Yıl 22  Sayı 290 Şubat 2003
Bu Sayıda
 

Müslüman Demokrat Başbakanlığın Yolu

 Davos’dan Geçer

 

 

Mehmed DURMUŞ

 

 

Müslüman/Muhafazakar Demokrat AK Parti hükümeti, her şeye rağmen yoluna devam ediyor. Birçok mihrakın ve kimi, tedavülden kalkmış partilerin az sayıdaki tabanının beklentisinin aksine, dahili ve harici önemli merciler bu iktidara ısınmış durumdadır. Ahbap çavuş ilişkileri her geçen gün biraz daha samimiyet kesb ediyor. Öyle ki, durumun olağanüstü etkisinde kalan bazı AK Parti’li yetkililer, önümüzdeki on yılların, hatta yüz yılın, AK Parti’nin damgasını vuracağı yıllar (ya da yüzyıl) olacağını söyleyebilmektedirler. Burada hemen belirtelim ki, AK Parti lideri, bu tür toplantılarda her geçen gün karizmasını biraz daha pekiştirmektedir. Bilhassa yabancı siyasi kişilerden ve diplomatlardan çok zaman tam not alıyor. Bunun bir tanıklığını, Milliyet yazarı Meral Tamer, Rusya’nın bir zamanlar en güçlü başkan adayı Yavlinsky’nin bizzat kendi ifadesini aktararak yapmış.1 Türk halkı, muhalif de olsa, yerine göre azarlayan, paylayan, ‘Kasımpaşalı’ tipinde yöneticileri tutuyor. Tayyip Erdoğan da bunu beceriyor. Ecevit gibi mumya görüntüsü veren başbakan yerine, Tayyip Erdoğan gibi boylu-poslu, dinamik bir başbakan, en muhalif dinozorların bile -örtük de olsa- beğenisini kazanmaktadır.

AK Parti lideri, Kopenhag zirvesi için Avrupa başkentlerini turlamanın ardından, Türk Cumhuriyetleri, Rusya ve Çin’e de seyr ü sefer ettikten sonra, geçen sene yani 2002 yılı Şubat’ında ilk kez katıldığı Dünya Ekonomik Forumu toplantısına bu sene ikinci, ama DAVOS’takine ilk kez katıldı. Geçen sene yasaklıydı, her ne kadar Amerika’da birtakım girişimlerde bulunduysa da, yeterli ilgiyi görememişti. Fakat gördüğünüz gibi, bir sene içerisinde neler de değişti! O şimdi, her gittiği yerde başbakan ya da Devlet Başkanı gibi karşılanıyor. Şu anda, Cumhurbaşkanı’nı da gölgede bırakmış vaziyette. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve bir kısım AK Partililer, eşleri yanısıra, yanlarına Dünya Güzellik birincisi Azra Akın2’ın da bulunduğu bir grup mankeni de alarak Davos’a bir çıkartma yaptılar. Kimileri Tayyip Erdoğan’ın Davos çıkartmasını Turgut Özal’ın Davos ziyaretlerine benzetti. Kim ne derse desin, Erdoğan, 2002’de yaslı gittiği New York WEF’inden 2003’te (Davos’tan) şen geldi...

Davos Nire?

Davos, İsviçre’nin şirin bir kenti. Gerek güzelliği ve gerekse fonksiyonu açısından bizdeki Abant’ı akla getiriyor. İlginçtir, ‘Abant platformu’ da şu anda iktidardadır ve ‘Davos Platformu’ ile önemli bir bütünleşme yolundadır. Dünya devlerinin buluştuğu "Dünya Ekonomik Forumu" (DEF) (World Economic Forum: WEF) toplantısı yıllardır burada yapıldığı için, daha ziyade ‘Davos Toplantısı’ adıyla maruf.

Dünya Ekonomik Forumu küreselleşmenin anası sayılmaktadır.3 "Medeniyetler çatışmasının mimarı, eski CIA elemanı Huntington, Davos’un önemini şöyle açıklıyor: "Davos’un üyeleri hemen hemen tüm uluslararası kuruluşları denetleyen kişilerdir. Bu denetim gücüne dünya hükümetleri ve büyük oranlarda dünyanın ekonomik ve askeri olanakları da dahildir."4

Tayyip Erdoğan, iş bu ‘Dünya’nın anası’nı fark etti. Dönüşünde Erdoğan, "Davosta Gizli Gücü Gördük"5 diyordu. Yeni Şafak’ın bu manşeti, her ne kadar, manşetin altında, "Davos'ta siyasetin etkin isimleri ve ekonomi devleriyle görüşmelerde Türkiye'nin gücünü ve büyüklüğünü gördük" sözleriyle başka türlü açıklanmış idiyse de, vakıayı izah etmesi bakımından, "Davos’taki gücü idrak ettik" anlamı daha uygun düşmektedir.

