KAMIL
CENGIZ/ALMANYA
Soru: Şu sıralar Almanya’da bir kitap yayınlandı, Alman bir oryantalist
tarafından, müstear bir isimle kaleme alınan kitapta Kur'an'ın Aramice
bağlantısını işleniyor ve örnek olarak da Huri kelimesinin tarihte yanlış
anlamlandırıldığı, Aramicede "hur" kelimesinin "üzüm" anlamına geldiği, yani
Cennette mü’minlere üzüm vadedildiği ve bu kelimenin yanlış okunarak
yaygınlaştığı savunuluyor. Bu konuyu zaten daha önce de sormayı düşünüyordum,
şimdi burada güncelleşti. Spiegel dergisi de, Zeit gazetesinde bu kitap
tanıtıldı ve müslümanlarla alayvari başlıklar da atıldı. Bu konuda bazı
müslümanlar arasında farklı yorumların olduğunu da biliyorum: mesela siyahın
içerisinde beyazın açığa çıkması konusu ki bu o günün insanı için gözde
güzelliğin son noktasıdır. Kur'an, uhrevi bir mükafat olarak "bi hurin iyn"
kavramını Cennet ehlinin gözünün görebileceği, gözleri ısıtacak, parlatacak
güzellik ve mutlulukları, bakışların mutluluğunu, saadetini müşterek olarak
tatmasını ifade için kullanmaktadır. Bu konunun hakikati nedir?
Cevap: Konunun
anlaşılması için, bu kavramların Kur’an’da nerede ve nasıl kullanıldığına
bakarak meseleyi irdelememizin doğru olacağına inanıyoruz.
Hur ve Hur’u-l iyn
kelimelerinin Kur'an'da kullanıldığı yerler şöyledir:
Hur, Rahman
suresinin yetmiş ikinci ayetinde "çadırlar içinde huriler vardır" şeklinde ifade
edilmektedir. Buradaki "Hurün" kelimesi "Havra’nın" çoğuludur. Anlamı "beyaz
tenli ceylan gözlü kadınlar" demektir ki, Türkçe’de güneş görmemiş veya kar gibi
beyaz olan ten rengini anlatmaktadır. Ayette geçen "maksurat" kelimesi ise
"maksure" kelimesinin çoğuludur. Çalışmayan, evde yaşayan kadın, haramdan
korkan, örtük kadın, tülle ayrılmış gerdek köşesi anlamlarına gelmektedir.
"Hıyam" kelimesi
ise hayme kelimesinin çoğulu olup çadır, kulübe, mesken anlamlarına gelmektedir.
Kelimelerin çizdiği
rotayı izlediğimizde görürüz ki, meskenlerinde eşlerinin hizmetine, saadetine
tahsis edilmiş, güneşte kararmayan, gölgede sararmayan, kraliçeler gibi
yaşatılan; iş ve aş telaşesi yaşamayan, sadece zevcinin mutluluğu ile ilgilenen
kadınlardır. İleride açıklanacaktır, ama hatırlatalım yeri gelmişken, bunlar,
cenneti hak eden dünyadaki kadınlardan seçilmiştir. Evlendirildiği eşle aynı
statüye tabidir. Birilerinin Kur'an sadece erkek haklarından bahsediyor;
kadınlar cennette ne olacak? Onlar için ne gibi güzellikler vardır? sorularına
Allah, tabiatları gereği onları gözleri aydın olacak eşlerle evlendirmektedir.
Bunları yeniden inşa ederek eşsiz güzeller olarak cennette evlendirmektedir
(56/35-38). Buna göre Rahman: 72’yi şöyle anlamlandırabiliriz:
Meskenlerde,
eşlerinin hizmetine tahsis edilmiş, tenleri güneş görmemiş, ceylan gözlü
kadınlar vardır.
Bu kelime Vakıa
suresinde naim cennetinin ehli olan müminler için sayılan nimetler içinde de
geçmektedir.
