Müslüman Demokrat Başbakanlığın Yolu
Davos’dan
Geçer
Mehmed DURMUŞ
Müslüman/Muhafazakar Demokrat AK Parti hükümeti, her şeye rağmen yoluna devam
ediyor. Birçok mihrakın ve kimi, tedavülden kalkmış partilerin az sayıdaki
tabanının beklentisinin aksine, dahili ve harici önemli merciler bu iktidara
ısınmış durumdadır. Ahbap çavuş ilişkileri her geçen gün biraz daha samimiyet
kesb ediyor. Öyle ki, durumun olağanüstü etkisinde kalan bazı AK Parti’li
yetkililer, önümüzdeki on yılların, hatta yüz yılın, AK Parti’nin damgasını
vuracağı yıllar (ya da yüzyıl) olacağını söyleyebilmektedirler. Burada hemen
belirtelim ki, AK Parti lideri, bu tür toplantılarda her geçen gün karizmasını
biraz daha pekiştirmektedir. Bilhassa yabancı siyasi kişilerden ve
diplomatlardan çok zaman tam not alıyor. Bunun bir tanıklığını, Milliyet yazarı
Meral Tamer, Rusya’nın bir zamanlar en güçlü başkan adayı Yavlinsky’nin bizzat
kendi ifadesini aktararak yapmış.1 Türk halkı, muhalif de olsa, yerine göre
azarlayan, paylayan, ‘Kasımpaşalı’ tipinde yöneticileri tutuyor. Tayyip Erdoğan
da bunu beceriyor. Ecevit gibi mumya görüntüsü veren başbakan yerine, Tayyip
Erdoğan gibi boylu-poslu, dinamik bir başbakan, en muhalif dinozorların bile
-örtük de olsa- beğenisini kazanmaktadır.
AK Parti lideri,
Kopenhag zirvesi için Avrupa başkentlerini turlamanın ardından, Türk
Cumhuriyetleri, Rusya ve Çin’e de seyr ü sefer ettikten sonra, geçen sene yani
2002 yılı Şubat’ında ilk kez katıldığı Dünya Ekonomik Forumu toplantısına bu
sene ikinci, ama DAVOS’takine ilk kez katıldı. Geçen sene yasaklıydı, her ne
kadar Amerika’da birtakım girişimlerde bulunduysa da, yeterli ilgiyi
görememişti. Fakat gördüğünüz gibi, bir sene içerisinde neler de değişti! O
şimdi, her gittiği yerde başbakan ya da Devlet Başkanı gibi karşılanıyor. Şu
anda, Cumhurbaşkanı’nı da gölgede bırakmış vaziyette. Tayyip Erdoğan, Abdullah
Gül ve bir kısım AK Partililer, eşleri yanısıra, yanlarına Dünya Güzellik
birincisi Azra Akın2’ın da bulunduğu bir grup mankeni de alarak Davos’a bir
çıkartma yaptılar. Kimileri Tayyip Erdoğan’ın Davos çıkartmasını Turgut Özal’ın
Davos ziyaretlerine benzetti. Kim ne derse desin, Erdoğan, 2002’de yaslı gittiği
New York WEF’inden 2003’te (Davos’tan) şen geldi...
Davos Nire?
Davos, İsviçre’nin
şirin bir kenti. Gerek güzelliği ve gerekse fonksiyonu açısından bizdeki Abant’ı
akla getiriyor. İlginçtir, ‘Abant platformu’ da şu anda iktidardadır ve ‘Davos
Platformu’ ile önemli bir bütünleşme yolundadır. Dünya devlerinin buluştuğu
"Dünya Ekonomik Forumu" (DEF) (World Economic Forum: WEF) toplantısı yıllardır
burada yapıldığı için, daha ziyade ‘Davos Toplantısı’ adıyla maruf.
Dünya Ekonomik
Forumu küreselleşmenin anası sayılmaktadır.3 "Medeniyetler çatışmasının mimarı,
eski CIA elemanı Huntington, Davos’un önemini şöyle açıklıyor: "Davos’un üyeleri
hemen hemen tüm uluslararası kuruluşları denetleyen kişilerdir. Bu denetim
gücüne dünya hükümetleri ve büyük oranlarda dünyanın ekonomik ve askeri
olanakları da dahildir."4
Tayyip Erdoğan, iş
bu ‘Dünya’nın anası’nı fark etti. Dönüşünde Erdoğan, "Davosta Gizli Gücü
Gördük"5 diyordu. Yeni Şafak’ın bu manşeti, her ne kadar, manşetin altında,
"Davos'ta siyasetin etkin isimleri ve ekonomi devleriyle görüşmelerde
Türkiye'nin gücünü ve büyüklüğünü gördük" sözleriyle başka türlü açıklanmış
idiyse de, vakıayı izah etmesi bakımından, "Davos’taki gücü idrak ettik" anlamı
daha uygun düşmektedir.
