İslamcılık
Abdurrahman ARSLAN
1. İslamcı tanımı;
sorunuzda bahsettiğiniz niteliklerin aksine, İslamın akide ve pratiğiyle kendini
sorumlu tutmak ve bunun için, eğer deyim yerindeyse, siyasal, sosyal, ekonomik,
felsefi çaba göstermek anlamına geliyor. İslamcılık öncelikle, kendi doğuşuna
sebep olan modern batı karşısında bir "duruşun" ifadesidir. Bizden iman ve
amelimizi birbirlerinden ayırmamızı isteyen bir düşünce ve hayat anlayışına ve
pratiğine karşı bir kimlik olmaktan çok, bir itiraz olma özelliği taşıyor.
Burada bir "tavrı", bir "itirazı" veya bir "düşünceyi" İslamcı kılan nedir
sorusu; kanımca meseleyi müphem olmaktan, bunun yanında en azından bir kısım
müslümanları da pragmatizm ile "düşünce"yi birbirlerine karıştırmaktan
kurtaracağına inanıyorum.
Müslümanların batı
ile karşılaşmalarının; akide ve pratik arasındaki ilişkinin tutarlılığını her
şeyin üstünde tutma isteği ve çabası, müslümanın modern zamanlardaki tutum ve
faaliyetinin ekseninde yer almıştır. İslamcılık bu tutarlılığı, kendi hayat
evrenini istila eden modern hayatın pratiğinde arayan ve bunun için "mevzi"
kazanmayı hedef edinen bir çaba olma özelliğine sahiptir. Bu tespitten hareket
ettiğimizde İslamcılık elbette ki İslamı entelektüel düzlemde kendine uğraş
alanı edinmiş "elit" bir kesimi ifade etmez. Buna karşın eğer İslam belirli bir
kesim tarafından kendileri için uğraş alanı, gündemde kalmanın imkanı ve
iktisadi getirinin nesnesi haline getirilmişse, buna İslamcılıktan çok,
"İslamologluk" demek daha uygun düşecektir.
İslamcılığın,
müslümanların modern dünya ile karşılaşmalarının neticesinde ortaya çıktığını
biliyoruz. Daha doğrusu müslümanların modern dünya karşısında düşünce ve amel
düzeyinde takındıkları tavrın, daha sonraları İslamcılık olarak
kavramsallaştırıldığını görüyoruz. Dolayısıyla müslümanların kendilerini
başlangıçta böyle tanımlamadıkları bilinmektedir. Kavramsallaştırma oryantalist
çağrışımlar taşısa da, günümüz konjonktürü içinde müslümanların "meramını"
anlatmaya imkan veren bir anlam kazanmış haldedir. İslamcılık kanaatime göre
birbiriyle çatışan iki boyutlu bir özelliğe sahiptir. Bunlardan biri
İslamcılığın doğal olarak modern batı dünyasını kendine veri olarak almasıdır;
ama bu onu bütünüyle batının "kopyası" yapmaz. Zira İslamcılık modern batıya
karşı bir cevap olmaya çalışırken İslamı temel referans kaynağı yapmasıyla önem
taşır; bu tutumu da onun özgün bir konumda kalmasını sağlayan diğer boyutunu
teşkil eder. Bu haliyle İslamcılık kişisel bir tercih olmaktan çok, batıyla
karşılaşmanın neticesinde ortaya çıkmış "zorunlu diyaloğu" ifade ettiği gibi;
kendi özgün kaynaklarına sadık kalarak "İslamlaşma"yı esas almış olmasıyla önem
taşır. Dolayısıyla batı ile karşılaşma, kaçınılmaz olarak her müslümana
"İslamcı" bir "içerik" katmış olur.
2. Ne yazık ki
müslüman kelimesi günümüze hakim zihniyet dünyasında kısmi bir anlam kırılmasına
uğratılmıştır. Bu yüzden de müslüman kelimesi maalesef yalnızca ibadetle meşgul
olmak manasına alınmakta. Halbuki İslamcılık, İslamı iktidarsızlaştırmak isteyen
günümüz dünyasında, kendini sadece ibadetle sınırlandırmayan müslümana işaret
eder durumdadır. Bundan olacak ki, kullanımı yaygınlaşmakta. Buna karşılık
müslüman ve/veya muttaki kavramları bunu karşılamaktadır denirse, elbette ki
buna itiraz etmek mümkün değil. Ancak bu durumda müslüman/muttaki’nin
anlaşılmasındaki siyasal boyutun "imkanını" ve "nasıllığını" tahlil etmek
gerekiyor.
