Yıl 22  Sayı 293 Mayıs 2003
Bu Sayıda
 

ABD: Sonun Başlangıcı (2)*

  

Çeviren : Kamil  CENGİZ

Kaynak: Zeitreport, Eylül/Ekim 2002

 ABD vatandaşları ulusal olarak kategorize edilemeyen Amerikan İngilizcesinin içine, her türlü ülkeden dilsel etkilerin ve kısaltılmış sembollerin (U2, 4 me 2, vs.) lingüistik bir çetrefil dile yoğunlaştığı bir ‘Esperanto’ya doğru gitgide çocuksu bir seviyede çok süratli bir şekilde gelişmesini hiç düşünmeden kabulleniyorlar.
ABD’nin, çevreyi korumaya yönelik atomik, kimyasal ve biyolojik silahların azaltılması ile ilgili uluslararası anlaşmalara direnmesi, savaş suçu işlemiş askerlerinin uluslararası camiada aforoz edilmesi uygulamasından istisna edilmesini istemesi, gelecekte de ölüm cezasının kalkmayacağı gerçeği ve daha birçok uluslararası anlaşmaları alaya alan ekonomi ve ticaret hukukundaki kendini himaye usulleri, ortalama Amerikan vatandaşını -şayet bunlar hakkında bilgisi varsa- hiç ilgilendirmemektedir. ‘What ever is good for America is also good for me’[Amerika için iyi olan benim için de iyidir] [7] sloganı her tarafta itirazsız kabul görmüştür.
Avrupa’ya has eleştirelcilik ve arada sırada Amerikan medyasında gösterilen Avrupa’daki sivil protestolar Amerikalılara temelden yabancı ve şüphe uyandırıcıdır. Onlar Avrupalıları dünya çapındaki şanlı Amerikan politikasının frenleyecileri olarak görüyorlar. Amerikan medyası bunun için Avrupa’lı ‘whimps’[ürkekler/korkaklar] kavramını üretti. ABD de kullanımı yaygınlaştırılan ‘globalleşme’ formülü, ABD dışında gelişen tüm dünya olayları hakkında çok az bilgi sahibi olan Amerikalı için sadece Amerikan değerlerinin küresel ölçekte yaygınlaşması ve kabul görmesi anlamına gelmektedir. Amerika ile dünya....! Bir dakika, bunu biz daha önce de görmemiş miydik ?
ABD : Britanya İmparatorluğu’nun mirasçısı
17. yüzyılın başlarında İngiltere Krallığı, 300 yıl sonra ABD’nin üstlendiği rolün benzerini oynuyordu. İngiltere, Hollandalılar, İspanyollar ve Fransızlarla yaptığı çatışmalardan muzaffer olarak çıktıktan sonra, askeri bakımdan dünya ölçeğinde kendini en güçlü devlet olarak gördü. Kuzey ve Güney Ameika’da ticari üslerle, Hindistan’da (31.12.1600 yılında Doğu Hindistan Şirketi’nin kuruluşuyla) ve diğer dokuz Asya ülkesinde temsil ediliyordu. Kültür ve teknik bakımdan İngiltere, 30 Yıl Savaşları öncesinde, daha ziyade Roma-merkezli Katolikler ile çeşitli Protestan hareketler (Hus, Zwingli, Calvin ve Luther) arasındaki dini çatışmalarla meşgul olan kıta krallıkları ve derebeylerinden çok önde idi; Yunan akademilerinin mirasçısı olarak dünyanın (Paris’in yanısıra) ilk üniversitelerinin kurulduğu İtalya, Avrupa’nın ileri gelen ticari gücü olma konumunu çoktan kaybetmişti. Bugünün ABD’sine çok benzer bir şekilde, dünya çapında en verimli olabilecek ticari yerleri, en zengin yer altı kaynaklarını ve stratejik olarak en önemli mevkileri el geçirmek o dönemin İngiltere’si için de ana hedefti. Karşılığında Afrika ve Asya’da ve özellikle de (daha ziyade Filistinli) Araplarla ve o dönemdeki Polonya, Kuzey Karadeniz