
Talat Özhan /
ALMANYA
Soru-1
Kur'an'da geçen Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn gibi kıssaların bizzat
yaşanıp-yaşanmadığı ile ilgili düşünceniz nedir? Bu olaylar ‘temsili’ özellikte
midir, yoksa bizzat yaşanmışlar mıdır?
Cevap: Kur'an
kıssalarının yaşanmış olup-olmadığını anlamak için anlatılan kıssaların ifade
ettiği olayı kendi bağlamında düşünmemiz gerekir. Allah, Kitab’ı için "La raybe
fiyh" buyurarak bu kitabın zandan, şüpheden, hakikat olmayan her türlü bilgiden
uzak olduğunu ilan etmektedir. Böyle bir kitapta naklettiği kıssalar elbette
yaşanan olaylardan alınan gerçek hadiselerin belli kesitleridir.
Her kıssanın
insanlara ibret, öğüt, temsil ve hatırlatma amacıyla nakledilmiş olduğu
gerçeğini görmemek mümkün değildir. Hz. Adem ile başlayan insanlık tarihi
boyunca, kıssa konusu olabilecek sayısız olay yaşanmış olmasına rağmen Allah,
Kur'an'da bunlardan dilediğini dilediği kadar takdim etmiştir. Bu kıssalar,
ifade ettiği mana ile bazı gerçekleri ve mesajları çok açık bir şekilde ortaya
koymaktadır. Bu haliyle verilen mesajı her kademedeki insan, açık bir şekilde
anlamaktadır.
Bu da "Kur'an'ı
anlamanız için açık bir Arapça ile indirdik. "(12/2) Kur’an’ı öğüt olsun diye
kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?’’(54/32) hükmüne uygun düşmektedir.
Bunu örnek kıssalar
üzerinde düşündüğümüz de maksadımızın daha iyi anlaşılacağına inanıyoruz.
1- Hz. Adem’in
yaratılış kıssası:
"Rabbin meleklere
"Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" dediği zaman Melekler: "Orada fesat
çıkaracak, kan dökecek bir kimsemi yaratacaksın. Oysa biz seni överek tesbih
ediyoruz." dediler. Allah şüphesiz ben sizin bilmediklerinizi bilirim
dedi.(2/30)
"ve Adem’e bütün
isimleri öğretti..." (2/31)
"Allah, Ey Adem!
Onların isimlerini meleklere anlat... " (2/33). Ve bu olay Allah, Adem, Melekler
ve İblis arasında bu minval üzere 2/38 e kadar devam etmektedir.
2- Adem’in iki
oğlunun kıssası:
"(Rasulüm) Onlara
Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat. Hani ikisi de birer kurban
sunmuşlardı, ancak birinin ki kabul edilmiş diğerinin ki kabul edilmemişti.... "
(5/27-31)
3- Mağara ve Rakim
ashabının haberi:
"Ey Rasulüm! Yoksa
sen sadece mağara ve Rakim Ehli’ni mi şaşılacak ayetlerimizden zannettin?"
(18/9)
"Onların haberini
sana biz gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Biz
de onların hidayetlerini artırmıştık." (18/13) Bu minval üzere 18/9-22. ayete
kadar devam etmektedir. Her iki olayda Allah "Hak olarak anlat/ Gerçek olarak
anlat" buyuruyor; bu ifadenin altını çizmemiz ve düşünmemiz gerekir. Bu olaylar
kurgulanmış bir hayal değil, gerçek olarak anlatılması istenen olaylardır.
"Mağara ehli uykuda
iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürüyorduk.
Köpekleri de dirseklerini eşiğe uzatmış yatıyordu. Eğer onların durumuna muttali
olsa idin, için onların korkusuyla dolar, geri dönüp kaçardın." (18/18)... Bu
kıssa 9. ayetten 22. ayete kadar devam etmektedir.