"İyilikte önde
olanlar, karşılıklarını almada da önde olacaklardır." (56/10)
"Naim cennetinde
Allah'a yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır. Onların çoğu önceki ümmetlerden,
bir kısmı da sonrakilerdendir." (56/11-12-13-14 )
Cevherle işlenmiş
koltuklara, sedirlere, karşılıklı otururlar. (56/15-16)
Çevrelerinde
ölümsüz gençler (gılmanlar), baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir
kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler,
isteyecekleri kuş etleri ile dolaşıp onlara hizmet sunarlar. (56/17-21)
"İşlediklerine
karşılık, sedefteki inciler gibi ceylan gözlü huriler vardır. Orada boş ve
günaha sokacak hiçbir söz duymazlar." (56/22-25)
"Sadece karşılık
olarak ‘selam’ sözü işitilir." (56/26)
Aynı suredeki
defterleri sağdan verilenler için de şu müjdeyi vermektedir.
"Defterleri sağdan
verilenler ne mutludur. O mutluların durumu nedir?" (56/27)
"Onlar dikensiz ak
nilüfer ağaçları ve uzanmış gölge altında çağlayarak akan sular kenarında, bitip
tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında, yüksek döşekler üzerinde
olacaklardır." (56/28-34)
"Biz o kadınları
defterleri sağdan verilenler için yeniden inşa ettik. Onları bakire, eşlerine
düşkün ve hepsini aynı yaşta kılmışızdır." (56/35-38)
"Bunların birçoğu
önceki ümmetlerden birçoğu da sonrakilerdendir" (56/39-40).
Burada bahsedilen
kadınlar 55/72, 52/20, 44/54, 56/22’de bahsedilen kadınlarla aynıdır. Ceylan
gözlü, iyi huylu eşlerinden başkasıyla ilgilenmeyen, sedefteki inci gibi olan
hurilerdir. Bu vasıflara sahip eşler her zaman ve zeminde insan için cezbedici
özelliklerdir.
56/35-38’de
bahsedilen bu kadınlar önceki ve sonraki ümmetlerden olan Cenneti hak etmiş
muttaki hanımlardır. Bu ayette geçen fiillere baktığımızda INŞA etme (enşee) ve
KILMA (ceale) fiilleriyle ifade edilmektedir. HALAKA kullanılmamaktadır. Daha
önce yaratılmış olanları yeniden biçimlendirerek dizayn etmektedir. Bunların bir
kısmının önceki ümmetlerden bir kısmının da sonrakilerden olduğunu belirtmiş
olması da bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu kadınlar Allah'ın takdir ettiği
kimselerle evlendirileceği bakire ve aynı yaşta kıldığı kimselerdir.(44/54)
"Huril ıyn "
kelimesinin Duhan suresindeki kullanıldığı ortam ise şöyledir:
"Muhakkak ki takva
sahipleri emin bir yerdedir. Onlar bahçelerde ve çeşme başlarındadırlar. İnce
ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı otururlar." (44/51-53)
"İşte böyle bunun
yanı sıra Biz onları "iri gözlü hurilerle evlendiririz." Orada güven içinde her
türlü meyveyi isterler. Orada ilk ölümden sonra ölüm tatmazlar. Allah onları
Cehennem azabından korumuştur. Bunlar Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir.