sahillerindeki Rusya, Fransa ve Batı Ren bölgelerindeki kıyımlardan sonra yerleşmeye başlayan Yahudilerle çatışma alanının oluştuğu Orta Doğu’da hareket kabiliyetine sahip olabilmek için Güney Amerika’dan Viktoryanlı ordular çabuk geri çekilmişlerdi. Britanyalı tacın yığdığı zenginliklerin büyük bölümü 1630 ila 1860 yılları arasında elde edilmişti. Avustralya tutukluların sürüldüğü yer olarak Hindistan, Endonezya’nın bazı bölümleri ve Okyanus adaları, baharatların, kerestelerin ve yer altı zenginliklerin dağıtıcısı olarak kullanılıyordu. Bunun üstüne o dönem keşfedilmiş Afrika’nın yarısı (özellikle onun güneyi ve bütün doğusu Süveyş kanalından Sudan’a kadar) Britanya’nın hakimiyeti altındaydı. Monarşiye sadık pek çok İngiliz’e göre Britanya İmparatorluğu 18. Yüzyılın sonunda çok hızlı, neredeyse mücadelesiz bir şekilde Amerika Birleşik Devletlerinin 13 kurucu devletinin sürdürdüğü bağımsızlık savaşına boyun eğdi. Sadece Kanada’nın büyük bölümü Britanya’nın talimatlarına kulak asıyordu artık.
Önce Hindistan’daki Müslümanlar ve Hindular arasında Hint altkıtasının bağımsızlık hareketi sürecinde ortaya çıkan çatışmalar, kısmen Fransızların (Suriye, Lübnan), kısmen İngilizlerin hakimiyetleri altındaki Ortadoğu’daki büyüyen gerginlikler, Sri Lanka (o dönemde Seylan) ve Güney Afrika’da başkaldıran kabileler ve nihayet İrlanda adasındaki başgösteren Protestanlar ve Katolikler arasındaki çatışmalar, 19. yüzyılın sonunda ‘güneş batmayan’ Britanya Dünya İmparatorluğu’nun tedricen yıkımına yol açtı.
19. Yüzyılın sonunda İngilizler Çin’de ellerinde tuttukları toprakların büyük bölümünü (Hong Kong hariç) teslim ettiler. Burlar savaşı (1900) Britanya’nın Güney Afrika ve Mısır’daki –özellikle Süveyş kanalından kayıtsız geçiş hakkı kaybedilmişti- hakimiyetinin sonunun başlangıcını temsil ediyordu ve 1917 ila 1948 arasında İngiltere nihai olarak Hindistan ve Pakistan’a (15./16. Ağustos 1947) veda etti.
Britanya İmparatorluğu, irili ufaklı prenslikler olarak parçalanmış Avrupa’nın ve özellikle altı Avrupalı büyük güçle yapılan savaşın gölgesinde oluşmuştu. 1870 ila 1900 yılları arasında muazzam bir büyüme yaşadı ve fakat bununla birlikte gitgide kemikleşmiş, kibirli, değişime ve uyuma yeteneksiz bir sisteme dönüştü ve bugün sadece o eski ihtişamının sefil gölgesinde kendi halinde yaşamaya çalışıyor.
ABD –Lusitania-hadisesini [8] kullanarak dolambaçlı yol üzerinden- 1. Dünya savaşına girdikten sonra, tedricen eski Britanya hakimiyetinin ve onun taleblerinin varisliğine soyundu. Ancak bugüne kadar ABD’deki ekonomiyi belirleyen çoğunlukla İngiltere’nin, Fransa’nın ve Hollanda’nın süper zengin aileleridir –bu ailelerin çoğu hazari, yani Sami olmayan Yahudilerden oluşmaktadır. Aslında Amerikan ekonomisinin arkasında işte bu finans oligarşileri durmaktadır – birçok Amerikalı için bunlar düzenli olarak şüpheli mahfillerde (Trilateraller, Bilderberg-Konferansı, Atlantik Köprü, Dış İlişkiler Konseyi/CFR ve yaklaşık 100 tane daha birlik ve localarda) toplanan ve kendi aralarında danışan karanlık isimlerdir.
