|

İşkence Olaylarında Kamplar Ağı
Matthias
Gebauer
Çeviren : Serhat KARA
Spiegel Online-13 Mayıs 2004, 17:08
11 Eylül
eylemlerinden sonra ABD dünya çapında terör suçlularını gizlice
sorgulama ağı inşa etti. ABD Başkanının onayıyla oralarda şiddetli
işkence türleri uygulanmakta. İşkence fotoğraflarının kamuoyunda şok
etkisi yaratmasından sonra Amerikan politikacıları CIA’in hukuk boşluğu
bulunan alanlarını incelemeye aldılar. Böylece yeni vahşilikler meydana
çıktı.
Washington senatosundaki işkence olaylarını soruşturmada bazen kısa
yorumlar en ilginci olabiliyor. Pazartesi günü bir senatör ısrarla
orduda görevli üst düzey generallerden birine köpeklerin sorgulama
sürecinde kullanışlarının ordu kurallarına uygun olup olmadığını sordu.
General önce omuzlarını silkti. O da elbette Ebu Gureyb’de kurt
köpeklerinin çırıl çıplak bir Iraklı tutuklunun üzerine saldırıldığını
görüntüleyen şok edici fotoğrafları biliyordu. Buna rağmen köpekler
kurallara göre sorgulamalarda kullanılabiliyordu, ancak onlar bir ipe
bağlanmalı ve ağızlıkları takılmalıydı.
Bu tür sorular şu an oturumların ana konusunu oluşturmuyor. Ancak
Demokrat Partili senatörler işkence fotoğraflarının 11 Eylül’den bu yana
Amerika’nın, hukuku işine geldiği yönde yorumlama sürecini yaşadığını
belgeleyen korkunç bir manzaranın şimdiki doruk noktasını gösteriyor
olabileceğinden kaygılılar. Acaba Bush hükümeti kendi düşmanlarının,
örneğin Saddam Hüseyin’in, hain yöntemlerini mi Bin Ladin ve
yandaşlarına karşı örnek aldı? Bush’a sadık olan birçok politikacının,
komisyonda Saddam’ın hapishanelerde Amerikan askerlerinin yaptıkları
aşağılamalardan daha vahim işkencelerde bulunduğunu belirtmeleri,
korkunç şüpheyi geçersiz kılmıyor. Aksine, saldırarak korunmayı
amaçladıkları aşikar.
Senatodaki soruşturmada işkencelerle ilgili ayrıntılar zuhur ettikçe,
tutukluların aşağılanmasında sinsi, metodik ve vahşi bir sistemin mevcut
olduğu belirginleşiyor. Çarşamba günü Savunma bakanı Rumsfeld,
tutuklulara uygulanan uyku ve yiyecek kısıtlamalarının ve onların‚ acı
verici şekilde pozisyonlara zorlanmalarının Cenevre Anlaşmalarına aykırı
olduğu suçlamalarına karşı çıktı. Her şeyin kendi bakanlığının ve diğer
kurumların hukuk adamlarınca tetkik edildiğini savundu. Genel Kurmay
başkanı Richard Myers Rumsfeld’e arka çıktı ve ordudaki kuralların
tutuklulara ‘insani davranışı’ temin ettiğini belirtti.
Kurallar birçok boş alan bırakıyorlar
Öğrenilen bilmece parçalarından yavaş yavaş farklı bir tablo ortaya
çıkıyor. Ebu Gureyb’deki aşırı eziyetin ancak bir kaç sapık askerin
eylemi olduğunu vurgulayan Amerikan hükümetinin bu iddiası belki işkence
fotoğrafları için geçerli olabilir. Irak’taki tacizlerin yazılı bir emre
dayanmaması ve tutukluların üst üste yığılması ya da cinsel
aşağılanmalara tabi tutulmaları ordu kurallarında yer almasa bile,
yapılanları terörle küresel mücadele adına uygulanan vahşi sorgulama
yönteminin abartılmış şekli olarak karşımıza çıkıyor. 11 Eylül’den sonra
ABD terör zanlıları için dünyanın bir çok yerinde gözaltı kamplarında
hukuk boşluğu bulunan alanlar oluşturdu. İşte bu hukuka bağımlılığı
olmayan bölgeler, çirkin tacizleri ve diğer vahşi işkenceleri mümkün
kıldı. İnsan hakları kuruluşları 9000’den fazla insanın bu kamplarda
tutuklu olduğunu tahmin ediyor.
