Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 308 | Ağustos  2004

                   

 

 


  

İşkence Olaylarında Kamplar Ağı

Matthias Gebauer

Çeviren : Serhat KARA
Spiegel Online-13 Mayıs 2004, 17:08

11 Eylül eylemlerinden sonra ABD dünya çapında terör suçlularını gizlice sorgulama ağı inşa etti. ABD Başkanının onayıyla oralarda şiddetli işkence türleri uygulanmakta. İşkence fotoğraflarının kamuoyunda şok etkisi yaratmasından sonra Amerikan politikacıları CIA’in hukuk boşluğu bulunan alanlarını incelemeye aldılar. Böylece yeni vahşilikler meydana çıktı.
Washington senatosundaki işkence olaylarını soruşturmada bazen kısa yorumlar en ilginci olabiliyor. Pazartesi günü bir senatör ısrarla orduda görevli üst düzey generallerden birine köpeklerin sorgulama sürecinde kullanışlarının ordu kurallarına uygun olup olmadığını sordu. General önce omuzlarını silkti. O da elbette Ebu Gureyb’de kurt köpeklerinin çırıl çıplak bir Iraklı tutuklunun üzerine saldırıldığını görüntüleyen şok edici fotoğrafları biliyordu. Buna rağmen köpekler kurallara göre sorgulamalarda kullanılabiliyordu, ancak onlar bir ipe bağlanmalı ve ağızlıkları takılmalıydı.
Bu tür sorular şu an oturumların ana konusunu oluşturmuyor. Ancak Demokrat Partili senatörler işkence fotoğraflarının 11 Eylül’den bu yana Amerika’nın, hukuku işine geldiği yönde yorumlama sürecini yaşadığını belgeleyen korkunç bir manzaranın şimdiki doruk noktasını gösteriyor olabileceğinden kaygılılar. Acaba Bush hükümeti kendi düşmanlarının, örneğin Saddam Hüseyin’in, hain yöntemlerini mi Bin Ladin ve yandaşlarına karşı örnek aldı? Bush’a sadık olan birçok politikacının, komisyonda Saddam’ın hapishanelerde Amerikan askerlerinin yaptıkları aşağılamalardan daha vahim işkencelerde bulunduğunu belirtmeleri, korkunç şüpheyi geçersiz kılmıyor. Aksine, saldırarak korunmayı amaçladıkları aşikar.
Senatodaki soruşturmada işkencelerle ilgili ayrıntılar zuhur ettikçe, tutukluların aşağılanmasında sinsi, metodik ve vahşi bir sistemin mevcut olduğu belirginleşiyor. Çarşamba günü Savunma bakanı Rumsfeld, tutuklulara uygulanan uyku ve yiyecek kısıtlamalarının ve onların‚ acı verici şekilde pozisyonlara zorlanmalarının Cenevre Anlaşmalarına aykırı olduğu suçlamalarına karşı çıktı. Her şeyin kendi bakanlığının ve diğer kurumların hukuk adamlarınca tetkik edildiğini savundu. Genel Kurmay başkanı Richard Myers Rumsfeld’e arka çıktı ve ordudaki kuralların tutuklulara ‘insani davranışı’ temin ettiğini belirtti.
Kurallar birçok boş alan bırakıyorlar
Öğrenilen bilmece parçalarından yavaş yavaş farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Ebu Gureyb’deki aşırı eziyetin ancak bir kaç sapık askerin eylemi olduğunu vurgulayan Amerikan hükümetinin bu iddiası belki işkence fotoğrafları için geçerli olabilir. Irak’taki tacizlerin yazılı bir emre dayanmaması ve tutukluların üst üste yığılması ya da cinsel aşağılanmalara tabi tutulmaları ordu kurallarında yer almasa bile, yapılanları terörle küresel mücadele adına uygulanan vahşi sorgulama yönteminin abartılmış şekli olarak karşımıza çıkıyor. 11 Eylül’den sonra ABD terör zanlıları için dünyanın bir çok yerinde gözaltı kamplarında hukuk boşluğu bulunan alanlar oluşturdu. İşte bu hukuka bağımlılığı olmayan bölgeler, çirkin tacizleri ve diğer vahşi işkenceleri mümkün kıldı. İnsan hakları kuruluşları 9000’den fazla insanın bu kamplarda tutuklu olduğunu tahmin ediyor.