Davos’tan
Ayrıntılar
DEF toplantısı,
bazı gazetecilerin tabiriyle, ‘Batı’nın Krema’ tabakasının buluştuğu, orada
konuşulanların, Dünya siyasetine ve ekonomisine yön verdiği, önemli bir buluşma
yeri. Dünyaya yön veren çok sayıdaki teşkilat ve organizasyondan biri.
Dolayısıyla bu toplantıya hatırı sayılır kişiler katılıyor. Bu sene 24 devlet ve
hükümet başkanı, 82 bakan, 56 büyükelçi; iş dünyasından Ford, Boeing, Lafarge,
Goldman, BP, Nestle, Telecom-İtalya, Sony, Siemens, Dell, Pfizer gibi dev
şirketlerin temsilcileri (toplam 2311 kişi) katılmış. (Toplantı vesilesiyle
Davos’a gelenlerin sayısı ise 100 bin kişi olarak veriliyordu). Ak Parti
kurucularından Cüneyt Zapsu 12. kez katılmış Davos toplantısına. Kendisi
'sürekli üye' beratı verilenlerdenmiş.6 Siyasi katılımcılardan belki en
önemlisi, ABD Dışişleri bakanı Colin Powell idi. Onun dışında bu seneki Davos’a
AK Parti damgasını vurdu.
Türk gazetecilerin
rivayetine göre, Davos toplantısı için hiç bu kadar güvenlik önlemleri
alınmamış. "Makineli tüfekleriyle devriye gezen İsviçre askerlerine ise bunca
yıldır (1987’den beri) ilk defa rastladım" diyor Hasan Cemal.7 En akredite
gazeteciler bile önemli toplantılara ya alınmamışlar, ya da alınsalar da oldukça
‘sıradan kişi’ muamelesi görmüşler. "Buradan ayrılmayın, kartlarınızı getirin,
sigara içmeyin." gibi emirler karşısında, "Nefes alabilir miyiz?" tarzında
itiraz sesleri yükseltmek zorunda kalmış gazeteciler. Bir başka gazeteci, onlara
yol gösteren bir görevliye, "SS subaylarına benziyorsun." diye şaka yapmaya
kalkınca hava gerginleşmiş.8
Fehmi Koru, "WEF'un
bütün tartışmalarına başlık olarak seçtiği konu 'güven inşası" idi diyor. Çok
ilginç değil mi? ‘güven inşa etmek’ için bir araya gelen dünyanın siyaset ve
ekonomi kreması, Irak gibi bir ülkeyi yerle bir etmek üzere son hazırlıklarını
yapan Amerikan emperyalizmine hemen hemen hiçbir şey söylemiyor. Yıkarak güven
inşası; öldürerek yaşatma; kan kusturarak demokrasi, insan hakları vs.. vs..
Fakat, ‘hain havfli
olur’ düsturunca, yıktıkları duvarın korkusu içlerine düşmüş görünmektedir.
Bunu, Davos’un tanıkları söylemektedirler:
"Bu yıl Davos
oturumlarına tek bir konu damgasını vuruyor: Korku. Uluslararası dev şirketlerin
yöneticilerinden ünlü siyasetçilere zengin Batı’nın kremasını öyle bir korku
sarmış ki sormayın.
• Adım adım
yaklaşan Irak savaşından korkuyorlar.
• Dünya çapındaki
ekonomik durgunluğun daha yıllarca süreceğinden korkuyorlar.
• Sayıları her
geçen gün artan yoksul ve aç kitlelerden korkuyorlar.
