Aziz
okuyucularımız,
Mart sayımızla yine
sizlerle birlikteyiz. Bu ayın YORUM’unda, muhtemel Irak operasyonu ile ilgili
olarak, hadisenin seyri ve muhtemel gelişmeleri değerlendirmek yerine,
Müslümanların takınması gereken Tevhidi tavra ilişkin görüşlerimizi sizlerle
paylaşmak istedik. Çünkü bu hassas konuda zeminin kaygan olduğunu ve pek
çoklarının da bu kaygan zeminde duruşunu koruyamadığını hep birlikte gördük. Bu
nedenle bu ayın yorumunda, Müslümanların hassas olması gereken hususların altını
çizmeyi daha uygun bulduk. Burada dergimizin "savaşa hayır!" kampanyası
çerçevesinde altını çizdiği kimi hususların, bazı kesimlerce gereğince
anlaşılamadığı, bazı kesimlerce de saptırılmaya çalışıldığını biliyoruz.
Tekraren ve bir kez daha ifade ediyoruz ki, bizler, Amerika’nın bu son
operasyonu dolayısıyla ortaya çıkan yeni gelişmelerde ‘Tevhidi duruş’a özen
gösterilmesi gerektiğini söylüyoruz. Ancak pek çoklarının sağlam bir duruş
sergileyemediğini ve ‘duygusallıkla’ hareket ettiğini de görüyoruz. Bu bağlamda
şu hususların altını bir kez daha çizme gereği duyuyoruz. Bu operasyon,
Müslümanların ‘aktif’ taraf olacağı bir hadise değildir. Müslümanlar, zulmü
dünyaları tutan Amerika’nın karşısındadırlar. Ancak bu karşıtlığı, Tevhidi
hassasiyetler belirlemelidir. Dolayısıyla Amerika’ya karşı olmak, (doğrudan ya
da dolaylı olarak) Saddam’ı savunmak anlamına gelmemelidir. "Savaşa Hayır!"
sloganı, artık "Amerika’ya Hayır!" demenin ötesine geçmiş ve felsefi/hümanist
düzlemde dillendirilir olmuştur. Yani dünyada "Savaşa Hayır"cıların kahir
ekseriyeti, "Cihada hayır!"cılardır. Bunlar, Müslümanlar cihada çıktığında da
"savaşa hayır" diyeceklerdir. Batı ülkelerinde yapılan gösterilerin İslam
dünyasında yapılanlardan kat kat fazla oluşu, bunun bir kanıtıdır. Biz ise asla,
bu anlamda bir "savaşa hayır!" söylemine arka çıkamayız. Ayrıca Amerikan
askerlerinin Irak’a gelişinin de gereğince değerlendirilemediğini görüyoruz.
Bazıları sanki Amerika bölgede el'an (de facto) bulunmuyormuş gibi, eli silahlı
askerleri gördüğünde, Amerika’nın bölgeye gelip-yerleşeceğini söylüyor ve buna
tepki gösteriyorlar. Halbuki herkes de bilir ki Amerika ‘zaten bölgededir.’
Burada "peki o zaman niye geliyor?" diye sorulduğunu da biliyoruz. Bu sorunun
cevabı: "bu savaş Amerika’nın Saddam’la olan savaşı değil, Amerika’nın kendi
savaşıdır" şeklinde vermek gerekir. Yani Amerika, kurmaya çalıştığı Yeni Dünya
Düzeni’nin bir ayağını inşa etmek için bölgeye geliyor. Irak’ta Saddam gibi bir
diktatörün bulunuşu da, onun bölgeye yerleşmesi için iyi bir ‘zemin’
oluşturuyor. Amerika bu ‘fırsat’ı değerlendiriyor ve "işine bakıyor..."
Müslümanların ‘işi’ ise, burada elbette oturup, olayı gözlemlemek değildir.
Fakat "bir şey yapıyorum" derken, asıl yapılması gerekenleri ihmal etmemeli ya
da yapılmaması gerekenleri de yapmamalıdır. Mesela bu olayda, Amerika’nın,
çıkarları için bölgeye yerleşmeyi planladığının altı çizilmeli ve bu zulme hayır
demelidir. Ancak bu olayı vesile ederek beyhude çabalara girişilmemeli ve
örneğin "küresel intifada" türü sloganlar atılmamalıdır ya da yapılan yanlışlara
onay vermeyen ve İslami duruşlarını ispatlamış Müslümanları, boyuna kadar şirke
batmış hümanist/sosyalist/demokratlarla kolkola girerek ‘ihanet’le
suçlamamalıdır. Ayrıca Amerikan hegemonyasının bölgedeki işbirlikçilere dayalı
olarak sürdüğü gerçeği de unutulmamalıdır. Ve nihayet bu ‘düzen’ içinde yer alan
hiçbir aktörün yanında, kıyısında, köşesinde yer almamalıdır.
