Sen Ahbap, Ben
Çavuş Öyleyse Zarifoğlu Kim?
Cengiz COŞKUN
Türk insanı olarak
her alanda ahbap çavuş ilişkilerine alışığız. Sanat-Edebiyat dünyası da bu
ilişkilerden beri değil. Nöbetçi ve kadrolu şairlere sahip "şiir şölenleri, şiir
dinletileri", hangi kıstaslara göre verildiği asla belli olmayan Türkiye
Yazarlar Birliği ödülleri bu durumun en bilinen örnekleri. Hele bir de
şairlerin, yazarların gazetelerde, dergilerde yazdıkları kitap tanıtım yazıları,
ropörtajlar var ki, evlere şenlik.
Bu arada üstadların
genç şairler hakkında (biraz da birilerinin zorlamasıyla) yazdıkları yazıları
anmadan geçmek olmaz. Şiir hamuru taşıyan gençleri harcamak için etkili bir
yöntem. "Süleyman Çobanoğlu; heyhat!" yazısından sonra Çobanoğlu'nun nerelerde
olduğu malum.
Ahbap çavuş
ilişkilerinin dar alanda kısa paslaşmalar yaratmak, babil kuleleri, cam fanuslar
oluşturmak gibi sonuçları da var. Aslında bir tarafından bakarsanız iyi de bir
şey. Düşünsenize; kendilerini dünyanın merkezi sanan, aynı çevre içerisinde
dönenip duran bir sürü adam bu sayede mutlu olabiliyorlar ve hayata karşı
siperler kazanabiliyorlar. Şairlerin, yazarların gerçek dünyaya tutunamama gibi
bir problemlerinin olduğunu göz önüne alırsak bu tür ilişkilerin faydalı
olduğunu bile söyleyebiliriz.
Bütün bunlara
alıştım.
Fakat alışamadığım
şeyler de var.
Birincisi; henüz
yaşıyorken öldürülen üstatlara ithaf edilen dergi özel sayıları. En hafif
tabiriyle haksızlık olarak nitelenebilecek böyle bir şeyi yıllar önce Yedi İklim
Nuri Pakdil'e yapmıştı. Son örneği ise Hece'nin Sezai Karakoç'a ettikleri...
Bir sürü kelli
felli adam, sözettikleri şahıs sanki ölmüş gibi yazıyorlar, konuşuyorlar,
ülkemiz ve dünya için ne kadar önemli fikirleri olduğundan dem vuruyorlar,
kurtuluş reçetelerinin sahiplenilmesini istiyorlar.
Edep ya Hu.
Söylediklerinize,
yazdıklarınızda gerçekten samimi iseniz o fikirlerin sahibi ölmedi ki, hala
yaşıyor ve durduğu yerde duruyor. Fikirlerine gerçekten önem veriyorsanız gidin
etrafında halkalanın, birlikte çalışın, bir şeyler yapın da herkes görsün. Yok,
adam yerinde duruyor da siz dağılmışsanız, maddi ve manevi dünyalık peşinde
koşmaktan başka şeylere fırsat bulamıyorsanız o başka.
Ve ikincisi; bazı
ahbap çavuş ilişkilerine bu durumu hiç haketmeyecek insanların isimlerinin alet
edilmesi.
Bunun son örneği bu
yıl ilki düzenlenen "Cahit Zarifoğlu Şiir Ödülü"nde yaşandı.
Burada ödülü alan
kişilerin şairliklerini tartışacak değilim. Ben kendi hesabıma şairliklerini
önemsiyorum. Fakat ortaya çıkan durum feci şekilde 'al takke ver külah' kokuyor.
Malumunuz üzere
durum şu;
Etkinliğin başını
çeken en önemli isim; Cevdet Karal Kaşgar dergisini çıkaran iki kişiden biri,
aynı zamanda jüri üyesi.
Büyük ödülü kazanan
isim, Ömer Erdem Kaşgar dergisini çıkaran iki kişiden diğeri.
Gelecek vaad eden
şair veya özendirme ödülü; Bünyamin K. (bildiğim kadarıyla uzun bir soyadı var)
Kaşgar dergisi şairi. 35 yaş civarında. Bir şair 30 yaşından sonra nasıl bir
gelecek vaad edebilir ve neye özenir?
Birileri birilerine
ödül vermek istiyorsa, ön plana çıkarmak istiyorsa düzenler törenini verir
ödülünü.
Alışık olduğumuz
için kimsenin diyeceği bir şey olmaz.
Ama A. Cahit
Zarifoğlu gibi ismi bu gibi durumlara hiç yakışmayacak birileri bu karenin odak
noktasına yerleştirilirse bir çok insanın söyleyeceği bir çok şey olur.
Sen ahbap, ben
çavuş ise Zarifoğlu'nun bu fotoğrafta yeri olmamalı.
(www.dergibi.com’
dan alınmıştır.)