Yıl 22  Sayı 292 Nisan 2003
Bu Sayıda
 

Muhafazakârlık

 

Muhafazakarlık, sözcük olarak:  örf, adet, gelenek ve inançlara bağlı, mevcut düzenin devamından yana olan, konservatör ve dindar anlamına, kavram olarak da: "mevcut yapıya hayat veren" geleneksel değer normlarını korumak, hızlı değişimle geleneklerden kopulmasına karşı çıkmak, büyük ölçekli toplumsal dönüşümlere karşı çıkmak, toplumun geleneklerine büyük değer vermek, tarihsel tecrübe birikimine değer vermek, yavaş ve tedrici değişim benimsemek şeklinde siyaset görüşü, ideoloji ve düşünce biçimi anlamına gelmektedir.

Muhafazakarlığın felsefesine göre insan doğası yetkinlikten yoksun ve eksikli olduğundan, geleneğin yol göstericiliğine ve güçlü bir otoritenin yönetimine ihtiyaç vardır. Değişmeye karşı tavır alınarak, yerleşik düzenin korunması sağlanarak, radikallerin ütopyaları uğruna neden olacakları kaosun önüne geçilebilir.

"Bilim felsefesinde metodolojik muhafazakarlık anlamında, bilim topluluğunda hangi teorinin kabul edileceğine karar verilirken, eski teorinin talep ettiği bilimsel inançlarda mümkün olan en az değişikliğe yol açan verilerle bağdaşan teorinin benimsenmesi gerektiğini öne süren yaklaşım" anlamını içermektedir.

Muhafazakarlığın gelecek anlayışı negatiftir. Ona göre "şimdi" ve "mevcut" olan belirgin olandır.  Nasıl sonuç vereceği belli olmayan değişiklik  ise ya "boşuna" yapılmış olur ya da sonuçsuz kalabilir.  Veya aksi  tesir yapabilir. Hatta durumu tehlikeye sokabilir.

Muhafazakarlık modernizme bağlı olarak gerçekleşir. "Devrim karşıtlığı, hızlı değişim karşıtlığı olarak da tanımlanabilir. Düşünce üslubu olarak anlaşıldığında herhangi bir programa tabi olmaktan ziyade gelişmeler karşısında takınılan tavır ve analitik olmayan somut duruşa işaret ettiği görülmektedir. Bu anlamda muhafazakarlık bir ideoloji değildir ve hayat karşısında bütünlüklü bir yapıyı ortaya koymaktan uzaktır. Hiçbir ideoloji ve kesimle özdeşleştirilemez."

Her toplumun, her ulusun, her dönemin veya her tarih kesitinin muhafazakarlığı aynı değildir. Muhafaza edilmek istenen şey farklı olabilir; muhafaza kavramının içeriği kültürden kültüre, toplumdan topluma, zamandan zamana sürekli değişebilmektedir. Günümüz Türkiyesi’nde  de muhafazakarlığın yoğunlaştığı alanlar kültürel, siyasal ve ahlaki alanlardır. Muhafazakarlığın öne çıkan başat pozisyonu "yeniye karşı eskiyi, geleceğe karşı geçmişi, Batı’ya karşı Doğu’yu, modernizme karşı geleneği koruma şeklindedir. Bu ögeler sağcı, milliyetçi ve liberal muhafazakarlığın ortak unsurlarıdır. Muhafazakarlığın önündeki veya sonundaki sağcı, milliyetçi ve liberal ekler, siyasi davranışların öne çıkardığı farklılıklardır.

Muhafazakarlık, bir zihniyet nitelendirmesi olmanın yanında, teslimiyetçi, akletmeyen, peşin kabulcü bir ruh haline, sorgulayıcı olmayan çok taklitçi bir duruşa, yeni bir şey söylemek yerine eskiyi tekrar etme üslubuna sahiptir.