Davos’tan Ayrıntılar

DEF toplantısı, bazı gazetecilerin tabiriyle, ‘Batı’nın Krema’ tabakasının buluştuğu, orada konuşulanların, Dünya siyasetine ve ekonomisine yön verdiği, önemli bir buluşma yeri. Dünyaya yön veren çok sayıdaki teşkilat ve organizasyondan biri. Dolayısıyla bu toplantıya hatırı sayılır kişiler katılıyor. Bu sene 24 devlet ve hükümet başkanı, 82 bakan, 56 büyükelçi; iş dünyasından Ford, Boeing, Lafarge, Goldman, BP, Nestle, Telecom-İtalya, Sony, Siemens, Dell, Pfizer gibi dev şirketlerin temsilcileri (toplam 2311 kişi) katılmış. (Toplantı vesilesiyle Davos’a gelenlerin sayısı ise 100 bin kişi olarak veriliyordu). Ak Parti kurucularından Cüneyt Zapsu 12. kez katılmış Davos toplantısına. Kendisi 'sürekli üye' beratı verilenlerdenmiş.6 Siyasi katılımcılardan belki en önemlisi, ABD Dışişleri bakanı Colin Powell idi. Onun dışında bu seneki Davos’a AK Parti damgasını vurdu.

Türk gazetecilerin rivayetine göre, Davos toplantısı için hiç bu kadar güvenlik önlemleri alınmamış. "Makineli tüfekleriyle devriye gezen İsviçre askerlerine ise bunca yıldır (1987’den beri) ilk defa rastladım" diyor Hasan Cemal.7 En akredite gazeteciler bile önemli toplantılara ya alınmamışlar, ya da alınsalar da oldukça ‘sıradan kişi’ muamelesi görmüşler. "Buradan ayrılmayın, kartlarınızı getirin, sigara içmeyin." gibi emirler karşısında, "Nefes alabilir miyiz?" tarzında itiraz sesleri yükseltmek zorunda kalmış gazeteciler. Bir başka gazeteci, onlara yol gösteren bir görevliye, "SS subaylarına benziyorsun." diye şaka yapmaya kalkınca hava gerginleşmiş.8

Fehmi Koru, "WEF'un bütün tartışmalarına başlık olarak seçtiği konu 'güven inşası" idi diyor. Çok ilginç değil mi? ‘güven inşa etmek’ için bir araya gelen dünyanın siyaset ve ekonomi kreması, Irak gibi bir ülkeyi yerle bir etmek üzere son hazırlıklarını yapan Amerikan emperyalizmine hemen hemen hiçbir şey söylemiyor. Yıkarak güven inşası; öldürerek yaşatma; kan kusturarak demokrasi, insan hakları vs.. vs..

Fakat, ‘hain havfli olur’ düsturunca, yıktıkları duvarın korkusu içlerine düşmüş görünmektedir. Bunu, Davos’un tanıkları söylemektedirler:

 "Bu yıl Davos oturumlarına tek bir konu damgasını vuruyor: Korku. Uluslararası dev şirketlerin yöneticilerinden ünlü siyasetçilere zengin Batı’nın kremasını öyle bir korku sarmış ki sormayın.

• Adım adım yaklaşan Irak savaşından korkuyorlar.

• Dünya çapındaki ekonomik durgunluğun daha yıllarca süreceğinden korkuyorlar.

• Sayıları her geçen gün artan yoksul ve aç kitlelerden korkuyorlar.