Amerikan medyası da bu esrarengiz kamplar sistemini yoğunlukla
irdelemeye yöneldi. Hatta "Newsweek" dergisi ABD’nin dünyanın değişik
yerlerine kurmuş olduğu bu kampları Stalin dönemindeki dehşetli
mezalimlerin uygulandığı toplama kamplarına benzetiyor. ABD dışında bu
kamplardan en az 6 adet bulunuyor. En meşhuru olan, Küba’nın
Guantanamo’su bunlar arasında git gide "tatil köyü"olarak gözüküyor. Bu
kamp sürekli Kızıl Haç tarafından denetleniyor. Ayrıca ABD El-Kaide’nin
elebaşlarını bu kampa yerleştirmedi. Küba’da bulunan esirler Afganistan
savaşının başlarında ele geçirilmiş kişilerden oluşuyor. Her şeye
rağmen, onlar muhtemelen daha nice yıllar orada kalacaklar.
Diğer kamplarda ise durum daha vahim, zira oralar denetim altında
değiller. Afganistan’daki Bagram’da bulunan Amerikan askeri üssünde hala
yüzlerce El-Kaide eleman zanlısı, herhangi bir hukuki konumdan yoksun
çelik barınaklarda tutuluyorlar. Zanlıların iradelerini kırmak için,
çelik barınaklardaki ısı yüksek sıcaklıktan aniden kutup soğukluğuna
dönüştürülüyor. "Time" dergisine göre bu uygulama Kuveytli Ömer
El-Faruk’un kapsamlı bilgi vermesine yol açmış. Eski tutuklulardan
alınan bilgiye göre, ağır hastalar işbirlikçi tavır sergilemediklerinde
ilaçlarını kullanmalarına müsaade edilmiyormuş.
Verdikleri açıklamalarda hücrelerde sürekli ses işkencesi yapıldığı da
yer alıyor. Eski bir tutuklu daha geçenlerde "New York Times"a verdiği
bir demeçte bazı tutukluların Ebu Gurayb’daki gibi çırıl çıplak
soyundurulduğunu beyan ediyor. Asgari iki tutuklu Bagram’da öldü. Bu
olaydan bir yıl geçmiş olmasına rağmen, ordunun iç işler tahkikatında şu
ana kadar her hangi bir sorumlu belirlenemedi.
İnsan Hakları konusunda "kara delikler"
Bagram dışında Afganistan’da CIA’ye ait Kandahar, Host ve Gardez’de
sorgulama merkezleri mevcut. Başkent Kabil’deki sorgulama merkezini
Amerikan askerleri kendi aralarında gayri resmi "köpek kafesi" olarak
adlandırıyorlar. Çünkü o hücreler aslında hayvanlar için hazırlanmıştı.
Bu esrarengiz tutuklu kampları denetlenmiyor. Kızıl Haç bile Bagram’a
ancak bazen girebiliyor. O da, askerlerin anlatışına göre, ancak önemli
tutuklular üs dışına çıkarıldıklarında, Kızıl Haç’ın içeriye alınmasına
izin veriliyor. Diğerler kamplar ise, özel timin (Special Forces) üsleri
içinde yer alıyor. Oralar sıkıca koruma altına alnmış ve insan hakları
için bir nevi "kara delik" oluşturuyorlar. Kandahar’da Amerikan
birlikleri tutukluları Taliban lideri Molla Ömer’in köşkünün etrafına
yerleştirmişler.
Afganistan dünya çapına yayılmış kamplardan ancak birini oluşturuyor.
