ABD: Sonun Başlangıcı (2)*
Çeviren : Kamil
CENGİZ
Kaynak: Zeitreport,
Eylül/Ekim 2002
ABD
vatandaşları ulusal olarak kategorize edilemeyen Amerikan İngilizcesinin içine,
her türlü ülkeden dilsel etkilerin ve kısaltılmış sembollerin (U2, 4 me 2, vs.)
lingüistik bir çetrefil dile yoğunlaştığı bir ‘Esperanto’ya doğru gitgide
çocuksu bir seviyede çok süratli bir şekilde gelişmesini hiç düşünmeden
kabulleniyorlar.
ABD’nin, çevreyi korumaya yönelik atomik, kimyasal ve biyolojik silahların
azaltılması ile ilgili uluslararası anlaşmalara direnmesi, savaş suçu işlemiş
askerlerinin uluslararası camiada aforoz edilmesi uygulamasından istisna
edilmesini istemesi, gelecekte de ölüm cezasının kalkmayacağı gerçeği ve daha
birçok uluslararası anlaşmaları alaya alan ekonomi ve ticaret hukukundaki
kendini himaye usulleri, ortalama Amerikan vatandaşını -şayet bunlar hakkında
bilgisi varsa- hiç ilgilendirmemektedir. ‘What ever is good for America is also
good for me’[Amerika için iyi olan benim için de iyidir] [7] sloganı her tarafta
itirazsız kabul görmüştür.
Avrupa’ya has eleştirelcilik ve arada sırada Amerikan medyasında gösterilen
Avrupa’daki sivil protestolar Amerikalılara temelden yabancı ve şüphe
uyandırıcıdır. Onlar Avrupalıları dünya çapındaki şanlı Amerikan politikasının
frenleyecileri olarak görüyorlar. Amerikan medyası bunun için Avrupa’lı
‘whimps’[ürkekler/korkaklar] kavramını üretti. ABD de kullanımı yaygınlaştırılan
‘globalleşme’ formülü, ABD dışında gelişen tüm dünya olayları hakkında çok az
bilgi sahibi olan Amerikalı için sadece Amerikan değerlerinin küresel ölçekte
yaygınlaşması ve kabul görmesi anlamına gelmektedir. Amerika ile dünya....! Bir
dakika, bunu biz daha önce de görmemiş miydik ?
ABD : Britanya İmparatorluğu’nun mirasçısı
17. yüzyılın başlarında İngiltere Krallığı, 300 yıl sonra ABD’nin üstlendiği
rolün benzerini oynuyordu. İngiltere, Hollandalılar, İspanyollar ve Fransızlarla
yaptığı çatışmalardan muzaffer olarak çıktıktan sonra, askeri bakımdan dünya
ölçeğinde kendini en güçlü devlet olarak gördü. Kuzey ve Güney Ameika’da ticari
üslerle, Hindistan’da (31.12.1600 yılında Doğu Hindistan Şirketi’nin
kuruluşuyla) ve diğer dokuz Asya ülkesinde temsil ediliyordu. Kültür ve teknik
bakımdan İngiltere, 30 Yıl Savaşları öncesinde, daha ziyade Roma-merkezli
Katolikler ile çeşitli Protestan hareketler (Hus, Zwingli, Calvin ve Luther)
arasındaki dini çatışmalarla meşgul olan kıta krallıkları ve derebeylerinden çok
önde idi; Yunan akademilerinin mirasçısı olarak dünyanın (Paris’in yanısıra) ilk
üniversitelerinin kurulduğu İtalya, Avrupa’nın ileri gelen ticari gücü olma
konumunu çoktan kaybetmişti. Bugünün ABD’sine çok benzer bir şekilde, dünya
çapında en verimli olabilecek ticari yerleri, en zengin yer altı kaynaklarını ve
stratejik olarak en önemli mevkileri el geçirmek o dönemin İngiltere’si için de
ana hedefti. Karşılığında Afrika ve Asya’da ve özellikle de (daha ziyade
Filistinli) Araplarla ve o dönemdeki Polonya, Kuzey Karadeniz sahillerindeki
Rusya, Fransa ve Batı Ren bölgelerindeki kıyımlardan sonra yerleşmeye başlayan
Yahudilerle çatışma alanının oluştuğu Orta Doğu’da hareket kabiliyetine sahip
olabilmek için Güney Amerika’dan Viktoryanlı ordular çabuk geri çekilmişlerdi.