• Ve tabii 11 Eylül benzeri yeni terörist eylemlerden korkuyorlar."9

Korkanlar, sadece batılılar, dünyayı sömürenler değil. Batı’nın hizmetkarı, ‘müslüman’ halkların (Saddam benzeri) yöneticileri de bu korkuyu hissedenlerden. Malezya başbakanı Mahathir Muhammed bunu açıkça itiraf etmiş görünmektedir: "Korkuyoruz. Hepimiz korku içinde yaşıyoruz. Teröristlerden korkuyoruz. Buna karşılık teröristler, onların destekçileri ya da destekçileri olduğu iddia edilenler de bizden korkuyor. Uçağa binmekten korkuyoruz. Belli ülkelere seyahat etmekten korkuyoruz. Gece kulüplerine gitmekten korkuyoruz. Mektupları ve paketleri açmaktan korkuyoruz. Kargo konteynerlerinden korkuyoruz. Beyaz tozlardan, ayakkabılardan, Müslümanlardan, kağıt açacaklarından, uçaklarda metal çatal - bıçak takımıyla yemek servisinden vs... Aklınıza gelebilecek her şeyden korkuyoruz."10  (Mahathir bu konuşmadan sonra dakikalarca ayakta alkışlanıyor.)

Elbette korkacaklar. Çünkü hiçbir hainin yaptığı ihanet, namussuzluk ve aşağılık dalavereler yanına kar kalmaz. Önünde sonunda, her hain, kendi yaptığı tuzağa düşer, düşmelidir de. Fakat yine de, bilinmelidir ki, bu ‘korku’yu dile getirirken de, yine namussuz bir biçimde, bundan nasıl kurtulacaklarının şeytani arayışı içindedirler.

Batılı toplumlar aslında, olanca ‘zeki’(!) görünümlerine rağmen, 11 Eylül New York saldırılarını Üsame Bin Ladin’in yaptığına inanmışlardır. Fakat kurt politikacıların ‘öyle inanıyor’ gözüktüklerinden hiç kuşku duymuyorum. Fakat bence en önemlisi, ‘güvenlik tedbiri’ görüntüsü altında, katılanlara, bilhassa Üsame’nin ait olduğu coğrafya istikametinden gelenlere gözdağı vermek; Batılı’nın gücünü hissettirmek... Aynı zamanda, üçüncü dünyalı/İslamcı terörün bakınız Dünya’ının en güvenli ve problemsiz ülkesini, İsviçre’yi bile sardığı, Dünya’yı bu barbarlar teröründen kurtarmak gerektiği mesajını da vermiş olmaktalar. Hele de Irak’a saldırının gün saydığı bir dönemde bunun çok önemi olsa gerek.

AK Partililer Davos’ta Ne Aradılar?

Hasan Cemal, kendisine "Neredeyse sizin bütün hükümet Ankara’dan Davos’a taşındı, neden?" diye soran Amerika’lı gazeteciye hak veriyor ve "Gerçekten öyle. 1980’lerin Özal’lı yıllarından beri Türkiye ilk kez Davos’ta tam takım boy göstermiş durumda." diyor.11

Davos AKP hükümeti için neden cazibe merkezi oldu? Bunun en iyi izahı, sanırım, ZAMAN gazetesinin editörü’nün yabancı bir meslektaşından naklettiği şu yorumdur: "Küresel kapitalizmin kremasına kendilerinin İslamcı değil, muhafazakar demokrat olduklarını anlatarak güven aşılamak ve Türkiye’nin iyi bir yatırım alanı olduğunu göstermek için gelmişlerdi Davos’a..."12 Tayyip Erdoğan, bir tohum attıklarını, sonucunu ileride alacaklarını söylüyor.13 Atılan tohumlar, işte bu yabancı gazetecinin altını çizdikleridir.

Tayyip Erdoğan, Davos’tan Türkiye’ye döndükten sonra, hatırlanacağı üzere, Deniz Baykal’a ‘şizofren’ sözünün de içinde bulunduğu sert bir çıkışla yüklendi. O konuşmasında diyordu ki, Baykal’a: "Siz anlatamadınız ama biz anlatacağız... Modernleşme ve çağdaşlaşması yolunda Türkiye’mizin bütün kokularını bünyesinde nasıl barındırdığını anlatacağız."14 Evet, Tayyip Erdoğan, eğer ki ‘modernleşme’ ve ‘çağdaşlaşma’ kavramlarını gerçekten bütün içeriğine vakıf olarak kullanmışsa, Muhalefet liderine bu kadar yüklenmekte de haklıydı! Çünkü, Cumhuriyetle yaşıt ve aynı adı taşıyan, Cumhuriyet’in ideolojisini en iyi taşıması gereken Parti ve benzerleri, bu, sözüm ona ‘Türkiye gerçeklerini’ batıya anlatamamışlardı, bu iş, yıllarca ‘islamcı’ diye tu kaka edilen bir partiye düşmüştü!