• Ve tabii 11 Eylül
benzeri yeni terörist eylemlerden korkuyorlar."9
Korkanlar, sadece
batılılar, dünyayı sömürenler değil. Batı’nın hizmetkarı, ‘müslüman’ halkların
(Saddam benzeri) yöneticileri de bu korkuyu hissedenlerden. Malezya başbakanı
Mahathir Muhammed bunu açıkça itiraf etmiş görünmektedir: "Korkuyoruz. Hepimiz
korku içinde yaşıyoruz. Teröristlerden korkuyoruz. Buna karşılık teröristler,
onların destekçileri ya da destekçileri olduğu iddia edilenler de bizden
korkuyor. Uçağa binmekten korkuyoruz. Belli ülkelere seyahat etmekten
korkuyoruz. Gece kulüplerine gitmekten korkuyoruz. Mektupları ve paketleri
açmaktan korkuyoruz. Kargo konteynerlerinden korkuyoruz. Beyaz tozlardan,
ayakkabılardan, Müslümanlardan, kağıt açacaklarından, uçaklarda metal çatal -
bıçak takımıyla yemek servisinden vs... Aklınıza gelebilecek her şeyden
korkuyoruz."10 (Mahathir bu konuşmadan sonra dakikalarca ayakta alkışlanıyor.)
Elbette
korkacaklar. Çünkü hiçbir hainin yaptığı ihanet, namussuzluk ve aşağılık
dalavereler yanına kar kalmaz. Önünde sonunda, her hain, kendi yaptığı tuzağa
düşer, düşmelidir de. Fakat yine de, bilinmelidir ki, bu ‘korku’yu dile
getirirken de, yine namussuz bir biçimde, bundan nasıl kurtulacaklarının şeytani
arayışı içindedirler.
Batılı toplumlar
aslında, olanca ‘zeki’(!) görünümlerine rağmen, 11 Eylül New York saldırılarını
Üsame Bin Ladin’in yaptığına inanmışlardır. Fakat kurt politikacıların ‘öyle
inanıyor’ gözüktüklerinden hiç kuşku duymuyorum. Fakat bence en önemlisi,
‘güvenlik tedbiri’ görüntüsü altında, katılanlara, bilhassa Üsame’nin ait olduğu
coğrafya istikametinden gelenlere gözdağı vermek; Batılı’nın gücünü
hissettirmek... Aynı zamanda, üçüncü dünyalı/İslamcı terörün bakınız Dünya’ının
en güvenli ve problemsiz ülkesini, İsviçre’yi bile sardığı, Dünya’yı bu
barbarlar teröründen kurtarmak gerektiği mesajını da vermiş olmaktalar. Hele de
Irak’a saldırının gün saydığı bir dönemde bunun çok önemi olsa gerek.
AK Partililer
Davos’ta Ne Aradılar?
Hasan Cemal,
kendisine "Neredeyse sizin bütün hükümet Ankara’dan Davos’a taşındı, neden?"
diye soran Amerika’lı gazeteciye hak veriyor ve "Gerçekten öyle. 1980’lerin
Özal’lı yıllarından beri Türkiye ilk kez Davos’ta tam takım boy göstermiş
durumda." diyor.11
Davos AKP hükümeti
için neden cazibe merkezi oldu? Bunun en iyi izahı, sanırım, ZAMAN gazetesinin
editörü’nün yabancı bir meslektaşından naklettiği şu yorumdur: "Küresel
kapitalizmin kremasına kendilerinin İslamcı değil, muhafazakar demokrat
olduklarını anlatarak güven aşılamak ve Türkiye’nin iyi bir yatırım alanı
olduğunu göstermek için gelmişlerdi Davos’a..."12 Tayyip Erdoğan, bir tohum
attıklarını, sonucunu ileride alacaklarını söylüyor.13 Atılan tohumlar, işte bu
yabancı gazetecinin altını çizdikleridir.
Tayyip Erdoğan,
Davos’tan Türkiye’ye döndükten sonra, hatırlanacağı üzere, Deniz Baykal’a
‘şizofren’ sözünün de içinde bulunduğu sert bir çıkışla yüklendi. O konuşmasında
diyordu ki, Baykal’a: "Siz anlatamadınız ama biz anlatacağız... Modernleşme ve
çağdaşlaşması yolunda Türkiye’mizin bütün kokularını bünyesinde nasıl
barındırdığını anlatacağız."14 Evet, Tayyip Erdoğan, eğer ki ‘modernleşme’ ve
‘çağdaşlaşma’ kavramlarını gerçekten bütün içeriğine vakıf olarak kullanmışsa,
Muhalefet liderine bu kadar yüklenmekte de haklıydı! Çünkü, Cumhuriyetle yaşıt
ve aynı adı taşıyan, Cumhuriyet’in ideolojisini en iyi taşıması gereken Parti ve
benzerleri, bu, sözüm ona ‘Türkiye gerçeklerini’ batıya anlatamamışlardı, bu iş,
yıllarca ‘islamcı’ diye tu kaka edilen bir partiye düşmüştü!
