Aziz okuyucularımız,
Dergimiz İKTİBAS,
elinizdeki sayı ile, 22. yayın dönemine başlamış bulunuyor. Bu dönem, daha
önceki yıllarda olduğu gibi, dergimizin çizgisini sürdürdüğüne şahit
olacaksınız. Biz dergicilik açısından bakıldığında, bu konuya, diğer tüm
hususlardan daha önem veriyoruz ve üzerinde titriyoruz. Zira dergilerin teknik
açıdan zaman içinde bazı yenilikler yapmaları olağandır ve hatta gereklidir de.
Ancak fikri düzeyin korunması, çizgiden sapılmaması ve istikrar üzere dosdoğru
yürümek, bir fikir organı için her şeyden önemlidir. Biz de, bu hususun
bilincinde olarak, çizgimizi değiştirmeden bugünlere kadar gelmeyi başardık,
Rabbimize hamdolsun. Bu konuda, siz değerli okuyucularımızın katkılarını da hep
dile getirdik. Dergimiz bu fedakar okuyucuları sayesinde yayınını sürdürdü,
bundan sonra da inşallah sürdürecek. Bizler, siz okuyucularımızdan, sadece maddi
destek de istemiyoruz. Beğendiğiniz yazılar konusunda takdir hislerinizi
açıklamanın yanında, sizden, özellikle hatalarımız konusunda uyarıcılık
görevinizi yapmanızı da istiyoruz. Bilesiniz ki, "siz bu görevinizi
yapmıyorsanız sizde hayır yoktur, biz uyarılarınıza kulak asmıyorsak bizde hayır
yoktur." Bu bilinci korumanızı ve gerektiğinde "eğri kılıçlarınızla düzeltme"
sorumluluğunuzu kuşanmanızı istiyoruz. Ki böylece daha iyi yerlere gelelim ve
doğrularımızın sahiplenicisi olabilelim...
Ocak sayımızda,
dergimizin kurucusu olan ve 8 yıl önce aramızdan ayrılan Rahmetli Ercümend
Özkan’ın hayatı, mücadelesi, düşünceleri ve Türkiye’deki İslami hareket’e
katkıları üzerine yazılar bulabileceksiniz. Bu arada belirtmemiz gerekiyor ki,
bazı okuyucularımız, Rahmetli hakkında dergimizde yer alan bu bölüme istinaden,
bizim de diğer pek çok kesim gibi, ölüler kutsama yanlışına düşmememiz konusunda
bizi uyarıyorlar. Biz, okuyucularımızın bu hassasiyetinden memnun oluyoruz ve
hiçbir kulun kutsanmaması gerektiğini de çok iyi biliyoruz. Bu nedenledir ki,
şimdiye kadar bize kimse ‘şucu, bucu’ demedi, diyemedi. Biz sadece Türkiye’deki
İslami Uyanış sürecinde çok önemli izler bırakan Rahmetli Ercümend Özkan’ın
"fikirlerini tanıtmak ve sahiplenilmesini sağlamak için" bu yayınları yapıyoruz.
Ayrıca bu toprakların böylesi mücahid ve muvahhidler çıkarmış olmasından da
seviniyoruz. Yozlaşmanın alıp-başını gittiği dönemlerde bu tür ‘hatırlatmalar’da
bulunmanın yararına da inanıyoruz. Bu gerekçelerle, ERCÜMEND ÖZKAN’I ANARKEN
bölümünde, Mukaddes Özkan, kimi müslümanların giderek pragmatikleştiği bir
dönemde, Ercümend Özkan’ın tavizsiz, dimdik duruşunun örnek alınması gereğine
işaret etti. Özkan’ın eğilip-bükülmeyen şahsiyetinin bir ‘örneklik’ bıraktığının
altını çizen Ahya Aras ise, onun Kur’an-Sünnet ilişkisi, hadisler, tasavvuf,
demokrasi ve laiklik konularındaki düşüncelerini değerlendirdi ve bu konulardaki
görüşlerinin İslami kesime etkilerini ele aldı. Hüseyin Alan, "Sünnet" kavramı
temelinde Özkan’ın hayatı ve mücadelesini değerlendirdi ve bu örnekliğin
"Sünnet’e ittiba"nın ne demek olduğuna dair güzel bir açılım olarak
yorumlanabileceğinin altını çizdi. Bu ayın YORUM bölümünde, Türkiye’de çeşitli
entelektüeller ve teologlar tarafından desteklenen ‘değişim süreci’ni ve bunun
muhtemel etkilerini değerlendirdik. "Demokrasi İslam’la çelişmez" temelinde
yürütülen çabaların, son siyasal gelişmelerle ivme kazandığının altını çizdik ve
bu bağlamda, AB, Kıbrıs ve Kuzey Irak’taki gelişmeleri sizler için
değerlendirdik. Özellikle "savaşa hayır!" mitingleri bağlamında ise şu hususun
altını çizme gereği duyduk: "Türkiye’deki reel-politiği gereğince anlamadan,
"bağımsızlık", "müslüman kardeşliği", "savaş karşıtlığı" vb. müphemleştirilmiş
kavramlara dayalı söylemlerle gündemi yorumlamak, abesle iştigalden başka bir
anlam ifade etmemektedir." Mü’minler örneğin, "savaşma, seviş" sloganıyla
hareket eden liberal, laik, sosyalist çevrelerden uzak olmalıdır, zira
müminlerin her hal ve durumda –örneğin cihad/harb dönemlerinde- savaş-karşıtı
olması mümkün değildir. Aksi taktirde boş bir "savaş-karşıtlığı" yapılmış olur.
