“İslamcılık”
Hayrettin OĞUZ
Türkiye’de
kavramsal anlamda "İslamcılar" üzerinde bir anlaşmanın ve mutabakatın olması
mümkün değildir. Gerçekte (bana göre) müslüman toplumdan ve kültüründen
kaynaklanmayan bu kavram, birleştirici ve bütüncü değil, aksine ayrıştırıcı
özellik taşır. Bizim tarihimizde ve literatürümüzde böyle bir kavram yoktur.
Hatta tarihsel anlamda böyle bir kavrama denk düşecek, böyle bir kavramla
çakışacak grup ve şahısta yoktur. "İslamcı" ve "İslamcılar" kavramı modern
zamanlarda, Batılı siyaset bilimciler, sosyologlar ve antropologlar tarafından
Batı kültür ve medeniyetine karşı İslam merkezli, ona tepki gösteren, diğer
deyimle batıcılığa uyum göstermeyen kimseler için kullanılmıştır. Dolayısıyla
modern döneme ait bir kavramdır. Müslümanların modernleşme süreçleri ile
ilgilidir... Kavramların muhataplarının modern olup olmadığı tartışılabilir. İlk
bakışta Batılıların böyle bir tanımlama yapmasından yola çıkarak bunda ne
sakınca var denilebilir. Yani Batılı sosyolog ve antropologların böyle bir ayrım
yapmalarının doğru olduğunu söyleyerek, Batı kültür ve medeniyetini kabul
etmeyenlerin, İslamı bütün boyutlarıyla toplumu kuşatması gereken bir din olarak
algılayanların İslamcı diye adlandırılmasının kötü ve yanlış bir şey olmadığını
söyleyenler olabilir. Ancak bunu kabul etmek aynı zamanda müslüman toplum
arasında da bir ayrışmanın olmasını zorunlu kılar. Yani bugünkü sosyologların
"İslamcı" ve "müslüman" kavramlarını algılama biçimleriyle bizim algılama
biçimimiz birbirinden çok farklıdır. Böyle bir ayrım bizim de müslümanlardan
kategorik olarak ayrı olduğumuz anlamına gelebilir. Zaten manipülasyonu modern
zamanların en önemli siyasal silahı olarak kabul eden Batılı sosyologlar
manipüle etmek istedikleri toplum ve kültürleri, kategorik anlamda tanımlayarak,
ayrıştırarak ve birbirine yabancılaştırarak gerçekleştirir, halleder. Nitekim
modern dönemde bir kelimenin ve kavramın İslami literatüre ait olması, o
kavramın ve kelimenin İslami bir içeriğe sahip olmasını gerektirmez. Bugün İslam
tarihinden ve kültüründen gelen ancak kullanılma biçimi ve içeriği İslami
olmayan bir sürü kavram ve kelimeye sahibiz.
Bugün Türkiye ve
İslam dünyası gerçeğinden yola çıkarsak İslamcı ile Müslüman arasında
İslamcılarla müslümanlar arasında hemen hemen teorik ve pratik düzeyde pek bir
ilginin kaldığı söylenemez. Müslüman denilen sınıf daha aşağı ve hor görülen,
cahillikle ve yobazlıkla suçlanan, geriliğin ve gericiliğin sebebi olarak
görülürken, İslamcılar, aydın, entelektüel, çağdaş, modern, akıllı ve ilerici
olarak kabul edilmektedir. Daha açıkçası bugün Türkiye’deki çevrelerin veya
genel anlamda Batılı sosyologların kullandıkları İslamcı aydın kavramı
müslümanlığa ve İslam gelenek ve kültürüne ait bir kavram ve tanımlama değildir.
Nitekim bilhassa Batılı sosyologların son zamanlarda "siyasal İslam" ayrımı
yapmaları dikkatten kaçırılmamalıdır. Bugünkü siyasal İslam kavramı 70’li
yıllardaki İslamcı aydın kavramının yerini almıştır. Gerçi onun Batılı
nezdindeki illegalliği de izafidir. Bir bakıma onun izafiliği manipülasyona
karşı göstereceği tutuma bağlıdır.
