Etkiler ve Tepkiler
Mukaddes ÖZKAN
Bu konuya bir daha
değinmeyecektim. Ama olanları görüp duydukça, susmak gibi bir şansım olmadığını
anladım. Artık buna bizim yeter dememiz gerekiyor. Bu bizim tesettürümüz,
Allah'ın mümin kadınlara emri. Onu kimsenin bu gün medyanın diline doladığı hale
getirmeye hakkı yok. Bu hakkı kimseye veremeyiz. İslam'ı temsil etmek, İslam'ı
iyi bilenlerin, (bilmek de yetmiyor) ona samimiyetle sahip çıkanların, bu yola
baş koyanların sorumluluğudur. Allah'ın dinini, içi boş, dışı süslü başlarla,
çekici hale getirilmiş kadın bedenleriyle, tebliğ edemezsiniz.
Bütün bunların ne
demek olduğunu sorduğunuzda, tesettürü tebliğ ettiklerini,
yaygınlaştırdıklarını, iddia edenlerle karşılaşırsanız hiç şaşırmayın, çünkü bu
işi organize edenler, tesettürü tebliğ ettiklerini zannediyorlar. Zannediyorlar
mı, yoksa işlerine geldiği gibi mi söylüyorlar Allah bilir. Müslüman kadının
haklarını savunacak olanlar, önce oturup, İslam'ın ne olduğunu öğrenmek
zorundalar.
Hani vardır ya
meşhur bir söz; "akılsız dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun". Buradaki
düşmandan kasıt, karşı söylem sahipleridir. Yani muhaliflerinizdir.
Hainlik planlayan
zalimler değil. Medyaya göz gezdirdiğinizde göreceksiniz; bazı düşman
sandıklarımızın, dost sandıklarımızdan daha acı ve daha doğru söylediklerini.
Geçen sayıda iktibas ettiğimiz, Can Dündar'ın "Seccadedeki Pudra İzi" başlıklı
yazısını hatırlalayalım:
"Mankenlerin
dolaştığı, markaların yarıştığı, namahremin bakıştığı bir gösteri, herkesin
herşeyini sergilediği asrımızın gösteriş dünyasının dışında kalmayı seçmiş
mü'min kadını bozmaz mı?" diyen birisi, sizi eleştirirken, defilelerle tebliğ
yaptıklarını iddia eden dost sandıklarınızdan daha gerçekçi değil mi?
Madem İslam'ı
bilmiyorsunuz, onu doğru dürüst anlayıp anlatamayacaksınız, o halde siz kendi
işinize bakın. Sizin işiniz demokrasi havariliği yapmaksa, ona inanıyorsanız,
onu yapın.
Bu davranışların
adını nasıl koymalı bilemiyorum. Kompleks desem, gerçek müslümana
yakıştıramıyorum, özenti desem yakıştıramıyorum. Ama galiba bunun adı
tepkisellik.
Etkilere tepkiyle
karşılık verme alışkanlığı, bireyleri ve onların meydana getirdikleri toplumları
kendileri gibi olmaktan, kendileri gibi, düşünmekten uzaklaştırır. Bu davranış
bozukluğunun sonucunda da, hiç de arzu edilmediği halde, karşı söylemlerin
istediği noktada buluverir insan ve o insanların oluşturduğu kalabalıklar
kendilerini. İşte bu gün, üzülerek söylüyorum, müslümanların geldiği nokta bu.
(Yine istisnaların olduğunu, durdukları yeri iyi seçen müslümanların haklarını
yememek gerektiğini de hatırlatmadan geçmek istemedim). Tesettürü benimsemiş
müslüman hanımların, bu eyleme karşı düşmanca tavırlar alan, kesime verecekleri
cevap, onların yöntemleriyle mi olmalıydı. Müslümanlar, kendilerine düşmanca
tavırlar takınanların, silahlarıyla silahlanmamaları gerektiğini ne zaman
öğrenecekler acaba? Müslümanlar bu çok önemli konuyu kavramakta ne kadar acele
ederlerse, o kadar çabuk dirilişe ereceklerdir.
Onlar bizi bu
halimizle kabul etmiyorlar diye, kalkıp lüks otellerde, profesyonel defileler
düzenliyoruz. Peki bu niye? Çünkü kendimize ve inancımıza güvenimiz yok. Sadece
müslüman değil, aynı zamanda mü'min olabilseydik, asla böyle davranamazdık.
Mümin olsaydık, Allah'ın Kuran'da dediği gibi cevaplardık bize düşmanlık
edenleri.
"Onlar istiyorlar
ki kendilerine taviz veresin de seninle uzlaşsınlar." Kalem/9
"Rahmanın has
kulları ki, onlar yeryüzünde tevazu ve vakar içinde yürürler ve ne zaman kötü
niyetli, dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa (sadece) selam derler."
Furkan /63
Ayetten de
anlaşılacağı üzere, Rahman'ın has kulları, onlar gibi davranmak yerine, hiçbir
şeyden etkilenmeden, doğru bildikleri yolda yürürler.
Anladık ki,
demokratsınız, anladık ki, demokrasiyi amaçladınız. Sizden ricam, İslam'ı
amaçlayanların önünü kesmeyin. Allah rızası için müslümanların kıblesini batıya
çevirme çabalarından vazgeçin. Bunu asla başaramazsınız. Çünkü, Allah Kur'an'da,
Nurunu kıyamete kadar koruyacağını söylüyor.
"Allahın nurunu
ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Kafirler hoşlanmasa da Allah nurunu
tamamlayacaktır." Saff/8
Müslümanın aracı
da, amacı da, İslam'dır. Başka bir sistem, müslümana ne araçtır, ne de amaç.
"Ey kitap ehli!
Niçin hakka batıl karıştırıyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz!" Al-i
Imran/71.