“Bu Savaş Burada
Bitmez”
Hüseyin ALAN
Dünya alemin
bildiği ve de gördüğü üzere ABD ve İngiltere müttefik güçleri, yanlarına çömez
olarak İsrail, İspanya ve Portekiz’i de katarak Irak’a bir saldırı başlattı.
Saldırının gerekçesi olarak da Irak lideri Saddam Hüseyin’in despot yönetimini
gösterdi; onu insan hakları ihlalleri yapmakla, sahip olduğu kimyasal
silahlardan ötürü bölge ülkelerini ve giderek dünya barışını tehdit etmekle vs.
suçladı ve bunun önlenmesi gerektiğini deklare etti. Bu saldırıda gerekçe olarak
ortaya sunulan mazeretlerin hiç birisini, BM örgütü dahil dünyanın bir çok
ülkeleri kabul etmedi. Özellikle yukarıdaki ittifaka karşı Almanya, Fransa,
Rusya, Çin, Yunanistan dahil olmak üzere yeni bir ittifak cephesi oluşmaya
başladı. Muhtemelen İran da bu ittifaka dahil fakat gürültü etmekten çekiniyor.
Batılı ülkeler, 20.
yüzyılda kendi topraklarında iki dünya savaşı gerçekleştirdiler. O savaşların en
belirgin özelliği sömürü gücü elde etmiş emperyal devletlerin kendi aralarındaki
Pazar kavgası olarak ortaya çıkmasıdır. İkinci Dünya savaşından sonra yeni
kurulan uluslararası kurum ve kuruluşlar ve siyasi konsensus ABD liderliğinde
son buldu. Rusya’nın yarıştan çekildiği 1989 yılından bu yana yeni bir dünya
düzeni kurmaktan ve adını da küreselleşme olarak ifade etmekten çekinmeyen ABD,
artık günün geldiğini ve planlarının yürürlüğe konduğunu tescillemektedir. 11
Eylül olaylarının hemen arkasından başlatılan Afganistan operasyonu ile de
ABD’nin düğmeye bastığını ve sürecin Irak saldırısı ile devam ettiğini
söyleyebiliriz. ABD’nin küresel güç olarak yalnız kalması, gücünü devam ettirmek
için de dünya çapında operasyonlara başlaması, bu saldırılarını adım adım devam
ettirmek istediği de aşikardır. Ya bu saldırılarda çöküşü yaşayıp kıtasına hapis
olacak ya da başarı elde ederse asgariden bir yüz yıl daha hükümranlığını
sürdürecektir. Hesap bu.
Amerika’nın uzunca
bir süre devam edeceği saldırılarda hedef ülkelerin nerede ise tamamı İslam
toplumlarıdır. Bunun çok açık fakat ilan edilmeyen gerekçesi Müslümanların
yaşadığı coğrafyadan, taşıdığı İslami düşünce potansiyelinden ve küresel gücün
en etkin rakibi olmasından ileri gelmektedir. İlan edilen gerekçe olarak da
dünyanın enerji kaynaklarının, kıtalararası geçiş yollarının bu bölgede olması
ve en önemlisi de küresel güç her kim olursa olsun, bu coğrafyanın karşı koyacak
bir liderlik potansiyeli taşımasından ileri gelmektedir.
Amerika ve
müttefikleri şu an dünyanın en güçlüleri olarak görülmektedir. Onlara hiçbir
kurum ya da ülkenin doğrudan karşı çıkamaması ve engel olamaması da bu tezi
doğrulamaktadır. Gerçekten de askeri ve dahi siyasi uzmanlara(!) bakılacak
olursa, bugün bunların karşısında bir güç, en azından denge sağlayıcı olarak da
olsa, kimse yoktur. Bu verileri doğru sayarak nasıl oldu da bütün uluslar bu
pozisyona düştüler sorusuna gereğince izah getirmek gerekir.