Britanyalı tacın yığdığı zenginliklerin büyük bölümü 1630 ila 1860 yılları
arasında elde edilmişti. Avustralya tutukluların sürüldüğü yer olarak Hindistan,
Endonezya’nın bazı bölümleri ve Okyanus adaları, baharatların, kerestelerin ve
yer altı zenginliklerin dağıtıcısı olarak kullanılıyordu. Bunun üstüne o dönem
keşfedilmiş Afrika’nın yarısı (özellikle onun güneyi ve bütün doğusu Süveyş
kanalından Sudan’a kadar) Britanya’nın hakimiyeti altındaydı. Monarşiye sadık
pek çok İngiliz’e göre Britanya İmparatorluğu 18. Yüzyılın sonunda çok hızlı,
neredeyse mücadelesiz bir şekilde Amerika Birleşik Devletlerinin 13 kurucu
devletinin sürdürdüğü bağımsızlık savaşına boyun eğdi. Sadece Kanada’nın büyük
bölümü Britanya’nın talimatlarına kulak asıyordu artık.
Önce Hindistan’daki Müslümanlar ve Hindular arasında Hint altkıtasının
bağımsızlık hareketi sürecinde ortaya çıkan çatışmalar, kısmen Fransızların
(Suriye, Lübnan), kısmen İngilizlerin hakimiyetleri altındaki Ortadoğu’daki
büyüyen gerginlikler, Sri Lanka (o dönemde Seylan) ve Güney Afrika’da
başkaldıran kabileler ve nihayet İrlanda adasındaki başgösteren Protestanlar ve
Katolikler arasındaki çatışmalar, 19. yüzyılın sonunda ‘güneş batmayan’ Britanya
Dünya İmparatorluğu’nun tedricen yıkımına yol açtı.
19. Yüzyılın sonunda İngilizler Çin’de ellerinde tuttukları toprakların büyük
bölümünü (Hong Kong hariç) teslim ettiler. Burlar savaşı (1900) Britanya’nın
Güney Afrika ve Mısır’daki –özellikle Süveyş kanalından kayıtsız geçiş hakkı
kaybedilmişti- hakimiyetinin sonunun başlangıcını temsil ediyordu ve 1917 ila
1948 arasında İngiltere nihai olarak Hindistan ve Pakistan’a (15./16. Ağustos
1947) veda etti.
Britanya İmparatorluğu, irili ufaklı prenslikler olarak parçalanmış Avrupa’nın
ve özellikle altı Avrupalı büyük güçle yapılan savaşın gölgesinde oluşmuştu.
1870 ila 1900 yılları arasında muazzam bir büyüme yaşadı ve fakat bununla
birlikte gitgide kemikleşmiş, kibirli, değişime ve uyuma yeteneksiz bir sisteme
dönüştü ve bugün sadece o eski ihtişamının sefil gölgesinde kendi halinde
yaşamaya çalışıyor.
ABD –Lusitania-hadisesini [8] kullanarak dolambaçlı yol üzerinden- 1. Dünya
savaşına girdikten sonra, tedricen eski Britanya hakimiyetinin ve onun
taleblerinin varisliğine soyundu. Ancak bugüne kadar ABD’deki ekonomiyi
belirleyen çoğunlukla İngiltere’nin, Fransa’nın ve Hollanda’nın süper zengin
aileleridir –bu ailelerin çoğu hazari, yani Sami olmayan Yahudilerden
oluşmaktadır. Aslında Amerikan ekonomisinin arkasında işte bu finans
oligarşileri durmaktadır – birçok Amerikalı için bunlar düzenli olarak şüpheli
mahfillerde (Trilateraller, Bilderberg-Konferansı, Atlantik Köprü, Dış İlişkiler
Konseyi/CFR ve yaklaşık 100 tane daha birlik ve localarda) toplanan ve kendi
aralarında danışan karanlık isimlerdir.