"Türkiye’den
Çiçeklerle" Türk Gecesi
Bu seneki Davos’u
farklı kılan önemli bir gelişme, AKP’lilerin "Türkiye’den çiçeklerle" adıyla
tertip ettikleri ‘Türk Gecesi’ idi. Gece için oldukça hazırlıklı; hani,
‘Müslüman-Demokrat bir partiye yaraşır bir programla gidilmişti. Gecede sema
gösterisi yapıldı. Türk motifleriyle bezenmiş kıyafetleriyle "gösterişli
mankenler" bir defile yaptılar. Cengiz Çandar’ın tabiriyle "Türkiye’nin yeni
övünç kaynaklarından Dünya Güzeli Azra Akın"15 gülücükleriyle geceye renk
katıyordu. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın ‘türbanlı’ eşleri, bu "Türkiye’nin
yeni övünç kaynağı" dilberden sıcak ilgilerini hiç eksik etmediler. Kendileri de
eksik olmasınlar... Tayyip Erdoğan, güzellik şampiyonu kızla poz bile verdi.
Zavallı kızcağız, nerden bilsin böyle zor görevlerle hayra hizmet edeceğini!
"Burada o kadar çok kişiyle tanıştım ki, kim kimdir karıştırıyorum"16 diye
yakınasıymış... Neyse, hiç değilse bu seyahatten sonra en azından Abdullah
Gül’ün Cumhurbaşkanı değil de, başbakan olduğunu bari öğrenmiş olacaktır.
Gecede sunmak üzere
buradan Doluca şarabı(?) ve Türk rakısı götürülmüş. İşte ‘sivil toplum’, aynı
gemide, hoşgörü ile, bir arada kardeş kardeşe yaşam budur... Yıllardır bu
zevatın, ‘kör radikalistlere’, ‘kör entegristlere’ bir türlü anlatamadıkları
tablo bu! Ne var yani bu tabloda, değil mi ama?... Söz buraya gelmişken,
gözlerim ve kulağım bu toplantıda, özellikle Türkiye’de ‘sivil toplum’ söylemini
yerleştirmede epeyce emeği geçmiş, şu meşhur yazarımızı aradı, ama rastlayamadı.
Seehof Oteli'ndeki
davette bazı davetliler balerin Hülya Aksular ve ekibinin gösterisini izlemek
için pencere pervazlarına tırmanmışlar.17 Televizyondan AK Parti liderinin
eşiyle birlikte ve diğer partililerle nasıl da hayranlıkla izlediklerini bütün
herkes izledi.
Emine Erdoğan’ın
Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu ile el sıkışması ve bir rivayete göre
"Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu’nun rakı kadehi"18, Hürriyet Gazetesi gibi kimi
mahfillerin olayı inadına çarpıtmalarının aksine, AKP’lilerin gerçekten hızlı
bir değişim geçirdiklerini doğrulamaktadır. AK Partililerin eşlerinin
başörtüsüne bakıp ta hala, İslami anlamlar çıkartanların ya hiç aklı yok, ya da
bunun üzerinden politika yapıyorlar. Davos’ta bunun canlı bir örneği yaşandı.
Hürriyet gazetesi yazarı Gila Benmayor’a France 2 Televizyonu editörlerinden
Arlette Chabot adında bir gazeteci, "Kendine türban takmak için kaç yıl
veriyorsun?" diye aptalca bir soru soruyor.19 Gûya bununla, şeriat rejimine
geçtiniz bile demeye getiriyor... Gazetecilik bu ya, Gila Benmayor da bu sözü
patronuna yetiştiriveriyor ve Hürriyet bu sözü 27 Ocak günü manşet yapıyor.
(Böylece basının nasıl da pireyi deve, deveyi pire yaptığına bir kez daha şahit
oluyoruz). Halbuki artık söz konusu bayanların türbanları, İslam’ı değil tam
tersine modernleşmeyi temsil ediyor. Artık güzellik birincisiyle başörtüsü;
çayla rakı; seccade ile putlar; tevhidle ulusalcılık bir arada yaşatılmaktadır,
bu kişiler sayesinde... Taha Akyol’un aktardığı bir cümle, düşüncemize tercüman
olmaktadır: "Türban da sosyolog Eisenstadt’ın ‘çoklu modernleşmeler’ (multiple
modernities) dediği modern hayat tarzlarından birinin simgesidir."20 Ne yazık ki
öyle oldu.