Evvela Batılı
ülkelere bakıldığında; Rusya ve Çin hariç tutulursa Avrupa’nın ileri gelen ve
ekonomik olarak da kalkınmış ülkeleri güvenliklerini ve kalkınmışlıklarını
İkinci Dünya savaşından bu yana ABD’ne borçludur. Eski dünyanın liderleri
durumunda olan Avrupalılar bu durumdan kurtulmak için bir süredir Birleşik
Avrupa Topluluğu oluşturma gayretinde idiler. Siyasi ve ekonomik entegrasyonu
temin etmişler fakat savunma ve askeri nitelikteki adımları henüz atmaya
başlamışlardı. Tarihi ve siyasi olarak aynı medeniyetin ürünleri olsalar da,
Avrupa nüans farkı ile ABD’den ayrı düşünülmelidir. Karşı kamp olarak büyümeyi
hedeflemeleri yüzünden de biraz daha insani(!), biraz daha hukuki(!)
gözükmektedirler. Yok aslında birbirlerinden farkları!.. Esasında kavga biraz da
pay kavgasıdır. O nedenle ABD için gün bu gündür. Daha da güçlenmeden
Avrupalıların zayıf durumlarından istifade etmenin ve oluşacak cepheyi oluşmadan
parçalamanın zamanıdır. Avrupalıların savaşa karşı çıkış nedenleri, ne
Iraklıların kara kaşlarıdır ne de kara gözleri. Onların derdi hazırlıksız
dönemde pay alamayacakları saldırıları ABD’nin tek başına başlatmış olmalarıdır.
Çin’in ABD ile
yarışabilmesi için barış içinde geçecek bir 30 ya da 40 yıla ihtiyacı vardır.
Onun için de bu saldırı zamansız gerçekleşmiştir ama ABD için tam sırasıdır.
Rusya, kısa süre önce dağılmış toplum yapısından bozulan birliğinden yeni bir
düzenleme dönemine girmiştir. Yeni bir Ulus Devlet yaratma uğraşı verirken eski
dönemin muhalifleri ve reformlarla uğraşmaktadır (Tıpkı cumhuriyetin kuruluş
yıllarındaki Türk Cumhuriyetçileri gibi.) Üstelik güney kısmının komple Türki
Cumhuriyetlerle çevrili olması, Kafkasya’nın bitmeyen problemleri ve tüm
buralara ABD askeri varlığının yerleşmesi Rusya’nın zayıf karnını
oluşturmaktadır. Ayrıca buralar patlamaya hazır bombalar gibidir. Bu yüzden şu
aşamada bir uluslararası kavgaya tutuşacak durumda da değildir ve içişlerini
düzene koyabilmiş değildir. Üstelik saldırı operasyonlarının bir kısmının kendi
hinterlandında gerçekleşecek olması onları fazlası ile kaygılandırmaktadır.
Balkanlarda Yugoslavya’nın parçalanması, Çeçenistan ve Afganistan operasyonları
sırasında muhtemelen kendilerine minnacık fakat razı gelmeyeceği paylar vaad
edilmiş olmalıdır. Ancak Rusların da bu paylaşmada güçlü konumda olduğu ve
restleşecek konumda olduğu söylenemez. Nihayet zaman Rusya açısından da aleyhine
işlemektedir, fakat ABD’nin lehinedir.
Dünyanın
güçlülerinin, birinci lig ülkelerinin hali, sofrada oturacak yiyicilerin
pozisyonları böyle gözükmektedir. Ligin lideri kuşkusuz ABD’dir. ABD,
liderliğini korumak için gerçekleştirmeyi düşündüğü saldırılarda rakiplerine
üstün gelmeyi hedeflediğinden diğerlerinin hepsini muhalif konumuna sokmuştur.
Onların savaşa karşı olmaları, kendi kamuoylarını harekete geçirmeleri, gerçekçi
ve sahici nedenlerle değil, dışarıda kalmanın, pozisyon kaybetmenin
hesabındandır. Bu gerçek böylece bilinmeli ve yanlış hesap yapılmamalıdır. Her
ne kadar insani değerleri ön planda tutarak insancıl davranıyor gözüküyorlarsa
da bu bizleri yanıltmamalıdır. Yukarıda da söylendiği gibi, Batılı düşünceyi
taşıyan tüm ülkeler hep aynı mentalite ile hareket etmektedir. Dünyanın bugünkü
hali de, gelecekte kurmayı düşledikleri pislik kokan tasarı da, sömürü ve yağma
üzerine kuruludur. O ülkeler bugün sahip oldukları güce de, servete de,
zenginliğe de diğer ülkeleri geçmişte soydukları, yağmaladıkları ve bugün de bu
yağmayı başka türlü sürdürmeyi tasarladıkları için sahiptirler.
