İbrahimi
Hacca Doğru
Ebuzer ÖZGÜR
LEBBEYK
Muammer YAKIŞIR
tarafından kaleme alınan üst başlıktaki kitap Aralık 2000 tarihinde Çağlayan
A.Ş. tarafından baskıya hazırlanmış. Böyle bir kitap yazmak cesaret isteyen bir
iş sırf bundan dolayı adı geçen şahsı kutlarım. Hacc mevsimi yeni geçmesine
rağmen konu tazeliğini her zaman korumaktadır.
Kitap şu
bölümlerden oluşmaktadır:
1. Hacca hazırlık
2. Hacc
3. Haccın çeşitleri
4. Medine (ziyaret
yerleri)
5. İhram
6. Mekke’ye geliş
7. Tavaf
8. Zem zem
9. Sa’y (saf’a ile
merve)
10. Arafat’a
yolculuk
11. Müzdelife (cem)
12. Mina günleri
13. Mekke’den
ayrılış (veda tavafı)
Mademki İbrahim’i
bir gelenek Hacc, öyleyse kısaca bir göz atalım: Kabe’nin yeniden inşası Hz.
İbrahim’le birlikte başlar. Hz. İbrahim M.Ö. yaklaşık 2200 yıllarında bugün
Irak’ın bulunduğu Babil bölgesinde Sümer şehirlerinden birisi olan UR sitesinde
dünyaya geldiği rivayet edilmektedir. İçinde yaşadığı sistemin kendisine
dayattığı ideoloji ve din anlayışına karşı çıkan İbrahim (as) güneş ve
yıldızlara tapan Babil Hükümdarı tarafından halkı kurulu düzene karşı
kışkırtmaktan dolayı ateşe atılır. Ancak Allah’ın yardımı gelir ve ateş Hz.
İbrahim’i yakmaz. İbrahim (as) karısı Hacer ve oğlunu alarak bugünki Mekke
şehrinin bulunduğu bölgeye gelir.
"Unutmayın,
insanlık için ilk inşa edilen mabed, Mekke’deki idi: Bereketli ve bütün alemler
için bir rehberlik kaynağı, apaçık işaretlerle dopdolu. Orası bir zamanlar
İbrahim’in durduğu yerdir; kim içine girerse huzur bulur. Bundan dolayı mabedi
haccetmek, gücü yeten bütün insanların Allah’a karşı yerine getirmek zorunda
oldukları bir görevdir. Hakikati inkar edenlere gelince bilsinler ki, Allah
yarattığı alemlerden bağımsızdır, her bakımdan kendine yeterlidir." (Al-i İmran
96)
"Bunun içindir ki
(Ey İbrahim) bütün insanları hacca çağır: yaya olarak ve hızlı yürüyen her türlü
binek üstünde, dünyanın en uzak köşelerinden sana gelsinler." (Hacc 27)
Zamanı geldi ey
İbrahim, kur Kabe’yi evrenin kıblesine. Yeryüzünün ilk mescidi olan Kabe, Hz.
İbrahim ve oğlu İsmail tarafından inşa edilmiştir. Kabe’nin etrafında ilk tavafı
da oğlu İsmail’le birlikte yapmıştır. Kabe aynı zamanda farz olan ibadetin de
merkezi olmuştur. Dört köşe bir bina olduğundan Kabe ismi verilen yer, Allah’ın
evi anlamına gelmektedir. Tabii ki tamamen sembolik olarak.
Hacc namaz ve oruç
gibi bedeni, zekat gibi mali, Cuma namazı gibi siyasi ve sosyal bir anlamı
vardır. Hacc evrensel bir yapıya konumlandırılıp tüm dünya müslümanlarının
yıllık kongresi niteliğindedir. Hacc aynı zamanda Mahşerin bir provasıdır.
Haccın kişisel olarak değerlendirilmesine bakıldığında da insana yeniden kendi
öz değerlerini hatırlatan (içinde bulunduğun dünyaya çıplak geldin giderken de
aynen doğduğun gibi uğurlanacaksın diye hatırlatıldığı) ilginç bir sahne. Hacc
insanın uzaklaştığı, fıtratına yeniden dönüşü temsil etmektedir. İnsanoğlunun
Allah’a yürüyüşünün kişisel anlamda yaşanmasıdır denebilir. Hacc, kişinin
yitirdiği cennetini yeniden bulması, yani kirlettiği fıtratını, harabeye dönen
gönlünü, modern hurafelerle görünmez ettiği aklını, yani yitik yanlarını,
aramasıdır. Bir arayışı temsil eder Hacc. Çocukluğumuzdaki saflığımızın
aranmasını bizi çevreleyen maskelerden sıyrılarak kendi temiz olan fıtratımızı
keşfe çıkmanın diğer adıdır.