AK Parti’liler, hiç
değilse, kadın vücutunu teşhir etmenin haram olduğuna inanan bir geleneğin
içinden gelmekteler. Azra Akın denilen kızı yanlarında götürmek ve ona hürmette
kusur etmemekle, acaba, güzellik yarışması denen, çağdaş/modern cahiliyyenin,
kadını hayvan pazarında satmadan daha aşağıya indirgeyen, kadını sadece
etine-buduna göre puan verilen bir sex nesnesine dönüştüren aşağılık geleneğini
meşrulaştırmış oluyor mu, yoksa olmuyor mu? Buna, balerinleri ağabeyinin yanında
büyük bir huşû ile izleyen Ömer Çelik üstadımızın olsun, vereceği bir cevap
vardır diye düşünüyorum.
"Çeşitlilik... Hem
de uyumlu, hoşgörülü bir çeşitlilik. Bir yanda Tayyip Erdoğan, Başbakan Abdullah
Gül, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve şık başörtüleriyle eşleri, Savunma bakanı
Vecdi Gönül ile başörtülü eşi, eşsiz gelmiş olan genç bakanlar, Devlet bakanı
Recep Akdağ, mankenler, herkesle sohbete koyulan, hatıra fotoğrafı çektiren Azra
Akın, bir tarafta Türk şaraplarını konuklara sunan görevliler, diğer yanda
beğendili tandır, su böreği, mantı dolu tabaklarını bitirdikten sonra
Türkiye’nin AK Partili yeni liderleriyle tanışmak isteyen kalabalık bir yabancı
ünlüler topluluğu. ‘Davos’tan Çiçeklerle’ gecesinin dekoru..."21 Evet,Türkiye
bu dekoru çok sevdi... Muhalefet partisinin liderine bakmayın siz, onunkisi
kıskançlık... Ne dedi şefimiz: "Tilki uzanamadığı üzüme koruk dermiş!"
Ben değil, Milliyet
yazarı Hasan Pulur, "Davos’tan derin haberler"i özetlerken, Ömer Hayyam’ın bir
dörtlüğünü hatırlatma gereği duymuş:
"Bir elde kadeh,
bir elde Kur’an
Bir helaldir işimiz
bir haram
Şu yarım yamalak
Dünya’da
Ne tam kafiriz, ne
Müslüman."22
Şeriat Tehlikesi
Yok!
Cengiz Çandar,
Amerikan yönetiminde üst kademelerde görev yapmış, Yahudi kökenli bir dostunu,
Abdullah Gül’le tanıştırırken söylediği sözlerle bakın nasıl da dalga geçmiş:
"Görüyorsun; İslami
kimlikli yöneticiler altında, hoşgörülü, dünya güzeli, mankenli, nefis
mutfağıyla Türkiye..." (vurgu kendisine ait. M.D.) Bu ironi karşısında Başbakan
Gül, "Görüyorsunuz, şeriat tehlikesi yok" sözleriyle karşılık veriyor.23
Erdoğan, Gül ve
Devlet Bakanı Ali Babacan 25 Ocak günü üç saat süren öğle yemeğinde ünlü
şirketlerin üst düzey yöneticileri ile bir araya gelmiş. Burada kendilerine
"İslami bir parti başa geldi deniyor? Türkiye, bir İslam devletine doğru mu
gidiyor?" sorusu yöneltilmiş. Bu soruya Erdoğan şu cevabı vermiş: "Böyle bir şey
olmadı ve olmayacak. Böyle bir şeyi aklınızdan kesinlikle çıkarın. Bu konuda
şüpheniz olmasın. AKP muhafazakar bir partidir. Bunu yaparak hakkımızda söylenti
çıkaranlar, din üzerinden rant elde etmeye çalışanlardır. Türkiye’de din esasına
dayalı bir devlet yoktur. Gerçek budur. Dinin siyasete alet edilmesine karşıyız.
Herkesin bunu böyle bilmesini isterim."24
Gül’ün cevabı ise
şöyle: "Bizim hakkımızda söylenenlerle bizim gerçek durumumuzun yakından uzaktan
ilgisi yoktur. Biz laik bir devletiz. Geçmişte koalisyon hükümetleri olduğu için
hükümetin tarifiyle ilgili bazı sıkıntılar vardır. Artık güçlü bir hükümet var."
