Yıl 22  Sayı 291 Mart 2003
Bu Sayıda
 

Kaybolan Belleğimiz yahut Beyin Empotansı-II-

 

“Kudüs, Kudüs, Ey Kudüs!

Seni unutursam iki elim kurusun

Dilim dağamağıma yapışsın”

5000 yıllık İsrail çocuklarına öğretilen şarkı

 

 

Halil S. BEKİROĞLU

 

 

Devrimler hızla Anadolunun en icra yerlerine inkilap önderleri tarafından götürülmekteydi. Böylece halka daha yakın daha halkçı görüneceklerdi...

1933 yılında köy gezilesi yapıldığı zaman, memurlar, politikacılar büyük bir sefere çıkar gibi köylere otomobiller, otobüslerle gittiler.

İçlerinde dişçisi, doktoru, pedogogu, halkevi hatıpleri bulunmaktaydı... Bu yöntem ta ki köy enstitüleri kuruluncaya kadar devam etti. Devrimler eğitim yoluyla önce köyden başlanacaktı, köylü bilinçlenecekti “Köylü milletin efendisi” olacaktı ya...

Milli kimlik arayışı-kültürel yabancılaştırma:

Gerek Türk ocakları eliyle olsun gerekse halkevleri aracılığıyla devrim bilinçlenmesi yürümüyordu. Hatta bazı gazeteciler ve yazarlar “inkilap listeleri” açılsın teklifi bile yapmışlardı. Yeterki inkılapları halk benimsesin içinine sindirsin maya tutsun anlayışı hakimdi.... Halkın gizli bir düşmanlığı vardı, rejmin önderleri bunun farkındaydı. Nitekim yeni bir oluşum için bir bilinç verilecekti. Bu bilinç daha çağdaş bir anlayışa sahip olmalıydı.

Eğer bir ulus-devlet anlayışına dayalı modern bir toplum oluşturulacaksa burda en önemli faktör yeni bir tarih bilinci meydana getirmekti.

Cumhuriyetin ideologları, İslam’i bir kimlikten kopuk, daha seküler anlayış olan ‘milli kimlik’ arayışını dayatması buna bir örnektir. Milli kimliğin oluşumu halka dayatılması kurumlar eliyle gerçekleştirilmeye çalışıldı. Bu yönde en önemli adımı, “Türk Tarih Kurumu” ile “Türk Dil Kurumu” atmıştır diyebiliriz.

Tarihin yeniden yazılması, Türk milliyetçileri açısından önemsenmiş hatta bir zorunluluk olmuştur. Cumhuriyetin sadık (!) önderleri yeni bir tarih anlayışına sahip oldukları imajını vermekteydi.

Dört ciltlik tarih kitabı okullarda okutulmak üzere hazırlandı. 1932 yılında ülkedeki tarih öğretmenleri Ankaraya çağrıldı.

Çünkü yeni yönetimin uygulayıcıları “tarih öğretmenlerine” önce bu bilinç verilmeli, düşüncesindeydiler.

Burada öğretmenlere “Türk Irkı medeniyetlerin kuruluşunda belirleyici rol oynamıştır” tezini savunmalar doğrultusunda fikir empoze etmişlerdi. Bu tezin en belirgin özelliği Mısır, Mezopotamya, Anadolu, Çin Hindistan, Roma gibi kurulan medeniyetlerin temelinde Türklerin kuraklığa bağlı olarak Orta Asyadan Doğuya, Batıya, Güneye göçleri vardır.

Dünyada ne kadar medeniyet varsa temelinde “Türk ırkı” mevcut olduğu fikri hakimdi. Irkçılık temel bir olgudur, Türk tarih tezi açısından. Çünkü medeniyetlerin beşiği Orta Asya olduğuna göre bu medeniyetlerin kurucuları da Türkler’dir, denilmekteydi.

Burda medeniyet fikri ile batıklaşmak olgusu arasında bir paralellik olduğu dikkati çekmektedir. Ancak medeniyete yapılan bu vurgulama gözardı edilmemesi gereken bir konudur.

Bunun altında Tanzimatla birlikte başlayan Batılışma çabasından, kompleksinden başka bir şey değildir. Çünkü “muasır medeniyet” seviyesine nasıl çıkılacağının tarih bilinci oluşturulması arasında bir ilişki olduğu aşikardır.

“Türk’ü kendi şahsiyetine ve Şark - İslam dünyası dışında bir medeni topluluk yaratabileceğine inandırmak için diline ve tarihine inandırmak lazımdı.” (2)

Anadolu insanı asırlarca İslami inancını korumuş bunu bir hayat tarzı olarak benimsemiştir. Anadoluda bu birliğin sağlanmasında “İslam” önemli bir yer tutmuştur. Medeniyeti, kültürü, geleneği hep bu anlayış çerçevesinde olmuş ve oluşturulmuştur bu insanlarca. Ancak ne var ki bu anlayışın yıkılması, yer değiştirilmesi bir bilinç kaybının aşılanması senaryosu yazılacaktı.

Cumhuriyet dinazorları ırk temeline dayalı tarih söylemini Anadolu insanına vermeye çalıştılar. Çünkü “Türklük gururu...” gibi temelsiz bir iddianın takipçisi olarak sevinç duymakta gecikmediler. Söylemin temelinde ırk faktörü önemlidir. Bu topluma İslam öncesi türklük anlayışı, ırki üstünlük gibi fikirler hakim kılındı. Geçmişin hatırlatılması onu bir övünç vesilesi olarak algılanması ulusal bilincin oluşması için temel alınmıştı. Bununla ilgili çok çeşitli kitaplar, bilimsel makaleler (!) bulmak mümkündür hatta hadis bile uydurulmuştur.

Devrimin önderleri, Osmanlı ile arasındaki kopuşun farkında olarak ulusal kimliğin oluşmasında ırk faktörünü hiç bir zaman gözardı etmediler etmeyeceklerdi de...

Osmanlının 600 yıllık tarihi, bu bilim adamlarının (!) titiz çalışmaları sayesinde ve önderlerinin direktifiyle bir anda siliniverdi. Açıkcası bu bir inkardı. “Tarihi yeniden yazmak” bu olmalıydı.

-Sürecek-

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'