Yıl 22  Sayı 292 Nisan 2003
Bu Sayıda
 

 ‘İslamcılık’ Üzerine

 

 

Atasoy MÜFTÜOĞLU

 

 

"İslamcılık"ın modern bir kavram olduğunu belirtmek gerekir. "İslamcılık"ın kavramsal çerçevesi Birinci Dünya Savaşı sonrası gündeme girdi. "İslamcılık"ı kısaca, Müslümanların tarihin nesnesi olmaktan çıkarak, tarihin-siyasetin öznesi haline gelme mücadelesi olarak tanımlamak mümkündür. Modern zamanlarda özellikle İslam’ın vicdani ve ahlaki bir kişisel tercih olarak sınırlandırılması gerektiği anlayışını reddederek, İslam’ın siyaseti de içerdiği tezi ile birlikte bir hayat tarzı olarak tarihe dönmek istemesi ve bu yolda İslam Dünyası toplumlarında yeni başlangıçlar yapması, dışarıdan bir isimlendirme ile "İslamcılık" olarak isimlendirilmiş ve bu isimlendirme etrafında spekülatif, sansasyonel, gerçeği yansıtmayan, çarpıtıcı, yanlı, önyargılı yorumlar yapılmıştır, yapılmaktadır. Hangi alanda olursa olsun, kendi kavramlarımızı İslami öze bağlı kalarak kendimiz üretebilmeliydik. Ancak; kültürümüz üretmek yerine, geleneksel mirası tüketmek üzerine kurulu olduğu için bu kavramsallaştırmayı başaramadık. Bütün dünyada İslamcılığın ilk’leri olarak bilinen isimler, Şeyh Cemaleddin Afgani, Mevlana Mevdudi, İmam Humeyni, Seyyid Kutub vb. gibi isimler entelektüel gösteri olsun için mücadele etmediler.

Modern dünyada "İslamcılık"la ilgili oluşturulan imaj olumsuzdur; söylem ise gerçekdışıdır. Laik ölçütlerle çeliştiği ve çatıştığı için, "İslamcılık" tanımlaması laik toplumlarda infial uyandırıyor. Modern-laik-materyalist kültür ve uygarlık, İslam’ın bu yeni çerçevesini anlamaya elverişli değil. İslam’ın asli özgünlüğüne dayalı olarak, bir bütünlük içerisinde, bütün insanlığa ve İslam Ümmetine hitap eden yeni tarzı İslam Dünyası dışında büyük bir endişe-korku uyandırdığı için reddediliyor. İslamcılık şimdiki zamanın dili, ifadesi olmak istiyor; şimdiki zamanın sorunları, bilgisi, gereği ve bilinci üzerinde duruyor; içerisinde yaşadığımız gerçeklikle ilgileniyor. Geleneksel söylem ise, daha çok bir nostalji temelinde geçmişe doğru bir ilgiyi canlı tutmak istiyor. "İslamcılık" tanımının amaçlı bir kavramsallaştırma olarak tasarlanmış olduğu düşünülebilir.

İslam’ın bütün boyutlarını içeren bir dil, söylem ve eylem anlayışı, hayatın bütün boyutlarına yönelik bir aktivite yönelişi, İslam’ın modern dünya karşısında bağımsız bir şekilde kendisini yapılandırma girişimi çabaları söz konusu olduğunda, İslam; Batı dünyasında düşman haline gelmiştir. İslam’ın bağımsızlığı demek; özellikle Ortadoğu’da Batılıların petrol ile ilgili çıkarlarının ve İsrail’in varlığının tehdit altına girmesi demektir. "İslamcılık" günümüzde daha çok bir indirgemecilik biçiminde kullanılıyor.

Kimi eksikliklerine ve yetersizliklerine rağmen İslamcılık olarak kavramsallaştırılan İslami tasarı ve tasavvur savunmacı bir tepki değildir, bir slogan değildir, bir protesto hareketi ya da dalgası değildir. Irk ve sınır ayrımlarını aşarak, sınırları aşan yeni bir bilinç ve duyarlılığı oluşturan bu yeni tasarı ve tasavvur; her tür yabancılaşmayı, dışlanmışlığı, yozlaşmayı, taklitçiliği, geçmişçiliği, hastalıklı romantizmi, statükoculuğu, konformizmi, teslimiyetçiliği, bağımlılığı, tek boyutluluğu, devletçiliği, tarih ve coğrafya merkezci saplantıları, ufuksuzluk ve dar görüşlülüğü, bağnazlık ve aşırılıkları sorgulayarak ve aşarak yeni bir özgünlük ve özgürlük arayışının ifadesi olmak istemektedir. Bu yeni tanım ve tasavvur, din ve siyasetin birliğini savunan bir gerçekliğin günümüzdeki yansımasıdır. Aziz İslam’ın diğer boyutları yanında siyasal bir karakteri ve özelliği olduğunu vurgulamak gerçeği yansıtan bir değerlendirmedir. Siyasal İslami yöneliş, düşünsel, kültürel, entelektüel, ahlaki, ruhsal yönelişlerle, gelişmelerle birlikte yürütüldüğünde ancak etkili ve anlamlı olabilir.