4- Zülkarneyn
kıssası:
"Ve sana Zülkarneyn
hakkında soruyorlar. De ki (size) Onu hatırlatacak bir şey anlatayım." (18/83)
"Doğrusu biz onu
yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık ve kendisine varmak istediği her
şeyin yolunu, sebebini verdik. O da bir yol tutup ilerledi..." (18/84-85) ve
olay 95. ayete kadar devam etmektedir.
5- Meryem ve İsa
(a.s.)’ın hayat hikayesi:
"Kitapta Meryem’i
de an. Bir zaman o ailesinden ayrılarak doğu yönünde bir yere yerleşmişti...."
(19/16. ile başlayan olay 34. ayete kadar devam eder.)
"İşte hakkında
şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söz olarak budur." (19/34)
6- Yusuf (a.s.)’ın
kıssası:
"(Ey Muhammed!) Biz
sana Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Daha önce sen
bunlardan elbette haberdar değildin."
"Hani bir zamanlar
Yusuf babasına! Babacığım ben rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayın bana secde
ettiklerini gördüm dedi." (12/3-4) ve olay devamla 12/3 den 12/101. ayete kadar
devam ediyor, nihayet:
"İşte bu sana
vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar (Yusuf’un kardeşleri)
tuzaklarını kurmak için toplandıklarında yanlarında değildin." (12/102)
7- Musa (a.s.)’ın
hayat hikayesi:
"Tâ, sin, mim"
(28/1)
"Bunlar apaçık
kitabın ayetleridir." (28/2)
"(Ey Muhammed!)
İman eden bir topluluk için, Musa ile Fir’avn’ın kıssasından bir kısmını sana
gerçek şekliyle bildireceğiz." (28/3) ...diye başlayan kıssa şöyle noktalanıyor:
"Biz Musa’ya o emri
verdiğimiz zaman sen batı yakasında değildin ve sen buna şahit de olmadın."
(28/44)
"...Sen
ayetlerimizi okuyarak öğrenmek üzere Medyen halkı arasında oturmuş da değilsin.
Aksine (onları sana) gönderen biziz." (28/45)
"Musa’ya
seslendiğimiz zaman sen Tur dağı tarafında da değildin. Lakin Rabbinden bir
rahmet olarak gönderildin ki, senden önce peygamber gelmemiş olan kavmi
uyarasın. Olur ki düşünüp öğüt alırlar." (28/46)
Özellikle italik
verdiğimiz ayetlerde, geçmişle ilgili anlatılan olayların anlatım tarzına dikkat
ettiğimizde görüyoruz ki Allah, "bunları sana gerçek olarak anlatıyoruz."
buyurarak diğer ihtimalleri devre dışı bırakıyor. Ayrıca olayın vukuuna bizzat
müdahalede bulunduğunu ifade ederek, "Mağara ehli uykuda iken sen onları uyanık
sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürüyorduk." buyuruyor. Eğer olay kurgu
olsaydı, Allah yapmadığı işi yapmış gibi ifade etmezdi. Çünkü bunun büyük bir
günah olduğunu Kur'ani delillerle (61/2-3) beyan etmektedir. Allah kendi koyduğu
yasaları asla ihlal etmez. Buna ihtiyacı da yoktur.
İslam’ın ana
ilkeleri Hz. Adem (a.s.)’den Hz. Muhammed (a.s.)’a kadar değişmeyen genel geçer
kurallar olduğu gibi; ilk insandan günümüze kadar devam eden insan neslinin
doğasının da hep aynı kaldığına inanıyoruz. Herhangi bir değişime uğramış
olması söz konusu değildir. Bu nedenle özü aynı olan insan, Rabbına itaat ve
isyan yolunda hep benzer davranışlar göstermiştir. Bunu, peygamber kıssalarına
bakarak görmemiz mümkündür. Çoğu yerde insanlar aynı tarz ve aynı kelimeleri
kullanarak ret ve kabullerini belirttikleri gibi; tepki ve tasviplerini de
benzer davranışlarla göstermişlerdir.
