Muhafazakârlık
Muhafazakarlık,
sözcük olarak: örf, adet, gelenek ve inançlara bağlı, mevcut düzenin devamından
yana olan, konservatör ve dindar anlamına, kavram olarak da: "mevcut yapıya
hayat veren" geleneksel değer normlarını korumak, hızlı değişimle geleneklerden
kopulmasına karşı çıkmak, büyük ölçekli toplumsal dönüşümlere karşı çıkmak,
toplumun geleneklerine büyük değer vermek, tarihsel tecrübe birikimine değer
vermek, yavaş ve tedrici değişim benimsemek şeklinde siyaset görüşü, ideoloji ve
düşünce biçimi anlamına gelmektedir.
Muhafazakarlığın
felsefesine göre insan doğası yetkinlikten yoksun ve eksikli olduğundan,
geleneğin yol göstericiliğine ve güçlü bir otoritenin yönetimine ihtiyaç vardır.
Değişmeye karşı tavır alınarak, yerleşik düzenin korunması sağlanarak,
radikallerin ütopyaları uğruna neden olacakları kaosun önüne geçilebilir.
"Bilim felsefesinde
metodolojik muhafazakarlık anlamında, bilim topluluğunda hangi teorinin kabul
edileceğine karar verilirken, eski teorinin talep ettiği bilimsel inançlarda
mümkün olan en az değişikliğe yol açan verilerle bağdaşan teorinin benimsenmesi
gerektiğini öne süren yaklaşım" anlamını içermektedir.
Muhafazakarlığın
gelecek anlayışı negatiftir. Ona göre "şimdi" ve "mevcut" olan belirgin
olandır. Nasıl sonuç vereceği belli olmayan değişiklik ise ya "boşuna"
yapılmış olur ya da sonuçsuz kalabilir. Veya aksi tesir yapabilir. Hatta
durumu tehlikeye sokabilir.
Muhafazakarlık
modernizme bağlı olarak gerçekleşir. "Devrim karşıtlığı, hızlı değişim
karşıtlığı olarak da tanımlanabilir. Düşünce üslubu olarak anlaşıldığında
herhangi bir programa tabi olmaktan ziyade gelişmeler karşısında takınılan tavır
ve analitik olmayan somut duruşa işaret ettiği görülmektedir. Bu anlamda
muhafazakarlık bir ideoloji değildir ve hayat karşısında bütünlüklü bir yapıyı
ortaya koymaktan uzaktır. Hiçbir ideoloji ve kesimle özdeşleştirilemez."
Her toplumun, her
ulusun, her dönemin veya her tarih kesitinin muhafazakarlığı aynı değildir.
Muhafaza edilmek istenen şey farklı olabilir; muhafaza kavramının içeriği
kültürden kültüre, toplumdan topluma, zamandan zamana sürekli değişebilmektedir.
Günümüz Türkiyesi’nde de muhafazakarlığın yoğunlaştığı alanlar kültürel,
siyasal ve ahlaki alanlardır. Muhafazakarlığın öne çıkan başat pozisyonu "yeniye
karşı eskiyi, geleceğe karşı geçmişi, Batı’ya karşı Doğu’yu, modernizme karşı
geleneği koruma şeklindedir. Bu ögeler sağcı, milliyetçi ve liberal
muhafazakarlığın ortak unsurlarıdır. Muhafazakarlığın önündeki veya sonundaki
sağcı, milliyetçi ve liberal ekler, siyasi davranışların öne çıkardığı
farklılıklardır.
Muhafazakarlık, bir
zihniyet nitelendirmesi olmanın yanında, teslimiyetçi, akletmeyen, peşin kabulcü
bir ruh haline, sorgulayıcı olmayan çok taklitçi bir duruşa, yeni bir şey
söylemek yerine eskiyi tekrar etme üslubuna sahiptir.
Muhafazakarlık
modernizmin bir önceki halidir. Bundan dolayı da aslında modern bir olgudur.
Karşı olduğu şey eskidikçe, toplumsallaştıkça, toplum tarafından
içselleştirildikçe, muhafazakarlık sınıfına dahil olur. Her türlü değişim ve
dönüşüme rağmen "din" muhafazakarlık için terk edilmeyen temel bir ögedir.