Muhafazakarlık modernizmin bir önceki halidir. Bundan dolayı da aslında modern bir olgudur. Karşı olduğu şey eskidikçe, toplumsallaştıkça, toplum tarafından içselleştirildikçe, muhafazakarlık sınıfına dahil olur. Her türlü değişim ve dönüşüme rağmen "din" muhafazakarlık için terk edilmeyen temel bir ögedir. Değişim ve dönüşüme göre sürekli bir anlam değişikliğine uğrasa da o hep vazgeçilmezdir.

Muhafazakarlığın temel özelliklerinden biri de kendi kriterlerine göre aşırı bulduğu her şeye karşı olmasıdır. Bu konuda en güçlü argümanı kutsallıktır: yeniye karşı mevcudu kutsal değerlerle ilişkilendirerek korumaya çalışır. Ona göre her yeni şey kutsal saydığı din, devlet, otorite, tarih, ahlak, töre, gelenek… gibi değerlerden birisini veya tamamını çiğneme girişimidir. Esasında kutsadığı bu değerler içerik olarak sürekli kendini yenilemektedir. Çünkü onlar varlıklarını "yeniye" uyumlu hale gelerek sürdürebilirler. Direniş ve karşı koyuşları, karşı oldukları şeyi içselleştirinceye kadardır. Bu içselleştirme muhafazakarlığın konumunu yeniye uyarlamaya yeterli hale gelinceye dek devam eder. Bu süreç dikkate alındığında varılan sonuç: aslında muhafazakarlığın "muhafaza edeceği değerleri kendi yarattığı" olgusudur.

Muhafazakarlık ruh hali olarak bilgi, bilinç, düşünme ve akıldan çok duyguya dayanır. Bilginin, bilincin, düşüncenin ve aklın ürettiği bir değeri içselleştirinceye kadar onu yanlış bulur, içselleştirdikten sonra da  onu yalnızca duygusal boyutuyla  sürdürür. "Neden", "niçin" ve "nasıl"ı sorgulamaz.

Muhafazakarlığa göre  "değişim", bir bilinmeze doğru gidiş olduğundan, siyasi, sosyal ve ekonomik "kurumlar" korunarak bilinmezlik ve belirsizlik endişesi bertaraf edilmeye çalışılır. Bu nedenle hep tepkicidir. Diğer bir anlatımla o bir tepki ideolojisidir. Kendi ürettiği hiçbir özgün görüşü yoktur. Yüzeyseldir, hiçbir konuda köktenci bir hali yoktur. Daha önce reddettiği bir şeyi,  daha sonra karşı çıktığı yeni bir şeye karşı savunur; ama buna rağmen o hep eski değerleri koruduğunu varsayar. Oysa ki geçmiş "eski değerler" hiçbir zaman kendi otantikliği içinde korunmaz. O hep bir "nicelik" olarak vardır. En son değiştirilen şeyi, değiştirene karşı koruduğu için, dolayısıyla korumaya çalıştığı şey de sürekli değişmektedir.  Modernizmi hep bir adımlık mesafesinden  izlemektedir. Yeniye hep " ayak bağı" olmaktadır. Yeninin problem çıkarabileceği kaygısıyla mevcut problemlerin yaşamasına direnç oluşturmakta, güç vermektedir.

Muhafazakarlık ile din arasında yüzeysel olarak benzerlikler vardır. Dinin yapısında da "korumacılık" vardır. Zira dinin kendine özgü sabiteleri vardır ve din bunları koruyabildiği oranda orijinalliğini korumuş olur. Dinin bu korumacılık anlayışı muhafazakarlık olarak görülmemelidir. Ayrıca dinin muhafazakarlığın vazgeçilmezleri arasında yer alışı ve korunmak (muhafaza edilmek) istenmesi dinin muhafazakarlıkla örtüştüğü anlamına gelmez. Muhafazakarlığın öngördüğü  din, içerik olarak sürekli değişen ve mevcut şartlara uyarlanan veya belirleyici olma özelliği olmayan bir dindir. Muhafazakarlık dinin değil, din muhafazakarlığın bir ögesidir. Muhafazakarlık, sadece dinin değil, bütün değerlerin değiştirilmiş ve sürekli değişecek halini muhafaza etmeye çalışır. Aralarındaki şekilsel ilişkiye karşın aslında muhafazakarlık dinin dışında bir olgudur. Dinin karşı olduğu bir çok değer muhafazakarlığın koruması altında dine karşı korunmaktadır. " Dine karşı olan, hatta dini yok etmek isteyen pek çok hareket, "daha yeni" hareketlere karşı   muhafazakarlaşabilmiştir. Modern çağda bir çok din karşıtı profan yapı her haliyle muhafazakar olmuştur."