"Onlar, başka
değil, sırf ‘Rabbimiz Allah'tır’ dedikleri için haksız yere yurtlarından
çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer
bir kısmı ile def edip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol
bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi. Allah,
kendisine yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah
güçlüdür, galiptir." (22/40)
"Onlar ki, eğer
kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verirler. İyiliği
emreder ve kötülükten men ederler. İşlerin sonu Allah'a varır." (22/41)
"Eğer onlar seni
yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh kavmi, Ad, Semud, İbrahim’in kavmi, Lût’un
kavmi ve Medyen halkı da yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o
kafirlere süre tanıdım. Sonra da onları azabımla yakaladım. Onları
cezalandırışım nasıldı bir görseydin." (22/42-43-44)
"Nitekim bir çok
memleket vardı ki, o memleket zulmetmekte iken, biz onları helak ettik. Şimdi o
ülkelerde duvarlar, tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş
kuyular ve ulu saraylar vardır." (22/45)
"Sana karşı
çıkanlar hiç yeryüzüne çıkıp dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette
düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör
olmaz lakin göğüsler içinde kalpler kör olur." (22/46)
İşte bunlar
içerisinden insanlığa ibret, iman edenlere öğüt ve örnek olması için taktir
ettiklerinden dilediği miktarı her dönemin peygamberleri diliyle insanlığa
göndermiştir, düşünüp ibret almaları için.
Bu kıssalar da
insan, hayatının her safhasında kendi anlayışı, yaşayışı, teslimiyeti,
fedakarlığı veya cimriliği, teslimiyeti veya bencilliği ile ilgili bir benzerlik
bulacaktır. Yaşanmış olanların benzeri her dönemde yaşanmakta Firavunların,
Hamanların, Bel’amların, Karunların, Musaların, Muhammedlerin, Ebubekirlerin,
Hamzaların ve Sümeyyelerin rolü hep yinelenmektedir. Çünkü ne insanın doğasında
bir değişme, ne de İslam ve küfrün esasında bir değişme söz konusudur. Değişen
sadece takvim ve şahıslardır.
Allah'a teslim
olanlar olaylara bu açıdan bakmak zorundadırlar. Asla bir müsteşrik gözüyle ve
oryantalist mantığıyla bakamazlar. Kur'an'ı Kur'an’la anlamaya çalışmak ve
olayları Kur'an bütünlüğü içinde değerlendirmek müslümanın ilkesi olmalıdır
diyoruz.
Gerçekten inanan
insanların Kur’an’a yaklaşımları, "işittik ve itaat ettik", "işittik ve iman
ettik" (2/285) demek olduğunu görüyoruz. İnanıyoruz ki bunların anlatılmasında
bizim için bir mesaj vardır. Bizi ilgilendiren kısmı burası olmalıdır. Allah
"Biz bu kitapta her türlü misali verdik ama insanoğlu tartışmayı seviyor."
buyuruyor. Kur'ani hitapların her birinin bize okunduğunu düşünerek ibret ve
öğüt almak için okumalıyız. Davud (a.s.)’ın kendisine gelen davacılardan kendisi
için çıkardığı dersi bizler de kendimiz için düşünmeliyiz. Her bir kıssada bizim
için ibret alınacak bir yan bulunmaktadır. Yeter ki biz bu gözle ve bu gönülle
okumaya çalışalım.
Kur'an kıssaları
dikkatle okunduğunda görülecektir ki, kişisel ve toplumsal hayatın kurtuluş
ilkeleri verilmektedir. Elçiler göndererek toplumların hayatını değiştiren
Allah, bu mücadele içinde kişisel kurtuluşun yasalarını da göstermiş ve şöyle
buyurmuştur: ‘Andolsun ki peygamberlerin kıssalarında akıl sahipleri için
ibretler vardır...’(12/111). Bütün mesele akıl sahiplerinden olabilmektir.
