan sonra İran'a da saldırmaya hazırlanıyor. Şok iddiayı
Cheney'in Ortadoğu turunu izleyen "US News" dergisi yazdı. Dergiye
göre "İran için geri sayım başladı."
Amerika'da haftalık olarak yayımlanan "US News and World Report"
dergisi ABD'nin İran saldırısının yaklaştığını pekiştiren altı
işaret olduğunu yazdı.
Anayasa Mahkemesi'nin AKP hakkında vereceği olası bir kapatma
kararı, 38 yıllık Milli Görüş hareketine bir darbe daha
indirecek. Erdoğan, "Milli görüş gömleğimi çıkardım" dese de
Yüksek Mahkeme, AKP aleyhinde bir karar verirse, bu yakın dönem
tarihimizde iz bırakan Milli Görüş çizgisindeki beşinci partinin
de kapatılması anlamına gelecek.
AKP iktidarının günlük söylem ve yaşam üzerindeki etkileri
gittikçe yaygınlaşıyor. Din vurgusu, konuşma şekli, kullanılan
kelimeler ve deyimler, seçilen giysiler, farklılaşıyor. AKP
çevresinde biriken ve kendini dindar kesimde gören de görmeyen
de, kendini kaptırıyor. Kimi içinden gelerek, isteyerek, hatta
bir misyoner gibi davranıyor.
Dosya / Soruşturma
İslam
ve Siyaset
Kıymetli okuyucularımız,
Dergimizin bu sayısında belirli aralıklarla tekrarladığımız 'DOSYA'ların bir
yenisini daha gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu sayımızda, çeşitli zamanlarda
gündeme gelen ve özellikle de kitlelerin ve gelenekçi-modernist kesimlerin
kafalarının karışık olduğu 'İslam-Siyaset İlişkisi' konusunu işledik. Burada
amacımız, İslam'ın 'siyasal' karakterli bir din olduğunu bir kez daha
hatırlatmaktı. Bu vesile ile dosyamıza katkıda bulunan Abdurrahman Arslan,
Hazma Türkmen, Cihan Aktaş, Atasoy Müftüoğlu, Rasim Özdenören'e teşekkür
ediyoruz. Umuyoruz ki okuyucularımız, katılımcıların değerli katkılarından
yararlanacaklardır.
Sorular:
1. İslam, 'siyasî'
karakterli bir din midir? 'Siyaset' olgusunu nasıl tanımlıyorsunuz? Bu tanım
doğrultusunda İslam'ın siyaset olgusuyla ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?
2. İslam'ın bir 'siyaset
modeli' var mıdır? İslam bir 'yönetim biçimi' önenir mi, yoksa İslam'ın
bizatihi kendisi bir 'siyasal model' midir?
3. İslam'ı bir 'din'
(religion), siyaseti ise 'dünyevî' (veya seküler) bir alan olarak gören
yaklaşım için ne düşünüyorsunuz? İslam'da din ile dünyayı birbirinden
ayırmak mümkün müdür?
4. İslam ile siyaset
arasında özden bir ilişki olmadığını savunan tezi, İslami Uyanış sürecini
sekteye uğratmak için 1990'lı yıllardan sonra hız kazanan 'kuşatma'
politikası ile ilişkilendirmek mümkün müdür? Bu bağlamda BOP ve Ilımlı İslam
projesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Din
Hayattır
Abdurrahman Arslan
Oysa biz biliyoruz ki ne İslam siyasetten vazgeçebilir, ne de siyaset
kendinde içkin herhangi bir dünya görüşü olmaksızın var olabilir.
..siyaset
İslam'ı biçimlendiremez; ama İslam siyasetin ölçülerini va'z eder ve
siyasetçiyi Allah'ın ölçüleri ve Kur'an'ın getirdiği ahlaki ilkelerle
yönlendirir ve biçimlendirir.
İslam,
Değişen Dünyaya Değişmeyen İlkeleri Hatırlatır
Cihan Aktaş
İslam, değişen
dünyaya, değişen insanlık toplumlarına, değişmeyen bir takım ilkeleri tekrar
tekrar hatırlatır. Kaynaklara dönüş bu anlamda bir yıkanma, arınma
çabasıdır elbette.
