Yıl 22  Sayı 292 Nisan 2003
Bu Sayıda
 

Demokratik ‘Dehşet’ ve Demokrasi ‘Şoku’

 

 

Erhan AKTAŞ

 

 

Batının ve Batı dışı dünyanın(!) ortak inancı ve sesi durumuna gelen ‘Demokrasi’, günümüzün yükselen değeri olarak, kendi dışındaki görüş ve düşünceleri etkileyerek bütün bir dünyayı egemenliği altına almış bulunmaktadır. Öyle ki, dünyada ilkel kabileler hariç demokrat olmayan görüş ve hareket kalmadı. Herkes demokrat oldu: Müslüman (!) Demokrat, Hıristiyan  Demokrat, Musevi Demokrat, Liberal Demokrat, Budist Demokrat, Hindu Demokrat, Muhafazakar Demokrat, Sosyal Demokrat, Marksist Demokrat, vs… Dikkat edilirse hepsinin ana unsuru ‘Demokrat’ olmalarıdır. Hepsine anlam veren değer Demokrasidir. Demokrasi olmadan hiçbirinin tek başına bir anlamı ve değeri yoktur; her birisi Demokrasiye eklemlenerek nesneden özneye, nicelikten niteliğe, kabuktan öze dönüşmektedir. Tıpkı elmanın Golden elma, Amasya elması, Ankara elması, Starking elma, Kırmızı elma, Sarı elma olması gibi; ismi ve cinsi farklı olsa da bütün elmalarda ana unsurun ‘elma’ olması gibi.

İslam’ın dışındaki her din ve ideolojinin; her görüş ve düşüncenin demokratlığa eklemlenmesi söz konusu olabilir. Ancak doğası gereği, demokrasiye eklemlenemeyecek tek din İslam’dır. Demokrat Müslüman(!) olduğunu iddia edenlerin varolması bu gerçeği değiştirmez; karşı karşıya bulunduğumuz bu durum, İslam’ın bağlamından ve anlamından kopartılmasından; diğer bir deyimle Vahyin hayatın dışına itilmesinden başka bir şey değildir. Tek ‘hak din’ olan İslam’ın, kendisine mensup olduğunu iddia edenlerce Demokrasiye eklemlenmeye çalışılmasına bir çok neden sayılabilir. Bu nedenlerin önemli olanlarından birisi, çok güçlü esen demokrasi rüzgarına karşı koyacak yeterlilikte sağlam ‘kök’e  sahip olmayıştır. Diğer önemli bir neden de dünyalık her türlü nimete, konfor ve rahata erdirme imkanı sunan demokrasinin bu cazibesi karşısında;  Kur’an’ın deyimi ile "dünyanın geçici bir oyalanıştan ve eğlenceden başka bir şey olmadığının" bilincinin yitirilmiş olmasıdır. Yine  Kur’an’ın deyimi ile "az bir bedele karşılık ahireti satmak" yanılgısına düşülmüş olunmasıdır.  Akıl ve bilginin verdiği güvenle  Vahyin korumasından ve yol göstericiliğinden çıkanlar; modernleşmek, İslam’ı güncelleştirmek, imanı aktüelleştirmek ve evrensel değerlerle bütünleşmek, kısacası ‘hayatın içinde’ olmak adına İslam’ı Demokrasiye eklemlemeyi bir çıkış olarak görüyorlar.

Batı dünyası (ABD dahil), demokrasinin merkezi ve demokrasi kültürünün beşiğidir. Çağımızda Batı, Batılı olmayan dünyaya büyük bir üstünlük sağlamıştır. Bu üstünlük yalnızca, bilim ve teknolojide değil; kültür, sanat, edebiyat, felsefe, siyaset, ekonomi ve ticari  kısacası her alanda söz  konusudur. Ve Batının bu üstünlüğü, Demokratik oluşuna bağlanmaktadır. Sahip oldukları değerlerle, Batının bu üstünlüğü karşısında yetersiz kalanlar, Batı normlarıyla kendilerini ifade ederek ve paradoksal bir tavır takınarak çıkış yolu bulmaya çalışmaktadırlar. Özellikle felsefi ve düşünsel alanda (gizlenilmeye çalışılsa da) Batının kötü bir kopyası olmaktan öte özgün hiçbir eser ortaya koyamayan entelektüel Müslümanlar, ‘kompleksli’ olarak nitelendirilebilecek bir biçimde, doğrudan İslami çağrışım yapan sözcük ve kavramları kullanmaktan uzak durmaya özen gösterir oldular.

İslam’ın aktüel değeri, sosyal bilimler çerçevesinde  tespit edilmeye çalışılıyor ve bunun adına bilimsellik deniyor. Sosyolojik, felsefi, kültürel ve sanatsal etkinliklerinde, kitap ve yazılarında bir düşünce biçimi, bir yaşam tarzı, bir kurtuluş mesajı olarak İslam’a mümkün olduğunca yer vermekten kaçınan bu zihniyet, mümkün olmadığı durumlarda da onu modernizmle özdeşleştirerek sunmaya çalışmaktadır. Hak-Batıl, İslam-Küfür, Mümin-Kafir vb. kavramlarla ortaya konan İslam-küfür ayrışması, ya tarihsellik ya hermenötik ya da gelenekselcilik çerçevesinde ayrışmayı sağlayan netliği yok edici oportünist bir tavır içindedirler.