3. İslamcılığı
tanımlamak zor görünse de; onun fazlaca muğlak bir içeriğe sahip ve
niteliklerinin belirsiz olduğu söylenemez. İslamcılık her şeyden evvel her hangi
bir müslümanın, sadece müslüman olmaklığından kaynaklanan bir düşünce/düşünme,
faaliyet veya yaşamakla ilgili bir tutum olmaktan önce; bütün bunların İslamın
temel kaynaklarında kendilerine meşruiyet bulmaları esasına dayanır. İslamcılık
bugün varsayıldığı gibi "başı boş bir alan" değildir. İslamcılık kendi uzun
geçmişinde bazı yanlışlıklarla malul olsa da, bunun yanında ileri sürdüğü,
savunduğu bazı iddialarının zaman içinde doğrulandığı bir "gelenek" sayılır.
Yine aynı şekilde, bu süre zarfında ortaya çıkmış olan yanlışlıklarının da,
bugün restore edilmesi fazlasıyla önem taşımaktadır. Hatta bugünün
müslümanlarının entelektüel faaliyetlerinin yeniden hayatiyet bulması, işlerlik
ve düzey kazanmasını, İslamcılığın 21. Yüzyılda tahlili ve restorasyonuyla
mümkün olacağına inandığımı belirtmeliyim. Ama bu her müslümanın kendi dar ufku
içinde "ben yaptım oldu" demesiyle olacak bir şey değildir. Hele hele bunun ucuz
siyasetin liberal değerlerinin ışığında yapılmaya çalışılacak bir şey olmadığını
anlamamız gerekiyor.
Bünyesinde doğal
olarak farklı eğilimler taşımakta olmasına rağmen, İslamcılık iki hususta netlik
taşır. Bunlardan biri İslamcılığın kaynağı ve hareket noktasıdır; bu ise İslam,
yani Kur’an, Sünnet ve bunların modern dünyayı anlama meselesini kapsar.
İkincisi ise İslamcılığın kendine seçtiği hedeftir; bu ise müslümanların modern
dünya karşısında yeniden bir "özne" haline gelmesi meselesiyle ilgilidir.
4. Kavramın
muhtevada oryantalist bir "renk" taşıdığı söylenebilir. Bunun yanında
müslümanların elbette ki çok rahatlıkla kendilerini tanımlayabilecekleri,
bütünüyle sorunsuz bir kavram olmadığı da bilinir. İslamcılık, çıkışından çok
sonraları kavramsallaştırılmış olması yanında; kavramın, kanımca en fazla önemli
hale geldiği dönem, Hilafetin kaldırılmasıyla beraber başlıyor. İslamın siyasal
temsilinin artık mümkün olmadığı bir dönem sonrasında, İslamcılık ve İslamcı
söylem entelektüel hayatta giderek daha fazla yer edinmeye başlıyor. Buna rağmen
"İslamcılık", "İslamcıyı" belirlemiyor; kanımca ikisini de İslam ve İslamı
referans alma tarzları belirliyor.
5. Kişisel
kanaatime göre; İslamcılık, zamanın akışı içinde doğruluğu anlaşılmış düşünceler
kadar; bu zaman içinde yanlışlanmış düşünceleri de bünyesinde taşıyan bir
"gelenek/akım" veya söylem. Bunun da çok doğal bir şey olduğunu kabul etmemiz
gerekiyor. Bu haliyle İslamcılığın başından itibaren kendisiyle birlikte
taşıdığı ve zamanın akışının yanlışlıklarını gösterdiği bazı zaafları bulunuyor.
Müslümanların son yirmi yıl içinde geldikleri noktayı göz önüne aldığımızda;
İslamcı söylemin ve onun söz konusu zaaflarının yeniden tahlil ve restore
edilmesi gerektiğine inanmaktayım. Müslümanlar kadar, müslümanların taşıdığı
İslamcı söylemin onları nereye taşıyıp götürdüğünü; bunun yanında İslamcı
söylemin bugün nasıl bir "müslüman model" inşa etmek istediğini bilmemiz
gerekiyor.
Başlangıç döneminde
gayet doğal, fakat 21. Yüzyılda devam etmemesi gereken bu zaaflardan biri;
İslamcılığın bir çok yönden batılı sosyal/siyasal projeye bakarak kendini inşaya
çalışmış ve halen çalışmakta olmasıdır. Bugün neo-liberal değerlerle cılız da
olsa siyaset üretmeye kalkması aslında trajediden başka bir şey değildir. Çok
önemli siyasi/iktisadi kavramları batılı kavramlarla sentezlemesi; daha doğrusu
İslama ait kavramların içeriklerini batıdan aldıklarıyla doldurmaya çalışması,
söz konusu bakış tarzının neticesidir. Eğer bu "içeriklendirme" ilk haliyle
kalsaydı –ki kalması mümkün olmaz- sorun olmayabilirdi. Ama bizzat bu
içeriklendirme müslümanı zihinsel olarak dönüşüme uğratan bir fail olmaktadır.