Bu aileler açısından ABD, kendi safdil oyun zevkleri için Avrupa’daki
yurtlarında herhangi bir eleştiriye tabi tutulmaksızın arzularına göre acımasız
sevk ve idare serbestisine sahip oldukları ve kendi ellerini açıktan
kirletmedikleri bir dev ana okulu gibi algılanıyordur; herşeyi çok rahat şekilde
kolaylıkla Amerikalılara yıkabilirsiniz, onları teshir direğine
bağlayabilirsiniz ve yerine göre dünya polisleri, az sorgulayan tüketiciler,
eczacılık, askeri ve medya politikasında kobay olarak kullanabilirsiniz ve buna
rağmen dev kârlar elde edebilirsiniz. Bu klanlar gelişen Bolşevizm için bir
engelleyici güç olarak harika bir şekilde hesaplarına gelen Hitler’i, Franko’yu
ve Mussolini’yi oldukça gizli bir şekilde finanse ederken de bundan farklı
hareket etmediler. Bu aileleri, bugün de ABD’nin vatandaşlarının hisselere
yaptıkları şahsi tasarruflarından 2002 yılının ilk altı ayında 7 milyar Amerikan
doları kaybetmeleri, ABD’deki fakirlik oranının yükselmesi ve genelde beyaz
olmayan gettolardaki hoşnutsuzlukların kaygı verici bir şekilde artması rahatsız
etmiyor. ‘It’s their country’ [bu onların ülkesi] diye düşünüyorlardır (yaklaşık
iki düzine diğer finans ailelerinin yanısıra) Rotschild’ler ve DeBeers’ler,
Rockefeller’lar ve Morgans’lar, ‘but it’s our game’ [fakat bizim oyunumuzdur].
Özellikle dar dünya bakışını, tarihi vakıaların ABD’nin kuruluşu ekseninde
süslenen ağızda çiğnenen mitlere ve olaylara indirgenmesini, Amerikalıların
büyük çoğunluğunun neredeyse –Vermont’ın doğusundan Hawaii’ın batısından sonra
olup biten- herşeye lakaytlığını, ancak belli bir süre ABD’de yaşayanlar
anlayabilir. Bu zaafı ise Amerikalıların oldukça açık ve meraklı,
heyecanlandırılabilir ve başka ülkelerden çok daha fazla yardımsever oldukları
hakikati telafi edemiyor. Amerikalıları başkaları için bu denli paranoyak ve
manik, ben-merkezci ve budalaca kibirli gösteren, onların entellektüel ve
duygusal köleliğidir.
Eğer ABD’de mesela 2001 yılında 400 milyar dolar sadece silahlanma (Amerikan
vatandaşları için bunlar ‘Savunma giderleri’ olarak satılıyor) için harcanıyorsa
ve böylelikle bir taraftan eğitime yapılan yatırımlardan 8 kat daha fazlası
savruluyorsa ve bu bütün ulusların savunma giderlerinin % 42’sine tekabül
ediyorsa, ABD vatandaşlarını bu durum, mukayese rakamlarını bilmedikleri ya da
bu giderlerin megaloman bir hükümetin savurganlığı olarak değil kaçınılmaz
savunma ücretleri olarak gördükleri için hiç rahatsız etmemektedir. 11 Eylül
olaylarının gölgesinde bu giderlerin silahlar ve diğer savunma ürünleri için
Senato’da 12 dakika içinde 48 milyar dolar daha arttırıldığını – Japonya’nın
2002’deki bütün savunma bütçesine denk düşüyor- yine birçok Amerikalı bilmez,
zira kendilerini bütün dünyada Amerikan hegemonyasına karşı bir başkaldırının
niçin başladığını eleştirel bir şekilde sorgulayacaklarına, Amerikalıların
–medyanın ona göre onları şartlandırmaları sonucu- ABD’nin ‘hak tarafta’
olduğuna ve onların adalete ve barışı tesis etme gücüne bakışlarının istisnasız
bütün medeni dünyanın yararına hizmet ettiğine kesin bir biçimde inanırlar.
Amerikalıların bütün yayılmacı zorbalıkları, yeraltı zenginliklerine yönelik
doymak bilmeyen bir açgözlülükleriyle ve egoist iktidar politikalarının
uygulanması için dünyanın yaklaşık 100 ülkesinde savaş ve katliamlardan sorumlu
oldukları (en kötü örnek: Şef-‘danışmanı’ Baba George Bush(!) olan
Carlyle-Anglo-American-Grubu, www.anthropos-ev.de/reise.htm), kendi Cemaatinde
uslu bir şekilde kendi gündelik hayatını yaşayan Amerikan vatandaşına tamamen
kapalı kalmaktadır.
