Yıl 22  Sayı 295 Temmuz 2003
Bu Sayıda
 

 “Günah Keçisi Olmamız İsteniyor”

 

 

Çeviren : Feride YILDIZ

Spiegel 23/2003 - 02.Juni 2003

 

İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi  Tahran'ın Şii dinkardeşlerine olan desteği, İran'ın Bush Amerikasıyla olan güç provası ve Ortadoğu’da barışın gerçekleşme şansı hakkında konuşuyor

SPIEGEL: Sayın Bakan Harrazi, İranlıların 1979'da Ayetullah Ruhullah Humeyni'yi Tahran'da karşıladıkları çoşkuya benzer bir coşkuyla, bugün Iraklılar Mayıs'ta 20 yıl süren İran'daki sürgününden yurduna geri dönen Ayetullah Muhammed Bekir el-Hakim'i karşılamıştı. İslami devrim ateşi yeniden mi yanmaya başladı?

HARRAZİ: Misafirimizin yurduna kavuşmasından dolayı ben de sevindim. Ancak Tahran'ın o zamanki durumunu şimdiki Irak'la kıyaslamak mümkün değil. Ayrıca biz İslami modelimizi illa da komşu ülkemize aktarmak gibi bir niyet taşımıyoruz. Iraklılar kendi kararları doğrultusunda kendileri için doğru olanını seçmeliler.

SPIEGEL: Saddam Hüseyin´in devrilmesinden ve dini merkez olan Kerbela ve Necef´İn kurtarılmasından sonra Şii İslam bir rönesans mı yaşıyor?

HARRAZİ: Bu sıralar Irak’da zalim Saddam'ın iktidarı döneminde hakları gaspedilmiş halkın rahatlama ve coşkusunu yaşıyoruz. Ve şimdi onyılların baskısının kalkmasıyla halk nefes almaktadır. Şunu unutmayın ki, mukaddes şehirler olan Necef ve Kerbela milyonlarca Şii’ye kapalıydı.

SPIEGEL: Dinkardeşlerinizin Irak´daki hamaseti, Washington’un Tahran'dan Bağdat'a oradan Suudi Arabistan'a kadar uzanan Şii Kriz Bölgesi hakkındaki korkusunu artırıyor. Biliyorsunuz bu bölge, petrol zenginliği bulunan, doğusunda Şiilerin nüfusun yarısından fazlasını oluşturdukları bir yer...

HARRAZİ: ABD´nin hatalı değerlendirmesi kendileri için bir problem oluyor. Nüfusun  % 60'ını oluşturan Şiiler, Irak'daki iktidar paylaşımında oranlarına uygun bir şekilde rol almak istiyor. Ama onlar kesinlikle sizin tabirinizle Şii kriz bölgesinin bir parçası değiller. Bu sadece bazı Amerikalıların tasarılarında mevcuttur.

SPIEGEL: Fakat Tahran’daki devrimci kıvılcımın Irak ya da Suudi Arabistan'a sıçraması ihtimalini dışlayamazsınız.

HARRAZİ: Iraklıların İran modelini takip etmek istediklerini kim söylüyor? Iraklılar İslam´a saygı gösteren ve dinlerinin merkezi bir rol oynadığı bir hükümet istiyorlar.

SPIEGEL: Bu da, ABD'nin de endişe ettiği gibi, bir şeriat-devletinin oluşmasına kadar gidebilir.

HARRAZİ: Sizin şeriattan ne anladığınıza bağlıdır. Bizde, İslami yasama ve yaşam kuralları anlamında şeriat, davranışlarımızın temelini oluşturmaktadır. Bununla birlikte bizim parlamentomuz sizin halk temsilcileriniz gibi, yasa çıkartıyor.

SPIEGEL: Bu ikisini kıyaslamak zor olur. Siz de son söz dini liderinizindir.

HARRAZİ: Bu bizim modelimizdir, fakat İslami yolun sadece pek çok varyantlarından bir tanesidir.

SPIEGEL: Gerçek bir demokrasiye ulaşmanız için, din ile devletin bundan böyle İslam dünyasında da ayrılması gerekmektedir.

HARRAZİ: Bu zamanında halkın çoğunluğu tarafından kabullenilmiş anayasamız tarafından öngörülmüyor. Ayrıca bizim modelimiz olan Velayet-i Fakih, yani dini hukukçularımızın yönetiminde bu ayırmayı uygulamak mümkün değildir.

