Şairin Ölümü
Halil S. BEKİROĞLU
1976 yılında yayın
hayatına başlayan "Kriter" dergisi kadrosunda şiirleri çıkmaya başlamıştı.
Dergideki ilk şiiri Ağustos 76 tarihli "Felsefenin Ölümü(3)" ile başlamıştı.
Sabri Kelemeroğlu’nun şiirinin yanında şöyle bir not gözden kaçmıyordu. “Daha
evvel Diriliş ve Edebiyat dergilerinde yazan şair bundan böyle Kriter’de”.
Kelemeroğlu’nu böyle tanıdılar okurlar.
Onun felsefeyi
eleştiren şiir denemeleri, derginin çıkışında kapanış yılı olan "Ekim 1984"e
kadar aralıksız devam etti. Sabri Kelemeroğlu’nun şiir anlayışını kainattaki her
zerreden ilham alarak oluşturduğunu söylerken bunun ancak aileden gelen bir iman
değil, tabiatta kokladığı bir çiçeğin "daha öz bir imana" yükseldiğini
belirterek şiirin kaynağını vermiş oluyordu. Elbette Felsefenin Ölümü başlığını
boşuna koymamıştı. Bir nedeni vardı. O’na göre belki de bunalımın kaynağı bu
felsefeydi. "Allah’a sonsuz şükürler olsun ki Felsefenin Ölümü başlığı altındaki
uzun şiir dizelerim mısra mısra felsefe denen şeye vuruyor." (Kriter 1977, sayı
2/14)
70’li yıllarda
tartışılan konulardı bunlar. Felsefi bir anlayış olarak düşünceyi kemiren, emen,
kökleşen kuşkuyu eleştirmek O’na göre birinci plandaydı. Eğer insan kainatta
olan biten hadiselerden ibret almıyorsa, görmüyor, düşünmüyorsa bu insan mutlak
ziyan içindeydi. Felsefenin yaptığı bu tahribatın önüne geçmek bir şair için
ancak şiirle eleştirilirdi. "Felsefenin Ölümünde eğer felsefe varsa felsefeyi,
felsefe ile öldürebilme başarısı çıkmaz mı?" derken okuyucudan da destek
istiyordu. (Kriter 77, 2/14)
Şair hassasiyeti
"‘Haşa’ mı?" adlı yazıda bahsettiğim konulara uzun uzadıya değinir. O’na göre
şiir yazarken de aynı hassas duygular içinde "Allah’ın her yerde hazır ve nazır
olduğu şuurunu kavradım" diyerek belirtiyor.
Sabri Kelemeroğlu
Malatyalıdır, sert mizacı onun gerek şiirlerinde gerekse düz yazılarında açıkça
görülür. Hata olarak gördüğü herhangi bir şeyi hemen anında yakalar, eleştirir,
çürütmeye çalışır. Yine o özeleştiride bulunarak kendinde bir şey varsa
"Felsefenin Ölümün’de İslam’ı incitecek eğer bir görüş çıksa okuyucu önünde
boşamaya hazırım" der.
Sabri Kelemeroğlu
sadece "Felsefenin Ölümü" ile şiir serisi yapmadı. O, şiirinin ana damarının
beslendiği kaynağın neresi olduğunun bilincindeydi. Şiirinin ana temasını
kurarken bu ana temayı, özü yakalamıştı. Nitekim "Galerideki Tufan" şiiri
dikkatle incelendiğinde Nuh tufanının şiirsel dille anlatımını görmek mümkündür.
"Nuh’a verilen gemi
projesi kesinlik
Kazanmış bir
bürhandı.
O’nun tatlı
sözleri, okşayıcı gözleri
Ölümsüz bir
limandı" (Kasım 83, sayı 37)
Serbest vezinde
yazdığı şiirlerin ana kaynağı Kur’an olduğunu anlamak mümkündür. Yukarıda
alıntıladığımız şiiri daha açık daha net bir şekilde ortadadır. Diğer
şiirlerinin aralarına serpiştirdiği şiirsel anlamdaki bu düşünceler O’nun bu
anlayışta şiirler yazdığının bir göstergesidir. O belki de Kur’an’dan aldığı
yahut özümsediği fikri hamulesinde yoğurduğu düşünceleri bu şekilde
sergiliyordu. Şiir dizelerine dönüştürüyordu.