Dünyayı askeri açıdan hegemonya altına almak -orduya aşık olan İngiltere’de bile
silahlı kuvvetlerin bu kadar yüksek bir itibarları yok- ile tamamen tek taraflı
medya süzgeci arasında kalmış; içe dönük, kaygısız bir rüşvetçi enformasyon ve
aksiyon örgüsü içinde sıkıştırılmış; muazzam bir iştahla donatılmış bir halk
–bütün Amerika’lıların % 60’ı aşırı kilolu, neredeyse % 25’i (aşırı) yağlı-.
Amerikalı bir kişi, devasa bir teknoloji hastalığı içinde hapsolmuş, ve bütün
bunlar her çeşit enüstünlük derecesinde sunulurak (‘world’s best’ ‘America’s
finest’, ‘the greatest... world wide’ eklerini her Amerikalı hergün defaatlerce
duyuyor ve görüyor) aşırılıkların salıncaklı koltuğu üzerinde yaşamaktadır. Ve
dünyanın hiçbir yerinde para ABD de olduğu kadar değerli değildir. Diğer
taraftan insani yardım yapma konusunda Amerikalıların kişisel yardımseverlikleri
inanılmaz derecede güçlüdür; hiçbir yerde insan bedenine bu kadar önem verilmez
–ki bu durum Beauty (güzellik) ve ilaç sanayiinin işine geliyor ve başka
ülkelerde inanılması güç tazminat davalarına yol açıyor. Ayrıca 273 Milyon
Amerikalının elinde yaklaşık olarak 350 milyon silah var –dünya çapında suç ve
cinayet oranına daha önce değinmiştik.
Hiçbir yerde cinsellik ve bedensel cazibeye ABD’de olduğu kadar bir değer
biçilmiyor, ancak ben cinsel ürkeklik, iffetfüruşluk ve utangaçlığın bu kadar
güçlü olduğu bir başka ülke de tanımıyorum. [9] Efsanevi kahramanlar, can
tehlikesi bulunan spor faaliyetleri, Amerikan film sanayiinden akılsızca takibat
ve çatışma sahnelerinin karşısında kendileri için bedensel sağlamlığın herşeyi
ifade ettiği Amerikalıların adeta paranoyak yaralanma korkusu duruyor. Hiçbir
yerde sağlıklı yaşam bu denli merkezileştirilmiyor ve yüceltilmiyor. Her gıda
maddesi ‘low-fat’ ‘light’ olmak zorunda, ancak diğer taraftan hiçbir yerde
fastfood-zincirlerinin ABD’de olduğu gibi bu kadar kurbanı bulunmamaktadır.
Dünyada Elefantiasis (Fil) hastalığına düçar olanların % 80’i Kaliforniya’da,
Teksas’da ve Florida’da yaşamaktadır.
16 yaşında araba ehliyeti alınabilmesine (Florida’da 14 yaşında), orduya
girilebilmesine ve 14/15 yaşında uçuş ehliyeti alınabilmesine karşın federal
devletlerin çoğunda bir bardak bira içme 21 yaşından itibaren serbest. Şans
oyunu 45 devlette temelde yasak, fakat sadece Las Vegas’da Batılı Amerikan
vatandaşlarının tatillerinde hücum ettikleri 600.000’den fazla slotmachines
(‘tek kollu haydutlar’) mevcut.
Amerikan anayasası ve aynı zamanda bütün Amerikan yaşamı büyük ölçüde din
tarafından şekillendiriliyor – ki böylece herşeyi şahane bir şekilde
açıklayabiliyor ve gerekçelendirebiliyorsunuz. 130.000’den fazla kilise ve
tarikat [10] ABD’de Tanrı’nın razı olacağı şekilde bir hayat sürmeye, düzenli
cemaat çalışmalarına, toplantılara, dans ve beraberliklere katılmaya davet
ediyorlar. Şaşırtıcı değil: ABD’de vergi tasarrufu yapmanın en kolay ve süreli
yolu kendine ait bir kilise kurmaktan geçiyor, bunun belki sadece bir tane üyesi
–vergi tasarrufçusunun kendisi- bulunsa bile.
