“Günah
Keçisi Olmamız İsteniyor”
Çeviren : Feride
YILDIZ
Spiegel 23/2003 -
02.Juni 2003
İran Dışişleri
Bakanı Kemal Harrazi Tahran'ın Şii dinkardeşlerine olan desteği, İran'ın Bush
Amerikasıyla olan güç provası ve Ortadoğu’da barışın gerçekleşme şansı hakkında
konuşuyor
SPIEGEL: Sayın
Bakan Harrazi, İranlıların 1979'da Ayetullah Ruhullah Humeyni'yi Tahran'da
karşıladıkları çoşkuya benzer bir coşkuyla, bugün Iraklılar Mayıs'ta 20 yıl
süren İran'daki sürgününden yurduna geri dönen Ayetullah Muhammed Bekir
el-Hakim'i karşılamıştı. İslami devrim ateşi yeniden mi yanmaya başladı?
HARRAZİ:
Misafirimizin yurduna kavuşmasından dolayı ben de sevindim. Ancak Tahran'ın o
zamanki durumunu şimdiki Irak'la kıyaslamak mümkün değil. Ayrıca biz İslami
modelimizi illa da komşu ülkemize aktarmak gibi bir niyet taşımıyoruz. Iraklılar
kendi kararları doğrultusunda kendileri için doğru olanını seçmeliler.
SPIEGEL: Saddam
Hüseyin´in devrilmesinden ve dini merkez olan Kerbela ve Necef´İn
kurtarılmasından sonra Şii İslam bir rönesans mı yaşıyor?
HARRAZİ: Bu sıralar
Irak’da zalim Saddam'ın iktidarı döneminde hakları gaspedilmiş halkın rahatlama
ve coşkusunu yaşıyoruz. Ve şimdi onyılların baskısının kalkmasıyla halk nefes
almaktadır. Şunu unutmayın ki, mukaddes şehirler olan Necef ve Kerbela
milyonlarca Şii’ye kapalıydı.
SPIEGEL:
Dinkardeşlerinizin Irak´daki hamaseti, Washington’un Tahran'dan Bağdat'a oradan
Suudi Arabistan'a kadar uzanan Şii Kriz Bölgesi hakkındaki korkusunu artırıyor.
Biliyorsunuz bu bölge, petrol zenginliği bulunan, doğusunda Şiilerin nüfusun
yarısından fazlasını oluşturdukları bir yer...
HARRAZİ: ABD´nin
hatalı değerlendirmesi kendileri için bir problem oluyor. Nüfusun % 60'ını
oluşturan Şiiler, Irak'daki iktidar paylaşımında oranlarına uygun bir şekilde
rol almak istiyor. Ama onlar kesinlikle sizin tabirinizle Şii kriz bölgesinin
bir parçası değiller. Bu sadece bazı Amerikalıların tasarılarında mevcuttur.
SPIEGEL: Fakat
Tahran’daki devrimci kıvılcımın Irak ya da Suudi Arabistan'a sıçraması
ihtimalini dışlayamazsınız.
HARRAZİ:
Iraklıların İran modelini takip etmek istediklerini kim söylüyor? Iraklılar
İslam´a saygı gösteren ve dinlerinin merkezi bir rol oynadığı bir hükümet
istiyorlar.
SPIEGEL: Bu da,
ABD'nin de endişe ettiği gibi, bir şeriat-devletinin oluşmasına kadar gidebilir.
HARRAZİ: Sizin
şeriattan ne anladığınıza bağlıdır. Bizde, İslami yasama ve yaşam kuralları
anlamında şeriat, davranışlarımızın temelini oluşturmaktadır. Bununla birlikte
bizim parlamentomuz sizin halk temsilcileriniz gibi, yasa çıkartıyor.
SPIEGEL: Bu ikisini
kıyaslamak zor olur. Siz de son söz dini liderinizindir.
HARRAZİ: Bu bizim
modelimizdir, fakat İslami yolun sadece pek çok varyantlarından bir tanesidir.
SPIEGEL: Gerçek bir
demokrasiye ulaşmanız için, din ile devletin bundan böyle İslam dünyasında da
ayrılması gerekmektedir.
HARRAZİ: Bu
zamanında halkın çoğunluğu tarafından kabullenilmiş anayasamız tarafından
öngörülmüyor. Ayrıca bizim modelimiz olan Velayet-i Fakih, yani dini
hukukçularımızın yönetiminde bu ayırmayı uygulamak mümkün değildir.
