Aziz
okuyucularımız,
Irak Savaşı kapıya
dayandı ve Amerika artık Saddam’ı vurmak için gün sayıyor. Amerika’nın bölgeye
geliş amacını iyi okuyamayan kimilerinin başlattığı Barış Atağı da böylece
hitamına ermiş oluyor. Gelinen noktada, AKP iktidarının dış siyaset politikası
ise ciddi bir yara almış oluyor. Evet, iktidar ve onun siyasi danışmanları,
geleceği iyi okuyamamışlardır ve ‘dış siyasette belirleyici olma’ iddiasıyla
başlattıkları girişim, Amerika’nın ufak bir hamlesiyle buharlaşmıştır. Ve bu
durum, savaş-sonrasında Türkiye’nin elini zayıflatmıştır. Amerika, silah
denetçilerinin raporunda yer almayan deliller sunmak suretiyle hem BM’yi –ve bu
bağlamda rakip devletleri- zor duruma düşürmüş hem Barış Atağı’na zımnen onay
vermek suretiyle vakit kazanmış, hem de bu oluşumun içinde yer alan ve savaş
sonrasında bölgede etkin olmak isteyen devletlerin ellerindeki kozları
zayıflatmıştır. Burada Türkiye’nin durumu önem arzetmektedir; çünkü bu atağın
öncüsü olması nedeniyle, belki de en çok kayba uğrayacak olan Türkiye’dir.
Türkiye’nin dış politikasını tayin edenler, Irak krizinde gerçekten
‘çuvallamışlardır.’ Bundan sonra Amerika’nın yanında yer alma çabaları ise çok
fayda etmeyecek ve Amerikalı büyükelçinin dediği gibi: "savaş sonrasında
Washington’un telefonları meşgul çalacaktır." Türkiye’nin dış politika
belirleyicileri, Amerika’nın bu kez ciddi olduğunu ve Saddam rejimini devirmek
üzere bölgeye geldiğini görememişlerdir. Bunu görmüş olsalardı, asıl şimdi,
Özal’ın meşhur "bir koyup üç alma" siyasetini izlemenin zamanı olduğunu da
görebilirlerdi. Ama elbette böylesi aktif bir politikanın ‘maliyeti’ ağırdır ve
mevcut iktidarın ne o ölçüde ufuk genişliği ne de cesareti vardır! Peki ya,
şimdi vaktidir diyerek ne denli "insancıl" olduklarını göstermek isteyen
hümanist/laiklerin "çocuklarımız ölmesin, "cebimiz boşalmasın" sloganının peşine
takılarak, tepkilerini "düşük-yoğunluklu muhalefet şerhi" düzeyinde tutan eski
tüfek radikallere(!) ne demeli? Bunlar, kendi bindikleri dalı kesiyorlar da
haberleri yok! Yapıp-ettiklerinin, yarın cihada çıkmak istediklerinde kendi
aleyhlerinde kullanılacağını göremiyorlar. Ayrıca Amerikan-karşıtlığının
dozajını da ayarlayamıyorlar. Çünkü kime ne için karşı olunur, bunu bilmiyorlar.
Halbuki Müminler, Tevhid’e olan hısımlıkları dolayısıyla Amerikan zulmüne
karşıdırlar. Her ne olursa olsun "Merg berg Amerika" demek, tepkiselliktir ve bu
tepkiselliğin sonucu şimdi olduğu gibi "Saddam muhabbeti"ne neden olabilir! Irak
sorununu, Amerikan-karşıtı olduklarını ele güne ispatlamak için bir ‘fırsat’
olarak görüp, buradan stratejik bir fayda temin etmeye çalışanlar, basit bir
pragmatizm örneği sergilemektedir ve eylemliliklerinin sonuçsuz kalacağını
göreceklerdir.