SPIEGEL: İkinci bir Tanrı devletinin kurulması korkusundan dolayı, ABD savunma bakanı Donald Rumsfeld, daha geçen hafta Tahran'ı sert bir sekilde Irak'ın içişlerine karışmaması yolunda tekrar ikaz etti.

HARRAZİ: Bu hareketlerinden dolayı, Amerika'nın bu konuda ne kadar bilgisiz olduğunu görüyoruz. ABD Irak’da vuku bulan olaylardan gerçekten habersiz. Sadece olayların istedikleri şekilde gerçekleşmediğini görüyorlar. Ve şimdi de suçlu arıyorlar, şimdiye kadar yaptıkları gibi...

SPIEGEL: İran’daki Şii öğretinin merkezi olan Kum'dan, dini liderler Iraklılara her türlü Amerikan etkisine karşı savaşmalarına dair çağrıda bulundular. Bu istek, sizin de kalbinizden geçenler mi?

HARRAZİ: Ne kadar Saddam'ın devrilmesine sevinsek de, Amerika, Irak'a müdahale etmek için BM Güvenlik Konseyi’nin onayını almamıştı. Savaş koalisyonu sadece kendi adı altında hareket etti. Bundan dolayı, birliklerini Irak'tan çekmeliler. Askerleri Irak'da işgalci konumundadırlar.

SPIEGEL: Birleşmiş Milletler’i düzenleyici güç olarak kabul eder misiniz?

HARRAZİ: Birleşmiş Milletler’in merkezi bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. ABD'nin bu rolü dünya topluluklarına devredeceklerini sanmıyorum. Halbuki Birleşmiş Milletler’i tarafsız merci olarak dahil etmeleri kendi çıkarları doğrultusunda olurdu.

SPIEGEL: Batıya yönelmiş ve ABD üssü olan bir Irak sizin için bir kabus olur.

HARRAZİ: Şu anda, Amerikalıların değil Iraklıların belirleyeceği bir hükümet ümid ediyoruz.

SPIEGEL: İhtiyatlı konuşmanızdan dolayı, sizin  Irak'ta savaş sonrası düzen hakkında Amerika'yla uyuşma sağladığınız sonucuna varabilir miyiz

HARRAZİ: Elbette ki, Saddam'ın devrilmesinden sonra, ABD'yle konuştuk. Ne de olsa, komşu ülkemizde bir etkiye sahibiz.

SPIEGEL: Tarafsız İsviçre toprağında, yani Cenevre’de Washington'la gizli bir şekilde diplomatik yakınlaşma konusunda müzakerelerde bulunmuşsunuz.

HARRAZİ: Sözkonusu görüşmelerin hiç bir şekilde Washington ve Tahran'ın kopuk ilişkisi ile ilgili değildi. Bu görüşmelerimizin konusu, Afganistan problemi ve henüz yeni başlayan Irak sorunuydu.

SPIEGEL: ABD'yi hala büyük bir şeytan olarak mı görüyorsunuz?

HARRAZİ: Bu böyledir: Amerikalılar bizi şer ekseni, biz de onları Büyük Şeytan olarak tanımlıyoruz..

SPIEGEL: Dini lider ve Humeyni'nin siyasi varisi Ayetullah Ali Hamaney yakın bir zamanda Başbakan George W. Bush’u Hitler’le kıyasladı.

HARRAZİ: Washington’un yaptığı kıyaslamalar da pek gönül okşayıcı değil. Bu da atmosferin ne kadar gergin olduğunu gösteriyor.

SPIEGEL: Buna rağmen başbakan Muhammed Hatemi’nin diyaloğa sıcak baktığı söyleniyor. Onun selefi Ali Ekber Haşimi Rafsancani Amerika ile ilişkiler hakkında bir halk oylaması yapmayı bile düşünmüştü.

HARRAZİ: Dış politikanın istikameti hükümet tarafından belirlenir, referandum yoluyla değil. Çoğu ülkelerle kurduğumuz diyaloğa özen gösteririz, liderleriyle aynı görüşte olmasak da. Fakat ABD için ek olarak şunu söylemeliyim: onların bizimle bir diyaloğa girmeleri için henüz hazır olmadıkları görüşündeyim. Çünkü böyle görüşmelerin temelinde saygı yatmalıdır, fakat Amerika bizi hem tehdit ediyor hem de incitici bir tavırla yaklaşıyor. Böyle bir atmosfer her türlü diyaloğu zehirlemektedir.

SPIEGEL: ABD’yle uzlaşmazsanız, onların terörle savaşlarında bir sonraki hedef olabilirsiniz.