Amerikan medyası da bu esrarengiz kamplar sistemini yoğunlukla irdelemeye yöneldi. Hatta "Newsweek" dergisi ABD’nin dünyanın değişik yerlerine kurmuş olduğu bu kampları Stalin dönemindeki dehşetli mezalimlerin uygulandığı toplama kamplarına benzetiyor. ABD dışında bu kamplardan en az 6 adet bulunuyor. En meşhuru olan, Küba’nın Guantanamo’su bunlar arasında git gide "tatil köyü"olarak gözüküyor. Bu kamp sürekli Kızıl Haç tarafından denetleniyor. Ayrıca ABD El-Kaide’nin elebaşlarını bu kampa yerleştirmedi. Küba’da bulunan esirler Afganistan savaşının başlarında ele geçirilmiş kişilerden oluşuyor. Her şeye rağmen, onlar muhtemelen daha nice yıllar orada kalacaklar.
Diğer kamplarda ise durum daha vahim, zira oralar denetim altında değiller. Afganistan’daki Bagram’da bulunan Amerikan askeri üssünde hala yüzlerce El-Kaide eleman zanlısı, herhangi bir hukuki konumdan yoksun çelik barınaklarda tutuluyorlar. Zanlıların iradelerini kırmak için, çelik barınaklardaki ısı yüksek sıcaklıktan aniden kutup soğukluğuna dönüştürülüyor. "Time" dergisine göre bu uygulama Kuveytli Ömer El-Faruk’un kapsamlı bilgi vermesine yol açmış. Eski tutuklulardan alınan bilgiye göre, ağır hastalar işbirlikçi tavır sergilemediklerinde ilaçlarını kullanmalarına müsaade edilmiyormuş.
Verdikleri açıklamalarda hücrelerde sürekli ses işkencesi yapıldığı da yer alıyor. Eski bir tutuklu daha geçenlerde "New York Times"a verdiği bir demeçte bazı tutukluların Ebu Gurayb’daki gibi çırıl çıplak soyundurulduğunu beyan ediyor. Asgari iki tutuklu Bagram’da öldü. Bu olaydan bir yıl geçmiş olmasına rağmen, ordunun iç işler tahkikatında şu ana kadar her hangi bir sorumlu belirlenemedi.
İnsan Hakları konusunda "kara delikler"
Bagram dışında Afganistan’da CIA’ye ait Kandahar, Host ve Gardez’de sorgulama merkezleri mevcut. Başkent Kabil’deki sorgulama merkezini Amerikan askerleri kendi aralarında gayri resmi "köpek kafesi" olarak adlandırıyorlar. Çünkü o hücreler aslında hayvanlar için hazırlanmıştı. Bu esrarengiz tutuklu kampları denetlenmiyor. Kızıl Haç bile Bagram’a ancak bazen girebiliyor. O da, askerlerin anlatışına göre, ancak önemli tutuklular üs dışına çıkarıldıklarında, Kızıl Haç’ın içeriye alınmasına izin veriliyor. Diğerler kamplar ise, özel timin (Special Forces) üsleri içinde yer alıyor. Oralar sıkıca koruma altına alnmış ve insan hakları için bir nevi "kara delik" oluşturuyorlar. Kandahar’da Amerikan birlikleri tutukluları Taliban lideri Molla Ömer’in köşkünün etrafına yerleştirmişler.
