‘İslamcılık’
Üzerine
Atasoy MÜFTÜOĞLU
"İslamcılık"ın
modern bir kavram olduğunu belirtmek gerekir. "İslamcılık"ın kavramsal çerçevesi
Birinci Dünya Savaşı sonrası gündeme girdi. "İslamcılık"ı kısaca, Müslümanların
tarihin nesnesi olmaktan çıkarak, tarihin-siyasetin öznesi haline gelme
mücadelesi olarak tanımlamak mümkündür. Modern zamanlarda özellikle İslam’ın
vicdani ve ahlaki bir kişisel tercih olarak sınırlandırılması gerektiği
anlayışını reddederek, İslam’ın siyaseti de içerdiği tezi ile birlikte bir hayat
tarzı olarak tarihe dönmek istemesi ve bu yolda İslam Dünyası toplumlarında yeni
başlangıçlar yapması, dışarıdan bir isimlendirme ile "İslamcılık" olarak
isimlendirilmiş ve bu isimlendirme etrafında spekülatif, sansasyonel, gerçeği
yansıtmayan, çarpıtıcı, yanlı, önyargılı yorumlar yapılmıştır, yapılmaktadır.
Hangi alanda olursa olsun, kendi kavramlarımızı İslami öze bağlı kalarak
kendimiz üretebilmeliydik. Ancak; kültürümüz üretmek yerine, geleneksel mirası
tüketmek üzerine kurulu olduğu için bu kavramsallaştırmayı başaramadık. Bütün
dünyada İslamcılığın ilk’leri olarak bilinen isimler, Şeyh Cemaleddin Afgani,
Mevlana Mevdudi, İmam Humeyni, Seyyid Kutub vb. gibi isimler entelektüel gösteri
olsun için mücadele etmediler.
Modern dünyada
"İslamcılık"la ilgili oluşturulan imaj olumsuzdur; söylem ise gerçekdışıdır.
Laik ölçütlerle çeliştiği ve çatıştığı için, "İslamcılık" tanımlaması laik
toplumlarda infial uyandırıyor. Modern-laik-materyalist kültür ve uygarlık,
İslam’ın bu yeni çerçevesini anlamaya elverişli değil. İslam’ın asli özgünlüğüne
dayalı olarak, bir bütünlük içerisinde, bütün insanlığa ve İslam Ümmetine hitap
eden yeni tarzı İslam Dünyası dışında büyük bir endişe-korku uyandırdığı için
reddediliyor. İslamcılık şimdiki zamanın dili, ifadesi olmak istiyor; şimdiki
zamanın sorunları, bilgisi, gereği ve bilinci üzerinde duruyor; içerisinde
yaşadığımız gerçeklikle ilgileniyor. Geleneksel söylem ise, daha çok bir
nostalji temelinde geçmişe doğru bir ilgiyi canlı tutmak istiyor. "İslamcılık"
tanımının amaçlı bir kavramsallaştırma olarak tasarlanmış olduğu düşünülebilir.
İslam’ın bütün
boyutlarını içeren bir dil, söylem ve eylem anlayışı, hayatın bütün boyutlarına
yönelik bir aktivite yönelişi, İslam’ın modern dünya karşısında bağımsız bir
şekilde kendisini yapılandırma girişimi çabaları söz konusu olduğunda, İslam;
Batı dünyasında düşman haline gelmiştir. İslam’ın bağımsızlığı demek; özellikle
Ortadoğu’da Batılıların petrol ile ilgili çıkarlarının ve İsrail’in varlığının
tehdit altına girmesi demektir. "İslamcılık" günümüzde daha çok bir
indirgemecilik biçiminde kullanılıyor.
Kimi eksikliklerine
ve yetersizliklerine rağmen İslamcılık olarak kavramsallaştırılan İslami tasarı
ve tasavvur savunmacı bir tepki değildir, bir slogan değildir, bir protesto
hareketi ya da dalgası değildir. Irk ve sınır ayrımlarını aşarak, sınırları aşan
yeni bir bilinç ve duyarlılığı oluşturan bu yeni tasarı ve tasavvur; her tür
yabancılaşmayı, dışlanmışlığı, yozlaşmayı, taklitçiliği, geçmişçiliği,
hastalıklı romantizmi, statükoculuğu, konformizmi, teslimiyetçiliği,
bağımlılığı, tek boyutluluğu, devletçiliği, tarih ve coğrafya merkezci
saplantıları, ufuksuzluk ve dar görüşlülüğü, bağnazlık ve aşırılıkları
sorgulayarak ve aşarak yeni bir özgünlük ve özgürlük arayışının ifadesi olmak
istemektedir. Bu yeni tanım ve tasavvur, din ve siyasetin birliğini savunan bir
gerçekliğin günümüzdeki yansımasıdır. Aziz İslam’ın diğer boyutları yanında
siyasal bir karakteri ve özelliği olduğunu vurgulamak gerçeği yansıtan bir
değerlendirmedir. Siyasal İslami yöneliş, düşünsel, kültürel, entelektüel,
ahlaki, ruhsal yönelişlerle, gelişmelerle birlikte yürütüldüğünde ancak etkili
ve anlamlı olabilir.