Bu değerlendirmeler
çerçevesinde, ayın YORUM’unda, Irak Operasyonu çerçevesinde gelişen olayları
değerlendirdik ve Türkiye’nin bu son krizle birlikte iyice kuşatıldığının ve
yine bir bedel ödemek durumunda bırakılabileceğinin altını çizdik. Bu arada
bölgede bir Kürt devletinin kurulmasının, siyasi dengeler açısından pek mümkün
olmadığı ve Amerika’nın stratejik müttefikini zora düşürecek bir politika
izlemeyeceği tespitinde bulunduk. KAVRAM bölümünde ise "Siyasal İslam’ı işledik
ve bu kavramın "iktidar talebi olan İslam"ı karşıladığını ve bu yüzden
statükonun ve işbirlikçilerinin hücumuna maruz kaldığını vurguladık. Bu
bağlamda, İslam-siyaset ilişkisini inceledik ve İslam’ın özünde ‘siyasal’ olduğu
değerlendirmesinde bulunduk. DÜŞÜNCE yazıları bölümünde, Metin Önal Mengüşoğlu,
Müslümanların amelden önce iman üzerinde yoğunlaşmasının gerektiğini vurguladığı
yazısında, ibadetin ancak bu temel üzerine bina olunması durumunda anlamlı
olacağının altını çizdi. Mehmet Durmuş ise, Müslüman-Demokrat bir çizgide
hükümet olma çabası gösteren ve küresel demokrat şebekenin yeni bir elemanı olma
azmindeki AKP’nin yeni kimliğinin, Davos Zirvesi’nde daha net bir şekilde
görüldüğüne dikkatleri çekti. Mukaddes Özkan, içeriği boşaltılan ve bir ritüel
durumuna düşürülmüş Hacc’ın gerçek anlamlarını duyumsamanın gerekliliğine
vurguda bulundu. Hüseyin Alan ise, İslam’ı her hal ve durumda yaşama azmi
gösteren müminlerin sahipsiz olmadığını ve Rablerine olan imanlarını
yitirmemeleri durumunda, gerçek anlamda ‘üstün olanın’ Muvahhidler olduğunu
ifade etti. Cemal Çağlak ise, Müminlerin her çağda yalnız bırakılan müminlerin,
zorlu imtihanda sabretmeleri durumunda kazançlı çıkacaklarının altını çizdi.
DEĞERLENDİRME bölümünde M. Kürşad Atalar, "Savaşa Hayır!" diyen geniş kitlelerin
ilkesel tutarsızlıklarına dikkatleri çekti ve Amerika’nın muhtemel operasyonu
muvacehesinde müminlerin nasıl bir duruş sergilemeleri gerektiğine dair
değerlendirmelerde bulundu. ÇEVİRİ bölümünde, Amerika’daki İsrail lobisinin
mahiyeti ve Amerikan politikasındaki etkisi üzerine bir analiz bulacaksınız.
Ayrıca, alternatif petrol kaynağı arayışındaki Amerika’nın Rusya Federasyonu ile
geliştirmeye çalıştığı ilişkiler ve 11 Eylül saldırısında cevaplanmamış sorular
üzerine iki ayrı çeviriden de istifade edeceğinizi umuyoruz. SANAT-EDEBİYAT
bölümünde Cuma Kelebek’in güncel şiir üzerine değerlendirmelerini ayrıca Halil
S. Bekiroğlu Şair Sabri Kelemeroğlu’nun sanatı, kişiliği, şair yönünü ele alan
yazılarını bulabilirsiniz. MEKTUPLAR bölümünde, Allah’ın gücünün her şeye
yeteceğinin ve Amerika vb. süpergüçlerin de bu kapsamda olduğunun altını çizdik.
GÜNDEM bölümünde ise, her zaman olduğu gibi, ayın önemli konu başlıklarını
değerlendiren haber ve yorumları sizlerin istifadenize sunduk.Bu arada
abonelerimizle ilgili bir hatırlatmada bulunmayı faydalı görüyoruz. Bazı
abonelerimiz 2001 yılı borçlarını hala ödememiş durumdadırlar. Bu abonelerimiz,
en kısa sürede borçlarını ödesinler. 2001 yılına ait borçlarını ödemeyen
abonelerimizin, aboneliklerinin silineceğini buradan duyurmak istiyoruz. Ayrıca
hangi döneme ait olursa olsun, borçları bulunan okuyucularımızın da borçlarına
sadık kalmalarını ve sözlerinin gereğini yerine getirmelerini bir kez daha
hatırlatmak istiyoruz.
Bu vesile ile
okuyucularımızın ve tüm Müslümanların Kurban Bayramı’nı da tebrik ediyor ve bu
günlerin bizleri Rabbimize biraz daha yaklaştırıcı boyutlarının bilincine varma
temennimizi ifade ediyor ve hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.