Kur’an Kıssaları Üzerine Bir Değini
Mehmet ÖZER
Kıssa kelimesinin
terim ve kavram olarak anlamları
Kıssa kelimesi
(çoğulu: kısas) Arapça' da "k-s-s" kökünden türemiş bir isim olup, sözlükte
"hikaye, haber, cümle, söz parçası, olay, durum ve mevzuu" gibi anlamlara gelir.
Kelimenin aslını oluşturan "el-kâs" mastarı da; bir şeyi veya bir kimsenin izini
sürüp ardınca gitmek, bir haber veya sözü açıklayıp bildirmek, anlatmak veya
nakletmek" anlamlarına gelmektedir.
Kur’an-ı Kerimde
"(Habibim)Biz sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz"(Yusuf:3) ve "Sen onlara
bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler"(A’raf:176) ayetleri bu kullanıma
örnek olarak gösterilebilir.
"el-Kasas"ise
"anlatılan hikaye, rivayet haber ve iz" gibi anlamlara gelir. Yine bu kökten
türetilen el-kâs (çoğulu:kassas veya kussas) da bir olayı anlatan, kıssa veya
destan anlatan halk hikayecisi ya da dini öğütler veren vâiz gibi anlamlara
gelmektedir.
İslam öncesi Arap
edebiyatında kıssa ve kıssacılık
Bir kültür aktarım
biçimi olarak kıssa ve kıssacılığın insanlığın var oluşuyla eşzamanlı olarak var
olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Fakat çoğu kıssa ve hikaye
araştırmacılarının ortak kabullerine göre sistematik bir anlatım biçimi olarak
kıssa, ilk defa Hindistan’da doğmuş, oradan İran yoluyla Arap ülkelerine geçmiş,
oradan da Batıya taşınmıştır. Tabii ki kıssa ve kıssacılık kültürü bu süreçte
girdiği her ortamın kendi öz yapısına uygun olarak bir takım değişikliklere de
uğramış ve o kültürün özelliklerinden etkilenmiş, o toplumun inançlarından izler
taşımıştır.
Bu bağlamda
câhiliye dönemi Arap toplumunda da kendilerine özgü bir forma sokulmuş kıssa
kültürü mevcuttu. Araplar gerek kendi geçmişlerinde yaşanmış, gerekse çevre
kültürlerden kendi kültürlerine aktardıkları kıssaları birbirlerine
aktarıyorlardı. Araplar arasında anlatılan kıssalar genelde Eyyâmu’l-Arap
denilen ve kabileler arasında vuku bulmuş harpler ile bu harplerde gösterilen
kahramanlıklarla alakalıdır. Araplar her fırsatta bu gibi olayları anlatarak;
kıssayı, kimi zaman bir ibret konusu, kimi zaman iyi ahlak ve davranışları
telkin eden, kötülüklerden korunmayı teşvik eden bir nasihat nâme, kimi zaman da
bir iftihar ve övünç kaynağı, olarak algıladıklarını göstermişlerdir.
"Burada önemli bir
noktaya dikkat çekmemiz gerekiyor. Araplar kıssa anlatırken edebiyatlarında
sakladıkları, özellikle tarihleriyle ve günlük hayatlarıyla ilgili kıssalarda
vakıaya uygun olmasına dikkat ediyorlar, hayal ve efsaneye pek yer vermeden,
olaylar nasıl vuku bulmuşsa tarihleri nasılsa öylece anlatmaya çalışıyorlardı.
Bu durum da gösteriyor ki, Kur’an’ın ilk muhatapları olan Araplar, Kur’an’daki
bütün edebi üsluplar gibi kıssaların bizzat vuku bulan şekliyle anlatılmasına
yabancı değillerdi."