Hadisenin muhtemel
toplumsal sonuçları üzerinden yöneltilen eleştiriler ise, meselenin özünü
kaçıranlar tarafından dillendirilmektedir. Sosyal yıkım ve erozyon, meselenin
özü değildir, ancak ‘tali’ önemdedir. Bu tıpkı, asli meselesi Tevhid olanların,
Ağustos Depremi’nde, mağdurların acilen yardımına koşmasına benzer. Fakat burada
da bir hassasiyet olmalıdır. Mesela bu insanların mağduriyetleri, asla stratejik
bir faydaya teşmil etmeye çalışılmamalıdır. Iraklıların üzerine yağacak olan
bombalardan, insan olan hiç kimse hazzetmez! Ederse de insanlığından şüphe
duyulur. Fakat bu konuyu öne sürerek, Tevhid’i duruş sahiplerini suçlamaya
kalkışanlar asıl kendi ‘insanlık’larını sorgulamalıdırlar. Bu nedenle bizler,
örneğin Batılı paradigmalarla faaliyet gösteren "İnsan Hakları Dernekleri"ni,
insanlığa karşı suç işlemekle itham etmeliyiz. Çünkü bunlardır, asıl Amerika’nın
küresel hakimiyetinin ‘düşünsel’ temellerini savunanlar! Şirke karşı çıkmamak,
asıl "insanlığa zulmetmek" işte budur. Çünkü her türlü zulmün temelinde
şirk/küfr vardır. Bu hususu beyinlerine kazıyamamış olanların büründükleri
‘insancıl’ roller ise pekçoklarını kandırsa da bizleri kandıramaz.
Bu ayın KAVRAM
bölümünde ise ‘zihniyet’i işledik ve zihniyetin insan düşünce ve eylemlerini
belirleyici rolü üzerinde durduk. Bu bağlamda İslami bir zihniyete sahip
olmadıkça, söz ve hareketlerimizin de İslamiliğinden bahsetmemizin mümkün
olmadığının altını çizdik. DÜŞÜNCE bölümünde, Metin Önal Mengüşoğlu, son
dönemlerde popüler söylemlerin etkisindeki bazı müslümanların dillendirdiği
"hukukun zaman içinde değişebileceği" yönündeki iddialarının asılsız olduğunu
vurguladı ve değişebilirliğin ancak ‘fıkıh’ sahasında olabileceğini, İslam
hukukunun baki kalacağını ifade etti. Mehmet Durmuş ise, Amerika’nın küresel
hakimiyet politikası muvacehesinde Irak’a başlatmayı planladığı saldırıyı
değerlendirdi ve bu savaşın Amerika’nın İslam’a karşı giriştiği bir savaş
olduğunun altını çizdi. Cemal Çağlak ise, İslam’ın belirlediği çizginin
dışındaki hayat tarzlarının insanlık için ‘çalkantılı’ neticeler doğurmasının
kaçınılmazlığına işaret etti ve dingin bir hayatı ancak İslam’ın
getirebileceğini vurguladı. Mehmet Özer ise, Kur’an kıssalarının mahiyetini
değerlendirdiği yazısında, bu kıssaların ‘temsili’ özellikte olmadığını bilakis
fiilen gerçekleşmiş olduklarını ifade etti. ÇEVİRİ bölümünde, Kamil Cengiz,
Amerikan hegemonyasının zevale yüz tuttuğuna dair işaretleri izleyen bir yazıyı
sizler için tercüme etti. SANAT-EDEBİYAT bölümünde, Metin Önal Mengüşoğlu’nun
savaş ve barış kavramlarına ilişkin görüşlerini içeren bir yazıyı sizin için
alıntıladık. Cuma Kelebek ise, Alberto Vasquez-Figueroa’nın El Perro (Köpek)
isimli romanından günümüze dair alınması gereken derslere ilişkin bir
değerlendirmede bulundu. MEKTUPLAR bölümünde ise, Kur’an’daki kıssalarda geçen
olayların temsili olmadığının, bilakis fiilen gerçekleşmiş olduklarının altını
çizdik. Kur’an’ın verdiği misallerin ise ibret amaçlı olduklarını vurguladık.
GÜNDEM bölümünde ise her zaman olduğu gibi, ayın önemli olayları hakkındaki
haber ve yorumları sizlerin istifadenize sunduk. Umuyoruz ki beğeneceksiniz.
Allah’a emanet
olunuz.