Sistem parçalanıyor
Ortalama Amerikalının tek-kutuplu dünya bakışı eğitim, öğretim ve enformasyon
sisteminin medya tarafından tamamen tek taraflı ve hedefli yönlendirilmesinin
bir sonucudur. Amerikan vatandaşı çocukluktan beri kendi Cemaati içinde etkili
ve aktif katılıma, kendi okulu/college/üniversitesiyle gurur duymaya, seçmeli
olarak bir spor kulübüne (ya da sancak sallayan Cheerleaders’lara) mensup
olmaya, daha sonraları kilise cemaatinde hayırsever faaliyetlerde bulunmaya ve
düzenli olarak potluck-partileri ve organizasyonlada en yakın parkta
komşularıyla ilişkilerini güçlendirmeye teşvik edilmesine karşın, uluslararası
ve tarihi bir dünya bakışı o nisbette iletilmiyor ve teşvik edilmiyor.
Amerikalı yüksek derecede hareketli ve esnek bir şekilde kendi mutluluğunu yine
‘kendisinin üreteceği’ bilinciyle yetişiyor– ama hep kendi ülkesi ve kendi
bayrağına karşı sorumlu olan bir vatandaş edasıyla. Bu manik-içe dönük ve egoist
bakış açısına medya katkı sağlıyor. Bunu yaparken Amerikan vatandaşına, düzenli
bir şekilde –ABD açısından- kötülüklerin ve olumsuzlukların ancak ve ancak
Amerikan erdemlerinin temiz bir şekilde öğretilmemesinden ya da bu değerlere
küstahca ihanet edilmesinden veya uygulanmamasından kaynaklandığı tarzında toz
pembe bir dünya gösterilmeye çalışılıyor.
Her tarafta ‘American hero’ (Amerikan kahramanı) [11] rüyası Amerikan
vatandaşlarına adeta ana sütüyle birlikte aşılanıyor. Eğer Hollywood-filmlerinde
düzenli olarak Amerikan kahramanlığı, coşan cesaret ve teknik üstünlük ortalığı
kasıp kavuruyorsa, bu, gençliğin kaçamadığı ve daha yaşlı nesillerin kaçınma
mecburiyetine inanmadıkları bir beyin yıkama faaliyetine denk düşmektedir.
Amerika’nın üstünlüğüne dair masal, Amerikan değerlerinin taşınması ve herşeyi
gölgede bırakan bir kendini beğenmişlik, insanları, hayatın daha sonraki
aşamalarında sorgulamadan yaşadıkları, kibirli bir eminlikle savundukları ve
daha sonraki nesillere aktardıkları bir budalalığa itiyor. Bunun için ABD’nin
kuruluş döneminden ve Kuzey Amerika kıtasına yerleşildiği dönemlere ait
aktarılan abartılı rivayetler bugünkü Amerikan müstekbirliğini sürekli besliyor.
Amerikan vatandaşları, bu kıtaya yerleşenlerin Avrupa’dan, Çin’den ve diğer
Uzakdoğu ülkelerinden gelen (ve daha sonra icbaren getirilen siyahi Afrikalılar
ve Karayib kökenli köleler) mülteciler olduklarını, okullarda mecburi ders olan
‘American history’de öğrenmiyorlar. Kıtaya yerleşme olayına da kendi hayatlarını
risk altına atan, Tanrı’ya güvenerek Amerikan topraklarının fatihleri olarak
ortaya çıkan, ilkel ve sinsi ateist olan (Kızılderililer) kişilerle savaşan ve
en zor fedakarlıklardan bile çekinmeyen ‘settlers’(yerleşimcilerin) cesaret ve
kaşiflik hevesi açısından bakılıyor. Amerikan vatandaşları, bu göçmenlerin
sadece dini sebeplerden dolayı hicret edenlerden ibaret olmadıklarını, fakat
çoğu zaman ölüm cezasına çarptırılmaktan kurtulmak için Britanya’nın,
Hollanda’lı prensler ya da Fransa’lı kralların vazifelendirmesiyle Batı’ya doğru
yola çıkan ya da düşman olan Japon ve Çin’li ailelerin kan davalarından
kurtulmak için demiryollarının inşa edilmesi, paralı askerlik hizmetine ya da
oduncu, altın yıkayıcısı, aşçı, iz sürücüsü ya da kürk avcıları olarak yeni
kıtada vazife üstlenen caniler, asker kaçakları ve yargılanmış suçlular olduğunu
öğrendiklerinde bir hayli şaşırıyorlar.