İslamcı aydın
kavramı artık ne İslami ne de müslümanı temsil eden bir kavram ve kategori
değildir. Çünkü yaşanan süreç ‘İslamcı’ kavramının içini boşaltmış, yeniden
kendine göre doldurmuş ve anlamını değiştirmiştir. Nasıl dünkü olumlu anlamdaki
dindar ve mütedeyyin kavramı bugün farklı bir anlama ve içeriğe sahipse, onun
gibi İslamcı aydın da içerik olarak aynı durumdadır. Siyasal ve kültürel
politikalar çerçevesinde dindarlaşma ile müslümanlaşma birbirine zıt gelişmeler
olarak nasıl vaziyet almışsa, artık bu süreçte de İslamcı aydın ile İslami
kaygısı olan bir insan birbirine zıt vaziyet alacaktır. Diğer deyimle İslamcı
aydının amacı Batı kültürü ve düşüncesine karşı bir şey üretebilmek değil, kendi
içinden çıktığı topluma ve kültüre karşı bir şey söyleyebilmek ve onu manipüle
etmektir. Bugün İslamcı aydın Batılı değerlerin müslümanlar tarafından
benimsenmesi için bir "araç", "aracı" konumunda olmaktan başka bir işe
yaramamaktadır. Zaten kültürün tanımlayıcıları ve belirleyicileri ‘aydın din
adamı’ veya ’İslamcı aydın’ derken kendi işine yarayacak, kendisinin araç olarak
kullanabileceği kimseleri kastetmektedir. Yoksa egemen kültüre muhalif fikirler
geliştirenlerin ismi Türkiye’de hala gerici ve yobazdır, şeriatçıdır ya da aşırı
dincidir...
İslamcı kelimesinin
belli dönemlerde ‘olumlu’ olarak anlam kazanmasının sebebi ise müslüman kavramı
ile ilgili yaşadığımız süreçtir. Bilindiği üzere Allah’ın bizimle ilgili tanımı
‘mümin ve müslüman’dır... Peygamberimiz bizi bunlarla mükellef kılmıştır. Mümin
ya da müslüman olmak bizim asli tanımımızdır. Ancak bilhassa Cumhuriyetle
birlikte müslüman kavramının içi boşaltılmış ve yeni anlamlar yüklenmiştir. Bu
seküler anlam müslümanlığı ‘vahyi’ ya da ‘kalben tasdik’ boyutundan soyutlamış,
salt dilsel boyuta indirgemiştir. Bundan dolayı da müslüman kavramı ’mümin’
kavramından ayrışmıştır. Dolayısıyla bunun bilincinde olan müslümanlar
kendilerini diğerlerinden farklı kılmak için, şeriatçı kavramını kullanmışlar,
daha sonra da bu kavram ‘halkla’ ilgili kalmış, yerine ise ‘İslamcı’ kavramı öne
çıkmıştır. Bu paradoksal bir durumdur. Allah’ın bizim için tanımladığı müslüman
kavramı ile, Batılıların bizim için tanımladığı ‘İslamcı’ kavramları yer
değiştirmiştir...
Nitekim Tanzimat
dönemi İslamcılarına (ya da ilk İslamcılara) baktığımız zaman yöntemsel anlamda
merkeze İslamı koymalarına rağmen, İslamı anlama, yorumlama biçimleri farklıdır.