Hint Okyanusu’nda bulunan Diego Garcia adasında da El-Kaide elemanı
zanlıları tutuklu bulunuyor. Belki de Remzi Binalşibih ve Halid Şeyh
Muhammed gibi elebaşlar bu adada saklılar. Onlar Pakistan’da
yakalandıktan sonra CIA’in isimsiz ve armasız bir jetiyle toz duman
oldular. Adada ne tutuklu sayısı biliniyor ne de kimlikleri belli.
Tayland’da da terörist elebaşlarından Hambeli’nin sorgulanmasından
dolayı bilinen bir kamp daha mevcut. Bir diğer kamp ise Pakistan’ın
Afganistan sınırına yakın bir bölgede bulunuyor. Artı, Alman istihbarat
mensupları iki tane uçak gemisinin seyyar sorgulama merkezine
dönüştürüldüklerini mırıldanıyorlar.
Tüm bu gizli kampların ortak özelliği ise, Amerikan toprakları dışında
bulunmaları ve böylece ABD hukukunun dışında kalarak her türlü
işkencenin serbest olmasıdır. ABD’nin işkencelerde sınırı ne kadar
aştıklarını, Irak’taki sorgulamalarla ilgili resmi demeçlerden
öğreniyoruz. Yetkililer uygulanan bazı işkenceler için "uyku düzeni" ya
da "beslenme değişikliği" gibi üstü kapalı tasnifler kullansalar da,
sorgulamalardaki zalimlik tüm çıplaklığıyla ortada.
Ordu istihbarat müdürüne göre, aşağıdaki uygulamalar ordu kurallarına
uygun:
Tutuklular 30 gün tecrit edilebilirler, gardiyanlar onların tüm
elbiselerini üstlerinden çıkarabilirler ve yön duygusunu kaybetmeleri
için kafalarına ışık geçirmeyen çuvallar takabilirler. Ayrıyeten
kurallar, tutukluları dört gün boyunca uykusuz ve yiyeceksiz bırakmaya
imkan tanıyor. Kurallar soyut olarak "gerilim ortamları" üretme ve
tutukluları "bedeni zorlayan şekilde duruşlara" zorlama yetkisini de
içeriyor. Bir general Washington’daki soruşturma komisyonuna bu
işkencelere rağmen ifade vermeye direnenler için savunma bakanının özel
izniyle işkencenin dozajının çok daha fazla arttırılabileceğini
açıkladı.
İşkence ülkelerine götürmek
Yüksek derecede güvenlik kaygıları taşınan tutuklular için CIA
stratejistleri ayrı bir yol daha icat etmişler. Bir çok El-Kaide
elebaşı, alelacele, insan hakları kuruluşlarının işkence ülkeleri olarak
tanımladıkları devletlere götürüldü. Oralarda CIA ajanları sorgulamaya
sadece gözlemci olarak katılmalarına rağmen, sorulacak soruları onlar
belirliyorlar ve yerli polislerin sorgulamadaki geleneklerini
uygulamalarına imkan tanıyorlar. Bu uygulamalar hem alayvari hem de
başarılı bir yöntem. Örneğin terörist eleman arayan Alman vatandaşı
Haydar Zammar doğum yeri olan Fas’a yolculuk yapar iken, bilinmeyen
şekilde Suriye’de buldu kendini. Şam’a yakın Faris-Filastin-Cezaevinde
Suriyeli istihbarat görevlilerinin bir çok sorgulamasından sonra ABD
ajanlarına 11 Eylül’ün nasıl planlandığıyla ilgili mühim bilgiler verdi.
Onun tutuklanmasından aylar sonra nihayet Alman tahkikatçılara Zammar
ile görüşme fırsatı tanındı.