"Türkiye’den Çiçeklerle" Türk Gecesi

Bu seneki Davos’u farklı kılan önemli bir gelişme, AKP’lilerin "Türkiye’den çiçeklerle" adıyla tertip ettikleri ‘Türk Gecesi’ idi. Gece için oldukça hazırlıklı; hani, ‘Müslüman-Demokrat bir partiye yaraşır bir programla gidilmişti. Gecede sema gösterisi yapıldı. Türk motifleriyle bezenmiş kıyafetleriyle "gösterişli mankenler" bir defile yaptılar. Cengiz Çandar’ın tabiriyle "Türkiye’nin yeni övünç kaynaklarından Dünya Güzeli Azra Akın"15 gülücükleriyle geceye renk katıyordu. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın ‘türbanlı’ eşleri, bu "Türkiye’nin yeni övünç kaynağı" dilberden sıcak ilgilerini hiç eksik etmediler. Kendileri de eksik olmasınlar... Tayyip Erdoğan, güzellik şampiyonu kızla poz bile verdi. Zavallı kızcağız, nerden bilsin böyle zor görevlerle hayra hizmet edeceğini! "Burada o kadar çok kişiyle tanıştım ki, kim kimdir karıştırıyorum"16 diye yakınasıymış... Neyse, hiç değilse bu seyahatten sonra en azından Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı değil de, başbakan olduğunu bari öğrenmiş olacaktır.

Gecede sunmak üzere buradan Doluca şarabı(?) ve Türk rakısı götürülmüş. İşte ‘sivil toplum’, aynı gemide, hoşgörü ile, bir arada kardeş kardeşe yaşam budur... Yıllardır bu zevatın, ‘kör radikalistlere’, ‘kör entegristlere’ bir türlü anlatamadıkları tablo bu! Ne var yani bu tabloda, değil mi ama?... Söz buraya gelmişken, gözlerim ve kulağım bu toplantıda, özellikle Türkiye’de ‘sivil toplum’ söylemini yerleştirmede epeyce emeği geçmiş, şu meşhur yazarımızı aradı, ama rastlayamadı.

Seehof Oteli'ndeki davette bazı davetliler balerin Hülya Aksular ve ekibinin gösterisini izlemek için pencere pervazlarına tırmanmışlar.17 Televizyondan AK Parti liderinin eşiyle birlikte ve diğer partililerle nasıl da hayranlıkla izlediklerini bütün herkes izledi. 

 Emine Erdoğan’ın Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu ile el sıkışması ve bir rivayete göre "Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu’nun rakı kadehi"18, Hürriyet Gazetesi gibi kimi mahfillerin olayı inadına çarpıtmalarının aksine, AKP’lilerin gerçekten hızlı bir değişim geçirdiklerini doğrulamaktadır. AK Partililerin eşlerinin başörtüsüne bakıp ta hala, İslami anlamlar çıkartanların ya hiç aklı yok, ya da bunun üzerinden politika yapıyorlar. Davos’ta bunun canlı bir örneği yaşandı. Hürriyet gazetesi yazarı Gila Benmayor’a France 2 Televizyonu editörlerinden Arlette Chabot adında bir gazeteci, "Kendine türban takmak için kaç yıl veriyorsun?" diye aptalca bir soru soruyor.19 Gûya bununla, şeriat rejimine geçtiniz bile demeye getiriyor... Gazetecilik bu ya, Gila Benmayor da bu sözü patronuna yetiştiriveriyor ve Hürriyet bu sözü 27 Ocak günü manşet yapıyor. (Böylece basının nasıl da pireyi deve, deveyi pire yaptığına bir kez daha şahit oluyoruz). Halbuki artık söz konusu bayanların türbanları, İslam’ı değil tam tersine modernleşmeyi temsil ediyor. Artık güzellik birincisiyle başörtüsü; çayla rakı; seccade ile putlar; tevhidle ulusalcılık bir arada yaşatılmaktadır, bu kişiler sayesinde... Taha Akyol’un aktardığı bir cümle, düşüncemize tercüman olmaktadır: "Türban da sosyolog Eisenstadt’ın ‘çoklu modernleşmeler’ (multiple modernities) dediği modern hayat tarzlarından birinin simgesidir."20 Ne yazık ki öyle oldu.