Günümüzde "muhafazakarlık ile din arasındaki ilişki daha çok Hegelci bir yaklaşımla, toplumsal düzenin ilahi kökenli olduğu, dinin de bu düzeni korumaya yönelik olduğu varsayımında toplanmaktadır. Hatta buna göre devlet, otorite ve tarihe sahip çıkış da bu ilahi kökenle ilgilidir."

Muhafazakarlıkta din otantik yapısından tamamen farklı hale dönüşmektedir. Bu farklı biçim dinin yerini alarak, dinin kendisini gerçek biçimiyle ortaya koymasının önünde en büyük engelleri oluşturmaktadır. Keza otantik yapısıyla ilgisi kalmayan bu din, muhafazakarlığı gerçek dine karşı koruyan en büyük faktördür. Muhafazakarlığın dini yeniden yorumlaması, dini geçmişten bugüne taşıyarak, bugünü dine  değil, dini bugüne göre uyarlamak içindir. Muhafazakarlık,  dine toplumsal alanda yararlanabildiği kadar yer, insanlar üzerinde sağlayacağı etki kadar değer verir. Onun dinle ilişki biçimi "yarar" temeline dayanmaktadır. Dince çok önem verilen değerlerin sıralaması yarar sağlayacak şekilde günün koşullarına göre değişikliğe uğrar. Aradığı şey dinde yoksa, o şeyi dine ilave yaparak dindenleştirir. Muhafazakarlığın din ile olan ilişkisi,  din için çok kötü bir görüntü oluşturmuş olduğundan bu durum dinin haksız tepkiler görmesine, yanlış anlaşılmasına neden olmaktadır.

İslam, doğası gereği muhafazakar olamaz. Söz konusu muhafazakarlık görüntüsü  İslam’ın kendisinde değil, yanlış algılanışında aranmalıdır. İslami anlayışın özgün yapısına uygun şekilde anlaşılabilmesi için muhafazakar tavırla örtüşecek tutum ve söylemden uzak durulması gerekir.

Muhafazakarlığın değişime karşı temel direnç noktalarından biri de, onun imkanlarından yararlanan siyasi ve ekonomik güç odaklarının verdiği destektir. İnsanlık tarihine bakıldığında İslam’ın çağrısına karşı duranların daha çok mevcut durumun kendisine imkan sunduğu, çıkar temin ettiği kimselerin olması bu tespiti doğrulamaktadır. Bütün peygamberlerin karşısına dikilenler hep muhafazakarlar olmuştur. Çünkü muhafazakarlık, mevcut durumdan çıkarı olan kimselerin varlığını ve konumunu meşrulaştırmakta, onları düşünsel zeminde koruma altına almaktadır. Toplumun hak arama duygusunu körelterek onları ne olursa olsun içinde bulundukları duruma rıza gösterecek hale getirmektedir.

İslam’ın bütün zamanlarda geçerli ve korunmasını istediği değerlere, değiştirilemez ve dönüştürülemez temel ilkelere sahip oluşu, muhafazakarlık olarak nitelendirilemez. O tarih boyunca muhafazakarlığın korumaya çalıştığı düzene ve sisteme karşı hep devrimci bir çıkış olarak gerçekleşmiştir. O bakımdan muhafazakarlık İslam için en çetin engeli oluşturan yapıdır. O her zaman "merkezdeki seçkinci insanların tarihsel serüvenini ifade eder".

"İslam’ın muhafazakar bir yorumu, muhafazakarlığın bütün negatif yükünü Müslümanların sırtına yüklemekten başka bir işe yaramaz. Onların elinden pozitif dinamikleri alarak onları geçiciliğe doğru kaydırır."