Irak’taki taciz fotoğrafları bazı CIA ajanlarını sinirlendirdi. "New
York Times"ın bir raporuna göre istihbaratın karanlık tertibatlarının
Bush tarafından onaylanmış olmasına rağmen, Irak’la ilgili araştırmalar
tedirgin edici ayrıntıların kamuoyuna yansımasına yol açabilir. Mesela
komisyon üyeleri, "NYT" raporuna göre, sorgulama anında silahını
kullanan bir ajanın tetkikatını yapmak için CIA’in iç işlerini araştırma
davası başlatabilir. Yada zanlıların kafalarının su bidonlarına sokulup
onları boğmakla tehdit etme uygulaması da araştırılabilir. Gazetenin
haberine göre bu yöntem Bin Ladin’in sırdaşlarından Halid Şeyh
Muhammed’in kapsamlı ifade vermesine vesile olmuş.
Zamanla Amerika’nın birlik ve beraberlik içinde olan istihbarat
camiasında çatlaklar görülmeye başladı. Örneğin FBI ajanları "NYT"ye
göre CIA’e bağlı meslektaşlarıyla aralarına mesafe koyuyorlar. Hatta FBI
elemanlarından bir iç kurala göre, CIA’nin sorgulamalarında odaları terk
etmeleri isteniyor, ki herhangi bir risk alınmasın. Bush üst düzey CIA
yöneticilerine, kendisinin ajanların tatbikatlarının ayrıntılarını
öğrenmek ve önemli tutukluların nerelerde bulunduklarını bilmek
istemediğini bildirmiş. Buna rağmen CIA huzursuz. Zira ABD başkanının
seçimlerde değişmesi ihtimaliyle, yeni başkanın tüm bu sakıncalı
ayrıntıları öğrenme dileği olabileceğinden tedirginler.
Fotoğrafların gücü
Uygulanan işkence benzeri metodlar hakkındaki veriler ne kadar dehşetli
ise, o nispette de politikacılar tarafından bilinen bir gerçek.
Senatörler sürekli gizli komisyonlarda bilgilendirmişlerdi. Dışişleri
bakanlığının anti-terör sorumlusu Cofer Black politikacılara yaptığı
resmi açıklamalarda bu yeni çizgiyi şöyle ifade etmişti: "11 Eylül’den
sonra yumuşak eldivenlerimizi çıkardık". Rumsfeld de uzun zamandır
tutuklular kamplarının "golf klübü" olmadığını sıkça ifade ediyordu.
Bush ise ABD’nin tutuklulara Bin Ladin’in kendi elindeki esirlere
eziyetinden daha insaflıca olduğunu dile getirerek alay ediyordu.
Bu tür alaycı tavırlar Ebu Gureyb fotoğrafları yüzünden hükümet
üyelerinin kursaklarında kaldı. Fotoğraflar "gerilim ortamı" gibi soyut
kavramların içini korkunç barbarlıklarla dolduruyorlardı. Artık
politikacılar da "gerilim ve baskı"(stress and duress) yöntemleriyle
neyin kast edildiğini tasavvur edebiliyorlar ve tutukluların
hücrelerinde çırıl çıplak soyundurulmalarının gerçek yüzünü
görebiliyorlar. Uzun zamandır suskunluğunu koruyan muhalefet partisi de
ayılmaya başladı.
Bazı Amerikan politikacıları, yıllardır etkin anti-terör savaşı
sürdürebilme adına işkencelerin dozajının en radikal yöntemlerin
kullanışına kadar tırmandırıldığının farkına vardılar. ABD birden
uluslararası sanık koltuğunda buldu kendini. Bilhassa Demokrat
Partililer bu düzene karşı doğru soruları sorarak sorgulamadan uzun
zamandır seyirci kaldıklarını hissediyorlar. Demokrat Parti’li senatör
Evan Byah geçen pazartesi komisyonun oturumunda: "Hepimiz biliyoruz ki,
istihbarat kurumlarının elde ettikleri bilgiler emniyetimiz için çok
büyük bir değere sahip, ama bizler son yıllarda kendi ölçütlerimizin
sınırlarını aşıp aşmadığımızı kendi kendimize sormalıyız" diyerek bir
serzenişte bulundu.
|
 |
|