Bu aileler açısından ABD, kendi safdil oyun zevkleri için Avrupa’daki yurtlarında herhangi bir eleştiriye tabi tutulmaksızın arzularına göre acımasız sevk ve idare serbestisine sahip oldukları ve kendi ellerini açıktan kirletmedikleri bir dev ana okulu gibi algılanıyordur; herşeyi çok rahat şekilde kolaylıkla Amerikalılara yıkabilirsiniz, onları teshir direğine bağlayabilirsiniz ve yerine göre dünya polisleri, az sorgulayan tüketiciler, eczacılık, askeri ve medya politikasında kobay olarak kullanabilirsiniz ve buna rağmen dev kârlar elde edebilirsiniz. Bu klanlar gelişen Bolşevizm için bir engelleyici güç olarak harika bir şekilde hesaplarına gelen Hitler’i, Franko’yu ve Mussolini’yi oldukça gizli bir şekilde finanse ederken de bundan farklı hareket etmediler. Bu aileleri, bugün de ABD’nin vatandaşlarının hisselere yaptıkları şahsi tasarruflarından 2002 yılının ilk altı ayında 7 milyar Amerikan doları kaybetmeleri, ABD’deki fakirlik oranının yükselmesi ve genelde beyaz olmayan gettolardaki hoşnutsuzlukların kaygı verici bir şekilde artması rahatsız etmiyor. ‘It’s their country’ [bu onların ülkesi] diye düşünüyorlardır (yaklaşık iki düzine diğer finans ailelerinin yanısıra) Rotschild’ler ve DeBeers’ler, Rockefeller’lar ve Morgans’lar, ‘but it’s our game’ [fakat bizim oyunumuzdur].
Özellikle dar dünya bakışını, tarihi vakıaların ABD’nin kuruluşu ekseninde süslenen ağızda çiğnenen mitlere ve olaylara indirgenmesini, Amerikalıların büyük çoğunluğunun neredeyse –Vermont’ın doğusundan Hawaii’ın batısından sonra olup biten- herşeye lakaytlığını, ancak belli bir süre ABD’de yaşayanlar anlayabilir. Bu zaafı ise Amerikalıların oldukça açık ve meraklı, heyecanlandırılabilir ve başka ülkelerden çok daha fazla yardımsever oldukları hakikati telafi edemiyor. Amerikalıları başkaları için bu denli paranoyak ve manik, ben-merkezci ve budalaca kibirli gösteren, onların entellektüel ve duygusal köleliğidir.
Eğer ABD’de mesela 2001 yılında 400 milyar dolar sadece silahlanma (Amerikan vatandaşları için bunlar ‘Savunma giderleri’ olarak satılıyor) için harcanıyorsa ve böylelikle bir taraftan eğitime yapılan yatırımlardan 8 kat daha fazlası savruluyorsa ve bu bütün ulusların savunma giderlerinin % 42’sine tekabül ediyorsa, ABD vatandaşlarını bu durum, mukayese rakamlarını bilmedikleri ya da bu giderlerin megaloman bir hükümetin savurganlığı olarak değil kaçınılmaz savunma ücretleri olarak gördükleri için hiç rahatsız etmemektedir. 11 Eylül olaylarının gölgesinde bu giderlerin silahlar ve diğer savunma ürünleri için Senato’da 12 dakika içinde 48 milyar dolar daha arttırıldığını – Japonya’nın 2002’deki bütün savunma bütçesine denk düşüyor- yine birçok Amerikalı bilmez, zira kendilerini bütün dünyada Amerikan hegemonyasına karşı bir başkaldırının niçin başladığını eleştirel bir şekilde sorgulayacaklarına, Amerikalıların –medyanın ona göre onları şartlandırmaları sonucu- ABD’nin ‘hak tarafta’ olduğuna ve onların adalete ve barışı tesis etme gücüne bakışlarının istisnasız bütün medeni dünyanın yararına hizmet ettiğine kesin bir biçimde inanırlar.
Amerikalıların bütün yayılmacı zorbalıkları, yeraltı zenginliklerine yönelik doymak bilmeyen bir açgözlülükleriyle ve egoist iktidar politikalarının uygulanması için dünyanın yaklaşık 100 ülkesinde savaş ve katliamlardan sorumlu oldukları (en kötü örnek: Şef-‘danışmanı’ Baba George Bush(!) olan Carlyle-Anglo-American-Grubu, www.anthropos-ev.de/reise.htm), kendi Cemaatinde uslu bir şekilde kendi gündelik hayatını yaşayan Amerikan vatandaşına tamamen kapalı kalmaktadır.
