Yıl 22  Sayı 292 Nisan 2003
Bu Sayıda
 

“Bu Savaş Burada Bitmez”

 

Hüseyin ALAN

 

Dünya alemin bildiği ve de gördüğü üzere ABD ve İngiltere müttefik güçleri, yanlarına çömez olarak İsrail, İspanya ve Portekiz’i de katarak Irak’a bir saldırı başlattı. Saldırının gerekçesi olarak da Irak lideri Saddam Hüseyin’in despot yönetimini gösterdi; onu insan hakları ihlalleri yapmakla, sahip olduğu kimyasal silahlardan ötürü bölge ülkelerini ve giderek dünya barışını tehdit etmekle vs. suçladı ve bunun önlenmesi gerektiğini deklare etti. Bu saldırıda gerekçe olarak ortaya sunulan mazeretlerin hiç birisini, BM örgütü dahil dünyanın bir çok ülkeleri kabul etmedi. Özellikle yukarıdaki ittifaka karşı Almanya, Fransa, Rusya, Çin, Yunanistan dahil olmak üzere yeni bir ittifak cephesi oluşmaya başladı. Muhtemelen İran da bu ittifaka dahil fakat gürültü etmekten çekiniyor.

Batılı ülkeler, 20. yüzyılda kendi topraklarında iki dünya savaşı gerçekleştirdiler. O savaşların en belirgin özelliği sömürü gücü elde etmiş emperyal devletlerin kendi aralarındaki Pazar kavgası olarak ortaya çıkmasıdır. İkinci Dünya savaşından sonra yeni kurulan uluslararası kurum ve kuruluşlar ve siyasi konsensus ABD liderliğinde son buldu. Rusya’nın yarıştan çekildiği 1989 yılından bu yana yeni bir dünya düzeni kurmaktan ve adını da küreselleşme olarak ifade etmekten çekinmeyen ABD, artık günün geldiğini ve planlarının yürürlüğe konduğunu tescillemektedir. 11 Eylül olaylarının hemen arkasından başlatılan Afganistan operasyonu ile de ABD’nin düğmeye bastığını ve sürecin Irak saldırısı ile devam ettiğini söyleyebiliriz. ABD’nin küresel güç olarak yalnız kalması, gücünü devam ettirmek için de dünya çapında operasyonlara başlaması, bu saldırılarını adım adım devam ettirmek istediği de aşikardır. Ya bu saldırılarda çöküşü yaşayıp kıtasına hapis olacak ya da başarı elde ederse asgariden bir yüz yıl daha hükümranlığını sürdürecektir. Hesap bu.

Amerika’nın uzunca bir süre devam edeceği saldırılarda hedef ülkelerin nerede ise tamamı İslam toplumlarıdır. Bunun çok açık fakat ilan edilmeyen gerekçesi Müslümanların yaşadığı coğrafyadan, taşıdığı İslami düşünce potansiyelinden ve küresel gücün en etkin rakibi olmasından ileri gelmektedir. İlan edilen gerekçe olarak da dünyanın enerji kaynaklarının, kıtalararası geçiş yollarının bu bölgede olması ve en önemlisi de küresel güç her kim olursa olsun, bu coğrafyanın karşı koyacak bir liderlik potansiyeli taşımasından ileri gelmektedir.

Amerika ve müttefikleri şu an dünyanın en güçlüleri olarak görülmektedir. Onlara hiçbir kurum ya da ülkenin doğrudan karşı çıkamaması ve engel olamaması da bu tezi doğrulamaktadır. Gerçekten de askeri ve dahi siyasi uzmanlara(!) bakılacak olursa, bugün bunların karşısında bir güç, en azından denge sağlayıcı olarak da olsa, kimse yoktur. Bu verileri doğru sayarak nasıl oldu da bütün uluslar bu pozisyona düştüler sorusuna gereğince izah getirmek gerekir.