Değişim ve dönüşüme göre sürekli bir anlam değişikliğine uğrasa da o hep
vazgeçilmezdir.
Muhafazakarlığın
temel özelliklerinden biri de kendi kriterlerine göre aşırı bulduğu her şeye
karşı olmasıdır. Bu konuda en güçlü argümanı kutsallıktır: yeniye karşı mevcudu
kutsal değerlerle ilişkilendirerek korumaya çalışır. Ona göre her yeni şey
kutsal saydığı din, devlet, otorite, tarih, ahlak, töre, gelenek… gibi
değerlerden birisini veya tamamını çiğneme girişimidir. Esasında kutsadığı bu
değerler içerik olarak sürekli kendini yenilemektedir. Çünkü onlar varlıklarını
"yeniye" uyumlu hale gelerek sürdürebilirler. Direniş ve karşı koyuşları, karşı
oldukları şeyi içselleştirinceye kadardır. Bu içselleştirme muhafazakarlığın
konumunu yeniye uyarlamaya yeterli hale gelinceye dek devam eder. Bu süreç
dikkate alındığında varılan sonuç: aslında muhafazakarlığın "muhafaza edeceği
değerleri kendi yarattığı" olgusudur.
Muhafazakarlık ruh
hali olarak bilgi, bilinç, düşünme ve akıldan çok duyguya dayanır. Bilginin,
bilincin, düşüncenin ve aklın ürettiği bir değeri içselleştirinceye kadar onu
yanlış bulur, içselleştirdikten sonra da onu yalnızca duygusal boyutuyla
sürdürür. "Neden", "niçin" ve "nasıl"ı sorgulamaz.
Muhafazakarlığa
göre "değişim", bir bilinmeze doğru gidiş olduğundan, siyasi, sosyal ve
ekonomik "kurumlar" korunarak bilinmezlik ve belirsizlik endişesi bertaraf
edilmeye çalışılır. Bu nedenle hep tepkicidir. Diğer bir anlatımla o bir tepki
ideolojisidir. Kendi ürettiği hiçbir özgün görüşü yoktur. Yüzeyseldir, hiçbir
konuda köktenci bir hali yoktur. Daha önce reddettiği bir şeyi, daha sonra
karşı çıktığı yeni bir şeye karşı savunur; ama buna rağmen o hep eski değerleri
koruduğunu varsayar. Oysa ki geçmiş "eski değerler" hiçbir zaman kendi
otantikliği içinde korunmaz. O hep bir "nicelik" olarak vardır. En son
değiştirilen şeyi, değiştirene karşı koruduğu için, dolayısıyla korumaya
çalıştığı şey de sürekli değişmektedir. Modernizmi hep bir adımlık
mesafesinden izlemektedir. Yeniye hep " ayak bağı" olmaktadır. Yeninin problem
çıkarabileceği kaygısıyla mevcut problemlerin yaşamasına direnç oluşturmakta,
güç vermektedir.
Muhafazakarlık ile
din arasında yüzeysel olarak benzerlikler vardır. Dinin yapısında da
"korumacılık" vardır. Zira dinin kendine özgü sabiteleri vardır ve din bunları
koruyabildiği oranda orijinalliğini korumuş olur. Dinin bu korumacılık anlayışı
muhafazakarlık olarak görülmemelidir. Ayrıca dinin muhafazakarlığın
vazgeçilmezleri arasında yer alışı ve korunmak (muhafaza edilmek) istenmesi
dinin muhafazakarlıkla örtüştüğü anlamına gelmez. Muhafazakarlığın öngördüğü
din, içerik olarak sürekli değişen ve mevcut şartlara uyarlanan veya belirleyici
olma özelliği olmayan bir dindir. Muhafazakarlık dinin değil, din
muhafazakarlığın bir ögesidir. Muhafazakarlık, sadece dinin değil, bütün
değerlerin değiştirilmiş ve sürekli değişecek halini muhafaza etmeye çalışır.
