Bush Casuslarla Dolu Bir Ülke
İstiyor (2)*
Alexander Schwabe
Çeviren : Selvet
AKGÜN
Kaynak:
http://www.spiegel.de/22.07.2002
11 Eylül
saldırılarından yaklaşık bir yıl sonra George W. Bush, ülkeyi casuslarla dolu
bir topluma dönüştürmeye çalışıyor. Ağustos’da operasyon TIPS başlayacak,
Bush’un terörizme karşı en yeni silahı. Pilot proje başarılı olursa, ABD’de
muhbir oranı, zamanında Doğu Almanya Cumhuriyeti’ndekinden çok daha fazla
olacak.
Şüpheli terörist
aktiviteler
…Resmi daireler
casus olarak özellikle kamu hayatının kilit alanlarında yer alan ya da kamu
alanının özel alanla kesiştiği bölgelerde faal olan insanları kazanmak
istiyorlar. Otobüs şoförleri, postacılar, telefon operatörleri, tır şoförleri,
elektrik,- gaz,- ve su tesisatı alanlarında işçi olanlar, garsonlar, kaptanlar
ve liman işçileri keskin duyu organlarıyla ve şüpheli bir durumla
karşılaşmaları durumunda özel bir ücretsiz numarayı arama iradesiyle dünyada
gezecekler.
On şehirde
Ağustos’da [2002] pilot-proje başlayacak. Bir Milyon muhbir hemşehrilerini
kontrol edecekler. Deney ABD’nin en büyük on şehrinde uygulanırsa bu bir
Milyon muhbirin 24 Milyon insana (yaklaşık %4) düştüğü anlamına gelir. Bu
durumda büyük şehirlerdeki casusların sayısı Doğu Almanya Cumhuriyeti’ndeki
Devlet Güvenlik Polisi (STASİ) için çalışmış casusların sayısından daha fazla
oluyor. Orada yaklaşık 17 Milyon nüfusa değişik rakamlara göre 110.00 ila
170.000 - nüfusun yüzde birinden daha az- gayri resmi Devlet Güvenlik Polisi
düşüyordu.
McCarthy dönemini
hatırlayış
Adalet bakanlığında
şüpheli kişiler hakkında dosyaların oluşturulmasının planlanması, ellili
yıllardaki FBI-şefi J. Edgar Hoover’ın sözde komünizme sempati duyan yüzlerce
insanın ismini kara listelerde tuttuğu Mc-Carthy-dönemini anımsatıyor.
Kaydedilen bilgiler polis istasyonları ve gizli servislere açık olacak.
Hakkında dosya tutulan vatandaşlar bu durumdan haberdar edilmeyecekler.
Şimdilik bu durumun
o dönemde olduğu gibi bir cadı avına dönüşüp dönüşmeyeceği belli değil. Buna
rağmen daireler planlanan 11 Milyon muhbirin ispiyonculuk eylemlerinin
sınırlarını açık bırakıyorlar. Bir sivil haklar hareketi olan ACLU,
vatandaşların geniş çaplı bir şekilde kontrol edilme imkanlarının suistimale
kapı açtığı konusunda uyarıda bulunuyor. Özel ispiyoncular ordusu dikkatini
nereye yöneltecek? Mal ve ürünlere mi ya da özellikle insanların özel
hayatlarına mı ?
‘Bizim
blok-liderlerine ihtiyacımız yok’
Orwell’in korkulu
rüyası ‘Büyük Birader Sizi İzliyor!’un etkili olup olmayacağı da henüz belli
değil. 1992’de Harvard’da yayınlanan bir rapor birçok muhbirin pek de
güvenilir bir bilgi kaynağı olmadığını ortaya koyuyor. Bazıları hakikati
süsleyerek anlatıyorlar, diğerleri mesela hemcinslerini gammazlamak için
havadan uyduruyorlar. Bireyin özgürlüğü için çalışan Cato Enstitüsü’nden
Robert Levy, muhtemelen daireleri felce uğratacak değersiz bilgi seliyle
karşılaşılacağını hesaplıyor. Kendisi ‘Biz blok-liderleri olmaksızın daha iyi
gidiyoruz.’ diyor.
Terörü önleme
programı bireyin özgürlük haklarını sınırlandırmak için Patriot Act
çerçevesinde bir diğer adımdır. New York’lu anayasa hukukçusu Nancy Chang,
Anavatan Kanunu’nun daha çok vatandaşın etnik kökeninden ya da ideolojik
kanaatlerinden dolayı kendini kanıtlamak isteyen kişilerin hedef tahtası
haline geleceğinden korkuyor. Hatta anayasada sağlama alınmış, mahkemelerde
eşit muamele prensibi, özellikle tutuklanan göçmenlerde gevşetildi.