Dünyayı askeri açıdan hegemonya altına almak -orduya aşık olan İngiltere’de bile silahlı kuvvetlerin bu kadar yüksek bir itibarları yok- ile tamamen tek taraflı medya süzgeci arasında kalmış; içe dönük, kaygısız bir rüşvetçi enformasyon ve aksiyon örgüsü içinde sıkıştırılmış; muazzam bir iştahla donatılmış bir halk –bütün Amerika’lıların % 60’ı aşırı kilolu, neredeyse % 25’i (aşırı) yağlı-. Amerikalı bir kişi, devasa bir teknoloji hastalığı içinde hapsolmuş, ve bütün bunlar her çeşit enüstünlük derecesinde sunulurak (‘world’s best’ ‘America’s finest’, ‘the greatest... world wide’ eklerini her Amerikalı hergün defaatlerce duyuyor ve görüyor) aşırılıkların salıncaklı koltuğu üzerinde yaşamaktadır. Ve dünyanın hiçbir yerinde para ABD de olduğu kadar değerli değildir. Diğer taraftan insani yardım yapma konusunda Amerikalıların kişisel yardımseverlikleri inanılmaz derecede güçlüdür; hiçbir yerde insan bedenine bu kadar önem verilmez –ki bu durum Beauty (güzellik) ve ilaç sanayiinin işine geliyor ve başka ülkelerde inanılması güç tazminat davalarına yol açıyor. Ayrıca 273 Milyon Amerikalının elinde yaklaşık olarak 350 milyon silah var –dünya çapında suç ve cinayet oranına daha önce değinmiştik.
Hiçbir yerde cinsellik ve bedensel cazibeye ABD’de olduğu kadar bir değer biçilmiyor, ancak ben cinsel ürkeklik, iffetfüruşluk ve utangaçlığın bu kadar güçlü olduğu bir başka ülke de tanımıyorum. [9] Efsanevi kahramanlar, can tehlikesi bulunan spor faaliyetleri, Amerikan film sanayiinden akılsızca takibat ve çatışma sahnelerinin karşısında kendileri için bedensel sağlamlığın herşeyi ifade ettiği Amerikalıların adeta paranoyak yaralanma korkusu duruyor. Hiçbir yerde sağlıklı yaşam bu denli merkezileştirilmiyor ve yüceltilmiyor. Her gıda maddesi ‘low-fat’ ‘light’ olmak zorunda, ancak diğer taraftan hiçbir yerde fastfood-zincirlerinin ABD’de olduğu gibi bu kadar kurbanı bulunmamaktadır. Dünyada Elefantiasis (Fil) hastalığına düçar olanların % 80’i Kaliforniya’da, Teksas’da ve Florida’da yaşamaktadır.
16 yaşında araba ehliyeti alınabilmesine (Florida’da 14 yaşında), orduya girilebilmesine ve 14/15 yaşında uçuş ehliyeti alınabilmesine karşın federal devletlerin çoğunda bir bardak bira içme 21 yaşından itibaren serbest. Şans oyunu 45 devlette temelde yasak, fakat sadece Las Vegas’da Batılı Amerikan vatandaşlarının tatillerinde hücum ettikleri 600.000’den fazla slotmachines (‘tek kollu haydutlar’) mevcut.
Amerikan anayasası ve aynı zamanda bütün Amerikan yaşamı büyük ölçüde din tarafından şekillendiriliyor – ki böylece herşeyi şahane bir şekilde açıklayabiliyor ve gerekçelendirebiliyorsunuz. 130.000’den fazla kilise ve tarikat [10] ABD’de Tanrı’nın razı olacağı şekilde bir hayat sürmeye, düzenli cemaat çalışmalarına, toplantılara, dans ve beraberliklere katılmaya davet ediyorlar. Şaşırtıcı değil: ABD’de vergi tasarrufu yapmanın en kolay ve süreli yolu kendine ait bir kilise kurmaktan geçiyor, bunun belki sadece bir tane üyesi –vergi tasarrufçusunun kendisi- bulunsa bile.
