Şiir: Yeniden Parlamak İçin...
Cuma KELEBEK
Dönem dönem çark
hızlanır. Önce paletler. Demir kütleler. Silindirler... Yürür...
El ele verip hepsi,
kamera, kalem, kağıt, silah, bir tutumluk topluluk, hepsi, kolkola yürür,
yürür...
Kalb’in üstüne
üstüne, kilit, kelepçe; aman ne salvolar, ne saldırılar; marşlar, nutuklar;
açlık ve susuzluklar; Kalb’in özüne doğru, yürür, yürür, yürür...
Aslında, çok özel
bir durum değildir bu. Bir nebze doz artırımıdır. Yani, hep var olan bir duruma,
negatif yolda katkılar eklemektir.
Sonuçta, adına
"Postmodern", "Derin", "Kriz"... gibi sıfatlar monte edilir ve reva görülen,
topluca yaşattırılır.
Böylesi bir sürecin
yapısını, yazımıza başlayabilmek için, bu şekilde ortaya koymaya çalıştık ve
geçiyoruz: Peki, şairler ve şiir ne haldeydi mevsim boyunca?..
Teorilere inanacak
olursak, edebî eserlerle "devrin ruhu" arasında yakın bir ilişki vardır. Devrin
ruhu, yani edebî eserin ortaya konduğu zamana ait her türden toplumsal
gelişmeler... Tabii ki, bunların etkisi farklı tepkiler oluşturur şair ruhlarda.
Böylesi zamanlarda, daha çok bunalımlı ve kaçkın olur şair, sözde şair; şiiri,
sözde şiiri ise yoz... Hatta, bunlar genele hakimdir.
Zor zamanlarda
"karşı" olmak her yiğidin işi değildir. Hele hele şiir gibi "bela çeken" bir
unsurla mukavemet göstermek, bambaşka zorlukları peşinen kabullenmek anlamına
gelir.
Doğrudur, şairler
arasında bu yolu seçenler olmuştur. Devrimci ve dinamik bir şiir söylenmiştir.
Üstelik bu şiirler vahyî bir bilinç ve öngörünün yanısıra, poetik kaygıları da
öncelemiştir.
İşte biz burada,
sözkonusu mevsime ters duran şairlerin dizelerine yönelmeye çalışacağız:
Sözü daha fazla
uzatmanın anlamı yok. İsterseniz, mevsimi yansıtan, böylece "çağa ayna tutan"
şiirlerle döndürelim sözü:
En iyi, M. Aycı’nın
dizeleriyle tanımlayıp görünür kılabiliriz son kırılma dönemini: "Kediler
aslanlara yan bakar oldu şimdi/Yalan ihbar iftira hepsi kâr oldu şimdi/Fikir
hürriyetinden çoktan vazgeçtik lâkin / Hürriyet fikri bile can yakar oldu
şimdi"... (Şubat)
"Derin Çiçek"
şiiriyle modern bir tarih düşürme etkinliğine girişen M. İdris, dayatmaların içe
sinmeyecek niteliğine karşılık olmalı, "tank" gibi kalın seslerden örülü bir
sözcüğü "çiçek" gibi ince sesli bir sözcükle kafiye yapar. Her iki unsurun anlam
alanları da birbirinden çok farklı, hatta tezat oluşturacak kadar birbirine
uzaktır. Fakat, işin içine "çiçek" girdikten sonra, ansızın önceki hâl göz
önünden gidiverir. Çünkü şair, umut doludur ve geleceği göstermektedir:
"aldırma çiçek / bu
da geçecek!"
"Teneke" sesleri C.
Akkanat’ın "Muhzun Çoban Şiiri"nde de dikkat çeker. Her tür olumsuzluğa karşın,
"aşktır sonsuz bir destandır hayatımız /olur elbet bir gün bizim de bir
tankımız" diyen şair, yılgınlık, bıkkınlık, edilgenlik gibi olumsuz hallerin
karşısına umudu çıkarır...
