Yıl 22  Sayı 292 Nisan 2003
Bu Sayıda
 

 “İslamcılık”

 

 

Hayrettin OĞUZ

 

 

Türkiye’de kavramsal anlamda "İslamcılar" üzerinde bir anlaşmanın ve mutabakatın olması mümkün değildir. Gerçekte (bana göre) müslüman toplumdan ve kültüründen kaynaklanmayan bu kavram, birleştirici ve bütüncü değil, aksine ayrıştırıcı özellik taşır. Bizim tarihimizde ve literatürümüzde böyle bir kavram yoktur. Hatta tarihsel anlamda böyle bir kavrama denk düşecek, böyle bir kavramla çakışacak grup ve şahısta yoktur. "İslamcı" ve "İslamcılar" kavramı modern zamanlarda, Batılı siyaset bilimciler, sosyologlar ve antropologlar tarafından Batı kültür ve medeniyetine karşı İslam merkezli, ona tepki gösteren, diğer deyimle batıcılığa uyum göstermeyen kimseler için kullanılmıştır. Dolayısıyla modern döneme ait bir kavramdır. Müslümanların modernleşme süreçleri ile ilgilidir... Kavramların muhataplarının modern olup olmadığı tartışılabilir. İlk bakışta Batılıların böyle bir tanımlama yapmasından yola çıkarak bunda ne sakınca var denilebilir. Yani Batılı sosyolog ve antropologların böyle bir ayrım yapmalarının doğru olduğunu söyleyerek, Batı kültür ve medeniyetini kabul etmeyenlerin, İslamı bütün boyutlarıyla toplumu kuşatması gereken bir din olarak algılayanların İslamcı diye adlandırılmasının kötü ve yanlış bir şey olmadığını söyleyenler olabilir. Ancak bunu kabul etmek aynı zamanda müslüman toplum arasında da bir ayrışmanın olmasını zorunlu kılar. Yani bugünkü sosyologların "İslamcı" ve "müslüman" kavramlarını algılama biçimleriyle bizim algılama biçimimiz birbirinden çok farklıdır. Böyle bir ayrım bizim de müslümanlardan kategorik olarak ayrı olduğumuz anlamına gelebilir. Zaten manipülasyonu modern zamanların en önemli siyasal silahı olarak kabul eden Batılı sosyologlar manipüle etmek istedikleri toplum ve kültürleri, kategorik anlamda tanımlayarak, ayrıştırarak ve birbirine yabancılaştırarak gerçekleştirir, halleder. Nitekim modern dönemde bir kelimenin ve kavramın İslami literatüre ait olması, o kavramın ve kelimenin İslami bir içeriğe sahip olmasını gerektirmez. Bugün İslam tarihinden ve kültüründen gelen ancak kullanılma biçimi ve içeriği İslami olmayan bir sürü kavram ve kelimeye sahibiz.

Bugün Türkiye ve İslam dünyası gerçeğinden yola çıkarsak İslamcı ile Müslüman arasında İslamcılarla müslümanlar arasında hemen hemen teorik ve pratik düzeyde pek bir ilginin kaldığı söylenemez. Müslüman denilen sınıf daha aşağı ve hor görülen, cahillikle ve yobazlıkla suçlanan, geriliğin ve gericiliğin sebebi olarak görülürken, İslamcılar, aydın, entelektüel, çağdaş, modern, akıllı ve ilerici olarak kabul edilmektedir. Daha açıkçası bugün Türkiye’deki çevrelerin veya genel anlamda Batılı sosyologların kullandıkları İslamcı aydın kavramı müslümanlığa ve İslam gelenek ve kültürüne ait bir kavram ve tanımlama değildir. Nitekim bilhassa Batılı sosyologların son zamanlarda "siyasal İslam" ayrımı yapmaları dikkatten kaçırılmamalıdır. Bugünkü siyasal İslam kavramı 70’li yıllardaki İslamcı aydın kavramının yerini almıştır. Gerçi onun Batılı nezdindeki illegalliği de izafidir. Bir bakıma onun izafiliği manipülasyona karşı göstereceği tutuma bağlıdır.

İslamcı aydın kavramı artık ne İslami ne de müslümanı temsil eden bir kavram ve kategori değildir. Çünkü yaşanan süreç ‘İslamcı’ kavramının içini boşaltmış, yeniden kendine göre doldurmuş ve anlamını değiştirmiştir. Nasıl dünkü olumlu anlamdaki dindar ve mütedeyyin kavramı bugün farklı bir anlama ve içeriğe sahipse, onun gibi İslamcı aydın da içerik olarak aynı durumdadır. Siyasal ve kültürel politikalar çerçevesinde dindarlaşma ile müslümanlaşma birbirine zıt gelişmeler olarak nasıl vaziyet almışsa, artık bu süreçte de İslamcı aydın ile İslami kaygısı olan bir insan birbirine zıt vaziyet alacaktır. Diğer deyimle İslamcı aydının amacı Batı kültürü ve düşüncesine karşı bir şey üretebilmek değil, kendi içinden çıktığı topluma ve kültüre karşı bir şey söyleyebilmek ve onu manipüle etmektir. Bugün İslamcı aydın Batılı değerlerin müslümanlar tarafından benimsenmesi için bir "araç", "aracı" konumunda olmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Zaten kültürün tanımlayıcıları ve belirleyicileri ‘aydın din adamı’ veya ’İslamcı aydın’ derken kendi işine yarayacak, kendisinin araç olarak kullanabileceği kimseleri kastetmektedir. Yoksa egemen kültüre muhalif fikirler geliştirenlerin ismi Türkiye’de hala gerici ve yobazdır, şeriatçıdır ya da aşırı dincidir...