Soru-2 Kur'an'da geçen misalleri nasıl değerlendirmeliyiz? Mesela Kehf:32 ila
44. ayetlerde anlatılan bahçe sahipleri, sivrisinek misali ve Yasin suresi 13.
ayetten itibaren anlatılan misaller vs. hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevap: Mesel
kelimesinin lügat anlamı benzer, ortak, delil, hüccet, bir şeyin sıfatı, halk
arasında yayılmış, kabul görmüş sözlerdir.
Türkçe de bunlar
için ata sözleri veya yaygın kullanım şekliyle "darbı mesel" denir. Çoğulu ise
"emsal" dir.
Kur'an'da bu
anlamda bir çok mesel vardır. Bunlardan çeşitli şekilde istifade edilir. Öğüt
ve nasihat amaçlı kullanıldığı gibi yerine göre insanları duygulandırmak,
korkutmak veya ibret almaya yönelik bir amaç bağlamından hareketle; güzel
davranışlara teşvik, çirkin davranış ve anlayışlardan uzaklaştırma için de
kullanılır. Emsaller övmek ve yermek üzerine olduğu gibi, sevap ve ceza üzerine
de olur. Bu konuda Beyhaki’nin kaydettiği bir hadisi şerifte şöyle
buyurulmaktadır:
"Kur'an beş vecih
üzerine nazil oldu; helal-haram, muhkem-müteşabih ve emsal. Helali işleyin,
haramdan kaçının. Muhkeme tabi olun, müteşabihe inanın ve emsallerden de ibret
alın."
Kur'an'da bu konuda
zikredilen emsallerin amacı gayet açık olarak ifade
edilmektedir.
"Eğer biz bu
Kur'an’ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen onu Allah korkusuyla baş eğerek parça
parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz." (59/21)
Bu misali
düşündüğümüz de görürüz ki, dağların bile taşıyamayacağı kadar ağır bir
sorumluluk altına girmişiz.
"Allah'tan başka
dost edinenlerin durumu, kendisine ağ ören örümceğin durumu gibidir. Çünkü
evlerin en zayıfı örümceğin evidir. Keşke bunu anlasalardı.
Şüphesiz Allah
insanların kendisini bırakıp da nelere taptıklarını bilir. O, üstündür, hikmet
sahibidir.
İşte bu misalleri
biz insanlar için getiriyoruz; ama onlara alimlerden başkası akıl erdiremez."
(29/41-43)
Burada verilmek
istenen mesaj, Allah'tan başka dost ve ilah edinenlerin hiçbir koruyucularının
olmayacağıdır. Bir örümcek ağı insanı hangi tehlikeden koruyabilirse sahte
ilahlarda ona sığınan insanı ancak örümcek ağı kadar koruyabilir. Yani hiçbir
koruma gücü yoktur. Güç ve kudret sahibi ancak Allah'tır. Korunmak ve sığınmak
isteyenler de ancak Allah'a sığınırlarsa kurtulma şansları olabilir. Bunu ise
ancak alimler akıl edebilir: hakikatı bilen kimseler bilirler ki, Allah her şeyi
bilir, görür, işitir ona hiçbir şey gizli ve kapalı değildir. Alimlerin Allah
hakkındaki bilgileri sebebiyledir ki Allah, "ancak alimler akıl erdirebilir"
buyurmaktadır. Alimlik bir sıfat olmaktan çok doğru bilgilerin sahibi ve doğru
metotla akledebilen insanların vasfıdır.
Kehf suresi
kıssalar ve misallerle dolu bir suredir. Bahsini ettiğiniz bahçe sahiplerinin
halini misal veren Allah (18/32-44) sahip olduğu nimeti elde eden gücün kendisi
olduğunu, bu bahçenin asla yok olmayacağını, kıyamete inanmadığını, olsa bile
orada da bundan daha iyisini karşısında bulacağını söyleyerek; kendini üstün
gören komşusunu küçümseyen insana Allah, haddini nasıl bildirdiğini gösteriyor.