Boeing firması
adına yemeğe katılan Ambassador Tom Pickering, Erdoğan, Gül ve Babacan’ın
anlattıkları karşısında duyduğu memnuniyeti "Şu an anlattıklarınız bana müzik
gibi geliyor. Çünkü Türkiye’de böyle bir müzik duymak istiyoruz" sözleriyle dile
getiriyor.25
İşte, AK Partililer
Davos’ta bu müziği çaldılar. İçinde tanıdık bir enstrüman sesi duyamadığımız bu
müzik, AKP’nin Batılı dostlarını mest etti.
Model Ülke Müslüman
Demokrat Türkiye
AK Parti’nin en
önemli misyonunun, Türkiye’nin ‘Müslüman-laik-demokrat’ bir model olmasını
sağlamak olduğunu, AK Partililer sık sık ifade etmektedirler. Davos’ta bu konu
yine, Parti’nin en yetkili iki ağzından yinelendi. AK Parti lideri, "Türkiye
Müslüman ülke olabilir, ama demokrat da olabilir. Biz bunu dünyaya göstermek
istiyoruz. Bu nedenle AB'yi istiyoruz. Çok gayret ettik. AB bizi değil, artık
biz onları köşeye sıkıştıracağız"26 diyerek, buna dikkat çekti. T. Erdoğan,
"Neden Türkiye AB’ye alınmalı?" sorusuna, "AB’ye sınırları belirlenmiş bir
mekânsal bütünleşme olarak bakmamalı. Böyle bakılırsa Güney Kıbrıs da AB’ye
alınmamalı. Çünkü Türkiye, Avrupa’ya daha yakın. Avrupa ve Asya bizimle
bütünleşecektir" cevabını verdi.27
Davos zirvesinin
ilk gününde Polonya Cumhurbaşkanı ve Avrupa Parlamentosu Başkanıyla birlikte
AB’nin genişlemesinin tartışıldığı toplantıya konuşmacı olarak katılan Tayyip
Erdoğan, Türkiye’nin AB’ye katılması durumunda İslam kültürüyle
demokratikleşmenin bütünleşmesi açısından model olacağını söylüyor ve "İslam
ülkeleri bizi örnek alacaklar" diyor.28 Erdoğan, Türk Ordusunun siyasetteki
rolüyle ilgili soru üstüne, "Avrupa içindeki bir Türkiye’nin medeniyetler
çatışması tezlerini boşa çıkartacağını, böylece İslam’la demokrasinin
bağdaşabilirliğinin kanıtlanacağını, İslam dünyasının da Avrupa’ya bakışının
olumlu yönde değişeceğini, Türkiye’nin Müslüman ülkelere model olacağı" tezini
tekrarlıyor.29 "İslam kültürüyle demokrasinin bütünleştiği bir model olarak
Avrupa'ya katkımız olacağını" belirtiyor ve "Medeniyetleri buluşturacağız,
Avrupa ile Asya arasında köprü olacağız" diye ekliyor.30 Erdoğan işi o kadar
ilerletiyor ki, (Medeniyetler çatışması olmayacağı gerekçesiyle) Samuel
Huntington’ı da fırçalıyor ve Türkiye’nin İslam dünyasına model olabilecek
birikimlere sahip olduğunu iddia ediyor.31
Amerikan
Emperyalizmine Ses Yok
Toplantıya katılan
gazeteciler, toplantıya Amerika’nın damgasını vurduğunu ifade ettiler: "Amerika
merkezli bir dünya olunca, Davos da ister istemez Amerika merkezli oluyor. Bu
yıl da ilginin odak noktası öncelikli olarak Amerika. Dünya ekonomisi nereye
gidiyor diye sorunca, dikkatler önce Amerika’ya dönüyor. Sonra Almanya ve
Japonya’nın ekonomik krizi ve Çin’in yükselişi gündeme getiriliyor."32
Amerikan Adalet
Bakanı Aschroft, "saldırıların önlenmesinin, bir küresel öncelik olması
gerektiğine inandığını"; "terörizmle mücadelenin hedefinin de özgürlük ve
demokratik değerleri korumak olduğunu" söylemiş.33 Tam ve gerçek anlamda bir
Amerikanca açıklama! Özgürlükleri ve demokrasiyi korumak için Ortadoğu
halklarının kanını içmek gerekiyor. Onlar, beyaz insanı, Kızılderili katillerini
beslemesi gereken yemler demektir. Ne kadar ölü Irak’lı, o kadar özgürlük ve
demokrasi! Bu büyük insan yiyici ejderha, her sene bir ‘müslüman’ ülkeyi
katlederek besleniyor, geçen sene Afganistan’dı, şimdi Irak, sırada İran mı var,
tam net değil.