Sistem parçalanıyor
Ortalama Amerikalının tek-kutuplu dünya bakışı eğitim, öğretim ve enformasyon sisteminin medya tarafından tamamen tek taraflı ve hedefli yönlendirilmesinin bir sonucudur. Amerikan vatandaşı çocukluktan beri kendi Cemaati içinde etkili ve aktif katılıma, kendi okulu/college/üniversitesiyle gurur duymaya, seçmeli olarak bir spor kulübüne (ya da sancak sallayan Cheerleaders’lara) mensup olmaya, daha sonraları kilise cemaatinde hayırsever faaliyetlerde bulunmaya ve düzenli olarak potluck-partileri ve organizasyonlada en yakın parkta komşularıyla ilişkilerini güçlendirmeye teşvik edilmesine karşın, uluslararası ve tarihi bir dünya bakışı o nisbette iletilmiyor ve teşvik edilmiyor.
Amerikalı yüksek derecede hareketli ve esnek bir şekilde kendi mutluluğunu yine ‘kendisinin üreteceği’ bilinciyle yetişiyor– ama hep kendi ülkesi ve kendi bayrağına karşı sorumlu olan bir vatandaş edasıyla. Bu manik-içe dönük ve egoist bakış açısına medya katkı sağlıyor. Bunu yaparken Amerikan vatandaşına, düzenli bir şekilde –ABD açısından- kötülüklerin ve olumsuzlukların ancak ve ancak Amerikan erdemlerinin temiz bir şekilde öğretilmemesinden ya da bu değerlere küstahca ihanet edilmesinden veya uygulanmamasından kaynaklandığı tarzında toz pembe bir dünya gösterilmeye çalışılıyor.
Her tarafta ‘American hero’ (Amerikan kahramanı) [11] rüyası Amerikan vatandaşlarına adeta ana sütüyle birlikte aşılanıyor. Eğer Hollywood-filmlerinde düzenli olarak Amerikan kahramanlığı, coşan cesaret ve teknik üstünlük ortalığı kasıp kavuruyorsa, bu, gençliğin kaçamadığı ve daha yaşlı nesillerin kaçınma mecburiyetine inanmadıkları bir beyin yıkama faaliyetine denk düşmektedir.
Amerika’nın üstünlüğüne dair masal, Amerikan değerlerinin taşınması ve herşeyi gölgede bırakan bir kendini beğenmişlik, insanları, hayatın daha sonraki aşamalarında sorgulamadan yaşadıkları, kibirli bir eminlikle savundukları ve daha sonraki nesillere aktardıkları bir budalalığa itiyor. Bunun için ABD’nin kuruluş döneminden ve Kuzey Amerika kıtasına yerleşildiği dönemlere ait aktarılan abartılı rivayetler bugünkü Amerikan müstekbirliğini sürekli besliyor.
Amerikan vatandaşları, bu kıtaya yerleşenlerin Avrupa’dan, Çin’den ve diğer Uzakdoğu ülkelerinden gelen (ve daha sonra icbaren getirilen siyahi Afrikalılar ve Karayib kökenli köleler) mülteciler olduklarını, okullarda mecburi ders olan ‘American history’de öğrenmiyorlar. Kıtaya yerleşme olayına da kendi hayatlarını risk altına atan, Tanrı’ya güvenerek Amerikan topraklarının fatihleri olarak ortaya çıkan, ilkel ve sinsi ateist olan (Kızılderililer) kişilerle savaşan ve en zor fedakarlıklardan bile çekinmeyen ‘settlers’(yerleşimcilerin) cesaret ve kaşiflik hevesi açısından bakılıyor. Amerikan vatandaşları, bu göçmenlerin sadece dini sebeplerden dolayı hicret edenlerden ibaret olmadıklarını, fakat çoğu zaman ölüm cezasına çarptırılmaktan kurtulmak için Britanya’nın, Hollanda’lı prensler ya da Fransa’lı kralların vazifelendirmesiyle Batı’ya doğru yola çıkan ya da düşman olan Japon ve Çin’li ailelerin kan davalarından kurtulmak için demiryollarının inşa edilmesi, paralı askerlik hizmetine ya da oduncu, altın yıkayıcısı, aşçı, iz sürücüsü ya da kürk avcıları olarak yeni kıtada vazife üstlenen caniler, asker kaçakları ve yargılanmış suçlular olduğunu öğrendiklerinde bir hayli şaşırıyorlar.