Bugün yaşadığımız süreç bunu açıkça göstermektedir. Batılı kavramların cazibesi,
İslamı batılı paradigma içinde okumaya/anlamaya devam etmemizden kaynaklanıyor.
Biz müslümanlar batılı paradigma içinde kalarak, İslamı bu paradigmaya
alternatif yapmaya çalışıyoruz. Elbette ki bu durumda batılı kavramlar fikri
faaliyetimiz için vazgeçilmez ve yerleri asla başka kavramlarla doldurulamayacak
yapı elemanları olmalıdır. Zira hangi kavramın nereye ve hangi işlevle gerekli
olduğuna ve/veya gerekli olmadığına İslam değil, söz konusu paradigma karar
vermektedir.
Kanımca olması
gereken bu paradigma içinde zihinsel olarak yer almak değil, bunun dışına
çıkacak entelektüel imkanların hazırlanmasıdır. Aksi halde nasıl ki sosyalizm
paradigma içi bir muhalefet olduysa, İslamın muhalefetinin de paradigma içi bir
muhalefete dönüştürülmesi söz konusu olabilir. İslamın ve müslümanların
karşılaştıkları her şeye bir alternatif arama alışkanlığından vazgeçmemiz
gerekiyor; İslam her şeye alternatif sunmak zorunda değil. Bu yüzden sorun
İslamın kavramlarının işlevsiz kalmasından kaynaklanmıyor; zira İslamın
kavramları her şeyin yerine ikame edilecek kavramlar değil. Sorun tezgahımızda
dokumakta olduğumuz kumaşla ilgilidir. Bu şu demektir; her kavram inşa edici bir
eleman olarak kendine ait bir paradigmanın içinde yer almak ister; ancak o zaman
işlevini ve taşıdığı önemi anlamak mümkün hale gelir. Tezgahta dokuduğunuz
desenin bize ait olmadığını artık anlamamız gerekiyor; tabii ki eğer daha
dönüşmemiş bilinçlerin sahibi durumundaysak. Aksi halde deseni çok sevmiş
olabiliriz.
6.
İslamcılık doğduğu günden bu yana aynı düzlemde cereyan eden bir düşünce akımı
değil. Türkiye’deki İslamcılık kanımca 1960’ların sonlarından itibaren ciddi bir
kırılmadan geçmiştir. Bugünkü İslamcılığın vardığı içler acısı noktayı, bu
kırılmayı göz önüne alarak değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. İslamcılık
bu tarihten itibaren kendi ilmi geleneğinden ve köklerinden ciddi şekilde
kopmuştur. Bu kopuşun zihinlerde yarattığı dönüşüm, müslümanı modern dünyaya
katılmaya, yani modern idealleri İslam adına onaylamaya çağırmaktadır. Bugün
Arşimed-vâri bir tespit olarak; müslümanların hayata "katılma" isteği, modern
hayatın "nimetlerini" tüketme isteği, İslamı "avami" düzeyde algılama isteği, ya
da post-modern bir zamanda yeni bir siyasal kültür üretme isteği; bu kırılmanın
neticesinde keşfedilmiş "gerçekler" olarak müslümana görünmektedir.
Bu yeni "keşifler"
aslında müslümandaki kaçış isteğini yansıtmakta. Geçmişten tiksinti ve kaçma
arzusu modernist bir talep olarak önem taşır; kaçış bugün cari alanı yakalamanın
en kestirme yoludur. Burada önemli olan, kaçışı rasyonel şekilde
meşrulaştırmanın sağlanmasıdır. Günümüzde meşrulaştırma 28 Şubat’ta sağlanmakta;
kaçışın güzergahını ise neo-liberalizmin kutsalı olmayan siyaset anlayışı
aydınlatmakta; ve bu kaçışa hayata katılım denmektedir.
İslamcılık,
başkalarının tanımladığı ve inşa ettiği bir hayata katılmayı ve onu taklit etmek
gibi silik bir varoluşu değil; ona karşı müslümanca bir hayatı bizzat yaşayarak
inşa etmek isteyen bir "özne"yi temsil eder. Bu yüzden kanımca biz müslümanların
şunu anlamamız gerekiyor; artık günümüzdeki "müslümanın" ameli/faaliyeti ile
"İslami olan" arasında ciddi bir kopuş yaşanmaktadır. Bu yüzden müslümanın her
düşünüp yaptığı "İslamcılık" kategorisine girmez. Bugün bizim küreselleşen
dünyayı da, müslümanların tecrübe ettiği siyaseti de nasıl bir zihniyetle
okumaya tabi tuttuğumuz, meselenin esasını teşkil etmekte. Yoksa dünyadaki
herkes zaten "dünyayı" okumaya tabi tutmaktadır. Sorun aradaki farkta yatıyor.