HARRAZİ: Saddam´ın yönetimindeki Irak'tan farklı olarak bizim hükümetimiz bir diktatörlük değildir. Ayrıca uluslararası yasaları da çiğnemiş değiliz. O yüzden askeri bir saldırının kurbanı olacağımız korkusunu taşımıyoruz.

SPIEGEL: ABD Savunma Bakanı Rumsfeld, hükümetinizi diktatörlüğün ayrı bir versiyonu olarak tanımlıyor, ayrıca sizi terör şebekesi el-Kaide üyelerini ülkenizde barındırmakla suçluyor.

HARRAZİ: Kim yönetimimizi diktatörlük olarak tanımlarsa, kendisini alay konusu yapar. El-Kaide´ye gelince ABD bunu daha iyi bilmeli. Biz bu örgüte karşı mücadele ettik, üyelerini tutukladık ve ülkelerine geri yolladık. 11 Eylül saldırılarından sonra Amerikan halkına başsağlığı diledik. Ayrıca Mayıs’ın ortalarında Suudi Arabistan’da vuku bulan ve 30'un üzerinde insanın kurban oldugu saldırıları lanetledik. Bu olayların bağımsızlık savaşıyla uzaktan yakından ilgisi yoktu, bunlar terördü.

SPIEGEL: Buna rağmen şu an tek süper güç olan ABD'nin üzerinizdeki baskısı artacaktır.

HARRAZİ: Zaten bu baskıya devrimimizden beri katlanıyoruz, fakat bugünkü ABD hükümeti bu baskıyı daha da artırdı. Lakin halkımız bizi desteklediği müddetçe bu baskıya dayanırız.

SPIEGEL: Özellikle halkın desteğinin gittikçe azaldığını görüyoruz. Yakın bir zamanda açık bir mektupla parlamenterlerin yarısından fazlası kapsamlı değişiklikler talep etti.

HARRAZİ: İşte bu söylediklerinizden hür bir toplum olduğumuzu görüyorsunuz. Ayrıca sizin hükümetiniz de Berlin’de reformlarla ilgili tartışmada eleştiriliyor.

SPIEGEL: Meclis başkan yardımcısı ve başbakanın kardeşi Muhammed Rıza Hatemi, yönetimden artık 'demokrasiye saygı göstermesini' talep etti. Tahran’daki sorunlar bundan daha açık bir şekilde şikayet edilmezdi herhalde.

HARRAZİ: Böyle ifadeleri de hoşgörüyle karşılamalıyız. Bu özgürlüğü sağlamak ve eleştiriden ders çıkartmak, siyasi ve toplumsal olgunluğun bir işaretidir.

SPIEGEL: Reformcular ayrıca İran’ın tamamen izole olması konusunu şikayet edip daha aktif diplomatik çalışmalar talep ediyorlar. Avrupa'ya yakınlaşma bir perspektif sağlayabilir mi ?

HARRAZİ: Ben elbette ki özeleştiriye açığım. Elinizden gelen herşeyi yapsanız bile, hataları da kabullenmek gerekir. Avrupa'ya gelince, ilişkilerimizin gayet olumlu olması bizi sevindiriyor.  Özellikle Almanya büyük bir rol oynuyor. Fakat özellikle de ekonomi düzeyinde, ülkenizin daha da aktif olmasını diliyoruz.

SPIEGEL: Özellikle Avrupada'ki dostlarınızla beslediğiniz ilişkiler, İran’ı, nükleer silah elde etme çabasından dolayı riske giriyor. Ticaret ve ortaklık anlaşmasıyla ilgili AB'yle görüşmeleriniz de bu yüzden zorlanmaktadır.

HARRAZİ: Bu alanda birşey gizlememiz mümkün değildir ve istemiyoruz da. Kendi isteklerimiz doğrultusunda şeffaflığa özen gösterdiğimizden, tesislerimiz Viyana’da Uluslarası Atom Enerjisi Dairesi’nin (IAEA) denetimi altındadır. Natan'daki projemiz şu sıralar Avusturyalı uzmanlar tarafından tetkik ediliyor ve kontrol sistemi tesis ediliyor. Yani bir kısım anlaşmalara üye olmanın ötesinde, onları uygulamaya da özen gösteriyoruz.

SPIEGEL: Washington’dan gelen bilgilere göre, Haziran'ın ortasında yayınlanacak olan IAEA raporunda Atom programınızı açık seçik bir şekilde eleştirileceği iddia edilmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarı, John Bolton, İran’ın atom programını Kuzey Kore'ninkinden daha tehlikeli buluyor.

