Yıl 22  Sayı 291 Mart 2003
Bu Sayıda
 

Talat Özhan / ALMANYA

 Soru-1  Kur'an'da geçen Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn gibi kıssaların bizzat yaşanıp-yaşanmadığı ile ilgili düşünceniz nedir? Bu olaylar ‘temsili’ özellikte midir, yoksa bizzat yaşanmışlar mıdır?

Cevap: Kur'an kıssalarının yaşanmış olup-olmadığını anlamak için anlatılan kıssaların ifade ettiği olayı kendi bağlamında düşünmemiz gerekir. Allah, Kitab’ı için "La raybe fiyh" buyurarak bu kitabın zandan, şüpheden, hakikat olmayan her türlü bilgiden uzak olduğunu ilan etmektedir. Böyle bir kitapta naklettiği kıssalar elbette yaşanan olaylardan alınan gerçek hadiselerin belli kesitleridir.

Her kıssanın insanlara ibret, öğüt, temsil ve hatırlatma amacıyla nakledilmiş olduğu gerçeğini görmemek mümkün değildir. Hz. Adem ile başlayan insanlık tarihi boyunca, kıssa konusu olabilecek sayısız olay yaşanmış olmasına rağmen Allah, Kur'an'da bunlardan dilediğini dilediği kadar takdim etmiştir. Bu kıssalar, ifade ettiği mana ile bazı gerçekleri ve mesajları çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu haliyle verilen mesajı her kademedeki insan, açık bir şekilde anlamaktadır.

Bu da "Kur'an'ı anlamanız için açık bir Arapça ile indirdik. "(12/2)  Kur’an’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?’’(54/32) hükmüne uygun düşmektedir.

Bunu örnek kıssalar üzerinde düşündüğümüz de maksadımızın daha iyi anlaşılacağına inanıyoruz.

1- Hz. Adem’in yaratılış kıssası:

"Rabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" dediği zaman Melekler: "Orada fesat çıkaracak, kan dökecek bir kimsemi yaratacaksın. Oysa biz seni överek tesbih ediyoruz." dediler. Allah şüphesiz ben sizin bilmediklerinizi bilirim dedi.(2/30)

"ve Adem’e bütün isimleri öğretti..." (2/31)

"Allah, Ey Adem! Onların isimlerini meleklere anlat... " (2/33). Ve bu olay Allah, Adem, Melekler ve İblis arasında bu minval üzere 2/38 e kadar devam etmektedir.

2- Adem’in iki oğlunun kıssası:

"(Rasulüm) Onlara Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı, ancak birinin ki kabul edilmiş diğerinin ki kabul edilmemişti.... " (5/27-31)

3- Mağara ve Rakim ashabının haberi:

"Ey Rasulüm! Yoksa sen sadece mağara ve Rakim Ehli’ni mi şaşılacak ayetlerimizden zannettin?" (18/9)

"Onların haberini sana biz gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık." (18/13) Bu minval üzere 18/9-22. ayete kadar devam etmektedir. Her iki olayda Allah "Hak olarak anlat/ Gerçek olarak anlat" buyuruyor; bu ifadenin altını çizmemiz ve düşünmemiz gerekir. Bu olaylar kurgulanmış bir hayal değil, gerçek olarak anlatılması istenen olaylardır.

"Mağara ehli uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürüyorduk. Köpekleri de dirseklerini eşiğe uzatmış yatıyordu. Eğer onların durumuna muttali olsa idin, için onların korkusuyla dolar, geri dönüp kaçardın." (18/18)... Bu kıssa 9. ayetten 22. ayete kadar devam etmektedir.

4- Zülkarneyn kıssası:

"Ve sana Zülkarneyn hakkında soruyorlar. De ki (size) Onu hatırlatacak bir şey anlatayım." (18/83)

"Doğrusu biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık ve kendisine varmak istediği her şeyin yolunu, sebebini verdik. O da bir yol tutup ilerledi..." (18/84-85) ve olay 95. ayete kadar devam etmektedir.

5- Meryem ve İsa (a.s.)’ın hayat hikayesi:

"Kitapta Meryem’i  de an. Bir zaman o ailesinden ayrılarak doğu yönünde bir yere yerleşmişti...." (19/16. ile başlayan olay 34. ayete kadar devam eder.)

"İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söz olarak budur." (19/34)

6- Yusuf (a.s.)’ın kıssası:

"(Ey Muhammed!) Biz sana Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Daha önce sen bunlardan elbette haberdar değildin."