Elbette ki
cahiliye dönemi kıssaları sadece eski savaş ve kahramanlık hikayelerinden
müteşekkil değildi. Ayrıca seyrek de olsa eski milletlerin dinleri ve inançları
ile ilgili konular, putlarla, cin, şeytan, melek vs ile büyü, sihir ve
kehanetlerle ilgili olaylar da kıssa bağlamında anlatılıyordu. Bu tür kıssalarda
ise muhtevalarının gerçeğe uyup uymadığına pek bakılmaksızın sadece edebi
üslubunun güzelliğine ve coşku ve heyecan vermesine ve eğlendirici dikkat
ediliyordu.
İslamiyet’in ortaya
çıktığı dönemde de Araplar arasında kıssa anlatma alışkanlığı devam ediyordu.
Nitekim Kureyş’in meşhur kıssacılarından ve Hz. Peygambere düşmanlığı ile
bilinen Nadr b. Haris’in Kur’an ayetleri okunurken onu dinleyen Kureyş’lilere
hitaben, "Gelin onu dinlemeyin, ben sizlere ondan daha iyi ve güzel sözler
söyleyeceğim" diyerek eski İran hükümdar/Kisralarina ait "ahbâr ve kıssaları,
Rüstem ve Isfendiyar hikayelerini anlattığı bilinmektedir. Onun anlattıkları
insanları hoşuna gidiyor ve Kur’an dinlemeyi bırakıyorlardı. Bu durum Kur’an’da
şöyle anlatılır: "İnsanlardan kimi var ki, bilgisizce Allah’ın yolundan
saptırmak ve onunla alay etmek için eğlence sözleri satın alırlar. İşte onlara,
küçük düşürücü bir azap vardır."(31/6)
Kur’ani bir kavram
olarak "kıssa"
Kur’an-ı Kerim’de
bizzat "kıssa" kelimesi yer almamakla birilikte, onun türevi olan "kasas"
sözcüğü altı değişik yerde geçmektedir. Buna ilaveten Hz Musa’nın hayat
hikayesinin ve tevhid mücadelesinin anlatıldığı, Kur’an’ın yirmi sekizinci
suresinin adı da "kasas" suresidir.
Kur’ani bir kavram
olarak "Kıssa" veya aynı anlamda "Kasas" denildiğinde de şunları anlamaktayız:
Allah’ın insanlara ve cinlere gönderdiği en son ve en mükemmel mesajı ihtiva
eden Kur’an-ı Kerim’in;" And olsun ki peygamberlerin kıssalarında aklı olanlar
için ibretler vardır. Kur’an uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden
önceki kitapları tasdik eden, inanan bir millete her şeyi açıklayan, doğru yolu
gösteren bir rehber ve Rahmettir." (Yusuf:111), "Muhakkak ki, bu Kur’an, Hak ile
Batıl’ı ayıran ilahi bir Kelamdır. O bir eğlence vasıtası değildir."
(Tarık:13-14) mealindeki ayetleriyle kendisine yalan ihtimali ve hayalin
karışması dahi mümkün olmayacak bir tarzda tarihin derinliklerinde vuku bulmuş
ve kaybolmuş, unutulmuş veya bir kısım izleri insanlığın hafızasında
mevcudiyetini koruyabilmiş olayların; muhataplara, adeta olaylara yeniden bir
canlılık vererek anlatılması, açıklanmasıdır.
Ancak, Kur’an
insanlara kronolojik ve sistematik bir tarih bilgisi aktarımı yapan bir tarih
kitabı olmadığından dolayı, olaylar anlatılırken zaman, mekan ve kişilerle
ilgili ayrıntılara girilmemiştir. Bilakis; özellikle Kur’an’ın bir hidayet
rehberi olması sebebiyle, muhataplarını Hak yola irşat ve tenvir edip, batıldan
sakındırıp uzaklaştıracak kısımlar anlatılmıştır. Şüphesiz ki bu tür bir anlatım
biçimi de Allah’ın tüm zaman, mekanı ve olayları kuşatıcı (muhit) ilmiyle, olayı
vuku buluş biçiminde herhangi değişiklik, takdim ve tehir yapılmadan ve
Kur’an’ın icaz ve üslubuna paralel olarak muhatapların ibret ve tefekkürlerine
sunulmasıdır.
