Sigortası ‘Asker’
olan Demokrasiyle AB Hayal
Osman ULUGAY/
15.12.2002 / MİLLİYET
Seçim zaferini Avrupa
zaferiyle taçlandırmak isteyen AKP, "dünya işleri" konusunda ilk büyük dersini
Kopenhag’da aldı. AKP lideri Erdoğan da, "piyasa tüccarı" anlayışıyla Avrupa ve
dünya sahnesinde "iş bağlamanın" sandığı kadar kolay olmadığını, hatta "bastırıp
işi bitirme" yaklaşımının bir noktadan sonra geri tepebileceğini de Avrupa’nın
kurtları arasında sıkıntılı saatler yaşayarak öğrenmiş oldu.
Bu noktada bir
parantez açıp, haddim olmayarak küçük bir uyarıda bulunayım: AKP yönetimi bu
deneyimden gerekli dersleri çıkartmazsa ve "Türkiye arkamızda, piyasalar
destekliyor, dünya bize hayran" havasına kapılıp "Biz yaptık, oldu" anlayışıyla
davranırsa, yarın öbür gün IMF (Uluslararası Para Fonu) ile ilişkilerde de
tatsız sürprizlerle karşılaşabilir.
Türkiye’de bulunan
IMF heyetinin resmi yetkililer dışında, özel sektörle yaptığı toplantılarda,
IMF’nin AKP yönetimine "hoşgörülü bir anlayışla yaklaştığı" izlenimini edinenler
var. Bu "hoşgörü"nün sınırlarını iyi anlamak ve IMF’nin karşısına kabul
edilebilir önerilerle çıkmak önemli herhalde.
Suçlu AKP mi?
Türkiye’nin
Kopenhag’da elde ettiği sonucu "başarı" olarak değerlendirmek olanaksız. AKP
yönetiminin yarattığı umutlar, beklenti yönetiminde yaptığı hatalar da elde
edilen sonucun Türkiye’de "başarı" olarak görülmesini zorlaştırdı. Dış dünyanın
tepkisini gösterme açısından dikkate değer bir gösterge sayılabilecek olan
International Herald Tribune gazetesi de yaptığı değerlendirmede "Avrupa’nın
Türkiye’yi terslediğini" belirterek Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin
başlangıç tarihiyle ilgili olarak alınan kararı, "gereksiz ve tahripkâr
olabilecek bir erteleme" olarak niteledi. CNN televizyonu da "Avrupa tarafından
terslenen Türkiye reform çabasını sürdürmeye kararlı" ifadesini kullandı.
Türkiye’nin
Kopenhag’da umduğunu bulamaması, yıllardan beri "Avrupa bizi almaz" nakaratını
terennüm eden malum koronun yanı sıra, AKP iktidarını Türkiye’nin başına gelmiş
büyük bir felaket olarak gören takımı da sevindirdi. Onlara göre Türkiye’nin
Avrupa’da umduğunu bulamamasının tek nedeni şu anda AKP’nin iktidarda olması ve
Avrupa’nın "aydınlığı reddeden" AKP iktidarına güven duymamasıydı.
Bu görüşü
savunanların Avrupa’nın ve dış dünyanın AKP iktidarına bakışı konusunda hangi
kaynaklardan bilgilendiğini doğrusu merak ediyorum. Benim izleyebildiğim dış
kaynaklarda, İslami kökenden geldiği halde Avrupa’ya ve Batı’ya güçlü bir açılım
yaparak göreve başlayan AKP iktidarının bu açılımı genelde çok olumlu
değerlendiriliyor.
Sorun "askerci"lerde
mi?
"Cahil" Türk halkının
doğru tercih yapamayarak AKP’yi iktidara taşımasının Türkiye’nin Avrupa’dan
dışlanmasına yol açtığını ileri sürenlere önce şu soruyu sormak gerekiyor:
Avrupa trenine kırk yıl önce adım atan Türkiye’nin hâlâ bu treni yakalayamamış
olmasının asıl sorumlusu İslamcı kesim, ya da AKP mi? Yoksa Cumhuriyet’in 79.
yılında demokratik rejimin çerçevesini hâlâ çizememiş, demokratik meşruiyet
sorununu çözememiş olmamız mı?
Bugün AKP’yi rejim
için tehdit olarak gören ve ciddi kaygılar içinde olanların tek bir güvencesi
var, "İşler kötüye gider, laiklik tehlikeye düşerse asker nasıl olsa buna izin
vermez" diye düşünerek teselli buluyorlar. Türkiye şimdi yakaladığı fırsatı iyi
kullanmak ve iki yıl sonra Avrupa’nın karşısına kabul edilebilir bir kimlikle
çıkmak istiyorsa, her şeyden önce askeri rejimin sigortası olarak gören bu
anlayışı kırmak zorunda.
Avrupa’nın Türkiye’ye
karşı önyargılı olduğu ve Türkiye’yi oyalamak için farklı nedenler bulduğu bir
gerçek ama Türkiye’nin Avrupa’dan dışlanmasında belirleyici nedenlerin başında
Türkiye’deki demokrasinin gölgeli niteliğinin geldiği de bir gerçek. Bu gölgeyi
yok etmeden Avrupa trenine binemeyiz.