Hayat
yolculuğumuzda ilahi bi sınamadan geçmenin diğer adıdır. Nasıl ki namaz için
elimizi tekbir için kaldırdığımızda dünyaya ait ne varsa elimin tersiyle geriye
atıyorum, bu kutlu yolculuğa çıkarken de şahsımıza ait ne varsa, mal mülk,
çocuk, makam mevki hepsini geride bırakıyorum ve "LEBBEYK ALLAHÜMME LEBBEYK".
Buyur Allah’ım buyur, sen çağırdın ben de bana ait ne varsa bırakarak çağrına
uyarak geldim ve her şeyimi feda etmeye hazırım. Kendi kişisel serüvenimi
yaşamak için yola çıkıyorum. Her gün Kıble’ye dönerek yenilediğim söşleşmemi
şahsen yenilemek için buradayım. Yüreğimdeki hayali sınırları, şu an işime
yaramayan kimlikleri, oluşturduğumuz tampon bölgeleri, patlayıcıları ve suni
sınırları çizmek için geldim. Mahşer elbisem olan ihramı giydim. Burada kadın
erkek, evli bekar, fakir zengin, devlet başkanı sıradan vatandaş, aynı safta
aynı elbisenin içinde hiçbir rütbenin, mevki makamın olmadığı ya da dikkate
alınmadığı kendi kıyamet sahmedeyim. İhrama girdim ve dünya arkamda kaldı. Gün
maskelerin düşüp, için dışa döndüğü gündür.
Dış güzelliğin beş
para etmediği, iç güzelliğin sergilendiği yeniden inşa edildiği gündür. Her
şeyin özünü, aslını bilenin huzurundasın. Hile yapamazsın, kandıramazsın,
kendini olduğun gibi sunma zamanı. Haydi taşla şeytanı, taşla şeytanını. Önce
kendi şeytanlarını taşla sırasıyla. Şeytan ki seninle yaratıcın arasına girerek
Allah’a yürüyüşünü, yönelişini alıkoymaya çalışan her şeyin adı değil mi? Önce
en büyüğünden başlamak şartıyla taşla içindeki ve dışındaki tüm şeytanlarını.
Ondan sonra ortancayı ve küçüğünü, hepsini de lanetleyerek ve onunla savaşı
kendine bir ödev bilerek taşla. Taşladığın şeytanla asla barış masasına
oturmayacağına söz ver. Bu dünyada seninle savaşımız ancak kıyametle son bulur.
Şeytanı taşlayarak ben safımı belli ediyorum ey insanlar, duyun beni anlamasanız
da anlasanız da. Beni anlamanızı beklemiyorum, belki öğüt vermeye kalkacaksınız,
neler kaybettiğimi bir bir sıralayıp beni vazgeçirmeye çalışacaksınız ama
nafile, ben yeniledim ahdimi. Kuşandım silahlarımı ve işte gördüğünüz gibi tek
tek taşlıyorum ve taşladığımdan dolayı da asla ve asla pişman değilim.
Yeryüzünün en mübarek, en kutsal, hiçbir canlının incitilemeyeceği yerden
deklare ediyorum: Artık Allah’tan uzaklaştırmaya çalışan her şey benim bu
taşladıklarım arasındadır. Bunlara karşı asla barış elimi uzatmayacağım. Ama
doğru durduk yerde de hiç kimsenin canını incitmeyeceğim, kimseye haksızlık
etmeyeceğim, herkes benden emin olabilir, kimsenin malını çalmayacağım, hele
Allah’ın adını kullanarak kimseyi kandırmayacağım, düşmanım dahi olsa hiç
kimsenin ırzına yan gözle bakmayacağım ve kimseye de hakkımı hukukumu
çiğnetmeyeceğim, diye sözün verildiği mekan değil midir HACC?
Kitap sanki Hacc
rehberi gibi hazırlanmış ama içerik olarak eleştirilecek yanından çok övülecek
yanları çoğunlukta. Ben kitaptan birebir alıntı yapmaktan öte kendi anlayışımı
da serdetmiş oldum. Bence önemli olan Haccın felsefesini iyi kavrayabilmek,
Hacca gitmeden psikolojik olarak, bilgi olarak, ruh olarak hazırlığı iyi yapıp
ona yola çıkılması gerekli bir yolculuk. İyi bir hazırlık dönemi gerekiyor.
Yoksa benim çocukları evlendirdim, mali gücüm de yetiyor haydi o zaman gidelim
demek gerekli olabilir ama yeterli değil. Bugün Ali Şeriati’nin Hacc kitabının
incelenmesini ve piyasadaki şu an tanıtımını yaptığımız eseri tavsiye ederiz.
Son söz olarak;
Peygamber efendimizin şu duasıyla son verelim: "ALLAH-U EKBER, Allah’dan başka
tapılacak yoktur, birdir, ortağı yoktur, mülk O’nundur. Hamd O’na yakışır, her
şeye kadirdir. Tevbe ederek geri dönüyoruz. Allah sözünü gerçekleştirdi. Kuluna
yardım etti. Birleşen düşmanları yalnız O perişan etti."