Evvela Batılı ülkelere bakıldığında; Rusya ve Çin hariç tutulursa Avrupa’nın ileri gelen ve ekonomik olarak da kalkınmış ülkeleri güvenliklerini ve kalkınmışlıklarını İkinci Dünya savaşından bu yana ABD’ne borçludur. Eski dünyanın liderleri durumunda olan Avrupalılar bu durumdan kurtulmak için bir süredir Birleşik Avrupa Topluluğu oluşturma gayretinde idiler. Siyasi ve ekonomik entegrasyonu temin etmişler fakat savunma ve askeri nitelikteki adımları henüz atmaya başlamışlardı. Tarihi ve siyasi olarak aynı medeniyetin ürünleri olsalar da, Avrupa nüans farkı ile ABD’den ayrı düşünülmelidir. Karşı kamp olarak büyümeyi hedeflemeleri yüzünden de biraz daha insani(!), biraz daha hukuki(!) gözükmektedirler. Yok aslında birbirlerinden farkları!.. Esasında kavga biraz da pay kavgasıdır. O nedenle ABD için gün bu gündür. Daha da güçlenmeden Avrupalıların zayıf durumlarından istifade etmenin ve oluşacak cepheyi oluşmadan parçalamanın zamanıdır. Avrupalıların savaşa karşı çıkış nedenleri, ne Iraklıların kara kaşlarıdır ne de kara gözleri. Onların derdi hazırlıksız dönemde pay alamayacakları saldırıları ABD’nin tek başına başlatmış olmalarıdır.

Çin’in ABD ile yarışabilmesi için barış içinde geçecek bir 30 ya da 40 yıla ihtiyacı vardır. Onun için de bu saldırı zamansız gerçekleşmiştir ama ABD için tam sırasıdır. Rusya, kısa süre önce dağılmış toplum yapısından bozulan birliğinden yeni bir düzenleme dönemine girmiştir. Yeni bir Ulus Devlet yaratma uğraşı verirken eski dönemin muhalifleri ve reformlarla uğraşmaktadır (Tıpkı cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki Türk Cumhuriyetçileri gibi.) Üstelik güney kısmının komple Türki Cumhuriyetlerle çevrili olması, Kafkasya’nın bitmeyen problemleri ve tüm buralara ABD askeri varlığının yerleşmesi Rusya’nın zayıf karnını oluşturmaktadır. Ayrıca buralar patlamaya hazır bombalar gibidir. Bu yüzden şu aşamada bir uluslararası kavgaya tutuşacak durumda da değildir ve içişlerini düzene koyabilmiş değildir. Üstelik saldırı operasyonlarının bir kısmının kendi hinterlandında gerçekleşecek olması onları fazlası ile kaygılandırmaktadır. Balkanlarda Yugoslavya’nın parçalanması, Çeçenistan ve Afganistan operasyonları sırasında muhtemelen kendilerine minnacık fakat razı gelmeyeceği paylar vaad edilmiş olmalıdır. Ancak Rusların da bu paylaşmada güçlü konumda olduğu ve restleşecek konumda olduğu söylenemez. Nihayet zaman Rusya açısından da aleyhine işlemektedir, fakat ABD’nin lehinedir.

Dünyanın güçlülerinin, birinci lig ülkelerinin hali, sofrada oturacak yiyicilerin pozisyonları böyle gözükmektedir. Ligin lideri kuşkusuz ABD’dir. ABD, liderliğini korumak için gerçekleştirmeyi düşündüğü saldırılarda rakiplerine üstün gelmeyi hedeflediğinden diğerlerinin hepsini muhalif konumuna sokmuştur. Onların savaşa karşı olmaları, kendi kamuoylarını harekete geçirmeleri, gerçekçi ve sahici nedenlerle değil, dışarıda kalmanın, pozisyon kaybetmenin hesabındandır. Bu gerçek böylece bilinmeli ve yanlış hesap yapılmamalıdır. Her ne kadar insani değerleri ön planda tutarak insancıl davranıyor gözüküyorlarsa da bu bizleri yanıltmamalıdır. Yukarıda da söylendiği gibi, Batılı düşünceyi taşıyan tüm ülkeler hep aynı mentalite ile hareket etmektedir. Dünyanın bugünkü hali de, gelecekte kurmayı düşledikleri pislik kokan tasarı da, sömürü ve yağma üzerine kuruludur. O ülkeler bugün sahip oldukları güce de, servete de, zenginliğe de diğer ülkeleri geçmişte soydukları, yağmaladıkları ve bugün de bu yağmayı başka türlü sürdürmeyi tasarladıkları için sahiptirler.