"Hani bir zamanlar Yusuf babasına! Babacığım ben rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm dedi." (12/3-4) ve olay devamla 12/3 den 12/101. ayete kadar  devam ediyor, nihayet:

"İşte bu sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar (Yusuf’un kardeşleri) tuzaklarını kurmak için toplandıklarında yanlarında değildin." (12/102)

7- Musa (a.s.)’ın hayat hikayesi:

"Tâ, sin, mim" (28/1)

"Bunlar apaçık kitabın ayetleridir." (28/2)

"(Ey Muhammed!) İman eden bir topluluk için, Musa ile Fir’avn’ın kıssasından bir kısmını sana gerçek şekliyle bildireceğiz." (28/3) ...diye başlayan kıssa şöyle noktalanıyor:

"Biz Musa’ya o emri verdiğimiz zaman sen batı yakasında değildin ve sen buna şahit de olmadın." (28/44)

"...Sen ayetlerimizi okuyarak öğrenmek üzere Medyen halkı arasında oturmuş da değilsin. Aksine (onları sana) gönderen biziz." (28/45)

"Musa’ya seslendiğimiz zaman sen Tur dağı tarafında da değildin. Lakin Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin ki, senden önce peygamber gelmemiş olan kavmi uyarasın. Olur ki düşünüp öğüt alırlar." (28/46)

Özellikle italik verdiğimiz ayetlerde, geçmişle ilgili anlatılan olayların anlatım tarzına dikkat ettiğimizde görüyoruz ki Allah, "bunları sana gerçek olarak anlatıyoruz." buyurarak diğer ihtimalleri devre dışı bırakıyor. Ayrıca olayın vukuuna bizzat müdahalede bulunduğunu ifade ederek,  "Mağara ehli uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürüyorduk." buyuruyor. Eğer olay kurgu olsaydı, Allah yapmadığı işi yapmış gibi ifade etmezdi. Çünkü bunun büyük bir günah olduğunu Kur'ani delillerle (61/2-3) beyan etmektedir. Allah kendi koyduğu yasaları asla ihlal etmez. Buna ihtiyacı da yoktur.

İslam’ın ana ilkeleri Hz. Adem (a.s.)’den Hz. Muhammed (a.s.)’a kadar değişmeyen genel geçer kurallar olduğu gibi; ilk insandan günümüze kadar devam eden insan neslinin doğasının da  hep aynı kaldığına inanıyoruz. Herhangi bir değişime uğramış olması söz konusu değildir. Bu nedenle özü aynı olan insan, Rabbına itaat ve isyan yolunda hep benzer davranışlar göstermiştir.  Bunu, peygamber kıssalarına bakarak görmemiz mümkündür. Çoğu yerde insanlar aynı tarz ve aynı kelimeleri kullanarak ret ve kabullerini belirttikleri gibi; tepki ve tasviplerini de benzer davranışlarla göstermişlerdir.

"Onlar, başka değil, sırf  ‘Rabbimiz Allah'tır’ dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile def edip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi. Allah, kendisine yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir." (22/40)

"Onlar ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verirler. İyiliği emreder ve kötülükten men ederler. İşlerin sonu Allah'a varır." (22/41)

"Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh kavmi, Ad, Semud, İbrahim’in kavmi, Lût’un kavmi ve Medyen halkı da yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kafirlere  süre tanıdım. Sonra da onları azabımla yakaladım. Onları cezalandırışım nasıldı bir görseydin." (22/42-43-44)

"Nitekim bir çok memleket vardı ki, o memleket zulmetmekte iken, biz onları helak ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve ulu saraylar vardır." (22/45)

"Sana karşı çıkanlar hiç yeryüzüne çıkıp dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz lakin göğüsler içinde kalpler kör olur." (22/46)

İşte bunlar içerisinden insanlığa ibret, iman edenlere öğüt ve örnek olması için taktir ettiklerinden dilediği miktarı her dönemin peygamberleri diliyle insanlığa göndermiştir, düşünüp ibret almaları için.

Bu kıssalar da insan, hayatının her safhasında kendi anlayışı, yaşayışı, teslimiyeti, fedakarlığı veya cimriliği, teslimiyeti veya bencilliği ile ilgili bir benzerlik bulacaktır. Yaşanmış olanların benzeri her dönemde yaşanmakta Firavunların, Hamanların, Bel’amların, Karunların, Musaların, Muhammedlerin, Ebubekirlerin, Hamzaların ve Sümeyyelerin rolü hep yinelenmektedir. Çünkü ne insanın doğasında bir değişme, ne de İslam ve küfrün esasında bir değişme söz konusudur. Değişen sadece takvim ve şahıslardır.

