Bir Savaş Hedefi Olarak “Medeniyet”
Mumia Ebi-Cemal
Çeviren : Harun KARABAŞ
Kaynak: - junge welt 24.05.2003
Manila’dan Bağdat’a kadar: ABD’nin ‘freedom
and democracy’ den söz etmesi, ve bundan gerçekte neyi kast ettiği. Geçen
yüzyılın başında ABD’nin o zamanki hükümeti Filipinler’e askeri birlik
göndermelerinin nedenini, kendi ifadelerine göre, ‘cahil ada halkına’
‘medeniyet’i götürmek olarak açıklamışlardır. Filipin'li isyancılar İspanya'lı
sömürge rejimine karşı bir bağımsızlık savaşa vermekteydiler ve kendi
hürriyetlerine kavuşmanın eşiğine gelmişlerdi. Ve işe bak ki - ABD olaya
müdahale ederek, hürriyet için savaşanların yanında olduğunu ifade etti.
İspanyalılar zamanın işaretlerini anlayarak, derhal kapitüle ettiler. ABD’nin
‘özgürlük’ için müdahale edişindeki sisli duvarın arkasında, şüphesiz başka
saiklerin olduğunu, İndiana eyaletinin senatörü Albert Beveridge o zaman açıkca
itiraf ve ifade etmişti: "Filipinler ömür boyu bizimdir (...) ve Filipinler
üzerinden Çin’in sınırsız pazarına ulaşacağız. Pasifik denizi bizim
Okyanusumuzdur."
Filipin halkının kendi gelecekleri
hususunda başka tasavvurları vardı. Yabancı bir rejimin emrine girmek kabul
edebilecekleri bir şey değildi. Fakat ABD medyayı ve politikacıları "misiyon"un
hedefini "medeniyet" olarak ilan etmeleri konusunda harekete geçirdi, böylece
görevleri "herşeyi yakmak ve herkesi öldürmek" olan birliklerini ülkeye
soktular. ABD askeriyesi 600.000 den fazla insanı "medeniyetleştirmek" için
öldürdü.
Daha sonra ABD onyıllarca süren yönetimleri
süresince özgürlüğün kötü bir fıkra haline geldiği ve demokrasinin de salt bir
illüzyona dönüştüğü Manila'daki rüşvetci ve zorba Markos rejimini destekledi.
Diktatörü devirebilmek ancak uzun bir zamana ihtiyaç gösteren ve geniş halk
tabakaları tarafından desteklenen bir ayaklanmayla gerçekleşmişti.
Vietnam halkının arasındaki ölülerin sayısı
ABD’de pek nadir dile getirilir, savaşda iki milyon erkek, kadın ve çocuk
hayatlarını kaybetmişlerdi. ABD’nin 1970li yıllarda latinamerikadaki
diktatörleri desteklediği ve CIA tarafından eğitim gören ölüm saçan süvarilerin
kendi halklarına karşı operasyon düzenleyerek yüzbinlerce insanı öldürttüğü
zaman, aramızdan kim, oradaki ölen çiftçi halkın sayısını sayma zahmetine
katlandı? Reagan hükümeti 1989'da diktatör General Noriega’yı ortadan kaldırmak
(ve kendi kleptokrasisini yerleştirmek için) Panama’yı bomba yağmuruna
tuttuğunda, Panama halkındaki kurbanların sayısı binlere ulaşmıştı. Tam kaç
insan ölmüştü ? Bunları saymak ABD hükümeti için zahmete değer değildi.
Birinci Körfez savaşında 1991'de ABD
birlikleri tarafından tahminen 150.000 kişi Irak’ta öldürüldü. Ancak daha önce
Panama’da, Orta Amerika’da ve Filipinler’deki gibi simasız, isimsiz kurbanlar
oldukları için çabuk unutuldular. ABD ordusu için bunlar 'savaş arızasından'
başka bir şey değildir.
Dolayısıyle bizlere, savaş sanayisinden
olan Raytheon ve Lockheed ve medya konsernleri tarafından tahrik edilen Irak’a
karşı bomba kampanyası, üniformalı basın sözcüleri aracılığıyla iletildi. Bu
kişiler tam olarak, kaç tane bombanın nereye atıldığını, hatta her bombanın
ağırlığını ve fiyatını verebiliyorlardı. Kime isabet ettikleri ve ne kadar
insanın öldüğü ise ile ilgili haberler için bir konu değildir. Kurbanlar batıdan
değildi, onlar beyaz değildi, bu yüzden de onlar feda edilebilirlerdi. Onları
rahatlıkla unutabiliriz.
Filipinler'deki katliam dönemindeki gerçek
savaş nedenini senatör Beveridge dobra dobra şöyle ifade etmişti: "Filipinler
sayesinde Uzakdoğu’nun kalesinde bir üs elde edeceğiz. (...) Amerika'nın hiçbir
bölgesi Luzon’un çayırı ve vadisine üstün gelemez. Pirinç ve kahve, şeker ve
hindistancevizi, kenevir ve tütün. (...) Filipinler’in kerestesi dünyadaki
mobilya fabrikalarına bir yüzyıl boyunca yeteceği kadardır. Cebu’da bana ada
hakkında iyi bilgisi olan adamlardan birisi, Cebu’nun dağ silsilesinin kırk mil
mesafe üzerinde olup saf kömürden oluştuğunu söyledi. (...) Benim görüşüme göre
orada yüz adam bile, anglosakson yönetim sisteminin nasıl işlediğini bilmiyor,
fakat orada beş milyon üzerinde insan yönetilmesi gerekiyor. Bizim savaş
yönetimimizin acımasız olduğuna dair suçlamalar vardı. Sayın senatörler, tam
tersi sözkonusudur. Göz önünde bulundurmanız gerekir ki, oradakiler
Amerika'lılar ya da Avrupa'lılar değildi; onlar oryantal idiler.
Bu açgözlülük, bu sapık ırkcılık ABD’nin
20. Yüzyılın başlarındaki kolonyalizminin temel saikiydi. Eğer dikkatli bir
gözle bakarsak, bugüne kadar bu konuda hiç bir şey değişmedi.