Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 308 | Ağustos 2004

                   

 

 


  

ABD-İran İlişkilerinde Yeni Bir Sayfa Açılabilir mi?

Hüseyin KALAYCI / 28.07.2004 / ZAMAN

Tahran yönetiminin nükleer bir güç olma yolundaki arzusu ve kararlılığı, bunun önlenmesi için zamanın azaldığı korkusuyla Washington'ı harekete geçirmiş ve İran'la olası diplomatik ilişkiler kurulması konusundaki tartışmaları yeniden başlatmıştır.
İran'da rejim değişikliğini isteyen Beyaz Saray, geçtiğimiz yıllardaki siyasal çalkantıdan ve halkın memnuniyetsizliği varsayımından yola çıkarak rejimin içeriden yıkılabileceği beklentisine girmiştir. Fakat, İran'da rejimin çok yakın zamanda yıkılabileceğine dair herhangi bir işaret bulunmadığı gibi aksine mevcut hükümet, ipleri sıkıca elinde tutmaktadır. Öte yandan, ABD'nin işgalci ve kabadayı politikaları, İran ve Suriye gibi ülkelerin silahlanmasını meşrulaştırmakta, hatta bu ülkelerin birbirleriyle ittifak içinde olmalarına neden olmaktadır. Irak'ta kitle imha silahlarını bulamayan ve tüm dünyada "yalancı" konumuna düşen Beyaz Saray yönetiminin benzer bir suçlamayla İran'ı işgal etmesi ya da uluslararası arenada sıkıştırmaya çalışması, zamanlama olarak hayli sorunludur. Kasım seçimlerinden önce Bush'un bir çılgınlık yapıp İran'a saldırması beklenmemekte ise de İran'ın Amerikalılarca kontrol edilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle, ABD'nin İran ile ilişkilerini normalleştirmesi çıkar yol olarak görünmektedir. Bu önerinin Brzezinski'den gelmesi daha da dikkat çekicidir. ABD, İran ile ilişkilerini yeniden tanımlama, hatta yeni esaslar üzerine oturtmak durumunda kalabilir.
Dış İlişkiler Konseyi'nin (CFR), başkanlığını Brzezinski'nin yaptığı komisyona hazırlattığı İran raporu (Iran: Time for a New Approach) CFR Publications: Iran: Time for a New Approach ilginç ve kabul görmesi durumunda ABD İran ilişkilerinde yeni bir döneme girilmesine neden olabilecek öneriler içermektedir. İran ile temassızlığın Amerikan çıkarlarını olumsuz etkilediği ve yakın bir gelecekte İran'da yeni bir devrim olasılığının düşük olduğu tespitinden yola çıkan rapor, İran ile çıkar odaklı bir temas kurulmasını tavsiye etmektedir. Şimdiye dek İran'la temassızlık, Tahran'ı nükleer bir güç olma tutkusundan ve Washington'ın deyimiyle teröre olan desteğinden caydıramamıştır. Öncelikle, Washington'ın Tahran'la bölgesel istikrar konusunda doğrudan diyaloğa girmesi önerilmektedir. Brzezinski'ye göre Washington, ABD-Çin ilişkilerinin normalleşmesini sağlayan 72 Şanghay Bildirisi gibi İran'a bazı temel ilkeler sunabilir. Çin'in iç ve dış siyaseti onaylanmadığı halde nasıl ki ABD, Çin ile diyaloğa girebilmektedir, benzer şekilde İran ile de pragmatik bir ilişki kurulabileceği öne sürülmektedir.
Brzezinski: İran’la ilişkiler yeniden belirlenmeli
Raporda, ABD'nin, İran'ın nükleer silah geliştirmediğine dair taahhüdüne uymasını sağlamak için Avrupa ve Rusya ile işbirliği içinde hareket edilmesi savunulmaktadır. İran'ın sivil amaçlı nükleer programına yönelik itirazın geri çekilmesi teklifi ise çarpıcıdır. Bir başka ilginç öneri ise elinde tuttuğu El-Kaidelilerin statüsünü netleştirmesi için Tahran'a baskı yapılmasına karşılık, ABD'nin de Halkın Mücahitleri grubunun dağıtılması ve liderlerinin terörist eylemleri nedeniyle adalet önüne getirilmesini sağlayarak İran'a jest yapabileceğidir. Amerikalı sivil toplum örgütlerinin İran'da faaliyet göstermesine izin vermek ve İran'ın Dünya Ticaret Örgütü'yle üyelik müzakerelerine başlamak için yaptığı başvurusunu onaylamak da ABD'nin İran'a yapabileceği jestler arasında gösterilmektedir.
