İSLAMCILIK
SUNUŞ
İslam’ın Rasulullah
Muhammed (a.s) tarafından tebliği üzerinden yuvarlak olarak 14 asır geçmiş
bulunmaktadır. Bu süre zarfında İslam’a ilişkin çok çeşitli anlayış ve yorumlar
ortaya çıkmıştır. Bilhassa İslam’ın Kur’an ve sünnet’te yerini bulamayan pek çok
hurafeyle katıştırılması çabaları, ciddi sapmalar doğurmuştur. Fakat hiçbir
sapma, modern çağdaki, İslam’ı sadece bir ahiret dini olarak öngörüp, mabede ve
kulun vicdanına hapsetme neticesini doğuran seküler/liberal eğilimler kadar
mefsedetli olmamıştır. Bu çaba, kendisinden öncekilerden çok ciddi, gerçek bir
fitne ve fesat hareketidir. Modernizmin ürünü olan bu telakki, İslam’ı dünya
hayatına müdahil olma dinamizminden yoksun bırakmaya, uzlaşmacı, munis,
itaatkar, zühde dayalı bir ahlak anlayışına indirgemeye çalışmaktadır. Bu
anlayışa göre kısaca, İslam’ı İslam yapan temel özellikler silikleştirilmekte,
‘bir yüzüne tokat vurana öteki yüzünü de çevir’ temel pasifist anlayışı egemen
kılınmaktadır.
Oysa İslam bir
dindir, bütün peygamberler halkasının sonuncusu olan Muhammed (a.s)ın tebliğiyle
somutlaşan Allah’ın sahih dinidir. Allah’ın din göndermekle muradı, yeryüzüne,
beşerî hayata, sosyal, siyasi ve hukuki düzenlemelere müdahale etmek, insan
hayatını Allah’ın emrettiği doğrultuda tanzim etmenin temel taşlarını
oturtmaktır. Allah’ın kevnî alemdeki hakimiyetini hatırlatmak, çok fazla itiraz
bulmamaktadır. Hatta Mekke müşriklerinin de bu gerçeği kabul ve itiraf
ettiklerini Kur’an hatırlatmaktadır. Esas olan ise, insan hayatında Allah’ın
hakimiyetini hatırlatmaktır. Bunun genel adı tebliğdir. İslam’ın bütün gerçek
mü’minlerinin esaslı görevi de budur.
İslam’ın
tebliğinden bahsedebilmek için onun, akidesiyle, siyasetiyle, ahlak ve
ibadetiyle, hukukuyla, öte dünya inanışıyla ve değer anlayışıyla bir bütün
olarak kavranması ve öylece iman edilmesi gerekmektedir. Aksi taktirde, İslam
eksik kavranmış olacaktır. Eksik kavranan İslam da İslam olmayacaktır. Günümüzde
çok değişik ‘İslamlar’dan bahsetmek mümkündür. Çünkü asırların getirdiği
kültürel etkileşimler ve müslümanların geçirdiği siyasi/itikadi anlamdaki çok
ciddi travmalar, bütüncül ve sahih bir İslam anlayışını olumsuz etkileyen
faktörler olagelmiştir.
İslam’ın bir hayat
nizamı olduğu, hayatın bütününün İslam’a göre düzenlenmesi gerektiği inancı
yeniden, ama belki de -çok iddialı olmazsa- Peygamber’den sonra en ciddi şekilde
insanların gündemine girmiştir. Kendilerini İslam’la tavsif eden büyükçe bir
kitle ‘sekr’ halinden uyanmaya başlamıştır. İmanlarını, Kur’an anlayışlarını,
Peygamber ve sünnet anlayışlarını, ahiret telakkilerini, ibadet ve ahlaklarını,
değer yargılarını yeniden sorgulamaya başlayan bir nüve oluşmuştur. En azından
şu bilinmektedir ki, artık müslümanların da, sırf dinleri uğrunda canını feda
eden gerçek şehidleri vardır. İslam bir din olarak, hayat nizamı olarak, bütün
değerlerin esası olarak yeniden dönmektedir. Kur’an’ın o eşsiz güzellikteki
temsilî anlatımında var ya: İslam filizi artık çıkmıştır! Her geçen gün
büyümekte, kalınlaşmakta, olgunlaşmaktadır. Her geçen gün bu filiz umutlarımızı
artırmakta, sevincimizi çoğaltmaktadır. Bu filiz Allah’ın izniyle gelişip
güçlenmeye devam edecektir. Fakat bu durum kafirlerin korkusunu artırmaktadır.
Onları üzmekte, panikletmekte ve telaşa sevk etmektedir. Ama beyhude, çünkü
Allah iman edip salih ameller işleyenlere mağfiretini ve vereceği büyük ecri
vâdetmektedir.
İşte İslam’ın bu
şekilde algılanması, adlandırma bazında son yıllarda tartışmalar doğurmuştur.
İslam’ı bu şekilde anlayan ve teslim olan müslümanların hangi adla
çağrılacakları, tartışma konusu yapılmıştır. Açıkçası, ‘islamcılık’ kavramı bu
tartışmanın esasını oluşturmaktadır. İslamcılık, modern bir yafta mıdır, haricî
oryantalist geleneğin müslümanları tanımlaması, o oranda da manipülasyonu mudur?
Yoksa müslümanlar bu ismi kendileri mi icad etmişlerdir? Bu kavram öz be öz
İslami midir? Biz bu konuyu bir soruşturma dosyası ile sizlere sunmak istedik.