"Ekonomik
örgütlenmelerin hepsinin üzerinde etkili olan Davos ruhunun Irak’a etkisinin
ipuçlarını yine Ritter’in şu sözlerinde bulmak mümkün: "Bush yönetimi petrol ve
silah şirketlerinin hakimiyetinde. Dünya’yı bunlar yeniden şekillendirmek
istiyorlar. Petrol ve silah tüccarları için de silahların reklamlarına
ihtiyaçları var."34
Tayyip Erdoğan'ın
bir ara "Kimse elindeki kitle imha silahlarını ortadan kaldırmaya yanaşmıyor"
sözleri ilgi odağı olmuş; gazetecilerin, "ABD’yi samimiyetsizlikle mi
suçluyorsunuz?" sorusuna muhatap olmuş. Erdoğan, "Buna ABD de dahil" deyivermiş.
Tayyip Erdoğan böylece, ABD’ye küçük de olsa bir göndermede bulunmuş. Fakat
bilahare bu göndermesini tamir niteliğinde açıklamalar gelmektedir. Bu arada
Abdullah Gül’ün daha ‘Davos’ca’ konuştuğu hemen fark edilmektedir. Başbakan
Irak'a, "Zaman tükeniyor, BM ile uyum içinde önlemleri alın" mesajını
verdiklerini, bunu kendilerine bir mektupla da ilettiklerini söylüyor. "Irak'a
oyun oynamanın vakti değil, zaman hızla tükenmektedir; sen bu savaşı
önleyebilirsin" mesajını ilettik diyor.35 Bunlar kuşkusuz Amerika’nın istediği,
razı olduğu davranışlardır. Çünkü bu mesajlar, Irak’ın suçlu olduğunu mutlak
surette kabul etmişliği ifade ediyor. Halbuki oyun oynayan ABD’dir. Irak,
ülkesini, bilim adamlarının yatak odalarına varıncaya kadar BM silah(!)
denetçilerine açtı. "Eğer bende silah varsa, bunu en iyi sen bilirsin, ama işte
bak yok!" mealinde tutum sergiledi. Ama Amerika mutlaka saldırıyı yapacağı için,
silah denetçilerinin açıkladığı raporu kesinlikle kaale almadı.
Türkiye’nin
başbakanı devam ediyor ve diyor ki: "Irak bölge için tehlikedir." "Irak'ın
Halepçe'de yaptıkları ortadadır. 10 yıl önce Kuveyt'le daha önce de İran'la
savaştı. Irak'ın bölgede tehdit konumuna gelmemesi önemli." "ABD ile stratejik
ortaklığımızı zedelemek istemiyoruz"36 Böylece, stratejik müttefikten yana olan
geleneksel Türkiye tavrı sürdürülmüş olmaktadır. Halbuki İran’la Amerika da
savaştı, Kuveyt’i Irak değil de, Amerika işgal etseydi, aynı suçlamalar Amerika
için de yapılacak mıydı? Kaldı ki Amerika zaten işgalcidir. Dün Afganistan,
şimdi de Irak’ı işgal için geliyor.
Acaba, "Bütün
otoriter ve totaliter sistemlere karşıyız. Demokratik, laik hukuk devletlerinden
yanayız. Hukukun üstünlüğüne inanıyoruz"37 sözleri, Amerika’yla aynı dili
konuşmak değil midir? Zira, "demokratik, laik hukuk devleti" demek, Amerikan
çıkarlarına hizmet eden ‘bölünük ülkeler’ demektir. Irak’ın bir şeriat rejimi
olmadığını, laik olduğunu herkes biliyor.
Başbakan A. Gül,
ABD Dışişleri bakanı Colin Powell’la Davos’ta bir görüşme yaptı. Gül, görüşmede
bütün senaryoları ele aldıklarını, ABD’nin Türkiye’nin barış girişimlerini
memnuniyetle karşıladığını, Irak’ın bölgede tehlike oluşturmaması konusunu
görüştüklerini söylerken38, Powell, "görüşmesinin, Türkiye’ye Irak konusunda
iki-üç hafta daha nefes kazandırmaktan" öte bir anlam ifade etmediğini söylüyor.