Kuran’da kıssanın
anlatılış amaçları
Kur’an-ı Kerimde
kıssalar tamamen birtakım dini ve ahlaki amaçlara yönelik olarak anlatılmıştır.
Mesela nasihat ve öğüt verme, ibret, irşat, hidayet, uyarma, sakındırma,
özendirme (Terhib ve Terğib) ve müjdeleme gibi hususlara dikkat çekmek ve
insanın nazarını bu konulara yoğunlaştırmasını sağlamak, Kur’an kıssalarının
temel amaçları arasında yer alır. Nitekim Yusuf kıssasını anlatırken, "Elbette
onların hayat hikayelerinde akıl sahipleri için ibret vardır. (Bu Kur’an)
uydurulacak bir söz değildir; ancak kendilerinden öncekilerin doğrulanması, her
şeyin açıklanması ve inananlar için bir kılavuz ve rahmettir." (12/111)
buyurulmaktadır.
Ayrıca vahiy ve
peygamberliğin ispatı Allah’ın varlığını ve birliğini ispat, Hz. Adem’den Hz.
Muhammed’e kadar tüm peygamberlere gönderilen dinlerin temelde aynı esaslarda
birleştiğini anlatmak, uyarma, müjdeleme, Allah’ın gücünün ve kudretinin
büyüklüğünü gösterme, hayra teşvik, kötülüklerden kaçınma, zorluklar karşısında
sabır, verilen nimetlere şükür, iyilerin mükafatlandırılması, kötülüğün
cezalandırılması vs. gibi birtakım ahlaki gayeleri içine almış ve bunların
ifadelendirilmesi için anlatılmıştır. Şimdi bu amaçlardan bir kısmını kısa
maddeler halinde zikretmekte fayda vardır.
1- Vahiy ve
risaletin ispatı. Hz Muhammed’in kendisine Kur’an’dan başka herhangi bir bilgi
verilmediği halde mesela kendi zamanında yaşayan Yahudi ve Hıristiyan
bilginleriyle herhangi bir irtibatının olmadığı bilinmesine rağmen onu Hz.
İbrahim, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İsa gibi peygamberlerin hayat hikayeleri ve
tevhid mücadelelerinden haberdar olması ve onları anlatması bu durumun
ispatıdır. "Kur’an-ı Kerim’de bu durumun ifadesi olarak bir çok ayet
zikredilmiştir. Mesela Hud suresinde Nuh kıssasını anlattıktan sonra: "Bu sana
vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen ne de kavmin
biliyordunuz" buyurulmaktadır. Ayrıca Sad suresinde Hz. Adem kıssasını
anlatmadan önce: "De ki: Bu büyük bir haberdir ki siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
Mele-i A’lâ’da onlar aralarında çekişirken benim hiçbir bilgim yoktu. Ben ancak
gelecek tehlikeleri apaçık haber verici (bir peygamber) olduğum içindir ki (o
bilgi) bana vahyolunuyor. Rabbin o (münazara) zamanında meleklere demişti ki:
"Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım." (Sad: 67-71).