Aralarındaki şekilsel ilişkiye karşın aslında muhafazakarlık dinin dışında bir
olgudur. Dinin karşı olduğu bir çok değer muhafazakarlığın koruması altında dine
karşı korunmaktadır. " Dine karşı olan, hatta dini yok etmek isteyen pek çok
hareket, "daha yeni" hareketlere karşı muhafazakarlaşabilmiştir. Modern çağda
bir çok din karşıtı profan yapı her haliyle muhafazakar olmuştur."
Günümüzde
"muhafazakarlık ile din arasındaki ilişki daha çok Hegelci bir yaklaşımla,
toplumsal düzenin ilahi kökenli olduğu, dinin de bu düzeni korumaya yönelik
olduğu varsayımında toplanmaktadır. Hatta buna göre devlet, otorite ve tarihe
sahip çıkış da bu ilahi kökenle ilgilidir."
Muhafazakarlıkta
din otantik yapısından tamamen farklı hale dönüşmektedir. Bu farklı biçim dinin
yerini alarak, dinin kendisini gerçek biçimiyle ortaya koymasının önünde en
büyük engelleri oluşturmaktadır. Keza otantik yapısıyla ilgisi kalmayan bu din,
muhafazakarlığı gerçek dine karşı koruyan en büyük faktördür. Muhafazakarlığın
dini yeniden yorumlaması, dini geçmişten bugüne taşıyarak, bugünü dine değil,
dini bugüne göre uyarlamak içindir. Muhafazakarlık, dine toplumsal alanda
yararlanabildiği kadar yer, insanlar üzerinde sağlayacağı etki kadar değer
verir. Onun dinle ilişki biçimi "yarar" temeline dayanmaktadır. Dince çok önem
verilen değerlerin sıralaması yarar sağlayacak şekilde günün koşullarına göre
değişikliğe uğrar. Aradığı şey dinde yoksa, o şeyi dine ilave yaparak
dindenleştirir. Muhafazakarlığın din ile olan ilişkisi, din için çok kötü bir
görüntü oluşturmuş olduğundan bu durum dinin haksız tepkiler görmesine, yanlış
anlaşılmasına neden olmaktadır.
İslam, doğası
gereği muhafazakar olamaz. Söz konusu muhafazakarlık görüntüsü İslam’ın
kendisinde değil, yanlış algılanışında aranmalıdır. İslami anlayışın özgün
yapısına uygun şekilde anlaşılabilmesi için muhafazakar tavırla örtüşecek tutum
ve söylemden uzak durulması gerekir.
Muhafazakarlığın
değişime karşı temel direnç noktalarından biri de, onun imkanlarından yararlanan
siyasi ve ekonomik güç odaklarının verdiği destektir. İnsanlık tarihine
bakıldığında İslam’ın çağrısına karşı duranların daha çok mevcut durumun
kendisine imkan sunduğu, çıkar temin ettiği kimselerin olması bu tespiti
doğrulamaktadır. Bütün peygamberlerin karşısına dikilenler hep muhafazakarlar
olmuştur. Çünkü muhafazakarlık, mevcut durumdan çıkarı olan kimselerin varlığını
ve konumunu meşrulaştırmakta, onları düşünsel zeminde koruma altına almaktadır.
Toplumun hak arama duygusunu körelterek onları ne olursa olsun içinde
bulundukları duruma rıza gösterecek hale getirmektedir.
İslam’ın bütün
zamanlarda geçerli ve korunmasını istediği değerlere, değiştirilemez ve
dönüştürülemez temel ilkelere sahip oluşu, muhafazakarlık olarak
nitelendirilemez. O tarih boyunca muhafazakarlığın korumaya çalıştığı düzene ve
sisteme karşı hep devrimci bir çıkış olarak gerçekleşmiştir. O bakımdan
muhafazakarlık İslam için en çetin engeli oluşturan yapıdır. O her zaman
"merkezdeki seçkinci insanların tarihsel serüvenini ifade eder".
"İslam’ın
muhafazakar bir yorumu, muhafazakarlığın bütün negatif yükünü Müslümanların
sırtına yüklemekten başka bir işe yaramaz. Onların elinden pozitif dinamikleri
alarak onları geçiciliğe doğru kaydırır."