Dünyanın ikinci
ligde yer alan diğer ülkeleri, birinci lig oyuncularının yedekleri ve köle
unsurlarıdır. Bu lig ülkelerindeki yöneticilerin tamamı, iktidara odaklı
ekonomik ve sosyal egemenlerinin hepsi, birinci lig ülkelerine göbekten bağlı
olup onların çıkarlarını korumak üzere dizayn edilmiş, bütünün parçaları
konumundadır. Burada güç konumunda gözüken elitlerin varlık sebebi ve konumları
da birinci lig ülkelerinin tayin ve atamasına bağlıdır. Düzen böyle kurulmuş,
dizenler böyle dizmişlerdir. Bu dizilişi sıralayan, işlerliğini temin etmede de
muktedir konumundadır. Normal şartlarda bu oyunun kuralları böylece
çalışmaktadır. Bu işlerliği kabul edenler de teslimiyet göstermişler, sisteme
rıza göstermişlerdir. İki dünya savaşı bunun için yapılmış, paylaşım böylece
tesis edilmiştir... Amerika yeniden bir diziliş ve paylaşım kavgasına
çıkmaktadır. Diğerleri yandaş veya karşı olurlarken aynı mantıkla fakat farklı
çıkar kavgaları ile pozisyon almaktadırlar. Bu paragrafı hüküm ve yaşanılan
realiteye uygun pozisyon olarak değerlendirdiğimizde tablonun tamamını görmüş
oluyoruz. Dünyada olup biten her gelişme, yeni söylem ve politika, yukarıdaki
esaslara bağlı kalmak kaydı ile geçerlilik kazanacak, aksi hal ve tutum gösteren
her tür gelişme ise büyük manipülasyonlarla engellenmeye çalışılacak veya bugün
olduğu gibi karşı koyup cezalandırılacaktır.
İslam ülkelerinin
hemen hepsi, anlatılan sonuçlardan dolayı, ABD yörüngesinde kurulu ana sistemin
küçük parçalarıdır. Osmanlı’nın parçalanmasından sonra düzen böyle ayarlanmış,
küçük bazı problemler dışında böyle de devam edegelmiştir. Son saldırı nedeni
ile ortaya çıkan manzarada iyi gözlem yapanlar, emekli askerlerden emekli
büyükelçilere, basın yayında boy gösteren büyük büyük yazar çizerlerden tüm
aydın ve üniversite prof.larına, en büyük işadamlarından bürokraside görevli üst
düzey yönetici kadrolara kadar varan kesimde, mübarekler ABD’nin büyüklüğünden,
devasa gücüne, hiper yapısından her şeyi yapacak kudrette olmasına kadar kafa
patlatırcasına Amerikan propagandası yapmakta olduklarını izlemişlerdir. Amerika
nerede ise Yüce Tanrıları olmuş da her şeyi yaratmaya ve yapmaya kaadir imiş.
Eminim hiçbir Amerikalı yetkili kendilerinin bu kadar güçlü olduğunu fark
etmemiştir. Nerede ise onlarsız yaşamamız, onlardan farklı düşünmemiz kıyameti
başımıza kopartacak. Hatırlanırsa aynı manzarayı üç ay kadar önce Avrupa Birliği
sürecinde aynı nedenlerle de yaşamıştık. İşte bahsetmeye çalıştığımız kurulu
düzen ve egemen patronlarının ilişkileri ve güya bağımsız bir sürü
devletçiklerin ve onlara yön veren büyük(!) yönetici elitlerinin hali pür
melali. Görmek isteyen gözlere bundan daha büyük örnekler, hem de peş peşe böyle
ortaya çıkmıştır. Türkiye de halkın yüzde doksan beşi bu saldırıya karşı imiş,
Kasım 2002 seçimlerinde halkın temsilcileri büyük oranda oy alarak seçilmiş ve
tek başına büyük çoğunlukla hükümet kurmuş imiş, üstelik bu hükümet İslamcı
imiş, Türkiye’nin çok güçlü ve büyük ordusu var imiş, vs. mişleri sıralamak
mümkün. Dahası bu saldırı Türkiye’nin burnunun dibinde ve hayati çıkarlarına
ters gelişmelere gebe sayıldığı halde... Halkın ve halkların bu olaylarda
esamesi okunmaz, kaale alınmazlar. Halk birileri adına çalışmaya, birileri adına
hizmetkarlık etmeye ve birileri adına koşuşturmaya devam edecektir... Ne zamana
kadar mı? Halk kendi kaderine sahip çıkana kadar. Başka halkların ne yapıp
ettiği pek umurumuz olmasa da, Müslümanım diyenlerin ne yapacağı, yapması
gerektiği bizleri yakından alakadar eder, etmeli.