Allah'a  teslim olanlar olaylara bu açıdan bakmak zorundadırlar. Asla bir müsteşrik gözüyle ve oryantalist mantığıyla bakamazlar. Kur'an'ı Kur'an’la anlamaya çalışmak ve olayları Kur'an bütünlüğü içinde değerlendirmek müslümanın ilkesi olmalıdır diyoruz.

 Gerçekten inanan insanların Kur’an’a yaklaşımları,  "işittik ve itaat ettik", "işittik ve iman ettik" (2/285) demek olduğunu görüyoruz. İnanıyoruz ki bunların anlatılmasında bizim için bir mesaj vardır. Bizi ilgilendiren kısmı burası olmalıdır. Allah "Biz bu kitapta her türlü misali verdik ama insanoğlu tartışmayı seviyor." buyuruyor. Kur'ani hitapların her birinin bize okunduğunu düşünerek ibret ve öğüt almak için okumalıyız. Davud (a.s.)’ın kendisine gelen davacılardan kendisi için çıkardığı dersi bizler de kendimiz için düşünmeliyiz. Her bir kıssada bizim için ibret alınacak bir yan bulunmaktadır. Yeter ki biz bu gözle ve bu gönülle okumaya çalışalım.

Kur'an kıssaları dikkatle okunduğunda görülecektir ki, kişisel ve toplumsal hayatın kurtuluş ilkeleri verilmektedir. Elçiler göndererek toplumların hayatını değiştiren Allah, bu mücadele içinde kişisel kurtuluşun yasalarını da göstermiş ve şöyle buyurmuştur: ‘Andolsun ki peygamberlerin kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır...’(12/111). Bütün mesele akıl sahiplerinden olabilmektir.

Soru-2 Kur'an'da geçen misalleri nasıl değerlendirmeliyiz? Mesela Kehf:32 ila 44. ayetlerde anlatılan bahçe sahipleri, sivrisinek misali ve Yasin suresi 13. ayetten itibaren anlatılan misaller vs. hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Mesel kelimesinin lügat anlamı benzer, ortak, delil, hüccet, bir şeyin sıfatı, halk arasında yayılmış, kabul görmüş sözlerdir.

Türkçe de bunlar için ata sözleri veya yaygın kullanım şekliyle "darbı mesel" denir. Çoğulu ise "emsal" dir.

Kur'an'da bu anlamda bir çok mesel vardır. Bunlardan çeşitli şekilde istifade edilir.  Öğüt ve nasihat amaçlı kullanıldığı gibi yerine göre insanları duygulandırmak, korkutmak veya ibret almaya yönelik bir amaç bağlamından hareketle; güzel davranışlara teşvik, çirkin davranış ve anlayışlardan uzaklaştırma için de kullanılır. Emsaller övmek ve yermek üzerine olduğu gibi, sevap ve ceza üzerine de olur. Bu konuda Beyhaki’nin kaydettiği bir hadisi şerifte şöyle buyurulmaktadır:

"Kur'an beş vecih üzerine nazil oldu; helal-haram, muhkem-müteşabih ve emsal. Helali işleyin, haramdan kaçının. Muhkeme tabi olun, müteşabihe inanın ve emsallerden de ibret alın."

Kur'an'da bu konuda zikredilen emsallerin amacı gayet açık olarak ifade edilmektedir.                      

"Eğer biz bu Kur'an’ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen onu Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz." (59/21)

Bu misali düşündüğümüz de görürüz ki, dağların bile taşıyamayacağı kadar ağır bir sorumluluk altına girmişiz.

"Allah'tan başka dost edinenlerin durumu, kendisine ağ ören örümceğin durumu gibidir. Çünkü evlerin en zayıfı örümceğin evidir. Keşke bunu anlasalardı.

Şüphesiz Allah insanların kendisini bırakıp da nelere taptıklarını bilir. O, üstündür, hikmet sahibidir.

İşte bu misalleri biz insanlar için getiriyoruz; ama onlara alimlerden başkası akıl erdiremez." (29/41-43)

Burada verilmek istenen mesaj, Allah'tan başka dost ve ilah edinenlerin hiçbir koruyucularının olmayacağıdır. Bir örümcek ağı insanı hangi tehlikeden koruyabilirse sahte ilahlarda ona sığınan insanı ancak örümcek ağı kadar koruyabilir. Yani hiçbir koruma gücü yoktur. Güç ve kudret sahibi ancak Allah'tır. Korunmak ve sığınmak isteyenler de ancak Allah'a sığınırlarsa  kurtulma  şansları olabilir. Bunu ise ancak alimler akıl edebilir: hakikatı bilen kimseler bilirler ki, Allah her şeyi bilir, görür, işitir ona hiçbir şey gizli ve kapalı değildir. Alimlerin Allah hakkındaki bilgileri sebebiyledir ki Allah, "ancak alimler akıl erdirebilir" buyurmaktadır. Alimlik bir sıfat olmaktan çok doğru bilgilerin sahibi ve doğru  metotla akledebilen insanların vasfıdır.