AK Parti’liler, hiç değilse, kadın vücutunu teşhir etmenin haram olduğuna inanan bir geleneğin içinden gelmekteler. Azra Akın denilen kızı yanlarında götürmek ve ona hürmette kusur etmemekle, acaba, güzellik yarışması denen, çağdaş/modern cahiliyyenin, kadını hayvan pazarında satmadan daha aşağıya indirgeyen, kadını sadece etine-buduna göre puan verilen bir sex nesnesine dönüştüren aşağılık geleneğini meşrulaştırmış oluyor mu, yoksa olmuyor mu? Buna, balerinleri ağabeyinin yanında büyük bir huşû ile izleyen Ömer Çelik üstadımızın olsun, vereceği bir cevap vardır diye düşünüyorum.

"Çeşitlilik... Hem de uyumlu, hoşgörülü bir çeşitlilik. Bir yanda Tayyip Erdoğan, Başbakan Abdullah Gül, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve şık başörtüleriyle eşleri, Savunma bakanı Vecdi Gönül ile başörtülü eşi, eşsiz gelmiş olan genç bakanlar, Devlet bakanı Recep Akdağ, mankenler, herkesle sohbete koyulan, hatıra fotoğrafı çektiren Azra Akın, bir tarafta Türk şaraplarını konuklara sunan görevliler, diğer yanda beğendili tandır, su böreği, mantı dolu tabaklarını bitirdikten sonra Türkiye’nin AK Partili yeni liderleriyle tanışmak isteyen kalabalık bir yabancı ünlüler topluluğu. ‘Davos’tan Çiçeklerle’ gecesinin dekoru..."21  Evet,Türkiye bu dekoru çok sevdi... Muhalefet partisinin liderine bakmayın siz, onunkisi kıskançlık... Ne dedi şefimiz: "Tilki uzanamadığı üzüme koruk dermiş!"

Ben değil, Milliyet yazarı Hasan Pulur, "Davos’tan derin haberler"i özetlerken, Ömer Hayyam’ın bir dörtlüğünü hatırlatma gereği duymuş:

"Bir elde kadeh, bir elde Kur’an

Bir helaldir işimiz bir haram

Şu yarım yamalak Dünya’da

Ne tam kafiriz, ne Müslüman."22

Şeriat Tehlikesi Yok!

Cengiz Çandar, Amerikan yönetiminde üst kademelerde görev yapmış, Yahudi kökenli bir dostunu, Abdullah Gül’le tanıştırırken söylediği sözlerle bakın nasıl da dalga geçmiş:

"Görüyorsun; İslami kimlikli yöneticiler altında, hoşgörülü, dünya güzeli, mankenli, nefis mutfağıyla Türkiye..." (vurgu kendisine ait. M.D.) Bu ironi karşısında Başbakan Gül, "Görüyorsunuz, şeriat tehlikesi yok" sözleriyle karşılık veriyor.23 

Erdoğan, Gül ve Devlet Bakanı Ali Babacan 25 Ocak günü üç saat süren öğle yemeğinde ünlü şirketlerin üst düzey yöneticileri ile bir araya gelmiş. Burada kendilerine "İslami bir parti başa geldi deniyor? Türkiye, bir İslam devletine doğru mu gidiyor?" sorusu yöneltilmiş. Bu soruya Erdoğan şu cevabı vermiş: "Böyle bir şey olmadı ve olmayacak. Böyle bir şeyi aklınızdan kesinlikle çıkarın. Bu konuda şüpheniz olmasın. AKP muhafazakar bir partidir. Bunu yaparak hakkımızda söylenti çıkaranlar, din üzerinden rant elde etmeye çalışanlardır. Türkiye’de din esasına dayalı bir devlet yoktur. Gerçek budur. Dinin siyasete alet edilmesine karşıyız. Herkesin bunu böyle bilmesini isterim."24

Gül’ün cevabı ise şöyle: "Bizim hakkımızda söylenenlerle bizim gerçek durumumuzun yakından uzaktan ilgisi yoktur. Biz laik bir devletiz. Geçmişte koalisyon hükümetleri olduğu için hükümetin tarifiyle ilgili bazı sıkıntılar vardır. Artık güçlü bir hükümet var."