SPIEGEL: İkinci bir
Tanrı devletinin kurulması korkusundan dolayı, ABD savunma bakanı Donald
Rumsfeld, daha geçen hafta Tahran'ı sert bir sekilde Irak'ın içişlerine
karışmaması yolunda tekrar ikaz etti.
HARRAZİ: Bu
hareketlerinden dolayı, Amerika'nın bu konuda ne kadar bilgisiz olduğunu
görüyoruz. ABD Irak’da vuku bulan olaylardan gerçekten habersiz. Sadece
olayların istedikleri şekilde gerçekleşmediğini görüyorlar. Ve şimdi de suçlu
arıyorlar, şimdiye kadar yaptıkları gibi...
SPIEGEL: İran’daki
Şii öğretinin merkezi olan Kum'dan, dini liderler Iraklılara her türlü Amerikan
etkisine karşı savaşmalarına dair çağrıda bulundular. Bu istek, sizin de
kalbinizden geçenler mi?
HARRAZİ: Ne kadar
Saddam'ın devrilmesine sevinsek de, Amerika, Irak'a müdahale etmek için BM
Güvenlik Konseyi’nin onayını almamıştı. Savaş koalisyonu sadece kendi adı
altında hareket etti. Bundan dolayı, birliklerini Irak'tan çekmeliler. Askerleri
Irak'da işgalci konumundadırlar.
SPIEGEL: Birleşmiş
Milletler’i düzenleyici güç olarak kabul eder misiniz?
HARRAZİ: Birleşmiş
Milletler’in merkezi bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. ABD'nin bu rolü
dünya topluluklarına devredeceklerini sanmıyorum. Halbuki Birleşmiş Milletler’i
tarafsız merci olarak dahil etmeleri kendi çıkarları doğrultusunda olurdu.
SPIEGEL: Batıya
yönelmiş ve ABD üssü olan bir Irak sizin için bir kabus olur.
HARRAZİ: Şu anda,
Amerikalıların değil Iraklıların belirleyeceği bir hükümet ümid ediyoruz.
SPIEGEL: İhtiyatlı
konuşmanızdan dolayı, sizin Irak'ta savaş sonrası düzen hakkında Amerika'yla
uyuşma sağladığınız sonucuna varabilir miyiz
HARRAZİ: Elbette
ki, Saddam'ın devrilmesinden sonra, ABD'yle konuştuk. Ne de olsa, komşu
ülkemizde bir etkiye sahibiz.
SPIEGEL: Tarafsız
İsviçre toprağında, yani Cenevre’de Washington'la gizli bir şekilde diplomatik
yakınlaşma konusunda müzakerelerde bulunmuşsunuz.
HARRAZİ: Sözkonusu
görüşmelerin hiç bir şekilde Washington ve Tahran'ın kopuk ilişkisi ile ilgili
değildi. Bu görüşmelerimizin konusu, Afganistan problemi ve henüz yeni başlayan
Irak sorunuydu.
SPIEGEL: ABD'yi
hala büyük bir şeytan olarak mı görüyorsunuz?
HARRAZİ: Bu
böyledir: Amerikalılar bizi şer ekseni, biz de onları Büyük Şeytan olarak
tanımlıyoruz..
SPIEGEL: Dini lider
ve Humeyni'nin siyasi varisi Ayetullah Ali Hamaney yakın bir zamanda Başbakan
George W. Bush’u Hitler’le kıyasladı.
HARRAZİ:
Washington’un yaptığı kıyaslamalar da pek gönül okşayıcı değil. Bu da atmosferin
ne kadar gergin olduğunu gösteriyor.
SPIEGEL: Buna
rağmen başbakan Muhammed Hatemi’nin diyaloğa sıcak baktığı söyleniyor. Onun
selefi Ali Ekber Haşimi Rafsancani Amerika ile ilişkiler hakkında bir halk
oylaması yapmayı bile düşünmüştü.
HARRAZİ: Dış
politikanın istikameti hükümet tarafından belirlenir, referandum yoluyla değil.
Çoğu ülkelerle kurduğumuz diyaloğa özen gösteririz, liderleriyle aynı görüşte
olmasak da. Fakat ABD için ek olarak şunu söylemeliyim: onların bizimle bir
diyaloğa girmeleri için henüz hazır olmadıkları görüşündeyim. Çünkü böyle
görüşmelerin temelinde saygı yatmalıdır, fakat Amerika bizi hem tehdit ediyor
hem de incitici bir tavırla yaklaşıyor. Böyle bir atmosfer her türlü diyaloğu
zehirlemektedir.
SPIEGEL: ABD’yle
uzlaşmazsanız, onların terörle savaşlarında bir sonraki hedef olabilirsiniz.
