İki
Şın’dan Ne Çıkar Şiir ve Şiddet
Metin Önal
MENGÜŞOĞLU
Bu başlıkta bir
konu üzerinde düşünen ve düşündüğünü yazıya aktaran kimseden neler söylemesi
yahut yazması beklenir? Şiir gibi insan sanatlarının en fazla ilgi uyandıranı,
kutsal metinlerle yarıştırılanı, popüler bile olanı yani o damıtılmış duygu
harmanı ile harmana yapay bir biçimde üfürülmüş fırtına esprisi yüklü şiddet,
hiç aynı zeminde buluşabilir mi? Şiirin şiddete şiddetle karşı olduğu filan da
az çok şiiri tanıyan herkes tarafından bu hayret sualinin kıyıcığına tereddütsüz
ilave edilmelidir değil mi?
Halbuki bence öyle
değil! Bu çeşit karşılaştırmalar hayatın, hakikatin ve varoluşun hikmetini
kavrayamamış kimselerin işidir. Güya insancıl davranmaktadırlar, şiddete
karşıtlıklarını söylemekle. Aslında amaçları adı konulmamış, tarifi yapılmamış
uydurma bir barışçılığın ucuz fiyakasını satmaktır çevrelerine. Biraz konuyu
değiştirin aynı kimseler bu kez size eşitlik veya feminizmden dem vuracaklardır.
Ardından da demokrasi ve bütün insanların kardeşliği gibi ayağı yere basmayan
çocuksu iddialarını sıralayıp duracaklardır.
Yine tarifi
yapılmamış yahut son derece keyfi biçimde yapılmış ve yalnız kendi dünya
görüşlerine hayat hakkı tanıyacak biçimde bir özgürlük kavramı dillerinden
düşmez. Öyle merhametlidirler ki bütün esir ve kölelere acırlar. Önlerine birer
çanak yemek bile koyabilirler. Ölümden ötesi hakkındaki tahayyülleri gölgeli
olduğu için başkasının ölümü bile onları kahretmiş gibi davranırlar. Nasıl
üzülürler bilseniz. Mesela belediye itlaf çetelerinin zehirli iğne ile öldürdüğü
sokak köpeklerine destan yazan onlardır. Müthiş ölü sevicidirler. Gündüz, güneş,
kahkaha, beyaz, iyi, güzel, doğru, artı, işte onların hayallerini süsleyen
sözcükler.
Kanunlarını
kendileri yaparlar. Olmadı değiştirirler. Akıllarına yatmadı mı bir daha
değiştirirler. Üzerine kanunlarını yazmak için ne çok ormandan ne çok kağıt elde
etmişlerdir bilseniz. Sadece kendi hisselerini korumaya matuf bu kanunları bir
de hukuk diye savunmazlar mı? Şiddete de karşı oldukları için herkesi kanunlara
uymaya çağırdıklarını söylemeye artık bilmem gerek kaldı mı? Dünya kurulalı beri
bütün büyük zulümlerin insanlar tarafından türetilmiş kanunlarla işlendiğini
unutur veya bilmezler.
Kollektif
cinayetler, muhteşem öldürmeler, tarih boyunca romanlara konu olmuş nice
toplumsal cürüm ve katliamlar hep kanunlarla işlenmiştir; anlamazlar.
Öyle ise şiir ile
şiddet aynı yorgan altında hiç barınır mı; barışçılar bu sefer kaleme sarılır,
şair sıfatının şiddete muhalefetini şişine şişine yazar dururlar.
Ama kazın ayağı
öyle değildir. Yüzmeye müsait olsun diye tavuklardan farklı ve temelli
perdelidir.
Hayatta, tabiatta
her şey zıddıyla tezahür etmektedir. İyiliklerin, güzelliklerin, doğrulukların
değerini bize kötülükler, çirkinlikler ve yanlışlıklar gösteriyor/öğretiyor.
Barış bir erdem, bir değer sayılacaksa ille de savaşın benimsenmesi,
içselleştirilmesi gerekiyor. Savaş hiç yoksa barışı kim tanıyacaktır? "Eski
insanlar bizden daha akılsızdı, savaşmış durmuşlar, biz onlardan ibret alalım ve
barışalım" ifadesi kulağa hoş geliyor. Oysa gelin ben size daha hayırlısını
hatırlatayım: "Elbirlik zulüm ve haksızlıklara karşı savaşalım, var mısınız?"
Tekrar hatırlatmalıyım ki "Kısasta sizin için hayat vardır" diyen ilahi
buyruğun uyarısını bilselerdi ve buna iman etselerdi barış yanlısı, şiddet
muhalifi kimseler o ucuz, sloganik, sun’i erdemlilik ve insancıllıklarından
utanırlardı. (Mı?)