Boeing firması adına yemeğe katılan Ambassador Tom Pickering, Erdoğan, Gül ve Babacan’ın anlattıkları karşısında duyduğu memnuniyeti "Şu an anlattıklarınız bana müzik gibi geliyor. Çünkü Türkiye’de böyle bir müzik duymak istiyoruz" sözleriyle dile getiriyor.25

İşte, AK Partililer Davos’ta bu müziği çaldılar. İçinde tanıdık bir enstrüman sesi duyamadığımız bu müzik, AKP’nin Batılı dostlarını mest etti.

Model Ülke Müslüman Demokrat Türkiye

AK Parti’nin en önemli misyonunun, Türkiye’nin ‘Müslüman-laik-demokrat’ bir model olmasını sağlamak olduğunu, AK Partililer sık sık ifade etmektedirler. Davos’ta bu konu yine, Parti’nin en yetkili iki ağzından yinelendi. AK Parti lideri, "Türkiye Müslüman ülke olabilir, ama demokrat da olabilir. Biz bunu dünyaya göstermek istiyoruz. Bu nedenle AB'yi istiyoruz. Çok gayret ettik. AB bizi değil, artık biz onları köşeye sıkıştıracağız"26 diyerek, buna dikkat çekti. T. Erdoğan, "Neden Türkiye AB’ye alınmalı?" sorusuna, "AB’ye sınırları belirlenmiş bir mekânsal bütünleşme olarak bakmamalı. Böyle bakılırsa Güney Kıbrıs da AB’ye alınmamalı. Çünkü Türkiye, Avrupa’ya daha yakın. Avrupa ve Asya bizimle bütünleşecektir" cevabını verdi.27

Davos zirvesinin ilk gününde Polonya Cumhurbaşkanı ve Avrupa Parlamentosu Başkanıyla birlikte AB’nin genişlemesinin tartışıldığı toplantıya konuşmacı olarak katılan Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin AB’ye katılması durumunda İslam kültürüyle demokratikleşmenin bütünleşmesi açısından model olacağını söylüyor ve "İslam ülkeleri bizi örnek alacaklar" diyor.28  Erdoğan, Türk Ordusunun siyasetteki rolüyle ilgili soru üstüne, "Avrupa içindeki bir Türkiye’nin medeniyetler çatışması tezlerini boşa çıkartacağını, böylece İslam’la demokrasinin bağdaşabilirliğinin kanıtlanacağını, İslam dünyasının da Avrupa’ya bakışının olumlu yönde değişeceğini, Türkiye’nin Müslüman ülkelere model olacağı" tezini tekrarlıyor.29 "İslam kültürüyle demokrasinin bütünleştiği bir model olarak Avrupa'ya katkımız olacağını" belirtiyor ve "Medeniyetleri buluşturacağız, Avrupa ile Asya arasında köprü olacağız" diye ekliyor.30 Erdoğan işi o kadar ilerletiyor ki, (Medeniyetler çatışması olmayacağı gerekçesiyle) Samuel Huntington’ı da fırçalıyor ve Türkiye’nin İslam dünyasına model olabilecek birikimlere sahip olduğunu iddia ediyor.31

Amerikan Emperyalizmine Ses Yok

Toplantıya katılan gazeteciler, toplantıya Amerika’nın damgasını vurduğunu ifade ettiler: "Amerika merkezli bir dünya olunca, Davos da ister istemez Amerika merkezli oluyor. Bu yıl da ilginin odak noktası öncelikli olarak Amerika. Dünya ekonomisi nereye gidiyor diye sorunca, dikkatler önce Amerika’ya dönüyor. Sonra Almanya ve Japonya’nın ekonomik krizi ve Çin’in yükselişi gündeme getiriliyor."32

Amerikan Adalet Bakanı Aschroft, "saldırıların önlenmesinin, bir küresel öncelik olması gerektiğine inandığını"; "terörizmle mücadelenin hedefinin de özgürlük ve demokratik değerleri korumak olduğunu"  söylemiş.33 Tam ve gerçek anlamda bir Amerikanca açıklama! Özgürlükleri ve demokrasiyi korumak için Ortadoğu halklarının kanını içmek gerekiyor. Onlar, beyaz insanı, Kızılderili katillerini beslemesi gereken yemler demektir. Ne kadar ölü Irak’lı, o kadar özgürlük ve demokrasi! Bu büyük insan yiyici ejderha, her sene bir ‘müslüman’ ülkeyi katlederek besleniyor, geçen sene Afganistan’dı, şimdi Irak, sırada İran mı var, tam net değil.