ABD ve diğer
ülkelerin, ister muhalif ister müttefik olsun politikalarına alet olmamak
birinci görevimiz olmalıdır. Dolmuşa binmeye, dolduruşa gelmeye artık yer
olmamalıdır. Bundan böyle uluslararası politikaların yönü Müslümanlardan yana ve
onlara ilişkin gelişecektir. Bütün saldırı ve operasyonlar Müslüman ülkeler ve
İslam dini merkez alınarak yürütülecektir. Bizden gözüken sırtlanlara, bizi
koruduğunu ve desteklediğini söyleyen kurtlara yem olmanın alemi kalmamıştır.
Bir yüz yılı bedavaya, alet olarak kaybettik, bir yüz yıl daha kaybetmenin alemi
yoktur. Düşman çoğu kez dışarıdan gözükse de, tutunduğu tüm dallar içeridedir.
Düşman dallarına kurtarıcı olarak sarılmanın, aldatılmanın alemi de kalmamıştır.
Gözümüzü dışarıya çevirdiğimizden daha çok içeriye çevirmeye mahkumuz. Bizleri
hep içeriden, bizlere benzeyenlerle vurmaktadırlar. Aldanmanın sonu gelmelidir.
Sağımızı solumuzu, ilerimizi arkamızı iyi kontrol etmeliyiz. Biz uyanık olur
isek dışarıdakiler hiçbir şey yapamazlar.
Hiçbir ülke, hiçbir
halk diğerinden üstün ve yüksek değildir. Allah her kavme çeşitli özellikler
verirken çalışarak üstünlüğü yakalasa da zalimlerin egemenliğini hoş görmemiş ve
üstünlüğün takvada olduğunu göstermiştir. Teknik olarak ileride olmak geride
kalanlara üstünlük kurmayı ve sömürmeyi zalimler eli ile sağlayabilir. Zor yolu
ve tahakküm gütmek amacı ile hiçbir yere varılamaz. Olsa olsa geçici başarılar
elde edilir. ABD’nin de yaptığı, diğerlerinin de yapmaya çalıştığı budur. Irak’a
ABD girse ne yazar, Irak’ı işgal etse ne yazar, sonuçta orada tutunmak ve kalmak
zorundadır. İşte hiçbir ülkenin, süper bile olsa yapamayacağı tek şey budur.
Ordular ilelebet hiçbir milleti yenemezler. Sonuçta en güçlü ordular bile
yenilmeye mahkumdurlar. Yeter ki kendi halkının aleyhine, düşman devlet lehine
uşaklık edecek ve satacak yerli işbirlikçiler bulmasın. Hıyanet ve direniş,
onurlu davranmak veya onursuz kalmak insanların kendi ellerindedir. Korkuya,
telaşa ve paniğe de yer yoktur. Direnen ve onurlu davranan halk her zaman
kazanacaktır/kazanmıştır. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Kendi özgüvenini
yitirenlere, aşağılık sömürü propagandalara kapılanlara, işgalci güce güvenip
gelecek beklentisi umanlara, geriye dönüp insanlık tarihine bakmalarını salık
veririm. Hiç değil, Kuran’a Allah’ın anlattıklarına baksınlar. Olmadı,
Peygamberin gününe baksınlar, iki süper gücün olduğu, Pers ve Bizans
İmparatorlukları’na baksınlar. Onlar o günün Amerika’sı, Rusya’sı, Fransa ve
Almanya’sı idiler. Onların Arap İslam orduları karşısında ne duruma düştüklerini
hatırlasınlar. Halid Bin Velid’in elçisinin Bizans’ın o mağrur komutanına
verdiği cevabı ve sonucundaki koca Bizans’ın rezaletini hatırlasınlar. Daha
yakınlarda Beyrut’ta, Amerikan ve Fransız askerlerinin nasıl kaçıştığını,
Afganistan’da süper Rusya’nın ne rezil ve kepaze hale geldiği durumu. ABD başta
bütün güçlü Batılı ülkelerin olanca desteğine rağmen 60 yıldır süren Filistin
mücadelesine baksınlar, soylu ve onurlu direnişin canlı kanlı misalini, satılık
uşakların ise nasıl aşağılık hale geldiklerini göreceklerdir. Hele İran
Devrimi’nin gerçekleştiği yılları, o güçlü ve mağrur Şah’a, 2500. yılını
kutladığı Pers devletlerinin devamını kutladığı şaşalı günlerine, arkasındaki
süper ABD ve Avrupalı dostlarının desteğine, Ümmetin petrollerinden gasp ettiği
gelirlerle dünyanın en zengin adamı olduğu günlere rağmen yaşlı fakat basiretli
bir adam ve onu izleyen Müslüman İran’lıların şanlı zaferlerini hatırlasınlar.