Söylediklerimize
paralel bir şiir de Kriter’in Ocak 84, 39. sayısındaki Kuşdili şiiridir. Bu şiir
Kelemeroğlu’nun dört sayfa tutarında en uzun şiiridir. Derginin o zamana kadar
yayınladıkları şiirler genellikle bir sayfayı geçmeyen şiirlerdi. "Sebe"
suresinden ilham alınarak yazılan bu uzun şiir; "Allah (c.c.) var olan tüm
varların yapısıyla başbaşa, O bize şah damarımızdan daha yakın, olunca şiirin de
menşei, filizi bu değil mi?" derken estetik anlayışını açıklıyordu.
.....
"Alemlere Rab olan
Varedici Allah’ın
adıyla başlıyorum
Herşeyi yaratan O
Varlığını var olan
şeylerle anlatan O"
.....
(Ocak 84, sayı:39)
Dergide kimler
yoktu ki: Said Çekmegil, Bahaeddin Bilhan, Selami Çekmegil, M. Önal Mengüşoğlu,
Nuri Birtek, İzzettin Hanifi, Kadir Gültekin, Sermet Salih, Ökkeş Kekeç,
Vahdettin Yiğitcan. O dönemde dergide diyebilirizki eleştiri yazıları daha
ağırlıklıydı. Gerek kitap eleştirileri, gerekse şiirle ilgili eleştiri yazıları
görmek mümkündür.
İzzettin Hanifi
"Dergilerde Sanat ve Edebiyat" adlı bir yazısında Sabri Kelemeroğlu’nu kıyasıya
eleştirmişti. "... Kelemeroğlu’nun şiiri eski şiir. Hatta eski şiirin yeni vezne
uydurulmuşu niteliğinde. Mazmunlar eski, şiir serbest olsa da..." (Şubat 84,
sayı: 40)
Kısa bir alıntı
yaptığımız bu eleştiriye Kelemeroğlu çok ağır bir yazı kaleme aldı. Ertelemeye
gelmezdi, mutlaka cevap verecekti. O’na göre yazıyı kaleme alan şahıs,
eleştirmen olamazdı. "... Şiirlerim hassastır, duyguludur, derindir, göznurum,
alın terim, kısaca kaderimdir, kalbimi kırdırmam." Kelemeroğlu bir defa kılıcı
çekmişti, fırsat bu fırsattı. "Sayın yazar, benim şiirlerimin nasıl bir şiir
olduğunu sanatsever okuyucularımdan öğrenerek bir yargıya varırsa, eleştirici
yönü bir ağırlık kazanır." diyordu (Şubat 84, sayı: 40).
Kelemeroğlu mizaç
itibariyle asabiydi. İzzettin Hanifi’nin kısa eleştirisine cevabı kendini tatmin
etmemişti. Fırsat kolluyordu kendince.
Dergide kim olursa
olsun birileriyle tartışmak istiyordu. Nitekim, Haziran (1984, sayı: 44)
sayısında Metin Önal Mengüşoğlu’nun "Thales Geometrisi ve Şaşkın Adam" şiirini
kendine yönelik bir şiir olarak algıladı.
"Acil" adlı şiiri
(Temmuz 84, sayı: 41) ile M. Önal Mengüşoğlu’nu doğrudan hedef almıştı.
Şair olarak
Kelemeroğlu derginin en sadık müdavimlerindendi. Daha sonraki sayılarda,
“Şehmuz, Çizgilerin Yankısı, Ölümsüzleşen” adlı şiirleri yayınlanmıştır.
Vakit gazetesinde
O’nun ölümüyle ilgili bir yazı yayınlandı. (17 Ocak 2003) Şevket Başıbüyük
yazısında O’nun kısa özgeçmişinden bahsederken ne şiirlerinin eleştirisine bir
giriş ne de O’nun sanat anlayışına değinir. Merhum şairin Kriter’in çıkışından
kapanış yılı olan Ekim 1984 yılına kadar yazdığı bu derginin adından
bahsetmemesi düşündürücü olsa gerek.
Ona Rahmet olsun.