KAVRAM bölümünde, Kur’ani bir buyruk olan "emrolunduğun gibi dosdoğru olmak"
konusunu işledik. Bilinmelidir ki, müminler, sadece zorlu zamanlarda değil,
feth, nusret, bolluk, refah vb. ‘hayr musibetleri’ ile de imtihan edilirler. Bu
imtihanı da sabr ile karşılamak lazımdır. Ancak son günlerde bir başka örneğini
siyaset arenasında gördüğümüz gibi, bazan bu tür imtihan daha zordur ve pek
çoklarının ayaklarının kaymasına neden olur. Bu nedenle, her hal ve durumda
"emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmayı" öğrenmeliyiz. Aksi taktirde kaybedenlerden
olma tehlikesi vardır. DÜŞÜNCE bölümünde ise, M.Önal Mengüşoğlu, İslam’ı asli
hüviyetine döndürme çabalarının, Müslümanlığını iddia eden çevrelerin kurduğu
parti ile yara aldığını vurguladı ve bu bağlamda sahih İslam’a yönelmek yerine
Osmanlı İslamı’nı diriltme çabalarının da bu süreci olumsuz yönde etkilediğinin
altını çizdi. Mehmed Durmuş ise, Küresel Demokratik Şebekenin yeni
taşeronluğunu üstlenen Ak Parti’nin, bu ülke insanına Tevhidi ilkeler yerine,
belirli bir amaca ulaşmak için her türlü aracın mübah olduğu temel yaklaşımına
dayanan bir pragmatizmi, fırsatçılığı, kolaycılığı hediye ettiğini ifade etti.
Hüseyin Alan ise, bugün pek çoklarımızın yetişmesine katkıda bulunan sohbet
ortamlarına olan ihtiyacı dile getirdi ve son dönemlerdeki çözülmeyi aşmanın bir
yolu olarak bu türden pratiklerin üretilmesinin gerekliliğine vurguda bulundu.
"Salih’in devesi"nin, mütreflerden haklarını talep eden mazlumları temsil
ettiğinin altını çizen Cemal Çağlak, mal çoğaltma yarışının arkasına saklanan ve
"özgürlük" ilahına tapan günümüz müstekbirlerinin, Semud’un mele’sinden pek
farkının olmadığı hususuna değindi. M. Kürşad Atalar ise, kavramların
İslamileştirilmesinde bir ‘yöntem önerisi’nde bulunduğu yazısında, "kök-anlam"
temelinde bir çözüme ulaşılabileceği görüşünü dile getirdi ve bu bağlamda,
demokrasi, özgürlük ve İslami Hareket kavramlarını irdeledi. ÇEVİRİ bölümünde,
Kamil Cengiz, "Birleşik Avrupa Fikrinin Temelleri", Oktay Candan,
"Küreselleşme:Satılmış Dünya" ve Selvet Akgün: "Bush Casuslarla Dolu Bir Ülke
İstiyor (2)" başlıklı tercümeleriyle bu sayıya katkıda bulundular.
SANAT-EDEBİYAT bölümünde, Halil S. Bekiroğlu, “Kaybolan Belleğimiz yahut Beyin
Empotansı” adlı yazısında müslümanların diğer milletlerden kardeşlerinin başına
gelen felaketlerle ilgilenmesi ve onların acılarını yüreklerinde hissetmelerinin
gereği üzerinde durdu. Cevat Akkanat ise vefat eden şair Nazir Akalın’ı,
hayatını ve eserlerini anlatan bir yazı kaleme aldı. MEKTUPLAR bölümünde ise,
infak ve israf kavramlarının özellikleri ve hudutları ile mazlumlarla dayanışma
konusundaki ilkeler konularında açıklamalarda bulunduk. GÜNDEM bölümünde, ayın
önemli konu başlıkları ile ilgili haber ve yorumları içeren ve sizlere "fikir
veren" yazılar bulabileceksiniz. Umuyoruz ki beğeneceksiniz...
Bu arada
geçtiğimiz ay vefat eden ve İslami ilimlerin belirli alanlarında değerli eserler
vermiş olan Muhammed Hamidullah’a Allah’tan rahmet diliyor ve gayretinin
karşılığını alanlardan olmasını temenni ediyoruz.
Dergimizin bir
sonraki sayısında buluşmak üzere, Allah’a emanet olunuz...