Dahası, her bir destekten yoksun garip Çeçenistan’a, Bosna’ya göz gezdirsinler.
Onurlu direnişin onursuz saldırılara, hem de azıcık sayılarla koca koca devlere
karşı koyuşlarını göz önüne getirsinler...
Bu savaş yeni
başlamıştır. Bir yüzyılı mağlubiyet ve zelil halde geçiren Ümmet için yeniden
doğuş günleri ve yeni yüz yıl kurma hesapları başlamalıdır. Geçen yüzyıldan
alınan ibretler ve tarihi birikimlerle, yeniden doğrulmanın, ayağa kalkmanın
günü gelmiştir. Bu günler sayılı günlerdir. Tarihi dönüştürmenin, değiştirmenin
yakın olduğu günlerdir. ABD ve müttefikleri bu kez istediklerini
yapamayacaklardır. İşgal edecekleri devletler de kendilerine vaad edilen yardım
ve destekleri bulamayacaktır/bulamamalılar. En azından Şii Araplar bu alçakça
teklifleri geri çevirmiştir. Ümmetin diğer parçaları da bundan cesaretle
direnişe geçecekler ve başlarındaki satılık liderlerini sorgulayacaklardır.
Evet, gün gelmiş, tarih kendini değiştirecekleri beklemektedir. Bundan sonra
doğacak güneş, izzetli ve onurlu Müslüman Ümmetlerin üzerine
doğacaktır/doğmalıdır... Ya Amerika galip gelecek ya da hesapları alt üst
olacaktır. Güç ve izzet Allah’ta, Allah’ın yanında yer almaktadır. Şeytanın,
Amerika’nın bir hesabı var elbet. Ama Allah’ın da bir hesabı var tabii ki.
Hesabı doğru çıkacak olan da Allah’ın hesabıdır. Her kim Allah’ın hesabına
yardım eder, o yolda çabalarsa galip gelecek olan da odur. Müslümanlar
kafirlerin hesabında bir yer alacağına, azıcık dünyevi nimete aldanıp inancına,
kardeşlerine karşı küffarın yanında saf tutarak hainler olacağına, O’na karşı
durmak için kendi hesabını yapmaya başlamalıdır. Her şeye rağmen, Allah’ın o
sapasağlam kulpuna yapışmalı ve kardeşleri ile birlikte hareket ederek güç
olmalıdır. Kafirler dünyayı severler, yaşamak ve zevk almak onların vazgeçilmez
tutkuları ve felsefeleridir. Müslümanlar ise, izzetli yaşamayı, gerekirse Allah
için ölmeyi severler. Şehadet, hem dünyada hem de Ahire’te onların en büyük
dileğidir. Aradaki esaslı fark buradadır. Ve bunu kendini dünyaya satmayan ve
Allah için yaşayan Müslümanlar anlar ancak...
Allah’ım bizimle
ol, kalplerimizi te’lif et ve bizi kardeşler kıl. Aramıza şeytanları sokma,
aramızdaki beyinsizlere rağmen düşmanlar karşısında bizi galip kıl. İzzetimizi,
onurumuzu yakalamamızda bizleri basiretli eyle. Sen bizim Rabbimiz, sen bizim
İlahımızsın. Günleri devran edip dönüştüren de sensin. Artık bizden yana
dönüştür, ne olur. Sığınacağımız ve destek isteyeceğimiz yegane makam sensin.
Peygamberinin Bedir gününü, O gün yaptığı duayı ve buyurduğun kabulü bizlere de
yaşat. Amin.