Fakat yakında 300 milyon insandan oluşacak olan bütün bir ulusu dışakapalı bir darkafalılık içinde tutma zamanı kesin olarak bitti. Ekonomik sabun köpüğünün patlaması, alt katmanlardaki sınıfların nüfuslarının ekonomik bakımdan daha iyi durumda bulunan sınıflara nazaran daha hızlı artışı ve özellikle sınırları birkaç saniye içinde aşan internet, evrensel üstünlüğe dair Amerikan rüyasını yıkmak üzere. Her ne kadar bunu gizli servisler ve bir yeni Bakanlık (‘Homeland Security’, küçük Bush tarafından 170.000 memurla donatıldı) çaresizce önlemeye çalışsa da, durum bunu gösteriyor. Amerikalıların dünyaya saçma sapan bakışları en geç 11 Eylül 2001 hadiseleriyle üzücü zirvesini aştı. Git gide daha fazla Amerikalı, hergün kendilerine reklamlar, komediler, spor yayınları ve bölgesel şenlikler arasında yazılı ve görüntülü medya kanalıyla gözlerinin içine sokulan hikayeleri sorgulamaya başlıyorlar. ABD’de birçok zeki ve meraklı insan soru soruyor ve alınlarını buruşturuyor. Gelirler-arası açık uçurumlar ve sadece görünürde bütün vatandaşlara açık olan yaşam fırsatları giderek çocuklarda ve gençlerde de kuşku, itimatsızlık ve büyüyen bir şiddet meydana getiriyor. Hollywood ve Medya devleri, ilaç sanayii ve silah lobisi, siyasi ve dini karizmatik liderler siyaset ve ekonomide, spor ve eğlence alanında gemi aslanları olarak kullanılan kuklalar olarak istedikleri kadar halkı aptallaştıran nutuklarını savursunlar, gelişmeler bu yönde. Zaten çok zor zaptedilen Amerikan kültürü, ekonomik ve devletler topluluğu, bu yüzden parçalanıp bölünmenin arefesinde görünüyor.
Bunun ne kadar çok hızlı gerçekleşebileceğini tarihte benzeri yüzlerce vakıa ispatlamaktadır. Çok eski imparatorluklar olan Hititlerin, Asurluların, Mısırlıların, Babillilerin, Yunanlıların, Romalıların, Moğolların ve Türklerin yıkılışını örnek vermeye gerek yok; daha yakın zamanda cereyan eden Fransa ve İspanya’nın, Portekiz ve Hollanda’nın, Avusturya ve Prusya’nın, Britanya İmparatorluğu’nun ya da –zaman yönünden daha yakın olan- Komünizmin/Sosyalizmin ve Stalin ile Hitler’in cinnet imparatorluklarının yıkılışı birer örnektir.
Amerika’nın hegemonya talepleri ne askeri olarak gerçekleştirilebilir ne de mali bakımdan altından kalkılabilir. Kelimenin orijinal anlamı bakımından faşist olarak betimlenebilecek olan ben-merkezci Amerikan sistemi kendisini içsel olarak, astronomik dille ifade edecek olursak, çok tehlikeli, istikrarsız bir ‘Kara delik’e yoğunlaştırdı ve dış politika açısından çoktan kendini zorladı. Birkaç sene içinde - tahminime göre beş ila on yıl arasında - bu sistemin insanlıktan nefret eden bir kibir sembolü olarak, şovenist bir kuruntu ve yobaz, gerçek liberalliği alaycı ve benmerkezci bir şekilde ayaklar altına alan bir maskaralık olarak foyası meydana çıkacaktır. Asıl sorun ise o zamana kadar Amerikalıların hakikate karşı körlüklerinden, bunun arkasındaki elebaşlarının dünya ve iktidar hırslarından, ikiyüzlü bir şekilde dünyayı iyileştirme düşkünlüğünden ve vurdumduymaz inatçılıktan diğer dünyaya ne kadar acı çektirileceği, küçük bir azınlığın zenginliğini arttırabilmesi için kendi insanlarını olduğu kadar diğer ulusları da acımasızca sömüreceği, ruhen ve fikren suistimal edeceği ve öldüreceğidir.