İslamcılık; dağılmış, bir kenara terkedilmiş parçaları bir araya getirerek, bölünmeleri, karşıtlıkları, hizipçilikleri aşarak, tutarlı, bütüncül bir çerçeve oluşturarak; İslam’ın yeni bir değer sistemi olarak, yeni bir siyasal sistem olarak tarihe dönüşü için, tarihin İslami anlamda yeniden başlaması için, ortaya konulan yeni bir duyuş, algılama ve duruş tarzıdır. İslamcılığı koşulların ürünü olarak yorumlamak yanlıştır. İslamın her anlamda ve her alanda hayata dönüşü projesi, İran İslam Devrimi’nin başarıya ulaşmasıyla birlikte İslamcılığın romantik bir ütopya olmadığının anlaşılması, Mısır’da, Cezayir’de, Sudan’da İslamcı kadroların kazandığı büyük başarılar, İslam Dünyası toplumlarında kültürel-siyasal statükoyu değiştirme-dönüştürme girişimleri, bağımsız, evrensel bir İslami çizginin, dayanışmanın, ilişki biçiminin ortaya çıkışı; bütün dünyada farklı etkiler ve yankılar uyandırmıştır. Bu noktadan hareketle bütün bir Batı Dünyası statükocu düzenleri ve Batı’yı sorgulayan ve bunlara meydan okuyan yeni İslami dili ve söylemi aşırı, yanıltıcı yargılarla mahkum etmeye çalışmış, İslamcılığı kuşatmak ve tecrit etmek amacıyla, İslamcılığın şiddet yanlısı olduğu iddiasını gündeme getirmiştir. Batı Dünyası, komünizmin dağılışını izleyen dönemde ortaya çıkan düşman boşluğunu İslam ile doldurmak istedi. Soğuk Savaş döneminde Batı, Sovyet Bloku ile daha çok siyasal açıdan bir rekabet içerisindeydi. Batı ile Sovyet Bloku arasında yaşama biçimleri açısından bir sorun yoktu. İslam söz konusu olduğunda kültürlerin ve uygarlıkların çatışması da hayata geçirilmiş oldu.

Siyasal değişim, dönüşüm ve yeniden inşa talepleri; kültür ve uygarlık rekabetleri dışında petrol bölgelerinde istikrarın ve güvenliğin tehdit altına girmesi ihtimali, İsrail’in güvenliğinin sarsıntıya uğraması endişesi, dünya Siyonizminin öncülüğünde dünya çapında etkili İslam karşıtı kampanyaların açılması sonucunu doğurdu. Bugün, bütün dünyada, kimi İslam Dünyası toplumlarında ve özellikle de Türkiye’de, İslamcılık-siyasal İslam konusunda, İsrail ve dünya Siyonizmi tarafından üretilen olumsuz, çarpıtılmış ve düşmanlık içeren nitelemelere dayalı kalıplar tüketiliyor. Bu kalıpları İslam karşıtları ile birlikte kimi İslami çevreler de kullanabiliyor. Sözünü ettiğimiz kampanya İslam’ın siyasal etkisinin yok edilmesi, İslam’ın modal alanla kısıtlanması, Batı Dünyasının petrol çıkarlarının korunması, İsrail’in güvenliğinin sağlanması amacıyla çok yoğun bir şekilde sürdürülüyor. Bu kampanya bugün, militarizmin ve emperyalizmin bütün güç araçları kullanılarak sürdürülüyor.

Emperyalist, militarist, faşist merkezi güçlerin ve egemen kurumsal yapıların çok yönlü kuşatması karşısında İslamcı eğilimlerin düşünsel, entelektüel, kültürel ve siyasal anlamda gerekli direnci gösteremedikleri gerçektir. İslam tarihi boyunca hanedanlıklar, sultanlıklar, kavimler, imparatorluklar, devlet ve siyaset bağlamında, İslam’ın özünü ve ruhunu yansıtmak yerine, tersine bir işleyişle, kendi hanedan, kavim, saltanat ve imparatorluklarına özgü telakkileri İslam’a ve Müslüman topluluklara yansıttılar. İslam aracılığıyla kendilerini meşrulaştırdılar. Tarihsel süreçler içerisinde ortaya çıkan ve ümmet ahlakını yıkan bu farklılıklar, ayrılıklar, aykırılıklar İslami hareketler tarafından aşılamadı, evrensel bir güç birliği oluşturulamadı. Yerel, milliyetçi tutkular, bağnazlıklar, bencillikler nedeniyle evrensel anlamda güçlü bir İslami aidiyet duygusu oluşturulamadı.

 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'