HARRAZİ: Saddam´ın
yönetimindeki Irak'tan farklı olarak bizim hükümetimiz bir diktatörlük değildir.
Ayrıca uluslararası yasaları da çiğnemiş değiliz. O yüzden askeri bir saldırının
kurbanı olacağımız korkusunu taşımıyoruz.
SPIEGEL: ABD
Savunma Bakanı Rumsfeld, hükümetinizi diktatörlüğün ayrı bir versiyonu olarak
tanımlıyor, ayrıca sizi terör şebekesi el-Kaide üyelerini ülkenizde
barındırmakla suçluyor.
HARRAZİ: Kim
yönetimimizi diktatörlük olarak tanımlarsa, kendisini alay konusu yapar.
El-Kaide´ye gelince ABD bunu daha iyi bilmeli. Biz bu örgüte karşı mücadele
ettik, üyelerini tutukladık ve ülkelerine geri yolladık. 11 Eylül
saldırılarından sonra Amerikan halkına başsağlığı diledik. Ayrıca Mayıs’ın
ortalarında Suudi Arabistan’da vuku bulan ve 30'un üzerinde insanın kurban
oldugu saldırıları lanetledik. Bu olayların bağımsızlık savaşıyla uzaktan
yakından ilgisi yoktu, bunlar terördü.
SPIEGEL: Buna
rağmen şu an tek süper güç olan ABD'nin üzerinizdeki baskısı artacaktır.
HARRAZİ: Zaten bu
baskıya devrimimizden beri katlanıyoruz, fakat bugünkü ABD hükümeti bu baskıyı
daha da artırdı. Lakin halkımız bizi desteklediği müddetçe bu baskıya dayanırız.
SPIEGEL: Özellikle
halkın desteğinin gittikçe azaldığını görüyoruz. Yakın bir zamanda açık bir
mektupla parlamenterlerin yarısından fazlası kapsamlı değişiklikler talep etti.
HARRAZİ: İşte bu
söylediklerinizden hür bir toplum olduğumuzu görüyorsunuz. Ayrıca sizin
hükümetiniz de Berlin’de reformlarla ilgili tartışmada eleştiriliyor.
SPIEGEL: Meclis
başkan yardımcısı ve başbakanın kardeşi Muhammed Rıza Hatemi, yönetimden artık
'demokrasiye saygı göstermesini' talep etti. Tahran’daki sorunlar bundan daha
açık bir şekilde şikayet edilmezdi herhalde.
HARRAZİ: Böyle
ifadeleri de hoşgörüyle karşılamalıyız. Bu özgürlüğü sağlamak ve eleştiriden
ders çıkartmak, siyasi ve toplumsal olgunluğun bir işaretidir.
SPIEGEL:
Reformcular ayrıca İran’ın tamamen izole olması konusunu şikayet edip daha aktif
diplomatik çalışmalar talep ediyorlar. Avrupa'ya yakınlaşma bir perspektif
sağlayabilir mi ?
HARRAZİ: Ben
elbette ki özeleştiriye açığım. Elinizden gelen herşeyi yapsanız bile, hataları
da kabullenmek gerekir. Avrupa'ya gelince, ilişkilerimizin gayet olumlu olması
bizi sevindiriyor. Özellikle Almanya büyük bir rol oynuyor. Fakat özellikle de
ekonomi düzeyinde, ülkenizin daha da aktif olmasını diliyoruz.
SPIEGEL: Özellikle
Avrupada'ki dostlarınızla beslediğiniz ilişkiler, İran’ı, nükleer silah elde
etme çabasından dolayı riske giriyor. Ticaret ve ortaklık anlaşmasıyla ilgili
AB'yle görüşmeleriniz de bu yüzden zorlanmaktadır.
HARRAZİ: Bu alanda
birşey gizlememiz mümkün değildir ve istemiyoruz da. Kendi isteklerimiz
doğrultusunda şeffaflığa özen gösterdiğimizden, tesislerimiz Viyana’da
Uluslarası Atom Enerjisi Dairesi’nin (IAEA) denetimi altındadır. Natan'daki
projemiz şu sıralar Avusturyalı uzmanlar tarafından tetkik ediliyor ve kontrol
sistemi tesis ediliyor. Yani bir kısım anlaşmalara üye olmanın ötesinde, onları
uygulamaya da özen gösteriyoruz.
SPIEGEL:
Washington’dan gelen bilgilere göre, Haziran'ın ortasında yayınlanacak olan IAEA
raporunda Atom programınızı açık seçik bir şekilde eleştirileceği iddia
edilmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarı, John Bolton, İran’ın atom
programını Kuzey Kore'ninkinden daha tehlikeli buluyor.
