Aziz
okuyucularımız,
Saddam rejiminin
çökmesinin ardından Irak hadisesinin yavaş yavaş gündemden düştüğüne şahit
oluyoruz. Daha bir ay öncesine kadar pekçoklarının neredeyse ‘asli’ gündem
maddesi olan Irak operasyonu, MGK krizinin çıkmasıyla artık ülke gündeminin de
baş sıralarındaki konumunu kaybetti. Bu, böyle olacaktı ve öyle de oldu. Çünkü
Irak operasyonu, Amerika’nın ‘inisiyatifi’ ile başlatılmıştı ve yine aynı
inisiyatifin iradesiyle son buldu. Böylece, Irak’taki sözde ‘direniş’i,
fırsattan istifade mantığıyla, küresel intifadanın bir aşaması olarak görenler,
ham hayaller peşinde koştuklarını anlamış oldular. Her konuda olduğu gibi, Irak
konusunda da, herşey aslına rücu etti. Saddam’ın yenilgisi, Müslümanların
yenilgisi olamazdı. Bu nedenle Saddam gidince kimse arkasından ağıt yakmadı. Bir
zalim, Frankenstein örneğinde olduğu gibi, kendisini yaratan zalimler tarafından
ortadan kaldırıldı. Irak halkı da bundan memnuniyet duydu. Fakat şimdi aynı Irak
halkının belirli kesimleri, Amerikan zalimine de itiraz ediyor ve ülkelerini
terk etmelerini istiyor. Bu konuda ‘genel irade’nin tavrı ne olacak, bunu
elbette zaman gösterecek. Çünkü Saddam karşısında çok fazla bir şey yapamayan
Irak halkının, küresel zulmün baş müsebbibi Amerika’nın türlü desise ve
taktiklerine karşı ne yapabileceği sorusu gerçekten cevabını bekliyor. Bizler
ümid ediyoruz ve istiyoruz ki, Irak’ta Irak halkının istediği olsun. Ama öyle
görünüyor ki, Amerika’nın arzusu hilafına kısa vadede çok da ümit verici
gelişmeler olması biraz zor. Fakat Saddam’ın devrilmesinden sonra özellikle
Şiilerin ortaya koyduğu tepki, az da olsa gelecek için bazı ümitlerin korunması
gerektiğini de gösteriyor denebilir. Rabbimiz, nice çorak toprakları, gökten
indirdiği su ile yeşertmiştir. Bizler buna inanıyoruz. Ancak bu tür bir
gelişmenin olması için, Irak halkının sağlam temeller üzerinde yükselecek ciddi
bir İslami oluşumda ısrarcı olması gerekiyor. Bu olmadığında, Amerika, bazı
yerel güçleri kullanarak, yine amacına ulaşmayı isteyecektir. Rejimin
yıkılmasından sonra Kürt grupların el üstünde tutulmasını bu şekilde okumak
gerekmektedir. Fakat şurası da bir gerçektir ki, Irak’ta artık Saddam döneminde
olduğu gibi despotik bir yönetim tesis olunmayacaktır. Kurulacak yönetimin,
bölge ülkeleri için de ‘model’ olarak sunulabilecek özellikleri haiz olması
tasarlanmaktadır. Böylece orta ve uzun vadede bölgenin siyasi yapısının
‘değiştirilmesi’ amaçlanmaktadır. Bu bağlamda özellikle İran üzerinde yeni ve
daha yoğun bir ‘kuşatma’ politikasının uygulanması ihtimali artmaktadır. Ancak
bu, askeri operasyon olmayacaktır. Kısa vadede bunun olması için hiçbir neden
yoktur. Zira bu taktirde, ‘ılımlı’ Hatemi iktidarı zayıflatılmış, radikal
kesimler ise cesaretlendirilmiş olur. Amerika bunu şu dönemde istemeyecektir.
Fakat uzun vadede, bölgedeki etkisi artmış olduğu için, bunun İran üzerindeki
baskıyı artıracağı söylenebilir.
Irak hadisesinin boyut değiştirmesinden sonra, iç politika konularının gündemin
üst sıralarına çıkması nedeniyle, bu ayın YORUM’unda son MGK krizi bağlamında
tartışılan konuları değerlendirdik ve gelişmelerin "benim oğlum bina okur..."
meselinde olduğu gibi, kronikleşen zıtlıklar etrafında şekillendiğinin altını
çizdik. Bu noktada, mücadelenin, sistem-içi aktörler arasında geçtiğini ve bu
iki farklı yaklaşımın, Türk Müslümanlığı projesinin zeminini sağlamlaştırmak
için çaba gösterdiklerine vurguda bulunduk. Ayrıca Amerika’nın Irak’taki
operasyonundan sonra bölge için düşündüğü orta ve uzun vadeli planları da sizler
için değerlendirdik. KAVRAM bölümünde ise, yine aynı konu ile ilgili olan
‘bağımsızlık’ kavramını işledik. Burada, özellikle, ulus-devletlerin
‘bağımsızlığı’ düşüncesini sorguladık ve ülkelerarası ilişkilerin ‘iktidar
ilişkisi’ bağlamında anlaşılması gerektiğine işaret ettik. DÜŞÜNCE yazıları
bölümünde, Metin Önal Mengüşoğlu, günümüz insanının aklını kullanmayı
beceremediğini, fikre saygıyı ise büsbütün unutup mahkum ettiğini belirtti.
Mehmet Durmuş, Amerika’nın Irak halkını nasıl ‘özgürleştireceği’nin ipuçlarını
vermeye başladığı değerlendirmesini yaptı ve Şiilerin güçlü bir İslami bir
muhalefet oluşturma ihtimalinin zayıf olduğu tespitinde bulundu. Cemal Çağlak
ise, "Yeniden Çarmıha Gerilen İsa" başlıklı yazısında, bugün insanlığın, tıpkı
Hz. İsa örneğinde olduğu gibi, çivilenmiş bir kadere mahkum edildiğini ve bu
mahkumiyetin daha ağır olduğunun altını çizdi. Ancak kurtuluş ümidinin var
olduğunu ve bunun da vahiy bilincinin yeniden kuşanılması ile somutlaşacağını
ifade etti. Erhan Aktaş, vahiy-merkezli bir pratiğin hayata anlam vereceği
değerlendirmesinde bulunduğu yazısında, başka kültürlere ait kavramlarla İslami
bir pratik üretmenin imkansızlığına vurguda bulundu. ÇEVİRİ bölümünde dört
çeviri bulacaksınız. Geçen sayıda soruşturma bölümünün fazla yer tutması
nedeniyle “ABD: Sonun Başlangıcı” adlı çevirinin ikinci bölümünü
yayınlayamamıştık. Bu sayıda, bu yazının devamını okuyacaksınız. Ayrıca, Suudi
Arabistan’daki siyasal gelişmelerin değerlendirildiği Refik Tunç çevirisinin
yanında, Irak savaşı ile ilgili olarak Selvet Akgün ve Harun Karabaş
çevirilerini de bu sayımızda bulabileceksiniz. SANAT-EDEBİYAT bölümünde ise
Murat Kirişçi’nin TV dizilerini değerlendirdiği yazısı ile Gülşen Barsal
Gören’in “Yaklaşan Kış” adlı öyküsünü okuyacaksınız. GÜNDEM bölümünde geçen ayın
önemli başlıklarına ilişkin haber ve yorumları bulabileceksiniz.
Bir sonraki
sayımızda buluşmak üzere hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.