Yıl 22  Sayı 293 Mayıs 2003
Bu Sayıda
 

Aziz okuyucularımız,

 

Saddam rejiminin çökmesinin ardından Irak hadisesinin yavaş yavaş gündemden düştüğüne şahit oluyoruz. Daha bir ay öncesine kadar pekçoklarının neredeyse ‘asli’ gündem maddesi olan Irak operasyonu, MGK krizinin çıkmasıyla artık ülke gündeminin de baş sıralarındaki konumunu kaybetti. Bu, böyle olacaktı ve öyle de oldu. Çünkü Irak operasyonu, Amerika’nın ‘inisiyatifi’ ile başlatılmıştı ve yine aynı inisiyatifin iradesiyle son buldu. Böylece, Irak’taki sözde ‘direniş’i, fırsattan istifade mantığıyla, küresel intifadanın bir aşaması olarak görenler, ham hayaller peşinde koştuklarını anlamış oldular. Her konuda olduğu gibi, Irak konusunda da, herşey aslına rücu etti. Saddam’ın yenilgisi, Müslümanların yenilgisi olamazdı. Bu nedenle Saddam gidince kimse arkasından ağıt yakmadı. Bir zalim, Frankenstein örneğinde olduğu gibi, kendisini yaratan zalimler tarafından ortadan kaldırıldı. Irak halkı da bundan memnuniyet duydu. Fakat şimdi aynı Irak halkının belirli kesimleri, Amerikan zalimine de itiraz ediyor ve ülkelerini terk etmelerini istiyor. Bu konuda ‘genel irade’nin tavrı ne olacak, bunu elbette zaman gösterecek. Çünkü Saddam karşısında çok fazla bir şey yapamayan Irak halkının, küresel zulmün baş müsebbibi Amerika’nın türlü desise ve taktiklerine karşı ne yapabileceği sorusu gerçekten cevabını bekliyor. Bizler ümid ediyoruz ve istiyoruz ki, Irak’ta Irak halkının istediği olsun. Ama öyle görünüyor ki, Amerika’nın arzusu hilafına kısa vadede çok da ümit verici gelişmeler olması biraz zor. Fakat Saddam’ın devrilmesinden sonra özellikle Şiilerin ortaya koyduğu tepki, az da olsa gelecek için bazı ümitlerin korunması gerektiğini de gösteriyor denebilir. Rabbimiz, nice çorak toprakları, gökten indirdiği su ile yeşertmiştir. Bizler buna inanıyoruz. Ancak bu tür bir gelişmenin olması için, Irak halkının sağlam temeller üzerinde yükselecek ciddi bir İslami oluşumda ısrarcı olması gerekiyor. Bu olmadığında, Amerika, bazı yerel güçleri kullanarak, yine amacına ulaşmayı isteyecektir. Rejimin yıkılmasından sonra Kürt grupların el üstünde tutulmasını bu şekilde okumak gerekmektedir. Fakat şurası da bir gerçektir ki, Irak’ta artık Saddam döneminde olduğu gibi despotik bir yönetim tesis olunmayacaktır. Kurulacak yönetimin, bölge ülkeleri için de ‘model’ olarak sunulabilecek özellikleri haiz olması tasarlanmaktadır. Böylece orta ve uzun vadede bölgenin siyasi yapısının ‘değiştirilmesi’ amaçlanmaktadır. Bu bağlamda özellikle İran üzerinde yeni ve daha yoğun bir ‘kuşatma’ politikasının uygulanması ihtimali artmaktadır. Ancak bu, askeri operasyon olmayacaktır. Kısa vadede bunun olması için hiçbir neden yoktur. Zira bu taktirde, ‘ılımlı’ Hatemi iktidarı zayıflatılmış, radikal kesimler ise cesaretlendirilmiş olur. Amerika bunu şu dönemde istemeyecektir. Fakat uzun vadede, bölgedeki etkisi artmış olduğu için, bunun İran üzerindeki baskıyı artıracağı söylenebilir.
Irak hadisesinin boyut değiştirmesinden sonra, iç politika konularının gündemin üst sıralarına çıkması nedeniyle, bu ayın YORUM’unda son MGK krizi bağlamında tartışılan konuları değerlendirdik ve gelişmelerin "benim oğlum bina okur..." meselinde olduğu gibi, kronikleşen zıtlıklar etrafında şekillendiğinin altını çizdik. Bu noktada, mücadelenin, sistem-içi aktörler arasında geçtiğini ve bu iki farklı yaklaşımın, Türk Müslümanlığı projesinin zeminini sağlamlaştırmak için çaba gösterdiklerine vurguda bulunduk. Ayrıca Amerika’nın Irak’taki operasyonundan sonra bölge için düşündüğü orta ve uzun vadeli planları da sizler için değerlendirdik. KAVRAM bölümünde ise, yine aynı konu ile ilgili olan ‘bağımsızlık’ kavramını işledik. Burada, özellikle, ulus-devletlerin ‘bağımsızlığı’ düşüncesini sorguladık ve ülkelerarası ilişkilerin ‘iktidar ilişkisi’ bağlamında anlaşılması gerektiğine işaret ettik. DÜŞÜNCE yazıları bölümünde, Metin Önal Mengüşoğlu, günümüz insanının aklını kullanmayı beceremediğini, fikre saygıyı ise büsbütün unutup mahkum ettiğini belirtti. Mehmet Durmuş, Amerika’nın Irak halkını nasıl ‘özgürleştireceği’nin ipuçlarını vermeye başladığı değerlendirmesini yaptı ve Şiilerin güçlü bir İslami bir muhalefet oluşturma ihtimalinin zayıf olduğu tespitinde bulundu. Cemal Çağlak ise, "Yeniden Çarmıha Gerilen İsa" başlıklı yazısında, bugün insanlığın, tıpkı Hz. İsa örneğinde olduğu gibi, çivilenmiş bir kadere mahkum edildiğini ve bu mahkumiyetin daha ağır olduğunun altını çizdi. Ancak kurtuluş ümidinin var olduğunu ve bunun da vahiy bilincinin yeniden kuşanılması ile somutlaşacağını ifade etti. Erhan Aktaş, vahiy-merkezli bir pratiğin hayata anlam vereceği değerlendirmesinde bulunduğu yazısında, başka kültürlere ait kavramlarla İslami bir pratik üretmenin imkansızlığına vurguda bulundu. ÇEVİRİ bölümünde dört çeviri bulacaksınız. Geçen sayıda soruşturma bölümünün fazla yer tutması nedeniyle “ABD: Sonun Başlangıcı” adlı çevirinin ikinci bölümünü yayınlayamamıştık. Bu sayıda, bu yazının devamını okuyacaksınız. Ayrıca, Suudi Arabistan’daki siyasal gelişmelerin değerlendirildiği Refik Tunç çevirisinin yanında, Irak savaşı ile ilgili olarak Selvet Akgün ve Harun Karabaş çevirilerini de bu sayımızda bulabileceksiniz. SANAT-EDEBİYAT bölümünde ise Murat Kirişçi’nin TV dizilerini değerlendirdiği yazısı ile Gülşen Barsal Gören’in “Yaklaşan Kış” adlı öyküsünü okuyacaksınız. GÜNDEM bölümünde geçen ayın önemli başlıklarına ilişkin haber ve yorumları bulabileceksiniz.
 

Bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.
 

 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'