İşte büyük kurtuluş budur." (44/54-57)
Bazı farklılıklarla
Tur suresinde de aynı konu şöyle ifade ediliyor:
"Muhakkak ki takva
sahipleri cennetler ve nimet içindedirler. Onlar Rablerinin verdiği şeylerle
zevk sürerler. Rableri de onları Cehennem azabından korumuştur." (52/17-18)
"Onlara
yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara kurularak afiyetle yiyin
için (denilir). Ayrıca biz onları iri gözlü (huril ıyn) hurilerle
evlendirmişizdir. Onlar ki iman ettiler. Zürriyetleri de imanda kendilerine tabi
oldu. Zürriyetlerini de kendilerine katacağız. Hem onların amellerinden hiçbir
şey eksiltmeyeceğiz. Herkes kazandığıyla karşılık görür." (52/19-21)
"Etraflarında saklı
inciler gibi tertemiz hizmetçiler (gılmanlar) dolaşır. Birbirlerine dönüp dünya
hallerinden sorarlar..." (52/24-25)
"İşte bu bir
hatırlatmadır. Doğrusu muttakiler için güzel bir gelecek vardır. Kapıları yalnız
kendilerine açık olan Adn cennetleri vardır. Orada koltuklara yaslanarak
oturacaklar, orada istedikleri yemiş ve içecekler vardır. Yanlarında da
gözlerini eşlerinden ayırmayan kendilerine yaşıt güzeller vardır. İşte hesap
günü için size vadedilenler bunlardır." (38/49-53)
Mevzu bahis olan
kelimelerin geçtiği ayet gruplarını ve anlamlarını vermeye çalıştık. Konu
bütünlüğü içinde ne anlama geldiğini görmek ve değerlendirmek mümkün olsun diye.
Alman müsteşrikin
Kur'an değerlendirmesinde "Hur" kelimesini Aramicedeki "üzüm" kelimesi ile
karşılaştırması onun ciddiyetinin derecesini göstermektedir. Allah Kur'an'ı
Arapça olarak indirdiğini beyan etmesine rağmen onun kelimelerini alıp bir başka
dile taşımak ve anlamlandırmak asla doğru olamaz.
O da bilir ki ilahi
kitaplar gönderildiği toplumun diliyle gönderilmiştir. Tevrat İbranice, Incil
Aramice, Kur'an ise Arapça bir dil ile gönderilmiştir. Kitabı gönderen
gönderdiği kavmin, onu anlamasını, iman etmesini ve hayata geçirmesini
istemektedir. Bu nedenle üç kitabın dili birbirinden ayrıdır. Arab’a Aramice bir
kitap gönderilmemiştir.
"Her peygamberi
kendi kavminin diliyle gönderdik ki, Allah'ın buyruklarını onlara açıkça
anlatabilsin." (14/4)
"İyice düşünüp öğüt
alsınlar diye bu Kur'an'ı senin lisanınla indirerek kolaylaştırdık." (44/58)
"Biz onu
anlayasınız diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik" (12/2)
Dil ile alakalı
araştırma yapan insanın daha onlarca bu konuya taalluk eden ayeti görmemesi
mümkün müdür? Bu tür olaylarda başka nedenlerin olduğu düşüncesi ağır
basmaktadır. Bu konuda Allah şöyle buyuruyor:
"(Ey Muhammed)
senin inzarın ancak gaybî olarak Allah'tan korkanlara ve zikre tabi olanlara
fayda verir. İşte onu güzel bir mağfiretle ve mükafatla müjdele." (36/11)
Kur'an'a
inanmayanın Kur'an hakkındaki düşüncelerini ciddiye almak mümkün değildir.
Yapılanı ciddiye almak için onun sağduyusundan ve tarafsız bir araştırma ruhuna
sahip olduğundan emin olmalıyız. Bu özelliklere sahip olmayan alaycı ve
karalayıcı üslupların kayda değer bir tarafı yoktur.
Ayrıca Cennet gibi
tamamı gayb olan bir konuda bir müsteşrikin söylediği hiçbir şeye itibar
edilemez. Ancak Allah'a ve Ahiret’e iman edenlerin, Allah'ın bildirdiklerine
teslim olmalarından başka yapacakları bir şey yoktur. Gaybi konularda yapılan
yorumların karanlığa taş atmaktan başka bir anlam ifade etmediği bilinmelidir.
Allah o Cennet için müslümanların mallarını ve canlarını satın almıştır. Onun
vadettiği eşler de gerçektir, yemişler de… Orada hiç kimsenin boş bir sözle bile
rahatsız edilmeyeceği bildiriliyor. Biz buna inanır, Rabbimizden oraya
girdirmesini niyaz ederiz.
