Yıl 22  Sayı 291 Mart 2003
Bu Sayıda
 

Kimin Köpeği?

 

 

Cuma KELEBEK

 

 

Köpek, bol ve birbiriyle karşıtlıklar oluşturan imgelerin hayvanıdır. Yaftası, kendisine bakılan göze göre değişiklik arz eder. Bu acı bir kaderdir ve onun kendinden menkul tabiatının eseridir.

Genel bir köpek yazısı tasarlamadığımız için, ne kadar önemli olursa olsun, onunla birlikte akla gelebilecek her türlü anlamları burada "es"  geçiyorum.

Sizin, oldukça kıymetli olduğunu zannettiğim köpeğe dair görüş ve bakışlarınızı kaale alamamaktan ötürü de üzgünüm.

Doğrusu ya, burada kendi narin gözlerimin romantik köpek algılarını da pek gündeme getirmeyeceğim.

Evet, bu yazımızın konusunu İspanya’dan alacağız. İşte o:  İspanyol yazar Alberto Vasquez-Figueroa’nın (Doğumu: 1936), beyaz perdeye de aktarıldığını bildiğimiz El Perro (Köpek, Çev: İsmail Yerguz, Can Yay., İst., 1983) isimli romanının kahramanı...

Vasquez, efendisine sadık, rakibine kindar bir köpeğin iç âlemine derinlemesine bir ayna tutar romanında...

İsterseniz romanın konusuna bir bakalım:  Orta Amerika ülkelerinin birisinde diktatörlükle mücadeleden ötürü kürek cezasına çarptırılmış olan siyasî ve firarî bir mahkûmla, gardiyan efendisi bu mahkûm tarafından öldürülmüş köpeğin müthiş çatışmaları anlatılır "Köpek"te.

Umulmadık bir cesaretle önce tutuklama alanından kaçan mahkûm, bir zaman sonra bir gardiyan ve köpeği tarafından yakalanır. Firar, kısa bir süre sonra ikinci bir cesur hamleyle sürekliliğe dönüşür: Köpek, bütün olağanüstü özelliklerine rağmen, bir anlık taze tavşan düşüne mağlup olur. Bu düş, onun hayattaki en büyük hatasıdır. Mahkûm, önce köpeği iyice hırpalar, sonra gardiyanı öldürür. Ölüme terk edilen köpek, gardiyanın son sözlerini ebedî bir kin olarak kulaklarına küpe eder. Efendisinin şu iki kelimesi, bundan sonraki ölümüne kovalamacada onun bütün benliğinde yankılar oluşturarak etkisini gösterecektir:"-Öldür onu!"

Dağ, bayır, ırmak, ova, kır, kent...

Yürüyerek, yüzerek, koşarak...

Uykuda, uyanık, düşte, hayalde, sanrıda...

Durmadan, duraklamadan...

Zeka oyunlarıyla, plânlar, projeler, taktiklerle...

Kin ve nefretle, acı ve ıstırapla...

Amansız bir kavga. Acımasız bir kaçmaca kovalamaca...

Sonuca gelelim: "Sonunda biri, diktatörlükle savaşmaktan öbürü de kaçağı kovalamaktan vazgeçer. İkisi de, çocukluğa yakın, basit bir mutluluğun ardına düşerler." Böyle özetleniyor sonuç,  kitabın arka kapak yazısında. Bu elbette net bir ifade değil. Hatta tam bir doğruluk da taşımıyor...

Romanın son sayfalarında köpek, bulunduğu kent ortamının kendisi için yaşanılması imkânsız şartlarına yenik düşmek üzeredir. Pinekleten bir korku ve yenilgi âleminde gezinip durmaktadır. Böyle bir ruh anında, tesadüfen yakalar düşmanını. Son çatışma başlar...

Mahkûm, bu son çatışmada, hiç ummadığı bir şekilde, bir kamyonu ele geçirerek hayatını kurtarmaya çalışır. Kovalamaca sürüp dururken, bir an köpeği köşeye sıkıştırır. Kamyon ile duvardan oluşan esaret köşesindeki köpek, ilk ve son kaçışına teşebbüs eder. Bunu beceremez, çünkü bitmiş ve tamamen yenilmiştir.

 Yenilgiyi şu iktibasla da gösterebiliriz: "Aralarında yirmi metre vardı. Birbirlerine bakıyorlardı. Adam kazandığını anlamıştı. Karşısındaki kırık ayaklı, dili sarkmış, kulağı düşmüş, sırtı kan içindeki bu paçavranın, vaktiyle kendisine dehşet salan canavarla hiçbir ilgisi yoktu. Köpek düşmanına, sonra da kendi kanının bulaşmış olduğu radyatör kafesine ve tampona baktı. Yenilmişti. Biliyordu bunu. Yerinden oynayacak hali yoktu.(...) Adam kaçmaya bile çalışmayan zavallı, yaralı, boyun eğmiş hayvana baktı ve o çılgınca nefreti yitip gitti. Motoru durdurdu. O sessizlikte, bu kâbusu dindirenin kendisi değil, kamyon olduğunu düşündü.

Kapıyı açtı ve aşağı atladı. Yolda hiçkimse yoktu. Yeniden düşmanına baktı ve üstüne doğru yürüdü.

Üç metre kala durdu. Sessizce birbirlerine baktılar. Ve ikisi de anladılar ki bundan böyle ne savaş ne izleme olacaktı." (s. 110-111)

Görüldüğü gibi, Vasquez’in köpeği diktatörlük statükosunun sadık bir kölesi ve bekçisi konumunda bulunmaktadır. Koruma ve kollamaya görevlendirilmiş iç güdüsü, onu son nefese kadar hizmette tutar. Gelin görün ki, bir haksızlık ve zulüm kurumu olan diktatörlüğe aitlik,  daha başlangıçtan kabullenilen bir mağlubiyet değil miydi? Aynen, şartların değişimi ve güç dengelerinin yeniden oluşacağı bir gün, o diktatörlüğün de başına gelecek olan acı son gibi... 

Hadi şu zorlu sözü bağlayalım: Hayatın çeşitli  alanlarında Vasquez’in köpeği örneğindeki gibi rolleri üstlenenler, siz, hak ve haksızlık savaşının müstakbel mağlupları, neden ibret almazsınız ki?...*

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'