Yakın zamanda yapılacak olan Afganistan ve Irak genel seçimlerinden önce İran'ın bu ülkelerde Amerikan karşıtlarının iktidara gelebilmesi için propaganda faaliyetleri yürütme ihtimalinin yüksekliği ABD'yi tedirgin etmektedir. Fakat, ABD'nin, 140 bini Irak'ta, 20 bini Afganistan'da olmak üzere İran'ın komşusu iki ülkede yaklaşık 160 bin askeri bulunması da Tahran'ı fazlasıyla tedirgin etmektedir. Komisyonun raporunda da dikkat çekildiği gibi, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir İsrail askeri operasyonu ciddi bir tehlike yaratabilir. Nitekim raporda da İran'a yönelik bir İsrail askeri operasyonunun hem İran'daki değişim yanlıları açısından hem de İran'ın misilleme yapması beklenebileceğinden dolayı ABD'nin Irak ve Afganistan'daki konumu açısından son derece olumsuz sonuçlara yol açabileceği ileri sürülmektedir. ABD'nin güvenlik çıkarları açısından çok önemli olan İran'ın nükleer programı, terörizm politikası, Irak ve Afganistan'a yönelik çalışmalarına (ki bu ülkelerdeki istikrara zarar verebilir) ilişkin daha iyi kontrol için ABD'nin İran ile ilişkilerde yeni bir sayfa açmasının yararına dikkat çekilmektedir.
İran ve İsrail, bulundukları bölgede birbirlerini barışa en büyük tehdit olarak görmekte ve suçlamaktadırlar. Hatta Ariel Şaron, Saddam dönemindeki Irak'ın bile İsrail için İran kadar tehdit olmadığını sık sık dile getirmektedir. Bu arada, uzun bir süredir, neo-conların etkisiyle Amerikan dış siyaseti tamamen Ariel Şaron'un istediği yörüngeye girmiştir. Ali Hamaney'in Saddam ve Taliban'dan sonra ortaya çıkacak yeni Ortadoğu'nun ABD'nin dikte ettiği değil de İran'ın istediği biçimde şekillenmesi için ellerinden geleni yapacaklarını söylemesi, hem İsrail'i hem de ABD'yi endişelendirmektedir.
ABD'nin gerek Filistin sorununa İsrail yanlısı yaklaşımı, gerekse Irak'ı işgal etmesi ve akabinde patlak veren işkence skandalları, İran'ın Müslümanların lideri ülke konumuna hizmet etmektedir. İran, ABD hegemonyasına karşı çıkanların hızla buluşma adresi olabilir. ABD'ye özellikle İsrail'in şiddet politikalarına göz yumduğu için öfke duyanların, İran'ın Washington'la didişmesinden gizli ya da açıktan bir memnuniyet duydukları, ideolojisini paylaşmayanların bile sırf ABD'ye kafa tutabildiği için İran yönetimine sempati duyabildikleri görülmektedir. İran'ı nükleer bir güç olmaya iten nedenlerin başında ABD ve İsrail düşmanlığının geldiği ve son dönemde her iki ülkenin de saldırganlıklarını artırdığı düşünülürse İran'ın bu arzusundan caydırmak için zamanlamanın hiç de iyi olmadığı görülebilir. Ayrıca nükleer bir güç olma arzusunu yalnızca Tahran yönetimiyle sınırlı olduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir, halkın büyük bir bölümü de bu konuda yöneticilerle hemfikir durumdadır. Ortadoğu'da güvenlik ve istikrarın önünde en büyük engel teşkil eden bu iki ülkenin nükleer bir güç haline dönüşmesi Ortadoğu'da bir süre daha huzursuzluğun ve gerginliğin süreceği anlamına gelmektedir ki; bir Ortadoğu ülkesi olan Türkiye için kabul edilebilir bir durum değildir. İki ülke arasında bir savaş ihtimali belirdiğinde Türkiye'nin bu durumdan çok olumsuz etkileneceği ortadadır, o nedenle her iki ülkenin de bu nükleer sevdasından vazgeçmeleri için Türkiye de elindeki imkanları kullanarak baskı yapmalıdır.
Amerika’nın İsrail çelişkisi
Washington'ın, İran'ın nükleer programına itiraz edip gerekirse bunu engellemek için savaş açma tehdidinde bulunurken elinde önemli ölçüde kitle imha silahları olduğu ileri sürülen İsrail'e hiç ses çıkarmaması haklı olarak eleştirilere neden olmaktadır. İsrail'e hak görülen nükleer silahların İsrail'le çatışma içindeki ülkelere yasaklanması hayli çelişkili bir durumdur. Kendi güvenliğine en büyük tehdit olarak İran'ı gören Beyaz Saray yöneticileri, birçok ülkenin de (AB üyesi ülkeler de dahil olmak üzere) en büyük tehdit olarak İsrail'i gördükleri gerçeğine gözlerini kapamaktan vazgeçmeli ve İsrail'e endeksli dış siyasetiyle düşmanlarının sayısını artırdığını kabul etmelidir.

AVRASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...