Muhafazakarlığın belli bir şekli yoktur. Neyle ilişkiye girerse onun şeklini alır. Onun  bir şekil olmaktan çok, şekilsizlik olarak tanımlanması daha doğru olur. Din, gelenek, gelecek, devrim, otorite vb. olgularla girdiği ilişki onları yok etme şeklinde değil, onların ya önüne ya da ardına "eklem"lenme biçimindedir. O bakımdan muhafazakarlığın özgün bir yapısı yoktur. O yeri ve zamanı geldiğinde en temel talebinden veya merkeze aldığı değerinden/ögeden "maslahat" gereği vazgeçebilmektedir. Aynı şekilde bütün imkanlarını kullanarak karşı durduğu herhangi bir düşünce, hareket, sistem, inanç vb. bir oluşum muhafazakarlaşabilmektedir. "Her şeyin kendisine dönüşebileceği ve hiç kimsenin tekelinde olmayı kabullenemeyeceği bir doğaya" sahiptir. Ve bu doğası, paradoksal olarak varlığının da teminatı olmaktadır.                  

Muhafazakarlığın, benzeşmeyen birçok yapı çeşidine sahip olduğu görülmektedir. Bazen bir doktrin veya ideoloji bütünselliği görüntüsünü verirken bazen de toplumsal bir tavır veya bir statükocudur, tepkiseldir; tepkiselliği aktif bir karşı duruştan çok, ilgisiz kalmaya yöneliktir. Pratik tavır olarak duyarsızdır, yararcı ve bencildir.

Muhafazakarlıkta araç-amaç ilişkisinde araç amacın önüne geçerek, amacın yerini almaktadır. Başka bir düşüncenin kendi amacı için ortaya koymuş olduğu aracı alarak kendi gövdesine eklemleyebilmektedir. Özellikle dini (İslami) değerlerin amacını değil yalnızca araçlarını içselleştirmektedir. Böylece din yalnızca şekilsel ayinler olarak yaşamsal alanda yer alabilmektedir.

Muhafazakarlığın tarihi süreç içinde varlığını sürekli koruyabilmiş olmasının nedenlerinden biri ve belki de en önemlisi, teorik ve pratik olarak bölünebilme özelliğine sahip olmasıdır.. Teorik olarak reddettiği bir şeyi pratik olarak yaşama geçirebilmektedir.  Veya tam olarak pratikte yer vermediği bir şeye teorik olarak taraf olabilmektedir. Teorik olarak yerleşik düzenin, geleneğin vb. değerlerin ve bu değerleri oluşturan ögelerin savunmasını üstlenirken, pratik olarak bu savunmayla çelişen, hatta çatışan reel durumun ortaya koyduğu siyasete katılabilmektedir. Geçmişle ilişkisi tamamen araçsaldır. İşlevini yitiren aracın hiçbir önemi kalmaz; o araç bir tarafa bırakılarak mevcut duruma uyarlanmayı sağlayacak yeni araçları benimser.

Muhafazakarlık için vazgeçilmez hiçbir değer yoktur. Bizatihi kendisi bir değer olmadığı gibi, hiçbir değer üretemez de. Onun için, toplumu koruyan(!), düzeni sağlayan(!) şey neyse, değer odur. Geleceğe yönelik hiçbir tasarıya açık değildir. İslam ise vahye dayalı bir sistem olduğu gibi, her türlü tasarıya açık ve sürekli kendine özgü değerler üretir. Bu bakımdan İslam’la muhafazakarlık arasında yakınlık anlamında bir ilginin kurulamayacağı gerçeği "onların temel referanslarında ve merkeze aldıkları düşüncenin farklılığında" temellenir. İslam’ın referans noktası vahiy, muhafazakarlığın temel referans noktası ise mevcut yapı ve düzenin korunmasıdır. "İslam’ın değerleri tarih ürünü olmadıklarından, tarih tarafından başka bir tarihte geçersizleştirilemezler."

 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'