Dünyanın ikinci ligde yer alan diğer ülkeleri, birinci lig oyuncularının yedekleri ve köle unsurlarıdır. Bu lig ülkelerindeki yöneticilerin tamamı, iktidara odaklı ekonomik ve sosyal egemenlerinin hepsi, birinci lig ülkelerine göbekten bağlı olup onların çıkarlarını korumak üzere dizayn edilmiş, bütünün parçaları konumundadır. Burada güç konumunda gözüken elitlerin varlık sebebi ve konumları da birinci lig ülkelerinin tayin ve atamasına bağlıdır. Düzen böyle kurulmuş, dizenler böyle dizmişlerdir. Bu dizilişi sıralayan, işlerliğini temin etmede de muktedir konumundadır. Normal şartlarda bu oyunun kuralları böylece çalışmaktadır. Bu işlerliği kabul edenler de teslimiyet göstermişler, sisteme rıza göstermişlerdir. İki dünya savaşı bunun için yapılmış, paylaşım böylece tesis edilmiştir... Amerika yeniden bir diziliş ve paylaşım kavgasına çıkmaktadır. Diğerleri yandaş veya karşı olurlarken aynı mantıkla fakat farklı çıkar kavgaları ile pozisyon almaktadırlar. Bu paragrafı hüküm ve yaşanılan realiteye uygun pozisyon olarak değerlendirdiğimizde tablonun tamamını görmüş oluyoruz. Dünyada olup biten her gelişme, yeni söylem ve politika, yukarıdaki esaslara bağlı kalmak kaydı ile geçerlilik kazanacak, aksi hal ve tutum gösteren her tür gelişme ise büyük manipülasyonlarla engellenmeye çalışılacak veya bugün olduğu gibi karşı koyup cezalandırılacaktır.

İslam ülkelerinin hemen hepsi, anlatılan sonuçlardan dolayı, ABD yörüngesinde kurulu ana sistemin küçük parçalarıdır. Osmanlı’nın parçalanmasından sonra düzen böyle ayarlanmış, küçük bazı problemler dışında böyle de devam edegelmiştir. Son saldırı nedeni ile ortaya çıkan manzarada iyi gözlem yapanlar, emekli askerlerden emekli büyükelçilere, basın yayında boy gösteren büyük büyük yazar çizerlerden tüm aydın ve üniversite prof.larına, en büyük işadamlarından bürokraside görevli üst düzey yönetici kadrolara kadar varan kesimde, mübarekler ABD’nin büyüklüğünden, devasa gücüne, hiper yapısından her şeyi yapacak kudrette olmasına kadar kafa patlatırcasına Amerikan propagandası yapmakta olduklarını izlemişlerdir. Amerika nerede ise Yüce Tanrıları olmuş da her şeyi yaratmaya ve yapmaya kaadir imiş. Eminim hiçbir Amerikalı yetkili kendilerinin bu kadar güçlü olduğunu fark etmemiştir. Nerede ise onlarsız yaşamamız, onlardan farklı düşünmemiz kıyameti başımıza kopartacak. Hatırlanırsa aynı manzarayı üç ay kadar önce Avrupa Birliği sürecinde aynı nedenlerle de yaşamıştık. İşte bahsetmeye çalıştığımız kurulu düzen ve egemen patronlarının ilişkileri ve güya bağımsız bir sürü devletçiklerin ve onlara yön veren büyük(!) yönetici elitlerinin hali pür melali. Görmek isteyen gözlere bundan daha büyük örnekler, hem de peş peşe böyle ortaya çıkmıştır. Türkiye de halkın yüzde doksan beşi bu saldırıya karşı imiş, Kasım 2002 seçimlerinde halkın temsilcileri büyük oranda oy alarak seçilmiş ve tek başına büyük çoğunlukla hükümet kurmuş imiş, üstelik bu hükümet İslamcı imiş, Türkiye’nin çok güçlü ve büyük ordusu var imiş, vs. mişleri sıralamak mümkün. Dahası bu saldırı Türkiye’nin burnunun dibinde ve hayati çıkarlarına ters gelişmelere gebe sayıldığı halde... Halkın ve halkların bu olaylarda esamesi okunmaz, kaale alınmazlar. Halk birileri adına çalışmaya, birileri adına hizmetkarlık etmeye ve birileri adına koşuşturmaya devam edecektir... Ne zamana kadar mı? Halk kendi kaderine sahip çıkana kadar. Başka halkların ne yapıp ettiği pek umurumuz olmasa da, Müslümanım diyenlerin ne yapacağı, yapması gerektiği bizleri yakından alakadar eder, etmeli.