Müslümanlar
olarak hepimiz kavramsal bir emperyalizme maruz kalmış bulunuyoruz. Bu
emperyalizm düşüncelerimizi/algılarımızı/yaklaşımlarımızı altüst ediyor,
hepimizi bir kararsızlığa, belirsizliğe ve kuşkuya sürüklüyor.
Son çeyrek
asırda İslamî Uyanış sürecine engel olmak isteyen güçlerin, özellikle
'kavramlar' dünyasında iğdişleştirme politikaları uyguladıkları malumdur.
Yargıtay
Başsavcısı'nın AKP'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuru,
Türkiye'de siyasi gündemin bir anda değişmesine neden oldu. Demokrat,
muhafazakar ve liberal çevreler, daha ilk günden başlamak üzere, bu davayı 'çılgınlık'
olarak nitelerken, statüko yanlıları, kapatma davasını 'beklenen' bir
gelişme olarak nitelediler. Gündemin bir anda değişmesinin yarattığı 'şok'
dalgasının yanlış yönelimlere kapı aralayabileceğinin sezinlenmesinden sonra
ve sertleşen söylemlerin 'rejime zarar verebileceği' yönünde kimi işaretler
alınınca, konunun tarafları, 'sükunet' çağrıları yapmaya başladılar ve her
zaman olduğu gibi, kendi politik pozisyonlarıyla uyumlu bir söylem
çerçevesinde, hukuksal sürece saygılı olunması yönünde açıklamalar yaptılar.Devamı için
Kavram
Allah
Korkusu
- "Havf" kelimesi
özellikle bilinen bir sebepten dolayı kötü bir şeyin olacağından korkmak
olarak açıklanırken; bunun karşısında "Reca" kelimesi de, bilinen bir sebebe
dayanarak iyi bir şeyin olacağını ummak, beklemek demektir. İsra 57.
ayetinde müşriklerin ilahlarından bahsederken, "onların yalvardıkları bu
varlıklar Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar; O'nun
rahmetini umarlar (yercûne rahmetehu) ve azabından korkarlar (yehâfûne
azabehu). Çünkü Rabbinin azabı, sakınılacak bir azaptır" (17/57) ayetinde
"havf ve reca" birlikte kullanılmıştır.
Devamı için
Düşünce
Peygamber Tasavvurumuz Ne Kadar İslamîdir?
Mehmed DURMUŞ
Bereketli
yağmurlarıyla, meyve yüklü beyaz çiçekleriyle yeni bir dirilişin, âlemlere
rahmet saçmanın sembolü olan Nisan ayı, artık Rasûlullah Muhammed (sav)i
İslam dışı bazı akîdelere konu etme yarışında bir adım daha ileri gitme
mevsimi haline dönüştü. Şunu açıkça söylemenin bir görev olduğunu
düşünüyorum: 'Kutlu doğum' etkinlikleri çerçevesinde oluşturulan Peygamber
imajı, birçok yönüyle, Hristiyanların İsa Peygamber'i ilahlaştırma
süreçlerine benzemeye
başlamıştır.
Devamı için
Gülümsetirken
Düşün-dürten Kısa Haber Yorumlar VI
Arif KAYA
Tokat'ta
Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nin düzenlediği 6'ıncı Gençlik Şöleni,
Taşlıçiftlik Kampusu'nda düzenlenen törenle başladı. Açılışta konuşan Rektör
Prof. Dr. Zehra Seyfikli, türban konusuna değinerek, "Türk halkı özgürdür,
hürdür. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nde türban kavgası, türban konusu gündeme
bile getirilmemelidir. Türk gençliği bu sorunlarla meşgul edilmemelidir"
diye konuştu. Gençlik Şöleni açılışında öğrenciler ilginç bir şaka yaptı.
Suyun kimyasal olarak ifadesi olan 'Dihidrojen Monoksit'in zararlarını
anlatan bir metin hazırlayan öğrenciler, "Bu madde yasaklanmalı" adı altında
açtıkları imza kampanyasında rektöre de imza attırdı. Devamı
için