2- Tüm
peygamberlere gönderilen dinlerin temelde bir olduğu ve hepsinin ilkelerinin
Allah tarafından belirlendiği tüm Mü’minlerin bir ümmet olduğu ve Allah’ın
hepsinin de Rabbi olduğunu bildirmek. "Hakikaten sizin bu ümmetiniz (bütün
peygamberler ve onlara iman edenler) tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim,
öyleyse bana ibadet edin." (Enbiya, 21/92)
3- Dinin tek bir
Allah’tan geldiğini tek bir temel (tevhid) üzerine bina edildiğini bütün
peygamberlerin davet amaçlarının aynı olduğunu ve kavimlerin akıbetlerinin de
benzer olduğunu beyan etmek. "(Ey Peygamber!) Senden önce hiçbir elçi
göndermedik ki, ancak ona ‘Ben’den başka ilah yoktur, sadece Bana kulluk edin’
diye vahyetmiş olmayalım. "(Enbiya, 21/25)
4- Allah’ın
peygamberlerine yardım edip inkarcıları helak edeceğini ve inananları
ödüllendireceğini beyan etmektir. Bunu da Hz. Muhammedi ruhen güçlendirmek ve
onun imana davet ettiği kimselere güzel örnekler sunmak amacıyla yapar. Ancak
meselenin başka bir boyutu daha var ki, Kur’an kıssaları, risalete muhalif olan
ve Peygambere karşı duranların tavırları üzerinde çok fazla durmaktadır. Bu
yüzden kıssalar, sözü, bu meseleleri açıklığa kavuşturan ve bunları zihinlerde
yerleştiren bazı talimatlara getirmektedir. Tartışılan meseleler, Allah’ın
birliği, öldükten sonra tekrar dirilme ve peygamberlikle ilgili olduğu için,
bütün bu konular Kur’an kıssalarında açıkça görülmektedir. Kur’an bu gerçeği
şöyle ifade ediyor:
"Elçilerin
başlarından geçenlerden senin yüreğini pekiştirecek her şeyi sana anlatıyoruz.
Bunlarda sana gelen gerçek, inananlara bir öğüt ve hatırlatmadır." (11/120)
5- Allah’ın
peygamberlerine, seçkin kullarına ihsan buyurduğu nimeti beyan edip onları
müjdelemek.
"Öyle ki
elçilerimiz umutlarını yitirdikleri ve yalanlandıklarını sandıkları vakit,
yardımımız onlara yetişmiştir. Böylece dilediklerimiz kurtarıldı. Güçlü
baskınımız suçlu bir toplumdan geri çevrilemez."(12/110)
6- Ademoğullarını
Şeytan’ın vesvese ve ayartmasına karşı uyarma, Şeytan’la onlar arasında ta
babalarından beri sürüp gelen düşmanlığı belirtmek.
7- Bunlardan başka
Kur’an-ı Kerim’de kıssalar Allah’ın her şeye gücünün yettiğini beyan etmek (Hz.
Adem’in yaratılışı, Hz. İsa’nın doğumu, Hz. Ibrahim’in ölü kuşları çağırması,
Allah’ın kendisini öldürüp yüz sene sonra dirilttiği kimsenin kıssası gibi...)
güzel ve iyi olanın kötü ve müfsidin sonunu beyan etmek, aceleci ve kısa görüşlü
insanın örneği ile sabırlı ve gaybi hikmeti bilen insanların örneği gibi
kıssalar da vardır.
Kur’an’da kıssa
bağlamında kullanılan kelimeler
Kur’an Kıssalarının
sınıflandırılmasına geçmeden önce Kur’an-ı Kerim’de Kıssa bağlamında kullanılan
ifadelerin belirtilmesi ve açıklanmasında fayda görüyoruz.
Kur’an-ı Kerim’de
geçmiş peygamberlerin, milletlerin ve kavimlerin yaşadıklarıyla ilgili olarak
çeşitli ifadelerle nakiller yapılmaktadır.
1- Haber/Ahbar: Bu
kelimeler meydana geldiği zaman itibariyle Hz. Peygamber dönemine daha yakın
olan ve izleri tamamen kaybolmamış olayları anlatmak ve onlardan ibret alınması
amacıyla hatırlatmak için kullanılmıştır.
2- Nebe’/Enba’:
Kelimeleri genellikle zaman ve mekan itibariyle tarihin derinliklerinde meydana
gelmiş ve neredeyse unutulmaya yüz tutup kaybolmuş olayları haber vermekte
kullanılmaktadır. Nebe kelimesi sözcük anlamı itibariyle kendisine bir ilim veya
en azından zann-ı galip elde edilen büyük önemi olan haber anlamındadır. Bu tür
haberlerin yalan veya herhangi bir ilave eksiltmeden uzak olması gerekir.