Ortadoğu’da –burada Arap dünyasının Batı dünyasından kopmasına da yol açacak olan bir savaş olacak- Hindistan ve Pakistan arasında, Latin Amerika’da ve Afrika’daki pek çok bölgede net bir şekilde gelişen kriz bölgeleri ve uyanmaya başlayan, bundan böyle kendi yer altı zenginliklerinin Amerikan şirketlerine peşkeş çekilmesine razı olmayacak olan buraların halkları, süpergüç ABD’nin yıkılışını yakın bir zamanda realite haline getireceklerdir. ABD kendisini oldukça nüfuz sahibi olan içerdeki Amerikan hazari-yahudi organizasyonların diktasından kurtarmayı ve Şaron’un kollarına düşmemeyi başaramazsa burada kelimenin tam anlamıyla 3. Dünya Savaşının çıkması tehdidi ile karşı karşıya kalırız.
Buna paralel olarak aynı zamanda daha önce Amerikan nüfuzunun siperi altında kendi vatandaşlarını sömüren ve baskı altında tutan (mesela Suudi Arabistan gibi) birçok rejim çatlarken, diğer taraftan şimdiye kadar Amerika’nın kamçısı altında (aşağı yukarı) suskunluk pozisyonundaki uluslar ve entelektüel havzalar, eğer dünya devi ABD’yi yaralanmış ve yaralanabilir olarak görürlerse, yoğun bir şekilde hücuma geçecekler.
Eğer bugüne kadar sadece çok cüzi olarak biyolojik silahlarla (şarbon, öldürücü virüsler, manipüle edilmiş genler) terör saldırıları yapıldıysa – özellikle ABD’nin içinde ve Amerikalılar (!) tarafından yapılmış olması calibi dikkattir- bunun tek sebebi, perde arkasında olan elebaşların kendi zihniyetlerine mensup olanlardan birçoğunu da yaralama ihtimalinden dolayıdır. Bu tür fundamentalistçe ‘gerekçelendirilmiş’ metodlar günden güne daha da sofistike bir şekle bürünüyor. Ve tehlike durdurulamaz şekilde artıyor.
Bugün kendisine halen Bush’çu bir büyüklük iddiasının gölgesine sığınarak yer edineceğine inanan bir kişi, çoktandır duvarda büyük harflerle yazılı olan zamanın işaretlerini düşüncesizce görmezlikten gelmemeli. Amerika’nın dünya terörizminin sonu, dünyanın geri kalan kısmı için de büyük problemler, sosyo-politik ve ekonomi-politik açıdan kırılmalarla birlikte gerçekleşecek. Bu durumda ABD’ye korkunç, ultra-modern savunma sistemleri (Haarp, Master-Shield, SMI, vs.) ve ne kadar inceltilmiş olsa da dinleme metodları ve tamamen kafayı yemiş ordu birimleri hiçbir şekilde yardım edemeyecekler.
Amerikan sisteminin çöküşü muhtemelen insanlık tarihinin dünya çapında en feci felaketini beraberinde getirecek, bunun gerçekleşmesi sırasında gıda maddeleri kıtlığı ve açlık, büyük arazilerin savaş nedeniyle kuraklaşması, kaotik iç savaşlar, milyonlarca kat mülteci orduları, halkların topyekün kıyımı ve aynı zamanda bu gezegenin devasa arazilerinin zarar görmesi ile büyük oranda hayvan ve bitki türlerinin imha edilmesi olabilir.
Hiç bir insan Amerikan hükümet temsilcilerinin ve üst düzey askerlerin beyinlerinde anlayış ve izan ya da bunların arkalarında olan finans oligarşisinden insani bir tutum takınacaklarını ümid etmemeli. Bu her ne kadar dünyanın diğer ülkeleri için acı olsa da, onlar testiyi son demine kadar boşaltacaklar. Zira onlar için ne olduğu önemli değil –‘no matter what!’- Ancak bu aşama geçilmek zorunda.
