Yıl 22  Sayı 295 Temmuz 2003
Bu Sayıda
 

 

 

Bir Savaş Hedefi Olarak “Medeniyet”

 

Mumia Ebi-Cemal

 

Çeviren : Harun KARABAŞ

Kaynak: - junge welt 24.05.2003

 

 

Manila’dan Bağdat’a kadar: ABD’nin ‘freedom and democracy’ den söz etmesi, ve bundan gerçekte neyi kast ettiği. Geçen yüzyılın başında ABD’nin o zamanki hükümeti Filipinler’e askeri birlik göndermelerinin nedenini, kendi ifadelerine göre, ‘cahil ada halkına’ ‘medeniyet’i götürmek olarak açıklamışlardır. Filipin'li isyancılar İspanya'lı sömürge rejimine karşı bir bağımsızlık savaşa vermekteydiler ve kendi hürriyetlerine kavuşmanın eşiğine gelmişlerdi. Ve işe bak ki - ABD olaya müdahale ederek, hürriyet için savaşanların yanında olduğunu ifade etti. İspanyalılar zamanın işaretlerini anlayarak, derhal kapitüle ettiler. ABD’nin ‘özgürlük’ için müdahale edişindeki sisli duvarın arkasında, şüphesiz başka saiklerin olduğunu, İndiana eyaletinin senatörü Albert Beveridge o zaman açıkca itiraf ve ifade etmişti: "Filipinler ömür boyu bizimdir (...) ve Filipinler üzerinden Çin’in sınırsız pazarına ulaşacağız. Pasifik denizi bizim Okyanusumuzdur."

Filipin halkının kendi gelecekleri hususunda başka tasavvurları vardı. Yabancı bir rejimin emrine girmek kabul edebilecekleri bir şey değildi. Fakat ABD medyayı ve politikacıları "misiyon"un hedefini "medeniyet" olarak ilan etmeleri konusunda harekete geçirdi, böylece görevleri "herşeyi yakmak ve herkesi öldürmek" olan birliklerini ülkeye soktular. ABD askeriyesi 600.000 den fazla insanı "medeniyetleştirmek" için öldürdü.

Daha sonra ABD onyıllarca süren yönetimleri süresince özgürlüğün kötü bir fıkra haline geldiği ve demokrasinin de salt bir illüzyona dönüştüğü Manila'daki rüşvetci ve zorba Markos rejimini destekledi. Diktatörü devirebilmek ancak uzun bir zamana ihtiyaç gösteren ve geniş halk tabakaları tarafından desteklenen bir ayaklanmayla gerçekleşmişti.

Vietnam halkının arasındaki ölülerin sayısı ABD’de pek nadir dile getirilir, savaşda iki milyon erkek, kadın ve çocuk hayatlarını kaybetmişlerdi. ABD’nin 1970li yıllarda latinamerikadaki diktatörleri desteklediği ve CIA tarafından eğitim gören ölüm saçan süvarilerin kendi halklarına karşı operasyon düzenleyerek yüzbinlerce insanı öldürttüğü zaman, aramızdan kim, oradaki ölen çiftçi halkın sayısını sayma zahmetine katlandı? Reagan hükümeti 1989'da diktatör General Noriega’yı ortadan kaldırmak (ve kendi kleptokrasisini yerleştirmek için) Panama’yı bomba yağmuruna tuttuğunda, Panama halkındaki kurbanların sayısı binlere ulaşmıştı.  Tam kaç insan ölmüştü ? Bunları saymak ABD hükümeti için zahmete değer değildi.

Birinci Körfez savaşında 1991'de ABD birlikleri tarafından tahminen 150.000 kişi Irak’ta öldürüldü. Ancak daha önce Panama’da, Orta Amerika’da ve Filipinler’deki gibi simasız, isimsiz kurbanlar oldukları için çabuk unutuldular. ABD ordusu için bunlar 'savaş arızasından' başka bir şey değildir.

Dolayısıyle bizlere, savaş sanayisinden olan Raytheon ve Lockheed ve medya konsernleri tarafından tahrik edilen Irak’a karşı bomba kampanyası, üniformalı basın sözcüleri aracılığıyla iletildi. Bu kişiler tam olarak, kaç tane bombanın nereye atıldığını, hatta her bombanın ağırlığını ve fiyatını verebiliyorlardı. Kime isabet ettikleri ve ne kadar insanın öldüğü ise ile ilgili haberler için bir konu değildir. Kurbanlar batıdan değildi, onlar beyaz değildi, bu yüzden de onlar feda edilebilirlerdi. Onları rahatlıkla unutabiliriz.

Filipinler'deki katliam dönemindeki gerçek savaş nedenini senatör Beveridge dobra dobra şöyle ifade etmişti: "Filipinler  sayesinde Uzakdoğu’nun kalesinde bir üs elde edeceğiz. (...) Amerika'nın hiçbir bölgesi Luzon’un çayırı ve vadisine üstün gelemez. Pirinç ve kahve, şeker ve hindistancevizi, kenevir ve tütün. (...) Filipinler’in kerestesi dünyadaki mobilya fabrikalarına bir yüzyıl boyunca yeteceği kadardır. Cebu’da bana ada hakkında iyi bilgisi olan adamlardan birisi, Cebu’nun dağ silsilesinin kırk mil mesafe üzerinde olup saf kömürden oluştuğunu söyledi. (...) Benim görüşüme göre orada yüz adam  bile, anglosakson yönetim sisteminin nasıl işlediğini bilmiyor, fakat orada beş milyon üzerinde insan yönetilmesi gerekiyor. Bizim savaş yönetimimizin acımasız olduğuna dair suçlamalar vardı. Sayın senatörler, tam tersi sözkonusudur. Göz önünde bulundurmanız gerekir ki, oradakiler Amerika'lılar ya da Avrupa'lılar değildi; onlar oryantal idiler.

Bu açgözlülük, bu sapık ırkcılık ABD’nin 20. Yüzyılın başlarındaki kolonyalizminin temel saikiydi. Eğer dikkatli bir gözle bakarsak, bugüne kadar bu konuda hiç bir şey değişmedi.

 

 

 


'Fikrinize Ve Hayatınıza Yön Verecek Kitaplar.'