Yıl 22  Sayı 295 Temmuz 2003
Bu Sayıda
 

Etkiler ve Tepkiler

 

 

Mukaddes ÖZKAN

 

Bu konuya bir daha değinmeyecektim. Ama olanları görüp duydukça, susmak gibi bir şansım olmadığını anladım. Artık buna bizim yeter dememiz gerekiyor. Bu bizim tesettürümüz, Allah'ın mümin kadınlara emri. Onu kimsenin bu gün medyanın diline doladığı hale getirmeye hakkı yok. Bu hakkı kimseye veremeyiz. İslam'ı temsil etmek, İslam'ı iyi bilenlerin, (bilmek de yetmiyor) ona samimiyetle sahip çıkanların, bu yola baş koyanların sorumluluğudur. Allah'ın dinini, içi boş, dışı süslü başlarla, çekici hale getirilmiş kadın bedenleriyle, tebliğ edemezsiniz.

Bütün bunların ne demek olduğunu sorduğunuzda, tesettürü tebliğ ettiklerini, yaygınlaştırdıklarını, iddia edenlerle karşılaşırsanız hiç şaşırmayın, çünkü bu işi organize edenler, tesettürü tebliğ ettiklerini zannediyorlar. Zannediyorlar mı, yoksa işlerine geldiği gibi mi söylüyorlar Allah bilir. Müslüman kadının haklarını savunacak olanlar, önce oturup, İslam'ın ne olduğunu öğrenmek zorundalar.

Hani vardır ya meşhur bir söz; "akılsız dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun". Buradaki düşmandan kasıt, karşı söylem sahipleridir. Yani muhaliflerinizdir.

Hainlik planlayan zalimler değil. Medyaya  göz gezdirdiğinizde göreceksiniz; bazı düşman sandıklarımızın, dost sandıklarımızdan daha acı ve daha doğru söylediklerini. Geçen sayıda iktibas ettiğimiz, Can Dündar'ın "Seccadedeki Pudra İzi" başlıklı yazısını hatırlalayalım:

"Mankenlerin dolaştığı, markaların yarıştığı, namahremin bakıştığı bir gösteri, herkesin herşeyini sergilediği asrımızın gösteriş dünyasının dışında kalmayı seçmiş mü'min kadını bozmaz mı?" diyen birisi, sizi eleştirirken, defilelerle tebliğ yaptıklarını iddia eden dost sandıklarınızdan daha gerçekçi değil mi?

Madem İslam'ı bilmiyorsunuz, onu doğru dürüst anlayıp anlatamayacaksınız, o halde siz kendi işinize bakın. Sizin işiniz demokrasi havariliği yapmaksa, ona inanıyorsanız, onu yapın.

Bu davranışların adını nasıl koymalı bilemiyorum. Kompleks desem, gerçek müslümana yakıştıramıyorum, özenti desem yakıştıramıyorum. Ama galiba bunun adı tepkisellik.

Etkilere tepkiyle karşılık verme alışkanlığı, bireyleri ve onların meydana getirdikleri toplumları kendileri gibi olmaktan, kendileri gibi, düşünmekten uzaklaştırır. Bu davranış bozukluğunun sonucunda da, hiç de arzu edilmediği halde, karşı söylemlerin istediği noktada buluverir insan ve o insanların oluşturduğu kalabalıklar kendilerini. İşte bu gün, üzülerek söylüyorum, müslümanların geldiği nokta bu. (Yine istisnaların olduğunu, durdukları yeri iyi seçen müslümanların haklarını yememek gerektiğini de hatırlatmadan geçmek istemedim). Tesettürü benimsemiş müslüman hanımların, bu eyleme karşı düşmanca tavırlar alan, kesime verecekleri cevap, onların yöntemleriyle mi olmalıydı. Müslümanlar, kendilerine düşmanca tavırlar takınanların, silahlarıyla silahlanmamaları gerektiğini ne zaman öğrenecekler acaba? Müslümanlar bu çok önemli konuyu kavramakta ne kadar acele ederlerse, o kadar çabuk dirilişe ereceklerdir.

Onlar bizi bu halimizle kabul etmiyorlar diye, kalkıp lüks otellerde, profesyonel defileler düzenliyoruz. Peki bu niye? Çünkü kendimize ve inancımıza güvenimiz yok. Sadece müslüman değil, aynı zamanda mü'min olabilseydik, asla böyle davranamazdık. Mümin olsaydık, Allah'ın Kuran'da dediği gibi cevaplardık bize düşmanlık edenleri.

"Onlar istiyorlar ki kendilerine taviz veresin de seninle uzlaşsınlar." Kalem/9

"Rahmanın has kulları ki, onlar yeryüzünde tevazu ve vakar içinde yürürler ve ne zaman kötü niyetli, dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa (sadece) selam derler." Furkan /63

Ayetten de anlaşılacağı üzere, Rahman'ın has kulları, onlar gibi davranmak yerine, hiçbir şeyden etkilenmeden, doğru bildikleri yolda yürürler.

Anladık ki, demokratsınız, anladık ki, demokrasiyi amaçladınız. Sizden ricam, İslam'ı amaçlayanların önünü kesmeyin. Allah rızası için müslümanların kıblesini batıya çevirme çabalarından vazgeçin. Bunu asla başaramazsınız. Çünkü, Allah Kur'an'da, Nurunu kıyamete kadar koruyacağını söylüyor.

"Allahın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Kafirler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır." Saff/8

Müslümanın aracı da, amacı da, İslam'dır. Başka bir sistem, müslümana ne araçtır, ne de amaç.

"Ey kitap ehli! Niçin hakka batıl karıştırıyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz!" Al-i Imran/71.

 

 


 

 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'