Savaş mukadderdir.
Barışı sağlamak için bile tek yol savaştır.
Öyle ise hangi
maksatla yapılan savaşta kişinin kimin cephesinde yer aldığıdır önemli olan.
Dünya hayatı hak ve bâtılın yüzlerce yıldan beri süren nice savaşlarını gördü.
Ey şair sen hangi cephede idin? Mesela "Başı örtülüler benim türkülerimi
dinlemesin" diyen sanatçı ya sen? Hak’kın cephesinde mi bâtılın cephesinde mi?
Yoksa bugünki kimi islamcı şairlerin tutumunu benimseyerek nötr mü
davranıyordun? Böylesi savaşlarda asıl nötr davrananların, bâtılın ekmeğine yağ
süreceğini bilmiyor muydun?
Resulullah’ın
savaşlarını hatırlayanlar var mı? Dünyada en az sayıda insanın öldüğü o
mukaddes savaşları? O resul ki "Öldürürken bile güzel öldürünüz" buyruğu ve
bilinciyle tarihin tanıdığı emsalsiz ve en yüce ahlak modelidir.
Güzel ve çirkin
birlikte varolmada mukadderdir. Önemli olan çirkinden yana temayül
göstermemektir. Ve dahası güzelin ve çirkinin ne’liğini, ölçüsünü insanların
koymaya kalkışmamasıdır. Bütün bunların ölçüsünü Allah koyar ve bize bildirir.
Güzeli çirkini O’nun uyarısından sonra bilir, tanırız. İnsanlar güzel veya
çirkin seçtikleri herhangi bir yolda yürürler sadece. Seçme ve seçtiği yolda
yürüme irade ve iktidarıdır insan hürriyeti.
Zulüm, nifak,
fitne, fuhşiyat, ifsat, inat, küfr ve şirk şiddetin moral unsurlarıdır. Fiili
bir savaş yokken bile, bugünki dille soğuk savaş esnasında, herhangi bir
hakikati ketmeden, örten, karalayan bir şiir, bir mısra Allah’a, tabiata ve
insanlığa yönelik menfur bir şiddet tavrı değil de nedir? Çirkini teşhir ve bir
güzelliğin üzerini örtmek, insanların ruhlarına kasteden en korkunç şiddettir
bence.
Emeviler döneminin
ünlü şairi Ferezdak bir şiirinde birçok dilberle düşüp kalktığını hafif bir
dille söyler dururmuş. Dönemin halifesi onu huzuruna çağırmış ve sözkonusu
şiirini okutmuş. Ardından da nikahsız, ahlak-dışı ilişkilerinden ve bunları
itirafından ötürü kendisine had cezası uygulayacağını söylemiş. En asgarisi yüz
değnek olan şiddetli cezadan tüyleri ürperen şair büyük bir çaresizlik ve
pişmanlıkla hakkında biçilen hüküm karşısında ince zekası ile canını zor
kurtarmış. Önce kendini savunmaya izin istemiş halifeden. İzini elde edince de,
eğer haline Kur’an’dan delil getirirse kurtulup kurtulamayacağını sormuş. Bu
durumda kurtulacağını söylemiş halife. Bunun üzerine Ferezdak Şuara Suresi’nde
"Şairler, yapmadıkları şeyleri söylerler" mealindeki âyeti kerimeyi hatırlatmış.
Ferezdak vahy’in
hatırına canını kurtarmış. Ya bugünün şairleri?
Batının ve batı
kopyacısı ülkemizin yapay gündemleri septik ve düalist zihniyetin ürünüdür. Bu
sorunlar, içinde doğmadığı toplumu niçin ilgilendirsin?
Şiddete karşı olmak
bize göre başlı başına erdemli bir tavır değildir. Bir kere salt karşı olmak
için karşı olmak yani muhalefet bizim şiarımıza yakışmaz. Biz hak taraftarları
sürekli ve her zaman muvafıklarızdır. Üstelik hangi zalim işlediğinin zulüm
olduğunu vurgulayarak uygulamıştır ki? Hunharlığı, barbarlığı, yamyamlığı
övgüyle yadedene hiç rastlanmaz. Ama hunhar, barbar ve yamyama sıkça rastlanır.
Hayat için, kısas
için, hak ve adalet için, dini, ırzı, aklı ve malı korumak için savaşmak
mukaddestir. Bâtılı, zulmü, şirki gerekirse şiddetle kovalamaksa ibadettir.
Şiir bu işin
neresinde mi? Bu sorunun sırrı herhalde başlarındaki şın harfinde saklıdır.
(Likâ’nın 37.
sayısından alın