Verdiği bir felaketle ürünler yok ediliyor. Çardaklar yıkılıyor, bahçe sahibi de
ellerini ovuşturarak: "keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" demeye başlıyor.
"İşte burada kudret
ve hakimiyet, varlığı hak olan Allah'ındır. En hayırlı karşılığı veren de, en
güzel akıbeti nasip edende odur." (18/44) Kuluna nimeti verende dilediği zaman
onu alanda Allah'tır. Bir şey istediğimiz de yöneleceğimiz, korunmak için
sığınacağımız sadece O’dur.. Güç ve kudret ancak Allah'a aittir.
Bu gerçeği aynı
surenin (18/45) ayetinde şöyle anlatıyor.
Onlara dünya
hayatının tıpkı şöyle olduğunu anlat: "Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su
gibidir ki, bu su ile yer yüzünde yetişen bitkiler yeşerip bir birine karışır,
ama sonunda (güz gelince) rüzgarın savuracağı çer çöp haline gelir." Allah her
şey üzerinde bir kudrete sahiptir.
Kur'an'da buna
benzer daha yüzlerce örnekler vardır. Bunları okuyan ve üzerinde düşünüp anlayan
insan, hayatın ve ölümün gerçeklerini daha bir yakından tanıma fırsatı bulacak;
olayları ve şahısları değerlendirmede bunların ışığından istifade edecektir.’
Kur’an’ın, muttakiler için hidayet’ oluşunun anlamı da budur diyoruz.
Sorunuz da
belirttiğiniz Yasin suresinde 13. ayetten 27. ayete kadar anlatılan örnek olayda
da Kur'an'ın üslubu gereği yer, şahıs ve tarih belirtilmeden yoğunluğun
anlatılmak istenen mesaja verildiğini görüyoruz.
Benzer olayları
gönderilen her elçinin tebliğ sürecinde yaşandığını Kur'an muhtelif vesilelerle
vermektedir. Hz. Muhammed (a.s)ın davetinin ilk yıllarındaki Yasir ailesinin
başına gelen olay bundan farklı değildir.
Anlatılan örnek,
her davaya gönül veren insanların davası için kendini feda etmeyi göze almasını
rutin olmaktan çıkartan; Allah için yapanın akıbetini açıklayarak sonucun insan
için arzu edilir olduğunu göstermesidir.
Bu nedenle İslam
için ölmenin ölümsüzlük sırrına ermek olduğu fikri her Müslüman için ideal bir
son olmaktadır.
"Allah yolunda
öldürülenlere ölü demeyin; bilakis onlar diridir. Fakat siz farkında değilsiniz.
" (2/154)
"Allah yolunda
öldürülür veya ölürseniz, bilin ki Allah'tan bir bağışlanma ve bir rahmet
onların topladıklarından daha hayırlıdır." (3/157)
İşte bu ayetlerle
müslümana verilen anlayışın 36/13-27. ayetleri ile eyleme dönüştürülmüş hali
gösterilmektedir. Bu eylemi aynı amaçla gerçekleştiren bir müslüman için
korkacak bir akıbet olmadığını bu örnek, hafızalara nakşetmektedir. Buna fikrin
eyleme dönüştürülmesi de diyebiliriz. Allah için ölmeyi kabul eden kimsenin,
yeri ve zamanı geldiğinde gerekli davranışı sergilemesidir. Fikirlerin hayata
geçirilmesinde mallardan ve canlardan, evlatlardan ve ürünlerden fedakarlık
yapılması kaçınılmazdır. Her işin bir bedeli varsa, bu işin bedeli de budur. Bu
bedeli ödeyen ilk nesiller olmasa idi, bugün İslam da olmazdı. Bunun içindir ki,
selefden ve halefden bu bedeli ödeyenlere selam olsun diyoruz...