Yıl 22  Sayı 293 Mayıs 2003
Bu Sayıda
 

 

Kimlik Kapanı  

 

AHMET İNSEL / 09.04.2003 / GAZETEM.NET

Topraklarından binlerce kilometre uzakta, kendine karşı hiçbir biçimde tehdit oluşturmayan bir ülkeye karşı saldıran yönetimlerini, olur olmaz her yere astıkları Amerikan bayraklarıyla, başını çektikleri Vahşi Batı koalisyonuna dahil olmayan ülkelere yağdırdıkları hakaretlerle, inanılmaz bir benlik şişinmesiyle destekliyor Amerikan toplumu. En bağnaz milliyetçi tezahürlerin sergilendiği, faşizan bir iç düşman saplantısının adım adım hakim olmaya başladığı bu ruh halini, hakim terminoloji, bir “yurtseverlik” kabarması olarak tanımlıyor. Masum bir kelime: yurtseverlik.
Buna karşılık, ülkesine tonlarca bomba yağdıran, onu şok edip, dehşet içinde bırakarak özgürleştireceğini iddia eden, fiilen ve hukuken işgalci güç konumundaki dehşetengiz bir askeri güce karşı direnen Iraklılar’ın yaptıkları ise, kör ve bağnaz bir milliyetçilik olarak adlandırılıyor.
Irak’a karşı Vahşi Batı koalisyonunun düzenlediği saldırıyı desteklemenin adı yurtseverlik. Buna karşı direnmek ise milliyetçilik. Birincisi, medeniliği ve barışçılığı kendinden menkul Amerikan toplumunun ifade ettiği temiz bir duygu. İkincisi ise, medeniyetten nasibini almamış kaba bir toplumun dışa vurduğu, aşağılık kompleksiyle dağlanmış bir ilkel davranış. Onları Saddam Hüseyin diktatörlüğünden kurtarmak, özgürleştirmek için gelmelerine rağmen, kendilerine ateş açan, tuzaklar kuran, direnen Irak askerleri karşısında şaşkınlığını ifade eden Amerikan askerlerine, kendi eylemlerini tanımlamaları istendiğinde akıllarına gelen ilk kelime, “yurtseverlik”.
Amerikan toplumunun türdeş bir etnik ve kültürel kökeni olmadığı için, bu toplumda milliyetçiliğin değil, içinde doğduğu veya yaşadığı ülkeyi sevmek anlamında yurtseverliğin geçerli olduğu kabul edilir. Kökeni ve dini ne olursa olsun, o toplumun kurallarını kabul eden herkesi kabul etmeye, kendi içinde eritmeye, onun değerlerinin bir kısmını da zaman içinde kendi kültür birikimine dahil etmeye dayalı bu anlayış, kendi kimliğine duyduğu aşırı güven nedeniyle ne bir kimlik arayışı içindedir ne de bir kimlik bunalımı. Yakın zamana kadar, sosyoloji ve siyaset biliminde, bir kimlik kabarması biçiminde tezahür eden kimlik refleksinin azgelişmiş, fakir toplumlara özgü olduğu kabul edilirdi. Kimlik refleksi, fakirin silahıydı. Fransız sosyolog Jean-Claude Kaufmann, son üç yıldan beri yaşanan gelişmelerin, Batı düşününün geçerliğine iyi kötü inandığı bu tesbiti köklerinden sarstığını belirtiyor. Özellikle Irak’a karşı ABD’nin başlattığı hukukdışı saldırı ve bu saldırı etrafında ABD’de oluşan “yurtsever” şahlanışın, dört dörtlük bir kimlik refleksine tekabül ettiğini haklı olarak belirtiyor. Bu durumda ortaya çelişkili bir durum ve, ona bağlı olarak, çözümü zor bir sorun ortaya çıkıyor: Kimlik refleksi dünyanın en güçlü ve en zengin toplumunun silahı olduğunda, böyle bir kimlik taşmasının yıkıcı sonuçlarının önüne nasıl geçilir?
Bugün ABD’de milliyetçi-misyoner bir kimlik refleksi topluma ve çok daha belirgin biçimde yönetime egemen. Yeni muhafazakârların yıllardır uygun zeminini hazırladıkları bu kimlik tepkisinin saldırgan bir kabarışa geçip, patlaması için bir kıvılcım gerekiyordu. 11 Eylül terörist saldırısı, kimlik bunalımı içinde boğulan Müslüman-Arap dünyasının Amerika eliyle korunup, büyütüldükleri için benliği en yaralı kesimlerinden geldi. Bu nedenle, 11 Eylül’ün ateşlediği patlama, Amerikan toplumunun bir anlamda kendi içinden geldiğine inandığı için saldırgan bir kimlik refleksine sarılmasını kolaylaştırdı ve hızlandırdı.
Dünyanın en zengin ve en güçlü toplumunun sergilediği milliyetçi-misyoner kimlik refleksi, zaten büyük bir kimlik bunalımı içinde boğulan Arap-Müslüman toplumlarda, yoksunluğun ve ezilmişliğin ateşlediği çok daha şiddetli bir tepkiye yol açacağını tahmin etmek zor değil. Bu tepkinin Arap-Müslüman dünyasını aşması, anglo-sakson dünyasına karşı dünyanın geri kalanının bir tepki kabarmasına dönüşmesi de olası. Bu açıdan bakınca, önümüzdeki dönemin aslî çatışmasının, ne dinler savaşı, ne de medeniyetler savaşı olacağı görülebiliyor. Giderek dünyayı saracak olan bu çatışmanın enerjisini kimlik patlamaları verecek. Amerikan toplumunun kadim demokrasi geleneklerini de sarsmaya aday bu kimlik patlamasının yaratacağı kaosa direnmek mümkün mü?
Bu soru, gündeme bir kez daha demokrasiyi içerik ve konumuyla yeniden düşünmek gereğini getiriyor. Demokrasiyi getirdiği refah, mutluluk, devrim, özgürlük ve benzeri amaçlar için bir araç değil, bu kimlikler kaosundan çıkmak için kendi başına anlamlı bir amaç olarak tanımlayarak buna direnmek olanaklı mı? Milliyetçi-misyoner kimliğine karşı radikal bir demokrasi ilkesini ve buna bağlı haklar ve hukuku savunarak, bizi giderek avucu içine alacak olan kimlikler kapanını bozmaya çalışmaktan başka çaremiz var mı? Milliyetçiliğin, yurtseverliğin, kimlik arayışlarının birbirine karışarak, dünyayı yakmaya hazırlanan bir ateş topuna dönüşüne karşı, insanlığı tüm farkları içinde kapsayan bir radikal demokrasi ideolojisini güçlendirmeye, yeni bir hümanizmayı yaratmaya ihtiyacımız var. İşte asıl medeniyet savaşı!
 

 

 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'