Kuran’da kıssalar bağlamında mütalaa edilen geçmişe ait birtakım olaylar "Nebe’"
veya "Gayb haberleri" ifadeleriyle belirtilmişlerdir.
3- Esatir/Usture
(Eskileri masalları, Hikaye, uydurma hikaye): Kur’an’ın indirildiği dönemde
kendilerine Kur’an okunan Müşrikler Hz Muhammed’in getirdiği bu bilgilerin,
vahiy eseri olmadığı, sadece öncekilere ait hikayeler olduğu ve Muhammed(s)’in
bu bilgileri başka birinden öğrendiğine inanıyor ve bundan dolayı da ona iman
etmiyorlardı. Kur’an bu durumu şöyle açıklar:
"Dediler ki:
Evvelkilerin masalları, onları yazdırmış, sabah akşam kendisine
okunuyor."(25/5).
"Biz onların, ona
bir insan öğretiyor!" dediklerini biliyoruz. Haktan saparak kendisine
yöneldikleri adamın dili a’cemi, bu ise apaçık Arapça bir dildir." (16/103)
Aslına bakılırsa
Kur’an kıssalarına hikaye denmeyeceği oldukça açıktır. Çünkü hikayede, anlatılan
olayın gerçekte meydana gelip gelmemesi arasında fark yoktur. Bu anlamda Kur’an
kıssalarının mahiyet ve keyfiyeti hikayeyle bağdaşmaz. Çünkü Kur’an kıssaları
içinde vehim ve kuruntu ile hayal karışımı bulunan şeyler olmayıp bilakis gaye
itibariyle de Kur’an’ın temel esaslarıyla uyum içindedir. Kur’an inkarcıların
söylediği gibi bir hikaye kitabı değil, bilakis her şeyi bilen ve kendisine
hiçbir şeyin gizli kalmayıp, her şeyden haberdar olan Allah tarafından
gönderilmiş bir hidayet rehberidir.
4- Kıssa: Kur’an’ın
tarih yorumunun tespitinde "kıssa" kelimesi önemli bir yer tutar. Tarihi oluş
içinde cereyan etmiş olan ve genel insanlık yasalarına dikkat çeken olayların,
ilahi teşhisler, tespitler ve zımni direktifler içererek sunulması olgusuna
dikkat çeken Kur’an kıssaları adı ve başlığı konulmamış bir tarih felsefesi ve
yorumu konumundadır.
5- Mesel/Emsal:
Mesel, Misl: Aslında bir şeyin benzeri demektir Meselin çoğulu Emsaldir. Temsil
ise, bir kıssa veya bir söz beyan etmek, yazı veya başka bir şeyle, bir şeyin
kendisine bakıyormuşçasına misalini tasvir etmek, suretlendirmek demektir. Yani
benzerini getirmek, örnek vermek, göz önüne dikmek ve benzetmek demektir.
Istılâhî manada ise halk arasında kabul görüp yayılmış, teşbihe dayalı,
içerisinde bir düstur ve hikmet taşıyan kinayeli veciz sözlerdir. Kur’ânî
ıstılahta mesel veya emsal denilince gerçekte vuku bulmayan ancak hatırlatma,
nasihat, teşvik, uyarma, ibret ve iyi bir hareketi onaylama, anlatılan bir
olayın akla yatkınlığının sağlanması, soyut ifadelerin daha anlaşılır bir
şekilde açıklanması gibi amaçlar için Kur’an-ı Kerim’in getirdiği örneklerdir.
Kıssaların
çeşitliliği konusu
Kuran kıssalarının
amaçları, mahiyet ve içerikleri ile edebi üslupları, uzunluk ve kısalıklarına
göre çeşitli tasnifleri yapılmaktadır. Fakat kanaatimce Kur’an’da kıssa başlığı
altında değerlendirilmesi gereken kısım sadece tarihi kıssalardır. Temsilleri
kıssalara dahil etmeden aynı amaca yönelik fakat birbirlerinden tamamen farklı
anlatım biçimleri olarak görmek, müstakil bir başlık altında fakat Kur’an’ın
genel amaçlarının dışına çıkmadan incelemenin kıssaları anlaşılmasıyla ilgili
bir çok problemi de çözeceği kanaatindeyiz.