Kehf suresi kıssalar ve misallerle dolu bir suredir. Bahsini ettiğiniz bahçe sahiplerinin halini misal veren Allah (18/32-44) sahip olduğu nimeti  elde eden gücün kendisi olduğunu, bu bahçenin asla yok olmayacağını, kıyamete inanmadığını, olsa bile orada da bundan daha iyisini karşısında bulacağını söyleyerek; kendini üstün gören komşusunu küçümseyen insana Allah, haddini nasıl bildirdiğini gösteriyor. Verdiği bir felaketle ürünler yok ediliyor. Çardaklar yıkılıyor, bahçe sahibi de ellerini ovuşturarak: "keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" demeye başlıyor.

"İşte burada kudret ve hakimiyet, varlığı hak olan Allah'ındır. En hayırlı karşılığı veren de, en güzel akıbeti nasip edende odur." (18/44) Kuluna nimeti verende dilediği zaman onu alanda Allah'tır. Bir şey  istediğimiz de yöneleceğimiz, korunmak için sığınacağımız sadece O’dur.. Güç ve kudret ancak Allah'a aittir.

Bu gerçeği aynı surenin (18/45) ayetinde şöyle anlatıyor.

Onlara dünya hayatının tıpkı şöyle olduğunu anlat: "Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su ile yer yüzünde yetişen bitkiler yeşerip bir birine karışır, ama sonunda (güz gelince) rüzgarın savuracağı çer çöp haline gelir." Allah her şey üzerinde bir kudrete sahiptir.

Kur'an'da buna benzer daha yüzlerce örnekler vardır. Bunları okuyan ve üzerinde düşünüp anlayan insan, hayatın ve ölümün gerçeklerini daha bir yakından tanıma fırsatı bulacak; olayları ve şahısları değerlendirmede bunların ışığından istifade edecektir.’ Kur’an’ın, muttakiler için hidayet’ oluşunun anlamı da budur diyoruz.

Sorunuz da belirttiğiniz Yasin suresinde 13. ayetten 27. ayete kadar anlatılan örnek olayda da Kur'an'ın üslubu gereği yer, şahıs ve tarih belirtilmeden yoğunluğun anlatılmak istenen mesaja verildiğini görüyoruz.

Benzer olayları gönderilen her elçinin tebliğ sürecinde yaşandığını Kur'an muhtelif vesilelerle vermektedir. Hz. Muhammed (a.s)ın davetinin ilk yıllarındaki Yasir ailesinin başına gelen olay bundan farklı değildir.

Anlatılan örnek, her davaya gönül veren insanların davası için kendini feda etmeyi göze almasını rutin olmaktan çıkartan; Allah için yapanın akıbetini açıklayarak sonucun insan için arzu edilir olduğunu göstermesidir.

Bu nedenle İslam için ölmenin ölümsüzlük sırrına ermek olduğu fikri her Müslüman için ideal bir son olmaktadır.

"Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin; bilakis onlar diridir. Fakat siz farkında değilsiniz. " (2/154)

"Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, bilin ki Allah'tan bir bağışlanma ve bir rahmet onların topladıklarından daha hayırlıdır." (3/157)

İşte bu ayetlerle müslümana verilen anlayışın 36/13-27. ayetleri ile eyleme dönüştürülmüş hali gösterilmektedir. Bu eylemi aynı amaçla gerçekleştiren bir müslüman için korkacak bir akıbet olmadığını bu örnek, hafızalara nakşetmektedir. Buna fikrin eyleme dönüştürülmesi de diyebiliriz. Allah için ölmeyi kabul eden kimsenin, yeri ve zamanı geldiğinde gerekli davranışı sergilemesidir. Fikirlerin hayata geçirilmesinde mallardan ve canlardan, evlatlardan ve ürünlerden fedakarlık yapılması kaçınılmazdır. Her işin bir bedeli varsa, bu işin bedeli de budur. Bu bedeli ödeyen ilk nesiller olmasa idi, bugün İslam da olmazdı. Bunun içindir ki, selefden ve halefden bu bedeli ödeyenlere selam olsun diyoruz...

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'