ABD ve diğer ülkelerin, ister muhalif ister müttefik olsun politikalarına alet olmamak birinci görevimiz olmalıdır. Dolmuşa binmeye, dolduruşa gelmeye artık yer olmamalıdır. Bundan böyle uluslararası politikaların yönü Müslümanlardan yana ve onlara ilişkin gelişecektir. Bütün saldırı ve operasyonlar Müslüman ülkeler ve İslam dini merkez alınarak yürütülecektir. Bizden gözüken sırtlanlara, bizi koruduğunu ve desteklediğini söyleyen kurtlara yem olmanın alemi kalmamıştır. Bir yüz yılı bedavaya, alet olarak kaybettik, bir yüz yıl daha kaybetmenin alemi yoktur. Düşman çoğu kez dışarıdan gözükse de, tutunduğu tüm dallar içeridedir. Düşman dallarına kurtarıcı olarak sarılmanın, aldatılmanın alemi de kalmamıştır. Gözümüzü dışarıya çevirdiğimizden daha çok içeriye çevirmeye mahkumuz. Bizleri hep içeriden, bizlere benzeyenlerle vurmaktadırlar. Aldanmanın sonu gelmelidir. Sağımızı solumuzu, ilerimizi arkamızı iyi kontrol etmeliyiz. Biz uyanık olur isek dışarıdakiler hiçbir şey yapamazlar.

Hiçbir ülke, hiçbir halk diğerinden üstün ve yüksek değildir. Allah her kavme çeşitli özellikler verirken çalışarak üstünlüğü yakalasa da zalimlerin egemenliğini hoş görmemiş ve üstünlüğün takvada olduğunu göstermiştir. Teknik olarak ileride olmak geride kalanlara üstünlük kurmayı ve sömürmeyi zalimler eli ile sağlayabilir. Zor yolu ve tahakküm gütmek amacı ile hiçbir yere varılamaz. Olsa olsa geçici başarılar elde edilir. ABD’nin de yaptığı, diğerlerinin de yapmaya çalıştığı budur. Irak’a ABD girse ne yazar, Irak’ı işgal etse ne yazar, sonuçta orada tutunmak ve kalmak zorundadır. İşte hiçbir ülkenin, süper bile olsa yapamayacağı tek şey budur. Ordular ilelebet hiçbir milleti yenemezler. Sonuçta en güçlü ordular bile yenilmeye mahkumdurlar. Yeter ki kendi halkının aleyhine, düşman devlet lehine uşaklık edecek ve satacak yerli işbirlikçiler bulmasın. Hıyanet ve direniş, onurlu davranmak veya onursuz kalmak insanların kendi ellerindedir. Korkuya, telaşa ve paniğe de yer yoktur. Direnen ve onurlu davranan halk her zaman kazanacaktır/kazanmıştır. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Kendi özgüvenini yitirenlere, aşağılık sömürü propagandalara kapılanlara, işgalci güce güvenip gelecek beklentisi umanlara, geriye dönüp insanlık tarihine bakmalarını salık veririm. Hiç değil, Kuran’a Allah’ın anlattıklarına baksınlar. Olmadı, Peygamberin gününe baksınlar, iki süper gücün olduğu, Pers ve Bizans İmparatorlukları’na baksınlar. Onlar o günün Amerika’sı, Rusya’sı, Fransa ve Almanya’sı idiler. Onların Arap İslam orduları karşısında ne duruma düştüklerini hatırlasınlar. Halid Bin Velid’in elçisinin Bizans’ın o mağrur komutanına verdiği cevabı ve sonucundaki koca Bizans’ın rezaletini hatırlasınlar. Daha yakınlarda Beyrut’ta, Amerikan ve Fransız askerlerinin nasıl kaçıştığını, Afganistan’da süper Rusya’nın ne rezil ve kepaze hale geldiği durumu. ABD başta bütün güçlü Batılı ülkelerin olanca desteğine rağmen 60 yıldır süren Filistin mücadelesine baksınlar, soylu ve onurlu direnişin canlı kanlı misalini, satılık uşakların ise nasıl aşağılık hale geldiklerini göreceklerdir. Hele İran Devrimi’nin gerçekleştiği yılları, o güçlü ve mağrur Şah’a, 2500. yılını kutladığı Pers devletlerinin devamını kutladığı şaşalı günlerine, arkasındaki süper ABD ve Avrupalı dostlarının desteğine, Ümmetin petrollerinden gasp ettiği gelirlerle dünyanın en zengin adamı olduğu günlere rağmen yaşlı fakat basiretli bir adam ve onu izleyen Müslüman İran’lıların şanlı zaferlerini hatırlasınlar. Dahası, her bir destekten yoksun garip Çeçenistan’a, Bosna’ya göz gezdirsinler. Onurlu direnişin onursuz saldırılara, hem de azıcık sayılarla koca koca devlere karşı koyuşlarını göz önüne getirsinler...