Fakat yakında 300 milyon insandan oluşacak olan bütün bir ulusu dışakapalı bir
darkafalılık içinde tutma zamanı kesin olarak bitti. Ekonomik sabun köpüğünün
patlaması, alt katmanlardaki sınıfların nüfuslarının ekonomik bakımdan daha iyi
durumda bulunan sınıflara nazaran daha hızlı artışı ve özellikle sınırları
birkaç saniye içinde aşan internet, evrensel üstünlüğe dair Amerikan rüyasını
yıkmak üzere. Her ne kadar bunu gizli servisler ve bir yeni Bakanlık (‘Homeland
Security’, küçük Bush tarafından 170.000 memurla donatıldı) çaresizce önlemeye
çalışsa da, durum bunu gösteriyor. Amerikalıların dünyaya saçma sapan bakışları
en geç 11 Eylül 2001 hadiseleriyle üzücü zirvesini aştı. Git gide daha fazla
Amerikalı, hergün kendilerine reklamlar, komediler, spor yayınları ve bölgesel
şenlikler arasında yazılı ve görüntülü medya kanalıyla gözlerinin içine sokulan
hikayeleri sorgulamaya başlıyorlar. ABD’de birçok zeki ve meraklı insan soru
soruyor ve alınlarını buruşturuyor. Gelirler-arası açık uçurumlar ve sadece
görünürde bütün vatandaşlara açık olan yaşam fırsatları giderek çocuklarda ve
gençlerde de kuşku, itimatsızlık ve büyüyen bir şiddet meydana getiriyor.
Hollywood ve Medya devleri, ilaç sanayii ve silah lobisi, siyasi ve dini
karizmatik liderler siyaset ve ekonomide, spor ve eğlence alanında gemi
aslanları olarak kullanılan kuklalar olarak istedikleri kadar halkı
aptallaştıran nutuklarını savursunlar, gelişmeler bu yönde. Zaten çok zor
zaptedilen Amerikan kültürü, ekonomik ve devletler topluluğu, bu yüzden
parçalanıp bölünmenin arefesinde görünüyor.
Bunun ne kadar çok hızlı gerçekleşebileceğini tarihte benzeri yüzlerce vakıa
ispatlamaktadır. Çok eski imparatorluklar olan Hititlerin, Asurluların,
Mısırlıların, Babillilerin, Yunanlıların, Romalıların, Moğolların ve Türklerin
yıkılışını örnek vermeye gerek yok; daha yakın zamanda cereyan eden Fransa ve
İspanya’nın, Portekiz ve Hollanda’nın, Avusturya ve Prusya’nın, Britanya
İmparatorluğu’nun ya da –zaman yönünden daha yakın olan- Komünizmin/Sosyalizmin
ve Stalin ile Hitler’in cinnet imparatorluklarının yıkılışı birer örnektir.
Amerika’nın hegemonya talepleri ne askeri olarak gerçekleştirilebilir ne de mali
bakımdan altından kalkılabilir. Kelimenin orijinal anlamı bakımından faşist
olarak betimlenebilecek olan ben-merkezci Amerikan sistemi kendisini içsel
olarak, astronomik dille ifade edecek olursak, çok tehlikeli, istikrarsız bir
‘Kara delik’e yoğunlaştırdı ve dış politika açısından çoktan kendini zorladı.
Birkaç sene içinde - tahminime göre beş ila on yıl arasında - bu sistemin
insanlıktan nefret eden bir kibir sembolü olarak, şovenist bir kuruntu ve yobaz,
gerçek liberalliği alaycı ve benmerkezci bir şekilde ayaklar altına alan bir
maskaralık olarak foyası meydana çıkacaktır. Asıl sorun ise o zamana kadar
Amerikalıların hakikate karşı körlüklerinden, bunun arkasındaki elebaşlarının
dünya ve iktidar hırslarından, ikiyüzlü bir şekilde dünyayı iyileştirme
düşkünlüğünden ve vurdumduymaz inatçılıktan diğer dünyaya ne kadar acı
çektirileceği, küçük bir azınlığın zenginliğini arttırabilmesi için kendi
insanlarını olduğu kadar diğer ulusları da acımasızca sömüreceği, ruhen ve
fikren suistimal edeceği ve öldüreceğidir.