Dosyadaki
yazılardan göreceksiniz ki, bu konudaki kanaatler genel olarak iki kategoriye
ayrılmaktadır. Birisi, ‘islamcı’ kavramının tamamen İslami olduğu, İslam’ı bir
hayat nizamı olarak algılayan müslümanların bu adla adlandırılmasında herhangi
bir sakınca bulunmadığı kanısındadır. Diğer anlayış ise, ‘islamcı’ kavramının,
müslümanların haricinden, onları tanımlayan, ama daha çok da küçümseme,
aşağılama, hafife almanın ağır bastığı bir yakıştırma olduğu iddiasındadır.
Bize öyle geliyor
ki bu tartışma bitecek gibi değildir. Belki de dal budak salarak daha da
yaygınlaşacaktır. Varsın olsun, müslümanlar, hayra hizmet ettiği sürece, hakkın
peşinde olduğu sürece tartışmaktan kaçınmamalıdırlar. Bu tartışma sürerken, bir
taraftan da özgünlüğü gözardı etmemek gerekir. İslam’ın yabancı kültürlere ait
terim ve kavramlarla anlatılması mümkün değildir. İslam’ın kavramları kendine
yetecek kadardır. Son asırlarda artık savaşlar daha ziyade kelime ve kavramlarla
yapılmaktadır. Biz kendi kelime ve kavramlarımızla savaşa çıkmalıyız...
‘İslamcılık’
bağlamında tartışmayı sürdürürken, sadece bir isim vermekle ilgili olan, bir
anlamda meselenin teknik tarafını oluşturan boyutlarına takılıp kalmamalı diye
düşünüyoruz. Önemli olan, ‘İslamcılık’ kavramının içine, İslam’ı bir ahiret ve
dünya dini olarak, hayat nizamı olarak, siyasal bir nizam olarak algılamanın
sığdırılıp sığdırılamayacağıdır. Ya da diğer bir anlatımla, İslam’ın bir hayat
nizamı, siyasal bir nizam, hem ahiret hem de dünya dini olarak algılamanın adına
‘İslamcılık’ denip denmeyeceğidir. İslam’ın ideolojik boyutunu görmek istemeyen
anlayışlar ise, tartışmanın adlandırma boyutundan daha farklı bir yerdedirler
demektir.
Bu soruşturma
dosyası, bu alandaki soru(n)ların hepsini elbette çözmeyecektir. Fakat
dikkatlerin bu alana teksifi açısından faydalı olacağına inanıyoruz.
Sorularımızı
gönderdiğimiz bazı yazarlardan ne yazık ki cevap alamadık. Cevap yazma ve
gönderme zahmetine katlanan değerli katılımcıların hepsine teşekkür ediyoruz. Ve
bu dosyamızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.
İşte sorularımız:
S-1: ‘İslamcı’
tanımı, müslüman bir toplum içinde, ‘İslam’ın pratik ve akidesiyle kendisini
sorumlu tutup tutmadığı önemsenmeyen, İslam’la entelektüel bir uğraşı olarak
ilgilenen bir elit zümre’ anlamına geliyor mu? Eğer böyle değilse, bu kavram
hangi ihtiyaçtan dolayı doğmuştur?
S-2: ‘İslamcı’ ile
‘müslüman’ kelimeleri arasında nasıl bir anlam farkı vardır? Bugün, ‘müslüman’
kelimesinin içermeyip de ‘İslamcı’ kavramında mündemiç bulunan anlam nedir?
S-3: İslamcılığın
belli başlı, olmazsa olmaz nitelikleri var mıdır, varsa nelerdir? Yoksa, bu
konuda bir belirsizlik mi vardır? Bir başka adlandırmayla, geleneksel, modern,
selefi, sünni, Mutezili ekoller gibi, ‘İslamcı’ eğilimler de farklı farklı
mıdır?
S-4: ‘İslamcılık’
sözcüğü, ‘oryantalistlerin müslümanları tanımlaması’ mıdır, yoksa, bizatihi bu
formuyla Kur’an’da geçmiyor olmakla birlikte, müslümanların, kendilerini
tanımlamak için rahatlıkla kullanabilecekleri bir ‘İslami kavram’ mıdır? Yoksa
bu anlam, yakıştırma mıdır? Meşrutiyet dönemiyle birlikte ortaya çıkan
‘islamcılık’ akımı, ‘İslamcı’ kavramının asıl belirleyeni midir?
S-5: Son yıllarda
kimi müslüman çevrelerde, İslam’ın çok önemli itikadi/siyasi kavramlarını
bilerek veya bilmeyerek bir aşındırma, en azından bu kavramları birçok batılı
kavramla sentezleme, ya da İslami kavramlar yerine bizzat bu batılı kavramları
kullanma şeklinde bir eğilim var. Bunu da, ‘aklın yolu birdir’, ‘hepimiz Adem’in
çocuklarıyız’ gibi bir takım gerekçelere dayandırmaktadırlar. Bunu da göz önüne
alarak şöyle soruyoruz: Batı’da ve Batı’lı kavramlarda ne var ki, müslümanlar
bunların cazibesinden ve çekim alanından bir türlü kurtulamıyorlar? Bu
kavramları karşılayacak, İslam’ın kendi kavramları yok mudur? Yoksa 7. asır
Arabistan çöllerinde inşa edilmiş olan kavramlar 21. yüzyılda işlevsiz mi
kalmaktadır?
S-6: Müslümanların
bugün, kendilerini (dünkü islamcılıklarını) sorgulama eylemleri, neden
kendilerinden (dünkü islamcılıklarından) tiksinti duyma biçimine dönüşüyor?