Muhafazakarlığın
belli bir şekli yoktur. Neyle ilişkiye girerse onun şeklini alır. Onun bir
şekil olmaktan çok, şekilsizlik olarak tanımlanması daha doğru olur. Din,
gelenek, gelecek, devrim, otorite vb. olgularla girdiği ilişki onları yok etme
şeklinde değil, onların ya önüne ya da ardına "eklem"lenme biçimindedir. O
bakımdan muhafazakarlığın özgün bir yapısı yoktur. O yeri ve zamanı geldiğinde
en temel talebinden veya merkeze aldığı değerinden/ögeden "maslahat" gereği
vazgeçebilmektedir. Aynı şekilde bütün imkanlarını kullanarak karşı durduğu
herhangi bir düşünce, hareket, sistem, inanç vb. bir oluşum
muhafazakarlaşabilmektedir. "Her şeyin kendisine dönüşebileceği ve hiç kimsenin
tekelinde olmayı kabullenemeyeceği bir doğaya" sahiptir. Ve bu doğası,
paradoksal olarak varlığının da teminatı olmaktadır.
Muhafazakarlığın,
benzeşmeyen birçok yapı çeşidine sahip olduğu görülmektedir. Bazen bir doktrin
veya ideoloji bütünselliği görüntüsünü verirken bazen de toplumsal bir tavır
veya bir statükocudur, tepkiseldir; tepkiselliği aktif bir karşı duruştan çok,
ilgisiz kalmaya yöneliktir. Pratik tavır olarak duyarsızdır, yararcı ve
bencildir.
Muhafazakarlıkta
araç-amaç ilişkisinde araç amacın önüne geçerek, amacın yerini almaktadır. Başka
bir düşüncenin kendi amacı için ortaya koymuş olduğu aracı alarak kendi
gövdesine eklemleyebilmektedir. Özellikle dini (İslami) değerlerin amacını değil
yalnızca araçlarını içselleştirmektedir. Böylece din yalnızca şekilsel ayinler
olarak yaşamsal alanda yer alabilmektedir.
Muhafazakarlığın
tarihi süreç içinde varlığını sürekli koruyabilmiş olmasının nedenlerinden biri
ve belki de en önemlisi, teorik ve pratik olarak bölünebilme özelliğine sahip
olmasıdır.. Teorik olarak reddettiği bir şeyi pratik olarak yaşama
geçirebilmektedir. Veya tam olarak pratikte yer vermediği bir şeye teorik
olarak taraf olabilmektedir. Teorik olarak yerleşik düzenin, geleneğin vb.
değerlerin ve bu değerleri oluşturan ögelerin savunmasını üstlenirken, pratik
olarak bu savunmayla çelişen, hatta çatışan reel durumun ortaya koyduğu siyasete
katılabilmektedir. Geçmişle ilişkisi tamamen araçsaldır. İşlevini yitiren aracın
hiçbir önemi kalmaz; o araç bir tarafa bırakılarak mevcut duruma uyarlanmayı
sağlayacak yeni araçları benimser.
Muhafazakarlık için
vazgeçilmez hiçbir değer yoktur. Bizatihi kendisi bir değer olmadığı gibi,
hiçbir değer üretemez de. Onun için, toplumu koruyan(!), düzeni sağlayan(!) şey
neyse, değer odur. Geleceğe yönelik hiçbir tasarıya açık değildir. İslam ise
vahye dayalı bir sistem olduğu gibi, her türlü tasarıya açık ve sürekli kendine
özgü değerler üretir. Bu bakımdan İslam’la muhafazakarlık arasında yakınlık
anlamında bir ilginin kurulamayacağı gerçeği "onların temel referanslarında ve
merkeze aldıkları düşüncenin farklılığında" temellenir. İslam’ın referans
noktası vahiy, muhafazakarlığın temel referans noktası ise mevcut yapı ve
düzenin korunmasıdır. "İslam’ın değerleri tarih ürünü olmadıklarından, tarih
tarafından başka bir tarihte geçersizleştirilemezler."