Ümit veren şey ise, Amerikan hegemonyasına karşı dünya çapındaki direnişin saatten saate artmasıdır. Sevindirici bir şekilde birçok insan- özellikle gençler- duvardaki işaretlere ilgi göstermeye, kafalarını çevirmemeye ve gözlerini kapamamaya hazırlar. Basında, radyoda ve televizyondaki filtre edilmiş haberlere gitgide daha fazla kuşkuyla yaklaşılıyor. Gitgide daha fazla insan başka bilgi kaynakları arıyorlar, tartışmaya, düşünmeye ve kuşkulanmaya hazırlar.
Amerika Birleşik Devletleri’nin sonunun başlangıcı çoktan başladı.
"Ne kadar tarihte az da gerçekleşse, bir çağın bitip daha önce baskı altında tutulan bir ulusun ruhunun kendi ifadesini bulduğu eskiden yeniye çıktığımız an gelecektir." (Cevarhelal Nehru, 1947, Pakistan İslami Cumhuriyetinin kuruluşunda, Hindistan’ın İngiliz hakimiyetinden kurtuluşundan bir gün önce, 15.08.1947’de bu sözleri söyledi.)

Dipnotlar
* Yazının ilk bölümü Mart 2003 sayısında yayınlandı.
[1] Kolaylık olsun diye Euro ve Dolar 1:1 ifade edildi.
[2] Yönetimden bu bağlamda bahsedilemez, zira toplam 26 değişik Amerikan gizli servisi sadece ABD’deki halkı ve dünyanın bütün ülkelerindeki halkları değil, fakat daha çok artan bir gayretle birbirlerini de gözetliyorlar. Diğer karşıdaki gizli servisin rakipleri ayartılıyor, suça teşvik ediliyor ya da öldürülüyor. Burada da hedef sadece güç, nüfuz ve bilgi koruma, aynı zamanda Kongre tarafından verilecek olan senelik para meblağlarıdır. Üç gizli servisi, hepsinden de öte milyarlık bir senelik bütçeye sahip olan NSA, Kongre’ye ya da herhangi bir başka hükümet dairesine paraların kullanımı konusunda hesap vermek zorunda değiller.
[3] –‘şahsi hürriyetin’ bir ifadesi olarak- ABD’de kayıt sicili bulunmamasına rağmen. Yani kim geniş halk kitlesinden kaçmak istiyorsa, ABD’ye göçsün.
[4] Internal Revenue Service (IRS) (Dahili Gelir Servisi) sınırsız eylem hakkına sahip olan ve hiçbir sivil hukuka bağlı bulunmayan, zorbalığından bütün ABD’de korkulan bir organizasyondur. Başka suçlardan dolayı bir türlü delile dayalı olarak suçu kanıtlanamayan biri varsa –hiç sorun değil: IRS birşeyler mutlaka bulur. Al Capone’nin başına bile Amerikan ceza hukuku değil, IRS bela olmuştu.
[5] Benim en az beş tane eski sınıf arkadaşım polis olarak hizmet esnasında öldüler; ikisi motosikletlerinden otoyolda geçen arabalar tarafından kurşuna dizildiler, biri bir ‘komando’ tarafından öldürüldü, ikisi silahla çatışmalarda ölümcül yaralandılar.
[6] ‘On centden daha az’
[7] ‘Amerika için iyi olan herşey benim için de iyidir’
[8] 07.05.1915 tarihinde yüzlerce Amerikalı sivilin hayatına mal olan, fakat Amerikan vatandaşlarını ise bir bütün olarak Cumhurbaşkanının arkasında toplayan ikiyüzlü bir oyun.
[9] Amerikan komşunuza bebeklerinizin çıplak fotoğraflarını göstermeyiniz. Siz çok hızlı bir şekilde sapık olarak hapse girebilir ve çocuğa bakma hakkını kaybedebilirsiniz.
[10] Bütün ‘Creationists’lerin- bunlar lafzen dünyanın (yaklaşık 6.500 yıl önce) 7-günde yaratıldığına inanan insanlar- % 90’ı ABD’de yaşıyor.
[11] ‘Amerikan kahramanı’
 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'