HARRAZİ: ABD bizim
barışçıl amaçlı nükleer teknolojiye sahip olmamızı istemiyor. Fakat sınırlara
riayet ettiğimiz sürece, bizim de bu ilerlemeye ortak olma hakkımız var. Hatta
sanayileşmiş uluslar, sorumluluk bilinci taşıyorlarsa, bize bu konuda aslında
yardım etmekle mükelleftirler.
SPIEGEL: İsrail’in
atom bombasına sahip olmasından dolayı, sizin de buna karşı bir güç dengesi
oluşturup, atom bombasına sahip olmak için çaba gösterdiğiniz kuşkusu yabana
atılır değil.
HARRAZİ: Hayır, biz
kitlesel imha silahlarının tümünün Ortadoğu'da tahrip edilmesini istiyoruz. Emin
bir bölge talep ediyoruz, nükleer silahlanma yarışına karşıyız.
SPIEGEL: Halen
İsrail'e düşman devlet gözüyle baktığınızı inkar etmiyorsunuzdur?
HARRAZİ: En azından
İsrail’i bir meşru devlet olarak kabul etmiyoruz. Şayet İsrailliler ve
Filistinliler iki devlet çözümü hakkında uzlaşırlarsa bu onların meselesidir,
biz böyle bir adımı bloke etmeyiz.
SPIEGEL: Fakat
böyle bir çözümü desteklemezsiniz de?
HARRAZİ: Biz
sorunun tek devlet çözümüyle hallolacağına inanıyoruz. Demokratik yönetilen bir
ülkede Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanlarin birarada yaşamaları mümkün olmalıdır.
SPIEGEL: Lakin bu
gerçekleşene kadar Tahran Güney Lübnan'dan İsrail'i tehdit eden Şii
Hizbullahçıları destekliyor.
HARRAZİ:
Hizbullah’ın Filistin sorunuyla hiç bir ilgisi yok ki.
SPIEGEL: Kuzey
İsrail’e yapılan roket saldırılarını gözardı edersek...
HARRAZİ: Hizbullah
Lübnanlı bir teşkilatttır ve İsrail tarafından işgal edilmiş ülkelerinin
güneyini kurtarmıştırlar. Başbakanımız Hatemi'nin Mayıs ayının ortasında
düzenlediği Lübnan ziyaretinde parti olarak Beyrut parlamentosunda temsil
edilmekte olan Hizbullah´ın ne kadar büyük bir itibara sahip olduğunu ben de
gözlemledim.
SPIEGEL: Hamas ve
İslami Cihad gibi Filistinli grupların, intihar saldırısı düzenleyerek, sadece
İsrail askerlerine değil, sivil halka da zarar vermelerini özgürlük savaşı
olarak tanımlıyor musunuz?
HARRAZİ: Bunları
anlamak istiyorsanız, bu insanların durumlarını gözardı etmemeniz gerekir,
çaresizliklerini dışa vurmak için başka bir seçenek göremiyorlar. Kendileri de
her gün can alan İsraillilerin saldırılarının kurbanıdırlar. Bu direniş ancak
işgalcilerin gitmesiyle bitecektir.
SPIEGEL: Ürdün’de
İsrailli ve Filistinliler ABD Başbakanı Bush’un himayesi altında Yol Haritası
adlı barış planını harekete geçirmek istiyorlar. Bu inisyatife şans tanıyor
musunuz?
HARRAZİ: Bu hareket
bize pek inandırıcı gelmiyor, çünkü adil olduğunu düşünmüyoruz. Bir tarafta
Amerika’nın tüm desteğini tadan İsrail, diğer tarafta zavallı Filistinliler. Ve
AB bunlar arasında aracılık yapmağa çalışsa da, İsrail üzerinde hiçbir etkiye
sahip değil.
SPIEGEL:
Ortadoğu’da dökülen kan durdurulmazsa, ABD sizin ülkenizi de bundan sorumlu
tutacaktır. Kötü rolünü size vermelerinden korkuyor musunuz?
HARRAZİ: ABD
politikasının amacı, bizi dünyaya günah keçisi olarak sunmaktır. Ama onlara bu
iyiliği yapmayacağız. Pozitif bir rol üstlenmekte kararlıyız. İran bu bölgenin
ayrılmaz parçasıdır. Hiç kimse bizi bu konumumuzdan indiremez, hele de burada
olmağa hiç bir hakkı olmayan yabancılar.