Afganistan dünya çapına yayılmış kamplardan ancak birini oluşturuyor. Hint Okyanusu’nda bulunan Diego Garcia adasında da El-Kaide elemanı zanlıları tutuklu bulunuyor. Belki de Remzi Binalşibih ve Halid Şeyh Muhammed gibi elebaşlar bu adada saklılar. Onlar Pakistan’da yakalandıktan sonra CIA’in isimsiz ve armasız bir jetiyle toz duman oldular. Adada ne tutuklu sayısı biliniyor ne de kimlikleri belli. Tayland’da da terörist elebaşlarından Hambeli’nin sorgulanmasından dolayı bilinen bir kamp daha mevcut. Bir diğer kamp ise Pakistan’ın Afganistan sınırına yakın bir bölgede bulunuyor. Artı, Alman istihbarat mensupları iki tane uçak gemisinin seyyar sorgulama merkezine dönüştürüldüklerini mırıldanıyorlar.
Tüm bu gizli kampların ortak özelliği ise, Amerikan toprakları dışında bulunmaları ve böylece ABD hukukunun dışında kalarak her türlü işkencenin serbest olmasıdır. ABD’nin işkencelerde sınırı ne kadar aştıklarını, Irak’taki sorgulamalarla ilgili resmi demeçlerden öğreniyoruz. Yetkililer uygulanan bazı işkenceler için "uyku düzeni" ya da "beslenme değişikliği" gibi üstü kapalı tasnifler kullansalar da, sorgulamalardaki zalimlik tüm çıplaklığıyla ortada.
Ordu istihbarat müdürüne göre, aşağıdaki uygulamalar ordu kurallarına uygun:
Tutuklular 30 gün tecrit edilebilirler, gardiyanlar onların tüm elbiselerini üstlerinden çıkarabilirler ve yön duygusunu kaybetmeleri için kafalarına ışık geçirmeyen çuvallar takabilirler. Ayrıyeten kurallar, tutukluları dört gün boyunca uykusuz ve yiyeceksiz bırakmaya imkan tanıyor. Kurallar soyut olarak "gerilim ortamları" üretme ve tutukluları "bedeni zorlayan şekilde duruşlara" zorlama yetkisini de içeriyor. Bir general Washington’daki soruşturma komisyonuna bu işkencelere rağmen ifade vermeye direnenler için savunma bakanının özel izniyle işkencenin dozajının çok daha fazla arttırılabileceğini açıkladı.
İşkence ülkelerine götürmek
Yüksek derecede güvenlik kaygıları taşınan tutuklular için CIA stratejistleri ayrı bir yol daha icat etmişler. Bir çok El-Kaide elebaşı, alelacele, insan hakları kuruluşlarının işkence ülkeleri olarak tanımladıkları devletlere götürüldü. Oralarda CIA ajanları sorgulamaya sadece gözlemci olarak katılmalarına rağmen, sorulacak soruları onlar belirliyorlar ve yerli polislerin sorgulamadaki geleneklerini uygulamalarına imkan tanıyorlar. Bu uygulamalar hem alayvari hem de başarılı bir yöntem. Örneğin terörist eleman arayan Alman vatandaşı Haydar Zammar doğum yeri olan Fas’a yolculuk yapar iken, bilinmeyen şekilde Suriye’de buldu kendini. Şam’a yakın Faris-Filastin-Cezaevinde Suriyeli istihbarat görevlilerinin bir çok sorgulamasından sonra ABD ajanlarına 11 Eylül’ün nasıl planlandığıyla ilgili mühim bilgiler verdi. Onun tutuklanmasından aylar sonra nihayet Alman tahkikatçılara Zammar ile görüşme fırsatı tanındı.