A. Ay, "Güne Dair"
şiirinde "ruhum hapsedildi/ meşum bir karanlıktan sesleniyorum (...) bıktım
menfur bir hayatı yaşamaktan" şeklindeki dizeleriyle yaşanılagelenler
karşısında, kişinin iç dünyasını yansıtırken, sonlara doğru, duyarsız,
kıpırtısız olan diğer insanlara da yüklenir: "sen hâlâ/ mat olmanın hazzındasın"
Öteden beri topluma
yedirilen yozlaştırıcı doktrinlerin meydana çıkardığı sonuçları yeren
C.Yeşilyurt, "Ara Yüzey" şiirinin bir beytinde ortamı "Tekbiçimli kıyamettir,
emanet çekilmiş göğe;/Yasa çetele tutar, ..." dizeleriyle yorumlar...
"Perşembe Şiiri" ve
"Hoşça Kal Hüzünbaz Çocuk" gibi şiirleriyle duyarlılığını öne çıkaran N. Durman,
"ince ayar"ları ince alaylarla karşılamakla kalmaz, umut verir, ufuk açar: Hadi
iyisizin iyisiniz/ bu gün de oldu akşam / kıt’a marş marş / sağa bak sola bak /
her şiir bir mızrak / her şiir bir mızrak" (Perşembe Şiiri) N. Durman andığımız
diğer şiirinde ise "şubat hanım" ifadesini kullanır ve teşhis sanatının
imkanlarından faydalanır. Bu şiirde, yüksek bir hiciv de kendisini hissettirir.
"İşte böyle şubat hanım" diyen şair, Türkçe yerine "süryanice"yi öne çıkarır:
"... yirmisekiz tesmiye ediliyormuşsunuz" diyerek ince alaylar tertip eder...
C. Coşkun,
"Uygunadım" şiirinde "kaplumbağalar"ı anlatır. Bu göstergenin ne anlama geldiği,
belki şu dizelerden anlaşılabilir: "Mavi bir uçuruma bakar
kaplumbağalar/Bembeyaz dünyalara akar kaplumbağalar/Vakit hep bir sese
ayarlanmıştır/Saatler büsbütün geri kalmıştır/Uygunadım yürür, uygunadım
düşünür/Uygunadım ölür kaplumbağalar"
Dilin imkanlarını,
"bunak bir manga uykusu/cılız ve ürkek intihar çizikleri.. yazık" (Yüzbaşı ve
Kurbağalar) dizeleriyle zorlayan A. Emre de, esas duruşu şairane bir eda ile
gerçekleştirir.
Önce "Reddiye"
başlığı altında, daha sonra başka bir şiirin içinde yayımlanan İ. Tenekeci’ye
ait şu dizelerde de dil unsurları çeşitli oyunlara tabi tutulmaktadır: "atlı bir
karıncayla/cenk ediyor kör milis/kuzuyu alıp kurda/ikram ediyor bu
sis//(...)sahibine havlıyor/ sahibinin aç sesi//..."
Bir başka reddediş,
"ebRad Reddiyesi" ile M. Karanfil imzalıdır. Yokluklardan bahsederken, kıvrak
kinayeler yapılan şiirin ilk bölümü şöyle: "Bir ormanımız bile yok / Ağaçtan
yonttuğumuz bir sopamız / Baş koyacak zalim bir kralımız /Yine de kim demiş
/Robin Hood olamayız"
"Sonuncu Yıl
Marşı"nda çok tekrarlanan bir metne nazire yapmayı deneyen H. Akın, "Karanfil
Küstüren Üç Adam" şiirinde ise tanıklığı somutlaştırmaya çalışır: "Dört bir
yandan /Dört bin kez /Fatihaya pusu..."
A. Turan, "Öteki
İnsanların Şiiri" ile, sahih kitleleri (biz tüneldekiler/yarasalar" dediği)
taçlandırmak ister. Günün görünür sahipleri tarafından "hiç" kavramının içine
hapsedilmekte olan bu kitlenin sözcülüğüne bürünür şair. Bu yolda etkinlik
yapanları alkışlar: "Eskilerden Polatkan, Zorlu ve Adnan beyi/Şimdilerde ise
Hasan Celâl’i"
Mevsim içinde
"toplum mühendisleri" tarafından hayatın pek çok alanına çeki düzen verileye
çalışılmış, doğrusu amaca da ulaşılmıştır. Fakat, şiir "yenilgi"yi
kabullenmemiş, sırtını yere getirtmemiştir. Şiir, S.Çelik’in dizelerinde olduğu
gibi, "Şiğiir!/Kıt’a dur!" emrine, "tın"mamış; tersine, "yeniden" "par"lamıştır.
Öyle ya, "Durur mu
hiç şiir?"