Ortadoğu’da –burada Arap dünyasının Batı dünyasından kopmasına da yol açacak
olan bir savaş olacak- Hindistan ve Pakistan arasında, Latin Amerika’da ve
Afrika’daki pek çok bölgede net bir şekilde gelişen kriz bölgeleri ve uyanmaya
başlayan, bundan böyle kendi yer altı zenginliklerinin Amerikan şirketlerine
peşkeş çekilmesine razı olmayacak olan buraların halkları, süpergüç ABD’nin
yıkılışını yakın bir zamanda realite haline getireceklerdir. ABD kendisini
oldukça nüfuz sahibi olan içerdeki Amerikan hazari-yahudi organizasyonların
diktasından kurtarmayı ve Şaron’un kollarına düşmemeyi başaramazsa burada
kelimenin tam anlamıyla 3. Dünya Savaşının çıkması tehdidi ile karşı karşıya
kalırız.
Buna paralel olarak aynı zamanda daha önce Amerikan nüfuzunun siperi altında
kendi vatandaşlarını sömüren ve baskı altında tutan (mesela Suudi Arabistan
gibi) birçok rejim çatlarken, diğer taraftan şimdiye kadar Amerika’nın kamçısı
altında (aşağı yukarı) suskunluk pozisyonundaki uluslar ve entelektüel havzalar,
eğer dünya devi ABD’yi yaralanmış ve yaralanabilir olarak görürlerse, yoğun bir
şekilde hücuma geçecekler.
Eğer bugüne kadar sadece çok cüzi olarak biyolojik silahlarla (şarbon, öldürücü
virüsler, manipüle edilmiş genler) terör saldırıları yapıldıysa – özellikle
ABD’nin içinde ve Amerikalılar (!) tarafından yapılmış olması calibi dikkattir-
bunun tek sebebi, perde arkasında olan elebaşların kendi zihniyetlerine mensup
olanlardan birçoğunu da yaralama ihtimalinden dolayıdır. Bu tür fundamentalistçe
‘gerekçelendirilmiş’ metodlar günden güne daha da sofistike bir şekle bürünüyor.
Ve tehlike durdurulamaz şekilde artıyor.
Bugün kendisine halen Bush’çu bir büyüklük iddiasının gölgesine sığınarak yer
edineceğine inanan bir kişi, çoktandır duvarda büyük harflerle yazılı olan
zamanın işaretlerini düşüncesizce görmezlikten gelmemeli. Amerika’nın dünya
terörizminin sonu, dünyanın geri kalan kısmı için de büyük problemler,
sosyo-politik ve ekonomi-politik açıdan kırılmalarla birlikte gerçekleşecek. Bu
durumda ABD’ye korkunç, ultra-modern savunma sistemleri (Haarp, Master-Shield,
SMI, vs.) ve ne kadar inceltilmiş olsa da dinleme metodları ve tamamen kafayı
yemiş ordu birimleri hiçbir şekilde yardım edemeyecekler.
Amerikan sisteminin çöküşü muhtemelen insanlık tarihinin dünya çapında en feci
felaketini beraberinde getirecek, bunun gerçekleşmesi sırasında gıda maddeleri
kıtlığı ve açlık, büyük arazilerin savaş nedeniyle kuraklaşması, kaotik iç
savaşlar, milyonlarca kat mülteci orduları, halkların topyekün kıyımı ve aynı
zamanda bu gezegenin devasa arazilerinin zarar görmesi ile büyük oranda hayvan
ve bitki türlerinin imha edilmesi olabilir.
Hiç bir insan Amerikan hükümet temsilcilerinin ve üst düzey askerlerin
beyinlerinde anlayış ve izan ya da bunların arkalarında olan finans
oligarşisinden insani bir tutum takınacaklarını ümid etmemeli. Bu her ne kadar
dünyanın diğer ülkeleri için acı olsa da, onlar testiyi son demine kadar
boşaltacaklar. Zira onlar için ne olduğu önemli değil –‘no matter what!’- Ancak
bu aşama geçilmek zorunda.