İslamcı kelimesinin belli dönemlerde ‘olumlu’ olarak anlam kazanmasının sebebi ise müslüman kavramı ile ilgili yaşadığımız süreçtir. Bilindiği üzere Allah’ın bizimle ilgili tanımı ‘mümin ve müslüman’dır... Peygamberimiz bizi bunlarla mükellef kılmıştır. Mümin ya da müslüman olmak bizim asli tanımımızdır. Ancak bilhassa Cumhuriyetle birlikte müslüman kavramının içi boşaltılmış ve yeni anlamlar yüklenmiştir. Bu seküler anlam müslümanlığı ‘vahyi’ ya da ‘kalben tasdik’ boyutundan soyutlamış, salt dilsel boyuta indirgemiştir. Bundan dolayı da müslüman kavramı ’mümin’ kavramından ayrışmıştır. Dolayısıyla bunun bilincinde olan müslümanlar kendilerini diğerlerinden farklı kılmak için, şeriatçı kavramını kullanmışlar, daha sonra da bu kavram ‘halkla’ ilgili kalmış, yerine ise ‘İslamcı’ kavramı öne çıkmıştır. Bu paradoksal bir durumdur. Allah’ın bizim için tanımladığı müslüman kavramı ile, Batılıların bizim için tanımladığı ‘İslamcı’ kavramları yer değiştirmiştir...

Nitekim Tanzimat dönemi İslamcılarına (ya da ilk İslamcılara) baktığımız zaman yöntemsel anlamda merkeze İslamı koymalarına rağmen, İslamı anlama, yorumlama biçimleri farklıdır. Çünkü onlar içinde bulundukları konjonktürün de zorlamasıyla merkeze İslamı koymalarına rağmen, İslam ile modern değerler arasında bir sentez yapmaktadırlar... İlerlemecilik başta olmak üzere, pozitivizmin temel değerleri İslamı merkeze alış biçimlerinde belirleyicidir... Dolayısıyla İslamcılık ortaya çıkış itibariyle de eklektiktir, moderndir... Efgani, Abduh, Mehmet Akif, Seyyid Bey, Filibeli Ahmed Hilmi, Said Nursi v.b İslamcıların temel kavramları modernlikle iç içedir... Bu hareket her ne kadar öze dönüş veya kaynaklara dönüş gibi söylemlere sahip olsa da genel söylemleriyle ve tezleriyle yenilenme, ilerleme, değişme söylemleri daha baskındır. Aslında İslamcılık ortaya çıkış itibariyle bile bir mağlup oluşun sonucudur ve kendisi de bizatihi bir taklid hareketidir. Öze-kaynaklara dönüş araçları tamamen modern-pozitivist araçlardır.

 1950’lere kadar İslamcılık tabiri çok fazla rağbet bulmaz... Hatta pek kullanılmaz da... Bu dönemde zaten kimsenin de pek sesi soluğu çıkmaz. Ancak yine bu dönem İslamın bir kültür ve medeniyet bağlamında düşünülmesinin zorunlu olduğu düşüncesinin de billurlaşmaya başladığı dönemdir. Bu sürecin sonucu olarak 1960’larla birlikte İslamcı kavramı 19. yüzyıldan farklı bir anlam taşımaya başlamıştır. Gerek fundamental anlamda İslamı bir kültür ve medeniyet hareketi olarak algılayanlar ve gerekse radikal anlamda İslamı bir devrim hareketi olarak algılayanlar bu kavrama farklı anlamlar yüklemişlerdir. İslamcı, modernliğe, batı emperyalizmine, senteze karşı çıkan, devrimi ya da kültür ve medeniyeti öne çıkaran bir kimse olarak tanımlamaya başlamıştır kendini. Burada kısmen olumlu bir değişme söz konusu olmuştur. Ancak kavram ‘olumlu’ anlamda genelleşememiştir. Bu bağlamda en seküler ilahiyatçı İslamcı olarak nitelenirken, sistemi destekleyen bir tarikatçı ya da devrimci yöntemi benimseyen, olayları bir kültür ve medeniyet bağlamında değerlendiren kimseler de İslamcı kavramıyla tanımlanmaya başlandı. Bir bakıma bir İslamcılık kaosu söz konusu oldu... Hatta kendilerini İslamcı olarak tanımlayanlar, birbirlerini İslamcı olmamakla suçladılar ya da gerçek İslamcının kendileri olduğunu belirttiler... Ancak 80’lerle birlikte durum daha da netleşti ve İslamcı kavramı yeniden ortaya çıktığı 19. yüzyıldaki anlamına dönüş sürecine girdi. Çünkü liberal-modern değerlerle İslamın yeni bir yorumunu yapmaya başladılar...

Nitekim bugün İslamcı aydın bir "toplum mühendisi"dir. Onun amacı bir kültürü ve medeniyeti mevcut değerlere indirgemek ve onlara göre yeniden yorumlamaktır. Onun İslamı medeniyet ve kültür planında insanlara sunmak veya bunun için çaba göstermek gibi bir "lüksü" yoktur ve artık olmayacaktır. İslamcı aydın demokrasinin çöplüklerinde ve varoşlarında yaşamaya, bir gecekondu sahibi olmaya çoktan razıdır. Bunu bir nimet olarak görmektedir. Kavramsal anlamda herhangi bir kaygıya ve duyarlığa sahip değildir. Onun için kendisine verilen misyon, kendisine verilen değer daha ön plandadır. İdeali değil, anı kurtarmaya çalışmaktadır. İslamcı aydın aidiyet duygusunu yitirmiştir. Ait olduğu kesimden, aslında bir anlamda kendinden utanmaktadır. Kendisine acımasız, karşısındakine merhametlidir. İki menzil arasında kalmıştır. Arafı genişletmeye çalışmaktadır. Cenneti ve cehennemi iptal davasındadır.

 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'