Kur'an'ın her ayeti
inanların imanını, inkar edenlerin ve münafıkların da küfrünü artırır. Allah
iman edenlere verdiği müjde de cennet nimetlerini saydıktan sonra orada insanın
en çok hoşuna giden bir güzellik ile tezyin edilmiş gözlere sahip olan "huril
ıyn" ile evlendireceğini bildirmektedir. (52/20,44/54)
Evlilik ancak iki
insan arasında olması mümkün olan bir olaydır. Eğer bu ayetlerde yenmesi
içilmesi muhtemel bir nimetten bahsedilmiş olsa idi, insan yanılabilir demek
mümkündü. Ancak tezevvüc insanın karşı cinsiyle yapabileceği bir iştir. Bunun
hiçbir şey ile tevili mümkün değildir. Allah bu evliliği boş yere yaptırmıyor,
evlendirme karşılıklı cinslerin saadet ve hazzı içindir. İnsanlar orada da insan
olacaktır; Yemesi ve içmesi olan insanın, diğer hazları da olacaktır. Cennette
insanlar Ruhban olmayacaklar ki Allah hurilerle evlendireceğini bildiriyor.
"Huril ıyn" ibaresi Türkçeye tercüme edilirken, mütercimin kabiliyet ve konuya
intibakına göre anlam verilir. İri gözlü, güzel gözlü, yumuşak huylu, siyahı tam
siyah, beyazı tam beyaz olan, insanın en sevdiği göz biçimine sahip olan kimse,
ceylan gözlü, mühür gözlü vb. gibi.
Burada herhangi bir
abeslik yoktur. Fakat bu ve benzeri gaybi konularda insanların fazlaca tecessüs
göstermeleri abestir. Allah insanın anlayış ve kapasitesine göre o alemden bazı
manzaraları bizim anlayacağımız ölçülerle vermektedir. Onun gerçek boyutlarını
Allah nasip eder de Cennete girersek, orada görür tamamına ereriz. Mahiyetini
bilmediğimiz ve de bilme imkanına sahip olmadığımız halde biliyormuş gibi o
alemle ilgili fikir beyan etmenin doğru olmadığı inancındayız. Rabbimizin
anlattıklarına inanır, O’na teslim olur, O’ndan rızasını ve Cennetini umarız.
Biz kulluğumuzu yaparsak O Rablığını asla ihmal etmez ve vadini yerine
getirecektir.
O’na kulluk
etmeyenlerin Allah'ın Cennetteki ikramlarını dillerine dolamaya hakları yoktur.
Onlar Cehennemi daha çok merak etsinler. Çünkü onları Allah orada ağırlayacağını
vadediyor! Ateşten, kaynar sudan, irinden, zakkum ağacından ve sonsuza dek bu
azabın devamından bahsediyor. Bunları düşünüp akletsinler. Ancak iman ile küfür
arasındaki bu mücadele insanlık tarihi ile başlamış kıyamete kadar da devam
edecektir.
Önemli olan bizim
tarafımızı bilmemizdir. Müminler asla kafirleri ve müşrikleri dost edinmemeli,
onların telkinlerine kulak vermemelidir. Dinimiz ve dünyamız hakkında
bakacağımız kaynak Kur'an olmalı; onu el kitabı olarak elimizden düşürmemeliyiz.
Sabah-akşam okuyup hayata geçirmenin gayreti içinde olmalıyız. Dünyamıza ve
ahiretimize ait bilgileri ondan alarak yaşamaya çalışmalıyız ki yarınlarımız
hüsran olmasın; diyor selam ve dua ile Allah'a emanet ediyoruz.
Not: 294. sayının
mektuplara cevap bölümünde 4. soruya verilen cevabın birinci paragrafının son
cümlesi şöyledir; düzeltir özür dileriz:
"Bu görüntü, Allah
için ölümü göze almanın dünyada da ahirette de şahidi, delili ve isbatıdır."