Tarihi Kıssalar:
Kur’an’ın en önemli özelliklerinden birisi de tutarlılığıdır. Kur’an önce bir
şeyi bildirip, birkaç sayfa sonra onunla çelişecek başka bir husus beyan etmez.
Hiçbir Kur’ânî tarihsel bilgi kanıtlanmış tarihsel gerçeklerle çelişmediği ve
Kur’an’ın tamamen yeni (başka kaynaklardan alıntı olmayan anlamında) tarihsel
bilgileri bildirdiği gerçeğinin de altını çizmek gerekir. Kur’an-ı Kerim
yalnızca tarihi kendisi yaratan ve asla hata yapmayan "Mükemmel Tarihçi", Allah
tarafından vahyedilmiş ve O’nun tarafından şu şekilde tanımlanmıştır. Hâlâ
düşünmüyorlar mi? Eger O, Allah’tan başkası tarafından indirilseydi, onda birçok
uyumsuzluk (ve tutarsızlık) bulacaklardı."(4/82)
Tarihi Kıssalar
tarihsel gerçekliği itibarıyla tamamen vakaya uygun olarak anlatılan
kıssalardır. Kanaatimize göre bu tür kıssalarda anlatılan olaylar, şahıslar ve
diğer unsurlar tamamen gerçeğe uygundur. Kıssanın resmettiği kahramanlar
gerçekte yaşamış kişilerdir. Onlara nispet edilen bütün sözler söylenmiş ve
bütün fiiller gerçekten işlenmiştir. Bütün bunlarda ne bir ilave ve ne bir
eksiltme söz konusudur.
Aslında Kur’an’da
kıssa kavramının tam olarak ifade ettiği de tarihi kıssalardır denilebilir. Bu
tür kıssaları vakaya uygunluk bakımından tamamen gerçeği yansıttığını daha önce
belirtmiştik. Fakat Kur’an’ın amacı muhataplara tarih konusunda ayrıntılı bilgi
vermek ve tarih anlatmak değildir. Bu sebepten dolayı da olay, zaman ve mekan
ile şahıslarla ilgili olarak fazla ayrıntıya girmez. Bilakis Kur’an’ın genel
amaçlarından olan, irşat tebliğ, ibret ve ders alma gibi amaçlara hizmet edecek
kadarını almış diğer ayrıntılara da bilerek girmemiştir. Bu tür kıssaları: a)
Önceki Peygamberler ve kavimleri arasında geçen olayları anlatan kıssalar.b)
Peygamber olmadıkları halde kendilerinden bahsedilen Zülkarneyn, Hz Meryem gibi
birtakım büyük şahsiyetler ile Ashab-ı Kehf, Ashabu’l Karye, Ashabu’l Uhdud gibi
bazı kavim ve topluluklarla ilgili kıssalar olmak üzere iki grupta
toplayabiliriz.
Meseller: Mesel
kelimesi Kur’an’da Kıssa bağlamında anlatıldığında ibret, örnek ve ders çıkarma
amacıyla kullanılsa da yapı itibariyle kıssalardan tamamen farklı bir şekli
olduğundan dolayı biz kıssalardan tamamen ayrı olarak mütalaa edilmesi
kanaatindeyiz. Kur’an’da temsili anlatım biçiminin kullanıldığı bir çok ayet
vardır. Temsille anlatım, ifade biçimlerinin adeta zirvesidir. Çünkü temsilde
soyut, mücerret ve manevi mefhumlar, teşhis sanatıyla görülen ve herkes
tarafından bilinen suret ve şekiller halinde tasvir edildiği için, onu herkes
anlar. Temsiller soyut anlamlar üzerindeki sır perdelerini kaldırır. O kavram
dinleyenlerin gözünün önünde canlanır, belirgin hale gelir. Hayal ve vehmedilen
mana kesin anlaşılır bir şekilde gözler önüne serilir.
