Yıl 22  Sayı 291 Mart 2003
Bu Sayıda
 

İki Şın’dan Ne Çıkar  Şiir ve Şiddet

 

 

Metin Önal MENGÜŞOĞLU

 

 

Bu başlıkta bir konu üzerinde düşünen ve düşündüğünü yazıya aktaran kimseden neler söylemesi yahut yazması beklenir? Şiir gibi insan sanatlarının en fazla ilgi uyandıranı, kutsal metinlerle yarıştırılanı, popüler bile olanı yani o damıtılmış duygu harmanı ile harmana yapay bir biçimde üfürülmüş fırtına esprisi yüklü şiddet, hiç aynı zeminde buluşabilir mi? Şiirin şiddete şiddetle karşı olduğu filan da az çok şiiri tanıyan herkes tarafından bu hayret sualinin kıyıcığına tereddütsüz ilave edilmelidir değil mi?

Halbuki bence öyle değil! Bu çeşit karşılaştırmalar hayatın, hakikatin ve varoluşun hikmetini kavrayamamış kimselerin işidir. Güya insancıl davranmaktadırlar, şiddete karşıtlıklarını söylemekle. Aslında amaçları adı konulmamış, tarifi yapılmamış uydurma bir barışçılığın ucuz fiyakasını satmaktır çevrelerine. Biraz konuyu değiştirin aynı kimseler bu kez size eşitlik veya feminizmden dem vuracaklardır. Ardından da demokrasi ve bütün insanların kardeşliği gibi ayağı yere basmayan çocuksu iddialarını sıralayıp duracaklardır.

Yine tarifi yapılmamış yahut son derece keyfi biçimde yapılmış ve yalnız kendi dünya görüşlerine hayat hakkı tanıyacak biçimde bir özgürlük kavramı dillerinden düşmez. Öyle merhametlidirler ki bütün esir ve kölelere acırlar. Önlerine birer çanak yemek bile koyabilirler. Ölümden ötesi hakkındaki tahayyülleri gölgeli olduğu için başkasının ölümü bile onları kahretmiş gibi davranırlar. Nasıl üzülürler bilseniz. Mesela belediye itlaf çetelerinin zehirli iğne ile öldürdüğü sokak köpeklerine destan yazan onlardır. Müthiş ölü sevicidirler. Gündüz, güneş, kahkaha, beyaz, iyi, güzel, doğru, artı, işte onların hayallerini süsleyen sözcükler.

Kanunlarını kendileri yaparlar. Olmadı değiştirirler. Akıllarına yatmadı mı bir daha değiştirirler. Üzerine kanunlarını yazmak için ne çok ormandan ne çok kağıt elde etmişlerdir bilseniz. Sadece kendi hisselerini korumaya matuf bu kanunları bir de hukuk diye savunmazlar mı? Şiddete de karşı oldukları için herkesi kanunlara uymaya çağırdıklarını söylemeye artık bilmem gerek kaldı mı? Dünya kurulalı beri bütün büyük zulümlerin insanlar tarafından türetilmiş kanunlarla işlendiğini unutur veya bilmezler.

Kollektif cinayetler, muhteşem öldürmeler, tarih boyunca romanlara konu olmuş nice toplumsal cürüm ve katliamlar hep kanunlarla işlenmiştir; anlamazlar.

Öyle ise şiir ile şiddet aynı yorgan altında hiç barınır mı; barışçılar bu sefer kaleme sarılır, şair sıfatının şiddete muhalefetini şişine şişine yazar dururlar.

Ama kazın ayağı öyle değildir. Yüzmeye müsait olsun diye tavuklardan farklı ve  temelli perdelidir.

Hayatta, tabiatta her şey zıddıyla tezahür etmektedir. İyiliklerin, güzelliklerin, doğrulukların değerini bize kötülükler, çirkinlikler ve yanlışlıklar gösteriyor/öğretiyor. Barış bir erdem, bir değer sayılacaksa ille de savaşın benimsenmesi, içselleştirilmesi gerekiyor. Savaş hiç yoksa barışı kim tanıyacaktır? "Eski insanlar bizden daha akılsızdı, savaşmış durmuşlar, biz onlardan ibret alalım ve barışalım" ifadesi kulağa hoş geliyor. Oysa gelin ben size daha hayırlısını hatırlatayım: "Elbirlik zulüm ve haksızlıklara karşı savaşalım, var mısınız?"  Tekrar hatırlatmalıyım ki  "Kısasta sizin için hayat vardır"  diyen ilahi buyruğun uyarısını bilselerdi ve buna iman etselerdi barış yanlısı, şiddet muhalifi kimseler o ucuz, sloganik, sun’i erdemlilik ve insancıllıklarından utanırlardı. (Mı?)