Bu savaş yeni başlamıştır. Bir yüzyılı mağlubiyet ve zelil halde geçiren Ümmet için yeniden doğuş günleri ve yeni yüz yıl kurma hesapları başlamalıdır. Geçen yüzyıldan alınan ibretler ve tarihi birikimlerle, yeniden doğrulmanın, ayağa kalkmanın günü gelmiştir. Bu günler sayılı günlerdir. Tarihi dönüştürmenin, değiştirmenin yakın olduğu günlerdir. ABD ve müttefikleri bu kez istediklerini yapamayacaklardır. İşgal edecekleri devletler de kendilerine vaad edilen yardım ve destekleri bulamayacaktır/bulamamalılar. En azından Şii Araplar bu alçakça teklifleri geri çevirmiştir. Ümmetin diğer parçaları da bundan cesaretle direnişe geçecekler ve başlarındaki satılık liderlerini sorgulayacaklardır. Evet, gün gelmiş, tarih kendini değiştirecekleri beklemektedir. Bundan sonra doğacak güneş, izzetli ve onurlu Müslüman Ümmetlerin üzerine doğacaktır/doğmalıdır... Ya Amerika galip gelecek ya da hesapları alt üst olacaktır. Güç ve izzet Allah’ta, Allah’ın yanında yer almaktadır. Şeytanın, Amerika’nın bir hesabı var elbet. Ama Allah’ın da bir hesabı var tabii ki. Hesabı doğru çıkacak olan da Allah’ın hesabıdır. Her kim Allah’ın hesabına yardım eder, o yolda çabalarsa galip gelecek olan da odur. Müslümanlar kafirlerin hesabında bir yer alacağına, azıcık dünyevi nimete aldanıp inancına, kardeşlerine karşı küffarın yanında saf tutarak hainler olacağına, O’na karşı durmak için kendi hesabını yapmaya başlamalıdır. Her şeye rağmen, Allah’ın o sapasağlam kulpuna yapışmalı ve kardeşleri ile birlikte hareket ederek güç olmalıdır. Kafirler dünyayı severler, yaşamak ve zevk almak onların vazgeçilmez tutkuları ve felsefeleridir. Müslümanlar ise, izzetli yaşamayı, gerekirse Allah için ölmeyi severler. Şehadet, hem dünyada hem de Ahire’te onların en büyük dileğidir. Aradaki esaslı fark buradadır. Ve bunu kendini dünyaya satmayan ve Allah için yaşayan Müslümanlar anlar ancak...

Allah’ım bizimle ol, kalplerimizi te’lif et ve bizi kardeşler kıl. Aramıza şeytanları sokma, aramızdaki beyinsizlere rağmen düşmanlar karşısında bizi galip kıl. İzzetimizi, onurumuzu yakalamamızda bizleri basiretli eyle. Sen bizim Rabbimiz, sen bizim İlahımızsın. Günleri devran edip dönüştüren de sensin. Artık bizden yana dönüştür, ne olur. Sığınacağımız ve destek isteyeceğimiz yegane makam sensin. Peygamberinin Bedir gününü, O gün yaptığı duayı ve buyurduğun kabulü bizlere de yaşat. Amin.

 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'