|

Beyaz İslam Tehlikesi veya
“Osmanlının Suç Ortakları”
Akif EMRE /
29.07.2004 / YENİ ŞAFAK
Uyarıyı
yapan ünlü basın devi Murduch olunca peşinden büyük bir gürültünün
kopacağı belliydi. Bu yılın nisan ayının son haftasında Los Angels'de
Nilken Institute'ün toplantısında "Avrupa'nın, özellikle de Fransa'nın
sahip olduğu Müslüman nüfusla başının belada olduğunu" açık açık
söyleyerek, bu kıtayı bekleyen büyük tehlikeye karşı uyarmıştı.
Fransa'nın Müslüman nüfusu asimile edemediği takdirde Amerika'dan daha
fazla terörist tehdit aldığında kalacağının altını çiziyor ve aynı
masayı paylaştığı Nobel ödüllü Gary Becker, Alman Merkez Bankası
yönetici Thomas Hughes, CIA şefi tarafından da büyük onay alan
görüşlerini cesaretle açıklıyordu. Paris'in varoşlarını çevreleyen
mahallelerde yoğunlaşan Müslümanlar asimile edilmedikleri sürece, diyor
Murduch, Amerikanın yaşadığı felaketin tekrarlanması kaçınılmazdır.
Avrupa'nın, Amerika'nın Müslümanları asimile etmede gösterdiği başarıyı
uygulayacak bir siyasi liderlikten mahrum oluşunu esefle altını çiziyor.
11 Eylülle su yüzüne çıkan Amerika ve Avrupa'daki Müslüman
karşıtlığı/korkusu bir medya patronunun sözlerine yansıyan bu ifadeler
tarihi önyargıların siyasete dönüşmesini meşrulaştırıcı argüman olmaktan
ileri gitmiyor olsa da, medya imparatorluğunun kitleler ve siyaset
üzerindeki etkisini göz önüne alınca, küçümsenecek sözler olmaktan
çıkıyor.
Tarih boyunca 'öteki'leştirdiği Müslümanlarla birarada yaşama gibi bir
deneyimi olmayan Batı toplumsal bilinci Londra, Paris gibi başkentlerin
varoşlarını dolduran, sayıları gittikçe artan ötekileri 'görmezden
gelerek', yok sayarak 'birlikte olmadan bir arada yaşama'yı deniyordu.
Sonuçta onlar Cezayirli, Mısırlı Arap, Anadolu'dan gelmiş Türk işçiler
veya Pakistan'dan Bengaldeş'ten taşınmış koyu derili Müslümanlardı.
Dilleri, fizyonomileriyle bunları ötekileştirmekte fazla zorluk
çekmediler.
Ancak 11 Eylül sonrası terör paranoyasına kapılan Batının şimdiye kadar
kendi renginden bir çırpıda ötekileştiremediği Müslümanlarla doğrudan
hesaplaşmaya girişmesi için psikolojik zemin hazırlanmış oldu. Geçen
hafta NewYork Times, batılı Müslümanlardan gelecek tehlikeye karşı
neredeyse uyarı niteliğinde bir yazı yayınladı. Verdiği bilgiler alt
alta konunca Avrupa'nın yerli, beyaz Müslümanların kuşatması altında
olduğu izlenimine kapılmamak mümkün değil.
Craig Smith'in kaleme aldığı hayli uzun haber-yoruma göre, göçmen
nüfusun etkisiyle Müslümanlığı seçen Avrupalılar teröristlerce
kullanılıyor. Bu heyecanlı protest gençler terör gruplarının eline
düşerek eylemlere lojistik destek sağlıyor ya da bizzat eylemlere
katılarak adeta Avrupa'nın altını oyuyorlar.
Ayrıntıların veriliş tarzı ise Murduch çizgisinde, gerçekliği yeniden
kurgulayan bir medya diline dönüşüyor; tam bir yanılsama çıkıyor ortaya.
Bir zamanlar sol muhalefetin yerini İslamcılar (teröristler), dünyadaki
ezilenlerin yerini Müslümanlar alarak kapitalist sömürüye karşı verilen
savaşın yerine de Hristiyan Batı yerleş/tiril/miş… 60'lı 70'li yılların
popüler sol muhalefetin kitlesel ve bir o kadar da sempatik protesto
eylemleri ile kendi çocukları arasında yaygınlaşan Müslümanlaşma
tehlikesini/eğilimini karşılaştıran bir Batılının uykusunun kaçmaması
imkansız.
Fransız istihbaratına göre tüm Avrupa'da bu terör eylemlerine
bulaşanların sayısı henüz birkaç düzineyi geçmiyor olsa da, değil mi ki
Müslümanlık hızla yayılıyor; o halde tehlike çanları çalıyor demektir.
Le Figora'ya göre, geçen yıl İslamı seçenlerin sayısı 30 ila 50 bin
arasında. Tüm Avrupa'daki beyaz Müslüman nüfusa oranla 15-20 gibi az
sayıda genç muhtedinin eylemcilerle ilişkiye geçmiş olmasından çok,
beyaz Avrupalının 'ötekiler'in safına geçmesi, İslamı seçmesi kurguyu
bozmaktadır!
Bu 'beyaz İslam tehlikesi' söyleminin bilimsel temellerinin de
geliştirilmesi gerekiyor. Etkin think-tank kuruluşlarından American
Enterprise Institute'den R. Marc Gerecht 'Beyaz İslam tehlikesi'nin
tarihsel köklerini kavramakta gecikmeyerek; "ironik biçimde bu gençler,
bir zamanlar Batıyı tehdit eden Osmanlı ile suç ortaklığı yaptıkları"nı
yazacak kadar entelektüel bilinç sergiliyor. Ne içinde bulundukları
toplumun ne de geleneksel anlamda Müslüman kimliğine aidiyet bağı
olmayan bu gençlerin temsil ettiği İslam'ı "new type of Nietzscheanism"
(yeni Nietzschecilik) şeklindeki felsefi çözümleme girişimleri ikna
etmeye çalıştığı sonuç açısından hiç de yeterli görünmüyor.
Tarihsel anlamda Osmanlıyı 'öteki'leştirerek bugünkü Avrupa kimliğini
inşa eden Batılı zihniyet, aynı yaklaşımı artık bir parçası olan
Müslüman oluşumuna karşı geliştirmesi hayli ilginçtir. Türkiye için,
'Müslüman kimliği laik ve demokratik model' olma iltifatının altında
yatan aşağılamayı idrakten aciz zavallı Türk aydınının, seçkinlerinin ve
de seçilmişlerinin Osmanlı ile, geçmişi ile, yani kendisi ile sağlıklı
bir ilişki kurabilmesi mümkün mü?
|
 |
|