Yukarıda yapılan bu yüzeysel değerlendirme bağlamında ABD Irak savaşının başka bir yönüne değinmek istiyorum. Bilindiği gibi ABD, Irak’a yaptığı saldırıyı ‘Dehşet ve Şok’ operasyonu olarak isimlendirdi.  Bizde yazımızın başlığını bu ifadeden esinlenerek belirledik. Aslında bir savaş olmaktan çok ABD’in özgürleştiricilik(!) adına kundaktaki bebeği dahi katlettiği  bir katliam olan bu saldırı, yalnız Irak halkını değil, Türkiye’li Müslüman(!) demokratları da (Dünyanın bütün demokrat halkı ile birlikte) "şok" etmiş olmalıdır. Zira bu katliamın sorgulaması yapıldığında gerçek suçlunun demokrasi zihniyeti olduğu görülecektir. Bu savaş görünür yüzü ile ABD-Irak savaşı olsa da, gerçek yüzü ile Demokrasi ve Saddam diktatörlüğünün savaşıdır. (Gerçi Saddam da kendini demokrat olarak görmektedir.) Katliamın fiziki boyutu savaş olabilir, ancak bunun felsefi boyutu Demokrasidir; Demokrasinin diktatörlüğe saldırısıdır.

İki kutuplu bir dünyada yaşıyoruz: ‘Saray halkı’ ve hizmetçilerinden  oluşan bir dünya. Demokrasiye, saray halkının düzeni de denebilir. Bu düzen, Batılı olmayan dünyanın varlığı ve emeği üzerinde kurulmuştur. Bu gerçeğin bilincinde olmayanlar; saraylı olmayı sağlayan şeyin demokrasi olduğunu sanıyorlar. Saraylılardan olmaya özenen zihniyet, bu ‘sanıyla’ Demokrat olmanın imkanını oluşturmak için (imanlarını terk etmeden) Batı zihniyeti ile örtüşecek bir zihniyeti oluşturmanın çabasındalar. Batı zihniyeti ile yerel değerlere anlam verirlerse saraya giden yolun açılacağını sanıyorlar.  Oysa ki yer altı ve yer üstü zenginlikler de dahil, her şeyi sömürmenin sonucu olarak ortaya çıkan ‘saray dünyası’nın ana fikri demokrasidir. Dikkat edildiğinde görülecektir ki: Demokrasi yeryüzünün sicili en bozuk sistemidir. Onun son yüzyıllık geçmişine bakıldığında elli milyondan fazla insanın (Birinci, ikinci dünya savaşı ve günümüz İslam coğrafyasında) katledildiğini görecektir. Onun sicilinde, Afrikalı açlıktan ölürken, köpeğinin kuaförüne ve mamasına Afrikalı bir aileye bir yıl yetecek parayı harcamak vardır. Onun sicilinde 1995’te Bosna’da  tek  bir saldırıda güvenli bölge ilan edilen ve Hollanda’nın kontrolünde olan bölgede, kadınları ayırarak erkek çocuklar da dahil sekiz bin erkeği katletmek vardır...

Demokrasinin dünyasında ahiret inancı, hesap günü inancı, ilahi adaleti gözetmek, günah ve haram düşüncesi yoktur. Hayat yalnızca bu dünyadan ibarettir. Onun için, ne kadar lüks ve konfor içinde yaşarsam o kadar kazançlı olurum anlayışı vardır. Bu anlayışa göre, bunu sağlamanın tek yolu vardır, o da başkasının payına düşeni kendi payına katmaktır. ABD’nin Irak’lı halkın malı olan petrolü almak için yaptığı katliam bunun en iyi örneğidir. Kim ne derse desin, bu  savaş demokrasi düşüncesinin şekillendirdiği, meydana getirdiği ruh halinin eseridir. "Bir kimseyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibi olur, bir kimseyi yaşatan da bütün insanlığı yaşatmış gibi olur" diyen  İslam, özgün yapısıyla benimsenseydi, bugün yeryüzünde barış, adalet ve kardeşlik hakim olurdu. Bunca zulmün, akıtılan kanın ve katliamın sorumlusu,  "yaşamak için yok etmelisin’ felsefesinden başka bir şey olmayan Batı uygarlığı, yani demokrasidir.

En azından son yüzyıldır dünyayı; dünyanın hakim gücü olarak; askeri, siyasi, teknolojik ve ekonomik üstünlüğü elinde bulunduran demokrasinin yönettiği bir gerçektir. Demokrasi düşüncesinin egemen olduğu dünyamızın içinde bulunduğu durum, onun ne olduğunun en iyi göstergesidir.

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'