Savaş mukadderdir. Barışı sağlamak için bile tek yol savaştır.

Öyle ise hangi maksatla yapılan savaşta kişinin kimin cephesinde yer aldığıdır önemli olan. Dünya hayatı hak ve bâtılın yüzlerce yıldan beri süren nice savaşlarını gördü. Ey şair sen hangi cephede idin? Mesela "Başı örtülüler benim türkülerimi dinlemesin" diyen sanatçı ya sen? Hak’kın cephesinde mi bâtılın cephesinde mi? Yoksa bugünki kimi islamcı şairlerin tutumunu benimseyerek nötr mü davranıyordun? Böylesi savaşlarda asıl nötr davrananların, bâtılın ekmeğine yağ süreceğini bilmiyor muydun?

Resulullah’ın savaşlarını hatırlayanlar var mı? Dünyada en az sayıda insanın öldüğü o  mukaddes savaşları? O resul ki "Öldürürken bile güzel öldürünüz" buyruğu ve bilinciyle tarihin tanıdığı emsalsiz ve en yüce ahlak modelidir.

Güzel ve çirkin birlikte varolmada mukadderdir. Önemli olan çirkinden yana temayül göstermemektir. Ve dahası güzelin ve çirkinin ne’liğini, ölçüsünü insanların koymaya kalkışmamasıdır. Bütün bunların ölçüsünü Allah koyar ve bize bildirir. Güzeli çirkini O’nun uyarısından sonra bilir, tanırız. İnsanlar güzel veya çirkin seçtikleri herhangi bir yolda yürürler sadece. Seçme ve seçtiği yolda yürüme irade ve iktidarıdır insan hürriyeti.

Zulüm, nifak, fitne, fuhşiyat, ifsat, inat, küfr ve şirk şiddetin moral unsurlarıdır. Fiili bir savaş yokken bile, bugünki dille soğuk savaş esnasında, herhangi bir hakikati ketmeden, örten, karalayan bir şiir, bir mısra Allah’a, tabiata ve insanlığa yönelik menfur bir şiddet tavrı değil de nedir? Çirkini teşhir ve bir güzelliğin üzerini örtmek, insanların ruhlarına kasteden  en korkunç şiddettir bence.

Emeviler döneminin ünlü şairi Ferezdak bir şiirinde birçok dilberle düşüp kalktığını hafif bir dille söyler dururmuş. Dönemin halifesi onu huzuruna çağırmış ve sözkonusu şiirini okutmuş. Ardından da nikahsız, ahlak-dışı ilişkilerinden ve bunları itirafından ötürü kendisine had cezası uygulayacağını söylemiş. En asgarisi yüz değnek olan şiddetli cezadan tüyleri ürperen şair büyük bir çaresizlik ve pişmanlıkla hakkında biçilen hüküm karşısında ince zekası ile canını zor kurtarmış. Önce kendini savunmaya izin istemiş halifeden. İzini elde edince de, eğer haline Kur’an’dan delil getirirse kurtulup kurtulamayacağını sormuş. Bu durumda kurtulacağını söylemiş halife. Bunun üzerine Ferezdak Şuara Suresi’nde "Şairler, yapmadıkları şeyleri söylerler" mealindeki âyeti kerimeyi hatırlatmış.

Ferezdak vahy’in hatırına canını kurtarmış. Ya bugünün şairleri?

Batının ve batı kopyacısı ülkemizin yapay gündemleri septik ve düalist zihniyetin ürünüdür. Bu sorunlar, içinde doğmadığı toplumu niçin ilgilendirsin?

Şiddete karşı olmak bize göre başlı başına erdemli bir tavır değildir. Bir kere salt karşı olmak için karşı olmak yani muhalefet bizim şiarımıza yakışmaz. Biz hak taraftarları sürekli ve her zaman muvafıklarızdır. Üstelik hangi zalim işlediğinin zulüm olduğunu vurgulayarak uygulamıştır ki? Hunharlığı, barbarlığı, yamyamlığı övgüyle yadedene hiç rastlanmaz. Ama hunhar, barbar ve yamyama sıkça rastlanır.

Hayat için, kısas için, hak ve adalet için, dini, ırzı, aklı ve malı korumak için savaşmak mukaddestir. Bâtılı, zulmü, şirki gerekirse şiddetle kovalamaksa ibadettir.

Şiir bu işin neresinde mi? Bu sorunun sırrı herhalde başlarındaki şın harfinde saklıdır.

(Likâ’nın 37. sayısından alın

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'