Ümit veren şey ise, Amerikan hegemonyasına karşı dünya çapındaki direnişin
saatten saate artmasıdır. Sevindirici bir şekilde birçok insan- özellikle
gençler- duvardaki işaretlere ilgi göstermeye, kafalarını çevirmemeye ve
gözlerini kapamamaya hazırlar. Basında, radyoda ve televizyondaki filtre edilmiş
haberlere gitgide daha fazla kuşkuyla yaklaşılıyor. Gitgide daha fazla insan
başka bilgi kaynakları arıyorlar, tartışmaya, düşünmeye ve kuşkulanmaya
hazırlar.
Amerika Birleşik Devletleri’nin sonunun başlangıcı çoktan başladı.
"Ne kadar tarihte az da gerçekleşse, bir çağın bitip daha önce baskı altında
tutulan bir ulusun ruhunun kendi ifadesini bulduğu eskiden yeniye çıktığımız an
gelecektir." (Cevarhelal Nehru, 1947, Pakistan İslami Cumhuriyetinin
kuruluşunda, Hindistan’ın İngiliz hakimiyetinden kurtuluşundan bir gün önce,
15.08.1947’de bu sözleri söyledi.)
Dipnotlar
* Yazının ilk bölümü Mart 2003 sayısında yayınlandı.
[1] Kolaylık olsun diye Euro ve Dolar 1:1 ifade edildi.
[2] Yönetimden bu bağlamda bahsedilemez, zira toplam 26 değişik Amerikan gizli
servisi sadece ABD’deki halkı ve dünyanın bütün ülkelerindeki halkları değil,
fakat daha çok artan bir gayretle birbirlerini de gözetliyorlar. Diğer karşıdaki
gizli servisin rakipleri ayartılıyor, suça teşvik ediliyor ya da öldürülüyor.
Burada da hedef sadece güç, nüfuz ve bilgi koruma, aynı zamanda Kongre
tarafından verilecek olan senelik para meblağlarıdır. Üç gizli servisi,
hepsinden de öte milyarlık bir senelik bütçeye sahip olan NSA, Kongre’ye ya da
herhangi bir başka hükümet dairesine paraların kullanımı konusunda hesap vermek
zorunda değiller.
[3] –‘şahsi hürriyetin’ bir ifadesi olarak- ABD’de kayıt sicili bulunmamasına
rağmen. Yani kim geniş halk kitlesinden kaçmak istiyorsa, ABD’ye göçsün.
[4] Internal Revenue Service (IRS) (Dahili Gelir Servisi) sınırsız eylem hakkına
sahip olan ve hiçbir sivil hukuka bağlı bulunmayan, zorbalığından bütün ABD’de
korkulan bir organizasyondur. Başka suçlardan dolayı bir türlü delile dayalı
olarak suçu kanıtlanamayan biri varsa –hiç sorun değil: IRS birşeyler mutlaka
bulur. Al Capone’nin başına bile Amerikan ceza hukuku değil, IRS bela olmuştu.
[5] Benim en az beş tane eski sınıf arkadaşım polis olarak hizmet esnasında
öldüler; ikisi motosikletlerinden otoyolda geçen arabalar tarafından kurşuna
dizildiler, biri bir ‘komando’ tarafından öldürüldü, ikisi silahla çatışmalarda
ölümcül yaralandılar.
[6] ‘On centden daha az’
[7] ‘Amerika için iyi olan herşey benim için de iyidir’
[8] 07.05.1915 tarihinde yüzlerce Amerikalı sivilin hayatına mal olan, fakat
Amerikan vatandaşlarını ise bir bütün olarak Cumhurbaşkanının arkasında toplayan
ikiyüzlü bir oyun.
[9] Amerikan komşunuza bebeklerinizin çıplak fotoğraflarını göstermeyiniz. Siz
çok hızlı bir şekilde sapık olarak hapse girebilir ve çocuğa bakma hakkını
kaybedebilirsiniz.
[10] Bütün ‘Creationists’lerin- bunlar lafzen dünyanın (yaklaşık 6.500 yıl önce)
7-günde yaratıldığına inanan insanlar- % 90’ı ABD’de yaşıyor.
[11] ‘Amerikan kahramanı’