"Ekonomik örgütlenmelerin hepsinin üzerinde etkili olan Davos ruhunun Irak’a etkisinin ipuçlarını yine Ritter’in şu sözlerinde bulmak mümkün: "Bush yönetimi petrol ve silah şirketlerinin hakimiyetinde. Dünya’yı bunlar yeniden şekillendirmek istiyorlar. Petrol ve silah tüccarları için de silahların reklamlarına ihtiyaçları var."34

Tayyip Erdoğan'ın bir ara "Kimse elindeki kitle imha silahlarını ortadan kaldırmaya yanaşmıyor" sözleri ilgi odağı olmuş; gazetecilerin, "ABD’yi samimiyetsizlikle mi suçluyorsunuz?" sorusuna muhatap olmuş. Erdoğan, "Buna ABD de dahil" deyivermiş. Tayyip Erdoğan böylece, ABD’ye küçük de olsa bir göndermede bulunmuş. Fakat bilahare bu göndermesini tamir niteliğinde açıklamalar gelmektedir. Bu arada Abdullah Gül’ün daha ‘Davos’ca’ konuştuğu hemen fark edilmektedir. Başbakan Irak'a, "Zaman tükeniyor, BM ile uyum içinde önlemleri alın" mesajını verdiklerini, bunu kendilerine bir mektupla da ilettiklerini söylüyor. "Irak'a oyun oynamanın vakti değil, zaman hızla tükenmektedir; sen bu savaşı önleyebilirsin" mesajını ilettik diyor.35 Bunlar kuşkusuz Amerika’nın istediği, razı olduğu davranışlardır. Çünkü bu mesajlar, Irak’ın suçlu olduğunu mutlak surette kabul etmişliği ifade ediyor. Halbuki oyun oynayan ABD’dir. Irak, ülkesini, bilim adamlarının yatak odalarına varıncaya kadar BM silah(!) denetçilerine açtı. "Eğer bende silah varsa, bunu en iyi sen bilirsin, ama işte bak yok!" mealinde tutum sergiledi. Ama Amerika mutlaka saldırıyı yapacağı için, silah denetçilerinin açıkladığı raporu kesinlikle kaale almadı.

Türkiye’nin başbakanı devam ediyor ve diyor ki: "Irak bölge için tehlikedir." "Irak'ın Halepçe'de yaptıkları ortadadır. 10 yıl önce Kuveyt'le daha önce de İran'la savaştı. Irak'ın bölgede tehdit konumuna gelmemesi önemli." "ABD ile stratejik ortaklığımızı zedelemek istemiyoruz"36 Böylece, stratejik müttefikten yana olan geleneksel Türkiye tavrı sürdürülmüş olmaktadır. Halbuki İran’la Amerika da savaştı, Kuveyt’i Irak değil de, Amerika işgal etseydi, aynı suçlamalar Amerika için de yapılacak mıydı? Kaldı ki Amerika zaten işgalcidir. Dün Afganistan, şimdi de Irak’ı işgal için geliyor.

Acaba, "Bütün otoriter ve totaliter sistemlere karşıyız. Demokratik, laik hukuk devletlerinden yanayız. Hukukun üstünlüğüne inanıyoruz"37 sözleri, Amerika’yla aynı dili konuşmak değil midir? Zira, "demokratik, laik hukuk devleti" demek, Amerikan çıkarlarına hizmet eden ‘bölünük ülkeler’ demektir. Irak’ın bir şeriat rejimi olmadığını, laik olduğunu herkes biliyor.

Başbakan A. Gül, ABD Dışişleri bakanı Colin Powell’la Davos’ta bir görüşme yaptı. Gül, görüşmede bütün senaryoları ele aldıklarını, ABD’nin Türkiye’nin barış girişimlerini memnuniyetle karşıladığını, Irak’ın bölgede tehlike oluşturmaması konusunu görüştüklerini söylerken38, Powell, "görüşmesinin, Türkiye’ye Irak konusunda iki-üç hafta daha nefes kazandırmaktan" öte bir anlam ifade etmediğini söylüyor. Başbakan A.Gül ise savaşla ilgili kararın Meclis’e ait olduğunu tekrarlarken, topu Meclis’e atıyor. Fakat, hükümetin meclise nasıl bir öneri getireceğini açıklamıyor. Kısacası, ABD Irak’a saldırma konusundaki kararlılığını sürdürüyor. Türk tarafı ise Davos’ta, ‘stratejik müttefikliği’ teyid etmekten başka bir şey yapmış değil.