Başbakan A.Gül ise savaşla ilgili kararın Meclis’e ait olduğunu tekrarlarken,
topu Meclis’e atıyor. Fakat, hükümetin meclise nasıl bir öneri getireceğini
açıklamıyor. Kısacası, ABD Irak’a saldırma konusundaki kararlılığını sürdürüyor.
Türk tarafı ise Davos’ta, ‘stratejik müttefikliği’ teyid etmekten başka bir şey
yapmış değil.
Hasılı, İsviçre’nin
şirin kenti Davos’ta, önümüzdeki yıla kadar olacak olanların altı çizildi.
Türkiye’nin ödevleri bir kez daha hatırlatıldı. Yeni Türk yönetimi de zaten,
onlara laf düşürmeyecek derecede atak ve aksiyoner davrandılar. Nasıl ki ‘bacı’
‘bayan’a dönüştüyse, ‘tesettür’ ‘türban’a, İslamcılık da
‘müslüman-laik-demokrat’a dönüştü.
Dipnotlar:
1- Meral Tamer,
Davos’tan Irak’ta Savaşa Hayır, Milliyet, 25.01.2003.
2 - ‘Azra’ ismini
her duyduğumda üstad Yalçın Küçük geliyor aklıma; acaba bu isimle ilgili bir
açıklaması var mı diye...
3 - Milli Gazete,
Yorum, 25.01.2003.
4 - Milli Gazete,
aynı yer.
5 - Yeni Şafak,
Manşet, 29.01.2003.
6 - Taha Kıvanç,
İki Yolun Öyküsü, Yeni Şafak, 26.01.2003.
7 - Hasan Cemal,
Hükümet Tam Takım Davos’ta, Hürriyet, 24.01.2003.
8 - Ekrem Dumanlı,
Davos’ta Sokak Tiyatrosu, Zaman, 26.01.2003.
9 - Meral Tamer,
Davos Ahalisi Depresyonda, Milliyet, 29.01.2003.
10 - Meral Tamer,
Davos Ahalisi Depresyonda, Milliyet, 29.01.2003.
11 - Hasan Cemal,
aynı yer.
12 - Hasan Cemal,
aynı yer.
13- Ekrem Dumanlı,
aynı yer.
14- Erdoğan: Tilki
Yetişemediği Üzüme Koruk Dermiş, Milliyet, 28.01.2003.
15- Cengiz Çandar,
Davos’taki Türkiye, D.Y. (Dünden Yarına) Tercüman, 27.01.2003.
16- Taha Kıvanç,
Davos’tan Canlı Yayın, Yeni Şafak, 27.01.2003.
17- Gila Benmayor,
Türban İçin Kendine Kaç Yıl Veriyorsun?, Hürriyet, 27.01.2003.
18- Abbas Güçlü,
AKP’nin Hızlı Değişimi, Milliyet, 28.01.2003.
19- Gila Benmayor,
aynı yer.
20- Taha Akyol,
Davos’ta Türban, Milliyet, 29.01.2003.
21- Cengiz Çandar,
aynı yer.
22- Hasan Pulur,
Davos’tan Derin Haberler, Milliyet, 29.01.2003.
23- Cengiz Çandar,
aynı yer.
24- Türkiye’de Din
Devleti Kurulmaz, Milliyet, 26.01.2003.
25- Milliyet, aynı
yer.
26- Gül Saddam’a
Yüklendi, Radikal, 25.01.2003.
27- Erdoğan
Davos’ta Orduyu Savundu, Milliyet, 25.01.2003.
28- Milliyet, aynı
yer.
29- Hasan Cemal,
Davos Nefesini Tutmuş Irak’ı Bekliyor, Milliyet, 25.01.2003.
30- Gila Benmayor,
Davos’ta Keşkelerin Listesidir, Hürriyet, 26.01.2003.
31- Ekrem Dumanlı,
Davos’tan Bir Kucak Kar, Zaman, 25.01.2003.
32- Hasan Cemal,
Hükümet Tam Takım Davos’ta, Hürriyet, 24.01.2003.
33- Davos
Toplantısı, Milli Gazete, 25.01.2003.
34- Milli Gazete,
Yorum, 29.01.2003.
35- Gül Saddam’a
Yüklendi, Radikal, 25.01.2003.
36- Radikal, aynı
yer.
37- Hasan Cemal,
Davos Nefesini Tutmuş Irak’ı Bekliyor, Milliyet, 25.01.2003.
38- Powell: Biz de
Zordayız, Türkiye’yi Anlıyoruz, Zaman, 26.01.2003.