Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 308 | Ağustos 2004

                   

 

 


  

Beyaz İslam Tehlikesi veya “Osmanlının Suç Ortakları”

Akif EMRE / 29.07.2004 / YENİ ŞAFAK

Uyarıyı yapan ünlü basın devi Murduch olunca peşinden büyük bir gürültünün kopacağı belliydi. Bu yılın nisan ayının son haftasında Los Angels'de Nilken Institute'ün toplantısında "Avrupa'nın, özellikle de Fransa'nın sahip olduğu Müslüman nüfusla başının belada olduğunu" açık açık söyleyerek, bu kıtayı bekleyen büyük tehlikeye karşı uyarmıştı. Fransa'nın Müslüman nüfusu asimile edemediği takdirde Amerika'dan daha fazla terörist tehdit aldığında kalacağının altını çiziyor ve aynı masayı paylaştığı Nobel ödüllü Gary Becker, Alman Merkez Bankası yönetici Thomas Hughes, CIA şefi tarafından da büyük onay alan görüşlerini cesaretle açıklıyordu. Paris'in varoşlarını çevreleyen mahallelerde yoğunlaşan Müslümanlar asimile edilmedikleri sürece, diyor Murduch, Amerikanın yaşadığı felaketin tekrarlanması kaçınılmazdır. Avrupa'nın, Amerika'nın Müslümanları asimile etmede gösterdiği başarıyı uygulayacak bir siyasi liderlikten mahrum oluşunu esefle altını çiziyor.
11 Eylülle su yüzüne çıkan Amerika ve Avrupa'daki Müslüman karşıtlığı/korkusu bir medya patronunun sözlerine yansıyan bu ifadeler tarihi önyargıların siyasete dönüşmesini meşrulaştırıcı argüman olmaktan ileri gitmiyor olsa da, medya imparatorluğunun kitleler ve siyaset üzerindeki etkisini göz önüne alınca, küçümsenecek sözler olmaktan çıkıyor.
Tarih boyunca 'öteki'leştirdiği Müslümanlarla birarada yaşama gibi bir deneyimi olmayan Batı toplumsal bilinci Londra, Paris gibi başkentlerin varoşlarını dolduran, sayıları gittikçe artan ötekileri 'görmezden gelerek', yok sayarak 'birlikte olmadan bir arada yaşama'yı deniyordu. Sonuçta onlar Cezayirli, Mısırlı Arap, Anadolu'dan gelmiş Türk işçiler veya Pakistan'dan Bengaldeş'ten taşınmış koyu derili Müslümanlardı. Dilleri, fizyonomileriyle bunları ötekileştirmekte fazla zorluk çekmediler.
Ancak 11 Eylül sonrası terör paranoyasına kapılan Batının şimdiye kadar kendi renginden bir çırpıda ötekileştiremediği Müslümanlarla doğrudan hesaplaşmaya girişmesi için psikolojik zemin hazırlanmış oldu. Geçen hafta NewYork Times, batılı Müslümanlardan gelecek tehlikeye karşı neredeyse uyarı niteliğinde bir yazı yayınladı. Verdiği bilgiler alt alta konunca Avrupa'nın yerli, beyaz Müslümanların kuşatması altında olduğu izlenimine kapılmamak mümkün değil.
Craig Smith'in kaleme aldığı hayli uzun haber-yoruma göre, göçmen nüfusun etkisiyle Müslümanlığı seçen Avrupalılar teröristlerce kullanılıyor. Bu heyecanlı protest gençler terör gruplarının eline düşerek eylemlere lojistik destek sağlıyor ya da bizzat eylemlere katılarak adeta Avrupa'nın altını oyuyorlar.
Ayrıntıların veriliş tarzı ise Murduch çizgisinde, gerçekliği yeniden kurgulayan bir medya diline dönüşüyor; tam bir yanılsama çıkıyor ortaya. Bir zamanlar sol muhalefetin yerini İslamcılar (teröristler), dünyadaki ezilenlerin yerini Müslümanlar alarak kapitalist sömürüye karşı verilen savaşın yerine de Hristiyan Batı yerleş/tiril/miş… 60'lı 70'li yılların popüler sol muhalefetin kitlesel ve bir o kadar da sempatik protesto eylemleri ile kendi çocukları arasında yaygınlaşan Müslümanlaşma tehlikesini/eğilimini karşılaştıran bir Batılının uykusunun kaçmaması imkansız.
Fransız istihbaratına göre tüm Avrupa'da bu terör eylemlerine bulaşanların sayısı henüz birkaç düzineyi geçmiyor olsa da, değil mi ki Müslümanlık hızla yayılıyor; o halde tehlike çanları çalıyor demektir. Le Figora'ya göre, geçen yıl İslamı seçenlerin sayısı 30 ila 50 bin arasında. Tüm Avrupa'daki beyaz Müslüman nüfusa oranla 15-20 gibi az sayıda genç muhtedinin eylemcilerle ilişkiye geçmiş olmasından çok, beyaz Avrupalının 'ötekiler'in safına geçmesi, İslamı seçmesi kurguyu bozmaktadır!
Bu 'beyaz İslam tehlikesi' söyleminin bilimsel temellerinin de geliştirilmesi gerekiyor. Etkin think-tank kuruluşlarından American Enterprise Institute'den R. Marc Gerecht 'Beyaz İslam tehlikesi'nin tarihsel köklerini kavramakta gecikmeyerek; "ironik biçimde bu gençler, bir zamanlar Batıyı tehdit eden Osmanlı ile suç ortaklığı yaptıkları"nı yazacak kadar entelektüel bilinç sergiliyor. Ne içinde bulundukları toplumun ne de geleneksel anlamda Müslüman kimliğine aidiyet bağı olmayan bu gençlerin temsil ettiği İslam'ı "new type of Nietzscheanism" (yeni Nietzschecilik) şeklindeki felsefi çözümleme girişimleri ikna etmeye çalıştığı sonuç açısından hiç de yeterli görünmüyor.
Tarihsel anlamda Osmanlıyı 'öteki'leştirerek bugünkü Avrupa kimliğini inşa eden Batılı zihniyet, aynı yaklaşımı artık bir parçası olan Müslüman oluşumuna karşı geliştirmesi hayli ilginçtir. Türkiye için, 'Müslüman kimliği laik ve demokratik model' olma iltifatının altında yatan aşağılamayı idrakten aciz zavallı Türk aydınının, seçkinlerinin ve de seçilmişlerinin Osmanlı ile, geçmişi ile, yani kendisi ile sağlıklı bir ilişki kurabilmesi mümkün mü?

 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...