HARRAZİ: ABD bizim barışçıl amaçlı nükleer teknolojiye sahip olmamızı istemiyor. Fakat sınırlara riayet ettiğimiz sürece, bizim de bu ilerlemeye ortak olma hakkımız var. Hatta sanayileşmiş uluslar, sorumluluk bilinci taşıyorlarsa, bize bu konuda aslında yardım etmekle mükelleftirler.

SPIEGEL: İsrail’in atom bombasına sahip olmasından dolayı, sizin de buna karşı bir güç dengesi oluşturup, atom bombasına sahip olmak için çaba gösterdiğiniz kuşkusu yabana atılır değil.

HARRAZİ: Hayır, biz kitlesel imha silahlarının tümünün Ortadoğu'da tahrip edilmesini istiyoruz. Emin bir bölge talep ediyoruz, nükleer silahlanma yarışına karşıyız.

SPIEGEL: Halen İsrail'e düşman devlet gözüyle baktığınızı inkar etmiyorsunuzdur?

HARRAZİ: En azından İsrail’i bir meşru devlet olarak kabul etmiyoruz. Şayet İsrailliler ve Filistinliler iki devlet çözümü hakkında uzlaşırlarsa bu onların meselesidir, biz böyle bir adımı bloke etmeyiz.

SPIEGEL:  Fakat böyle bir çözümü desteklemezsiniz de?

HARRAZİ: Biz sorunun tek devlet çözümüyle hallolacağına inanıyoruz. Demokratik yönetilen bir ülkede Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanlarin birarada yaşamaları mümkün olmalıdır.

SPIEGEL: Lakin bu gerçekleşene kadar Tahran Güney Lübnan'dan İsrail'i tehdit eden Şii Hizbullahçıları destekliyor.

HARRAZİ: Hizbullah’ın Filistin sorunuyla hiç bir ilgisi yok ki.

SPIEGEL: Kuzey İsrail’e yapılan roket saldırılarını gözardı edersek...

HARRAZİ: Hizbullah Lübnanlı bir teşkilatttır ve İsrail tarafından işgal edilmiş ülkelerinin güneyini kurtarmıştırlar. Başbakanımız Hatemi'nin Mayıs ayının ortasında düzenlediği Lübnan ziyaretinde parti olarak Beyrut parlamentosunda temsil edilmekte olan Hizbullah´ın ne kadar büyük bir itibara sahip olduğunu ben de gözlemledim.

SPIEGEL: Hamas ve İslami Cihad gibi Filistinli grupların, intihar saldırısı düzenleyerek, sadece İsrail askerlerine değil, sivil halka da zarar vermelerini özgürlük savaşı olarak tanımlıyor musunuz?

HARRAZİ: Bunları anlamak istiyorsanız, bu insanların durumlarını gözardı etmemeniz gerekir, çaresizliklerini dışa vurmak için başka bir seçenek göremiyorlar. Kendileri de her gün can alan İsraillilerin saldırılarının kurbanıdırlar. Bu direniş ancak işgalcilerin gitmesiyle bitecektir.

SPIEGEL: Ürdün’de İsrailli ve Filistinliler ABD Başbakanı Bush’un himayesi altında Yol Haritası adlı barış planını harekete geçirmek istiyorlar. Bu inisyatife şans tanıyor musunuz?

HARRAZİ: Bu hareket bize pek inandırıcı gelmiyor, çünkü adil olduğunu düşünmüyoruz. Bir tarafta Amerika’nın tüm desteğini tadan İsrail, diğer tarafta zavallı Filistinliler. Ve AB bunlar arasında aracılık yapmağa çalışsa da, İsrail üzerinde hiçbir etkiye sahip değil.

SPIEGEL: Ortadoğu’da dökülen kan durdurulmazsa, ABD sizin ülkenizi de bundan sorumlu tutacaktır. Kötü rolünü size vermelerinden korkuyor musunuz?

HARRAZİ: ABD politikasının amacı, bizi dünyaya günah keçisi olarak sunmaktır. Ama onlara bu iyiliği yapmayacağız. Pozitif bir rol üstlenmekte kararlıyız. İran bu bölgenin ayrılmaz parçasıdır. Hiç kimse bizi bu konumumuzdan indiremez, hele de burada olmağa hiç bir hakkı olmayan yabancılar.

 

 


 

 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'