Irak’taki taciz fotoğrafları bazı CIA ajanlarını sinirlendirdi. "New York Times"ın bir raporuna göre istihbaratın karanlık tertibatlarının Bush tarafından onaylanmış olmasına rağmen, Irak’la ilgili araştırmalar tedirgin edici ayrıntıların kamuoyuna yansımasına yol açabilir. Mesela komisyon üyeleri, "NYT" raporuna göre, sorgulama anında silahını kullanan bir ajanın tetkikatını yapmak için CIA’in iç işlerini araştırma davası başlatabilir. Yada zanlıların kafalarının su bidonlarına sokulup onları boğmakla tehdit etme uygulaması da araştırılabilir. Gazetenin haberine göre bu yöntem Bin Ladin’in sırdaşlarından Halid Şeyh Muhammed’in kapsamlı ifade vermesine vesile olmuş.
Zamanla Amerika’nın birlik ve beraberlik içinde olan istihbarat camiasında çatlaklar görülmeye başladı. Örneğin FBI ajanları "NYT"ye göre CIA’e bağlı meslektaşlarıyla aralarına mesafe koyuyorlar. Hatta FBI elemanlarından bir iç kurala göre, CIA’nin sorgulamalarında odaları terk etmeleri isteniyor, ki herhangi bir risk alınmasın. Bush üst düzey CIA yöneticilerine, kendisinin ajanların tatbikatlarının ayrıntılarını öğrenmek ve önemli tutukluların nerelerde bulunduklarını bilmek istemediğini bildirmiş. Buna rağmen CIA huzursuz. Zira ABD başkanının seçimlerde değişmesi ihtimaliyle, yeni başkanın tüm bu sakıncalı ayrıntıları öğrenme dileği olabileceğinden tedirginler.
Fotoğrafların gücü
Uygulanan işkence benzeri metodlar hakkındaki veriler ne kadar dehşetli ise, o nispette de politikacılar tarafından bilinen bir gerçek. Senatörler sürekli gizli komisyonlarda bilgilendirmişlerdi. Dışişleri bakanlığının anti-terör sorumlusu Cofer Black politikacılara yaptığı resmi açıklamalarda bu yeni çizgiyi şöyle ifade etmişti: "11 Eylül’den sonra yumuşak eldivenlerimizi çıkardık". Rumsfeld de uzun zamandır tutuklular kamplarının "golf klübü" olmadığını sıkça ifade ediyordu. Bush ise ABD’nin tutuklulara Bin Ladin’in kendi elindeki esirlere eziyetinden daha insaflıca olduğunu dile getirerek alay ediyordu.
Bu tür alaycı tavırlar Ebu Gureyb fotoğrafları yüzünden hükümet üyelerinin kursaklarında kaldı. Fotoğraflar "gerilim ortamı" gibi soyut kavramların içini korkunç barbarlıklarla dolduruyorlardı. Artık politikacılar da "gerilim ve baskı"(stress and duress) yöntemleriyle neyin kast edildiğini tasavvur edebiliyorlar ve tutukluların hücrelerinde çırıl çıplak soyundurulmalarının gerçek yüzünü görebiliyorlar. Uzun zamandır suskunluğunu koruyan muhalefet partisi de ayılmaya başladı.
Bazı Amerikan politikacıları, yıllardır etkin anti-terör savaşı sürdürebilme adına işkencelerin dozajının en radikal yöntemlerin kullanışına kadar tırmandırıldığının farkına vardılar. ABD birden uluslararası sanık koltuğunda buldu kendini. Bilhassa Demokrat Partililer bu düzene karşı doğru soruları sorarak sorgulamadan uzun zamandır seyirci kaldıklarını hissediyorlar. Demokrat Parti’li senatör Evan Byah geçen pazartesi komisyonun oturumunda: "Hepimiz biliyoruz ki, istihbarat kurumlarının elde ettikleri bilgiler emniyetimiz için çok büyük bir değere sahip, ama bizler son yıllarda kendi ölçütlerimizin sınırlarını aşıp aşmadığımızı kendi kendimize sormalıyız" diyerek bir serzenişte bulundu.

 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...