Mesellerin sözleri
az, anlamları çok, söyleyenin söylemesi kolay olduğu için, sözlerin en açığı ve
en etkilisidir. Meselleri önemine Kur’an da şöyle değinilir. "Allah öğüt
alsınlar diye insanlara böyle meseller irad eder." (İbrahim,14/25). "And olsun
ki biz bu Kur’an’da insanlara her çeşit temsili türlü biçimlerde anlattık, ama
insanların çoğu inkarda direttiler."(İsra, 17/89)
Şimdi Kur’an’ın
gösterdiği mesellere birkaç örnek verip konuyu biraz daha açmaya çalışalım.
"Sonra bunun
arkasından yine kalpleriniz katılaştı şimdi taş gibi, yahut daha katı. Çünkü
taşın öylesi vardır ki ondan nehirler fışkırır, öylesi vardır ki yarılıp içinden
sular kaynar. Öylesi de vardır ki Allah korkusundan yükseklerden aşağılara
yuvarlanır. Ne yapsanız Allah hiç birinden gafil değildir."(Bakara, 2/74)
Bu ayette
Yahudilerin ve Kafirlerin kalplerinin katılığı ve sertliği taşın katılığı ve
sertliğine benzetilmiştir. Hatta ondan daha da katı olduğu belirtilerek, bazı
taşların yumuşayıp içinden su sızdırdığı ama kafirlerin ve Yahudilerin
kalplerinin asla yumuşayıp, inanmayacakları bildirilmiştir. Bu ayette kalplerin
taşa benzetilmesi, taşın sertlik için mesel olarak kullanılması dolayısıyladır.
"Kendilerine Tevrat
öğretildiği halde onunla amel etmeyenlerin hali, sırtına kitap yüklenmiş eşeğin
haline benzer. Allah’ın ayetlerini yalanlayanların hali ne çirkindir (Cuma,
62/5).
Bu ayette
Yahudiler, bilhassa Yahudi alimleri kitap yüklü merkeplere benzetilmişlerdir.
Çünkü onlar Tevrat’ı öğrenmişler fakat onunla amel etmemişlerdir. Benzetme yönü
de, eşeğin yüklendiği kitaplardan, taşıdığı ağırlık, çektiği zahmet ve
yorgunluktan başka bir menfaatinin olmayışıdır. Zaten bu hayvan aptallığı ve
akılsızlığı ile bilinir. Buradaki temsil okuduğu ve öğrendikleriyle amel etmeyen
her bilgine yöneliktir.
"Sen o münafıkları
gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuştuklarında sözlerini dinlersin.
(Fakat gerçekte onlar) sanki giydirilip dayatılmış İçi boş (kof) bir kütük
gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan
sakın. Allah kahretsin onları!... Nasıl da haktan yüz çeviriyorlar?"
(Münafıku63/4).
Bu ayette
münafıkların dış görünüşleri süslü, püslü, konuşmalarının ilgi ve alaka
uyandırıcı olduğu bildirilir, fakat içlerinde ima yoktur. Karakter şahsiyet ve
cesaretten de yosundurlar. Korkaktırlar, ürkektirler. Allah onların bu hallerini
üzeri insan gibi giydirilip (dik duramadığı için de) duvara dayatılmış içi boş
ağaç kütüklerine benzetmiştir.
Son söz yerine
Kur’an-ı kerim’de
anlatılan kıssalar ve meseller konusunda söylenebilecek çok daha fazla şey
olmasına rağmen yazının okunmasını kolaylaştırmak ve okuyucuyu fazla sıkmamak
amacıyla, konunun ayrıntılarını bu konuda yapılmış özgün çalışmalara havale edip
söyleyeceklerimizi burada bitiriyoruz.