İslamcılık;
dağılmış, bir kenara terkedilmiş parçaları bir araya getirerek, bölünmeleri,
karşıtlıkları, hizipçilikleri aşarak, tutarlı, bütüncül bir çerçeve oluşturarak;
İslam’ın yeni bir değer sistemi olarak, yeni bir siyasal sistem olarak tarihe
dönüşü için, tarihin İslami anlamda yeniden başlaması için, ortaya konulan yeni
bir duyuş, algılama ve duruş tarzıdır. İslamcılığı koşulların ürünü olarak
yorumlamak yanlıştır. İslamın her anlamda ve her alanda hayata dönüşü projesi,
İran İslam Devrimi’nin başarıya ulaşmasıyla birlikte İslamcılığın romantik bir
ütopya olmadığının anlaşılması, Mısır’da, Cezayir’de, Sudan’da İslamcı
kadroların kazandığı büyük başarılar, İslam Dünyası toplumlarında
kültürel-siyasal statükoyu değiştirme-dönüştürme girişimleri, bağımsız, evrensel
bir İslami çizginin, dayanışmanın, ilişki biçiminin ortaya çıkışı; bütün dünyada
farklı etkiler ve yankılar uyandırmıştır. Bu noktadan hareketle bütün bir Batı
Dünyası statükocu düzenleri ve Batı’yı sorgulayan ve bunlara meydan okuyan yeni
İslami dili ve söylemi aşırı, yanıltıcı yargılarla mahkum etmeye çalışmış,
İslamcılığı kuşatmak ve tecrit etmek amacıyla, İslamcılığın şiddet yanlısı
olduğu iddiasını gündeme getirmiştir. Batı Dünyası, komünizmin dağılışını
izleyen dönemde ortaya çıkan düşman boşluğunu İslam ile doldurmak istedi. Soğuk
Savaş döneminde Batı, Sovyet Bloku ile daha çok siyasal açıdan bir rekabet
içerisindeydi. Batı ile Sovyet Bloku arasında yaşama biçimleri açısından bir
sorun yoktu. İslam söz konusu olduğunda kültürlerin ve uygarlıkların çatışması
da hayata geçirilmiş oldu.
Siyasal değişim,
dönüşüm ve yeniden inşa talepleri; kültür ve uygarlık rekabetleri dışında petrol
bölgelerinde istikrarın ve güvenliğin tehdit altına girmesi ihtimali, İsrail’in
güvenliğinin sarsıntıya uğraması endişesi, dünya Siyonizminin öncülüğünde dünya
çapında etkili İslam karşıtı kampanyaların açılması sonucunu doğurdu. Bugün,
bütün dünyada, kimi İslam Dünyası toplumlarında ve özellikle de Türkiye’de,
İslamcılık-siyasal İslam konusunda, İsrail ve dünya Siyonizmi tarafından
üretilen olumsuz, çarpıtılmış ve düşmanlık içeren nitelemelere dayalı kalıplar
tüketiliyor. Bu kalıpları İslam karşıtları ile birlikte kimi İslami çevreler de
kullanabiliyor. Sözünü ettiğimiz kampanya İslam’ın siyasal etkisinin yok
edilmesi, İslam’ın modal alanla kısıtlanması, Batı Dünyasının petrol
çıkarlarının korunması, İsrail’in güvenliğinin sağlanması amacıyla çok yoğun bir
şekilde sürdürülüyor. Bu kampanya bugün, militarizmin ve emperyalizmin bütün güç
araçları kullanılarak sürdürülüyor.
Emperyalist,
militarist, faşist merkezi güçlerin ve egemen kurumsal yapıların çok yönlü
kuşatması karşısında İslamcı eğilimlerin düşünsel, entelektüel, kültürel ve
siyasal anlamda gerekli direnci gösteremedikleri gerçektir. İslam tarihi boyunca
hanedanlıklar, sultanlıklar, kavimler, imparatorluklar, devlet ve siyaset
bağlamında, İslam’ın özünü ve ruhunu yansıtmak yerine, tersine bir işleyişle,
kendi hanedan, kavim, saltanat ve imparatorluklarına özgü telakkileri İslam’a ve
Müslüman topluluklara yansıttılar. İslam aracılığıyla kendilerini
meşrulaştırdılar. Tarihsel süreçler içerisinde ortaya çıkan ve ümmet ahlakını
yıkan bu farklılıklar, ayrılıklar, aykırılıklar İslami hareketler tarafından
aşılamadı, evrensel bir güç birliği oluşturulamadı. Yerel, milliyetçi tutkular,
bağnazlıklar, bencillikler nedeniyle evrensel anlamda güçlü bir İslami aidiyet
duygusu oluşturulamadı.