Çünkü onlar içinde bulundukları konjonktürün de zorlamasıyla merkeze İslamı
koymalarına rağmen, İslam ile modern değerler arasında bir sentez
yapmaktadırlar... İlerlemecilik başta olmak üzere, pozitivizmin temel değerleri
İslamı merkeze alış biçimlerinde belirleyicidir... Dolayısıyla İslamcılık ortaya
çıkış itibariyle de eklektiktir, moderndir... Efgani, Abduh, Mehmet Akif, Seyyid
Bey, Filibeli Ahmed Hilmi, Said Nursi v.b İslamcıların temel kavramları
modernlikle iç içedir... Bu hareket her ne kadar öze dönüş veya kaynaklara dönüş
gibi söylemlere sahip olsa da genel söylemleriyle ve tezleriyle yenilenme,
ilerleme, değişme söylemleri daha baskındır. Aslında İslamcılık ortaya çıkış
itibariyle bile bir mağlup oluşun sonucudur ve kendisi de bizatihi bir taklid
hareketidir. Öze-kaynaklara dönüş araçları tamamen modern-pozitivist araçlardır.
1950’lere kadar
İslamcılık tabiri çok fazla rağbet bulmaz... Hatta pek kullanılmaz da... Bu
dönemde zaten kimsenin de pek sesi soluğu çıkmaz. Ancak yine bu dönem İslamın
bir kültür ve medeniyet bağlamında düşünülmesinin zorunlu olduğu düşüncesinin de
billurlaşmaya başladığı dönemdir. Bu sürecin sonucu olarak 1960’larla birlikte
İslamcı kavramı 19. yüzyıldan farklı bir anlam taşımaya başlamıştır. Gerek
fundamental anlamda İslamı bir kültür ve medeniyet hareketi olarak algılayanlar
ve gerekse radikal anlamda İslamı bir devrim hareketi olarak algılayanlar bu
kavrama farklı anlamlar yüklemişlerdir. İslamcı, modernliğe, batı
emperyalizmine, senteze karşı çıkan, devrimi ya da kültür ve medeniyeti öne
çıkaran bir kimse olarak tanımlamaya başlamıştır kendini. Burada kısmen olumlu
bir değişme söz konusu olmuştur. Ancak kavram ‘olumlu’ anlamda
genelleşememiştir. Bu bağlamda en seküler ilahiyatçı İslamcı olarak
nitelenirken, sistemi destekleyen bir tarikatçı ya da devrimci yöntemi
benimseyen, olayları bir kültür ve medeniyet bağlamında değerlendiren kimseler
de İslamcı kavramıyla tanımlanmaya başlandı. Bir bakıma bir İslamcılık kaosu söz
konusu oldu... Hatta kendilerini İslamcı olarak tanımlayanlar, birbirlerini
İslamcı olmamakla suçladılar ya da gerçek İslamcının kendileri olduğunu
belirttiler... Ancak 80’lerle birlikte durum daha da netleşti ve İslamcı kavramı
yeniden ortaya çıktığı 19. yüzyıldaki anlamına dönüş sürecine girdi. Çünkü
liberal-modern değerlerle İslamın yeni bir yorumunu yapmaya başladılar...
Nitekim bugün
İslamcı aydın bir "toplum mühendisi"dir. Onun amacı bir kültürü ve medeniyeti
mevcut değerlere indirgemek ve onlara göre yeniden yorumlamaktır. Onun İslamı
medeniyet ve kültür planında insanlara sunmak veya bunun için çaba göstermek
gibi bir "lüksü" yoktur ve artık olmayacaktır. İslamcı aydın demokrasinin
çöplüklerinde ve varoşlarında yaşamaya, bir gecekondu sahibi olmaya çoktan
razıdır. Bunu bir nimet olarak görmektedir. Kavramsal anlamda herhangi bir
kaygıya ve duyarlığa sahip değildir. Onun için kendisine verilen misyon,
kendisine verilen değer daha ön plandadır. İdeali değil, anı kurtarmaya
çalışmaktadır. İslamcı aydın aidiyet duygusunu yitirmiştir. Ait olduğu kesimden,
aslında bir anlamda kendinden utanmaktadır. Kendisine acımasız, karşısındakine
merhametlidir. İki menzil arasında kalmıştır. Arafı genişletmeye çalışmaktadır.
Cenneti ve cehennemi iptal davasındadır.