Hasılı, İsviçre’nin şirin kenti Davos’ta, önümüzdeki yıla kadar olacak olanların altı çizildi. Türkiye’nin ödevleri bir kez daha hatırlatıldı. Yeni Türk yönetimi de zaten, onlara laf düşürmeyecek derecede atak ve aksiyoner davrandılar. Nasıl ki ‘bacı’ ‘bayan’a dönüştüyse, ‘tesettür’ ‘türban’a, İslamcılık da ‘müslüman-laik-demokrat’a dönüştü.

 

Dipnotlar:

1- Meral Tamer, Davos’tan Irak’ta Savaşa Hayır, Milliyet, 25.01.2003.

2 - ‘Azra’ ismini her duyduğumda üstad Yalçın Küçük geliyor aklıma; acaba bu isimle ilgili bir açıklaması var mı diye...

3 - Milli Gazete, Yorum, 25.01.2003.

4 - Milli Gazete, aynı yer.

5 - Yeni Şafak, Manşet, 29.01.2003.

6 - Taha Kıvanç, İki Yolun Öyküsü, Yeni Şafak, 26.01.2003.

7 - Hasan Cemal, Hükümet Tam Takım Davos’ta, Hürriyet, 24.01.2003.

8 - Ekrem Dumanlı, Davos’ta Sokak Tiyatrosu, Zaman, 26.01.2003.

9 - Meral Tamer, Davos Ahalisi Depresyonda, Milliyet, 29.01.2003.

10 - Meral Tamer, Davos Ahalisi Depresyonda, Milliyet, 29.01.2003.

11 - Hasan Cemal, aynı yer.

12 - Hasan Cemal, aynı yer.

13- Ekrem Dumanlı, aynı yer.

14- Erdoğan: Tilki Yetişemediği Üzüme Koruk Dermiş, Milliyet, 28.01.2003.

15- Cengiz Çandar, Davos’taki Türkiye, D.Y. (Dünden Yarına) Tercüman, 27.01.2003.

16- Taha Kıvanç, Davos’tan Canlı Yayın, Yeni Şafak, 27.01.2003.

17- Gila Benmayor, Türban İçin Kendine Kaç Yıl Veriyorsun?, Hürriyet, 27.01.2003.

18- Abbas Güçlü, AKP’nin Hızlı Değişimi, Milliyet, 28.01.2003.

19- Gila Benmayor, aynı yer.

20- Taha Akyol, Davos’ta Türban, Milliyet, 29.01.2003.

21- Cengiz Çandar, aynı yer.

22- Hasan Pulur, Davos’tan Derin Haberler, Milliyet, 29.01.2003.

23- Cengiz Çandar, aynı yer.

24- Türkiye’de Din Devleti Kurulmaz, Milliyet, 26.01.2003.

25- Milliyet, aynı yer.

26- Gül Saddam’a Yüklendi, Radikal, 25.01.2003.

27- Erdoğan Davos’ta Orduyu Savundu, Milliyet, 25.01.2003.

28- Milliyet, aynı yer.

29- Hasan Cemal, Davos Nefesini Tutmuş Irak’ı Bekliyor, Milliyet, 25.01.2003.

30- Gila Benmayor, Davos’ta Keşkelerin Listesidir, Hürriyet, 26.01.2003.

31- Ekrem Dumanlı, Davos’tan Bir Kucak Kar, Zaman, 25.01.2003.

32- Hasan Cemal, Hükümet Tam Takım Davos’ta, Hürriyet, 24.01.2003.

33- Davos Toplantısı, Milli Gazete, 25.01.2003.

34- Milli Gazete, Yorum, 29.01.2003.

35- Gül Saddam’a Yüklendi, Radikal, 25.01.2003.

36- Radikal, aynı yer.

37- Hasan Cemal, Davos Nefesini Tutmuş Irak’ı Bekliyor, Milliyet, 25.01.2003.

38- Powell: Biz de Zordayız, Türkiye’yi Anlıyoruz, Zaman, 26.01.2003.

 

 
 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'