Amerika’nın gururu
nedir ?
Ancak bireyler için
muhtemelen beklenen olumsuzlukların dışında daha fazla tehlikeler de
bulunuyor. Nancy Chang, Bush 26 Ekim 2001 tarihinde ‘Terörizmle mücadele için
Amerika’nın birliğini ve güçlenmesini sağlayıcı ölçülü tedbirler’ kanununu
imzaladığından beri, -ki bu kanun Temsilciler meclisinden 66 oya karşı 356
oyla geçmişti, Senato’da ise bir oya karşı 98 oyla geçmişti- Amerikan
Gururu’nun dayandığı temel hakları tehlikede görüyor. Anayasayı Koruma
Dairesi’nin merkezinde yönetici avukat olarak çalışan Chang şunu soruyor:
‘Haklar Bildirgesi’ni ayaklar altına almanın neresi vatanperverliktir ?’
Chang’a göre,
Patriot Act, benzersiz bir ölçüde ‘bizim siyasi özgürlüğümüzü ulusal güvenlik
adına kurban ediyor’. Demokratik değerler polis organlarının gözetme imkanları
ve gizli servislerin yetkileri korkunç bir şekilde güçlendirilmek suretiyle,
bir çırpıda hiçe sayılıyor.
Kriz dönemlerinde
çokça olduğu gibi Yargı siyasetçilerin çıkarları karşısında boyun eğiyor.
Birinci Dünya Savaşı sırasında mesela Yüksek Mahkeme Kurulu, sosyalist Eugene
Debs’in ABD’nin savaşa katılımını protesto etmesi nedeniyle mahkum edilişini
onaylamıştı. Anayasa aslında her Amerikalı’nın hür konuşmasını garanti altına
aldığı halde, hakimler, -Harvey olayında olduğu gibi, Debs’in şiddetsizlik
için girişimini tolere etmeyi kabullenemediler.
Pearl Harbor’un
bombalanmasından sonra da vatandaşların önemli temel hakları yürürlükten
kaldırılmıştı. O dönemde Amerikan Yüksek Mahkemesi, 100.000 Japon göçmenin ve
Japon-kökenli Amerikan vatandaşlarının gözaltına alınmasının hukuka uygun
olduğunu karara bağlamıştı. Her vatandaşın kanun karşısındaki eşitliğini temin
eden temel hak bu kriz döneminde de pek önemli değildi!
New York’daki
Anayasa Hukuku Merkezi’nde, kaygılı bir şekilde, 11 Eylül olaylarının, yüksek
hakimler tarafından da Birinci Dünya Savaşı ve Pearl Harbor örneklerine
benzediği tesbit edilmektedir. Temel hakların en yüksek koruyucusu olan Yüksek
Mahkeme hakimesi Sandra Day O’Connor bile, vatandaşların özgürlük hakları için
tam gayret beklenemeyeceğinden bahsediliyor. O’Connor Ground Zero’da
durduğunda şunları söylemişti: "Biz muhtemelen bu ülkede daha önce hiç
olmadığı şekliyle bireyin özgürlüklerinin güçlü bir şekilde
sınırlandırılmasına şahit olacağız."
Terörist rolünde
gizli servis uzmanları
Bayan hakim, öyle
görülüyor ki haklı çıkacak. Daha geçen hafta Bush, vatanın terör saldırılarına
karşı korunmasının hükümetinin en önemli misyonu olduğunu tekrarlıyordu. Bunun
için uzun bir önlemler listesi açıkladı: Silahlı kuvvetler bundan böyle
ABD’nin içinde de harekete geçebilecekler, Federal devletlerdeki taşıt
ehliyetleri düzenlemesi aynılaştırılacak, diğer devletlerle suçlu iadesi
anlaşmaları genişletilecek, ABD’deki ve yabancı limanlardaki gemiler daha
titizce teftiş edilecek, hükümet dairelerinin işleri daha iyi koordine
edilecek, ülkenin aşı depoları daha da zenginleştirilecek.
Hatta vatanı koruma
planı, "gizli tehdit birimleri" kurulmasını öngörüyor. Gizli servis
uzmanlarından oluşan ‘Kızıl ekipler’ terörist rolüne girip saldırı
planlayacaklar ve böylece oradan kazanılan tecrübelerden böyle saldırıları
mümkün mertebe önleyecek metodların geliştirilmesi hedeflenecek.
*Bu tercüme İktibas
Dergisi’nin Kasım Ayı 287. sayısındaki tercümenin devamıdır. (s. 46)