|

ABD-İran İlişkilerinde Yeni Bir
Sayfa Açılabilir mi?
Hüseyin
KALAYCI / 28.07.2004 / ZAMAN
Tahran
yönetiminin nükleer bir güç olma yolundaki arzusu ve kararlılığı, bunun
önlenmesi için zamanın azaldığı korkusuyla Washington'ı harekete
geçirmiş ve İran'la olası diplomatik ilişkiler kurulması konusundaki
tartışmaları yeniden başlatmıştır.
İran'da rejim değişikliğini isteyen Beyaz Saray, geçtiğimiz yıllardaki
siyasal çalkantıdan ve halkın memnuniyetsizliği varsayımından yola
çıkarak rejimin içeriden yıkılabileceği beklentisine girmiştir. Fakat,
İran'da rejimin çok yakın zamanda yıkılabileceğine dair herhangi bir
işaret bulunmadığı gibi aksine mevcut hükümet, ipleri sıkıca elinde
tutmaktadır. Öte yandan, ABD'nin işgalci ve kabadayı politikaları, İran
ve Suriye gibi ülkelerin silahlanmasını meşrulaştırmakta, hatta bu
ülkelerin birbirleriyle ittifak içinde olmalarına neden olmaktadır.
Irak'ta kitle imha silahlarını bulamayan ve tüm dünyada "yalancı"
konumuna düşen Beyaz Saray yönetiminin benzer bir suçlamayla İran'ı
işgal etmesi ya da uluslararası arenada sıkıştırmaya çalışması,
zamanlama olarak hayli sorunludur. Kasım seçimlerinden önce Bush'un bir
çılgınlık yapıp İran'a saldırması beklenmemekte ise de İran'ın
Amerikalılarca kontrol edilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.
Bu nedenle, ABD'nin İran ile ilişkilerini normalleştirmesi çıkar yol
olarak görünmektedir. Bu önerinin Brzezinski'den gelmesi daha da dikkat
çekicidir. ABD, İran ile ilişkilerini yeniden tanımlama, hatta yeni
esaslar üzerine oturtmak durumunda kalabilir.
Dış İlişkiler Konseyi'nin (CFR), başkanlığını Brzezinski'nin yaptığı
komisyona hazırlattığı İran raporu (Iran: Time for a New Approach) CFR
Publications: Iran: Time for a New Approach ilginç ve kabul görmesi
durumunda ABD İran ilişkilerinde yeni bir döneme girilmesine neden
olabilecek öneriler içermektedir. İran ile temassızlığın Amerikan
çıkarlarını olumsuz etkilediği ve yakın bir gelecekte İran'da yeni bir
devrim olasılığının düşük olduğu tespitinden yola çıkan rapor, İran ile
çıkar odaklı bir temas kurulmasını tavsiye etmektedir. Şimdiye dek
İran'la temassızlık, Tahran'ı nükleer bir güç olma tutkusundan ve
Washington'ın deyimiyle teröre olan desteğinden caydıramamıştır.
Öncelikle, Washington'ın Tahran'la bölgesel istikrar konusunda doğrudan
diyaloğa girmesi önerilmektedir. Brzezinski'ye göre Washington, ABD-Çin
ilişkilerinin normalleşmesini sağlayan 72 Şanghay Bildirisi gibi İran'a
bazı temel ilkeler sunabilir. Çin'in iç ve dış siyaseti onaylanmadığı
halde nasıl ki ABD, Çin ile diyaloğa girebilmektedir, benzer şekilde
İran ile de pragmatik bir ilişki kurulabileceği öne sürülmektedir.
Brzezinski: İran’la ilişkiler yeniden belirlenmeli
Raporda, ABD'nin, İran'ın nükleer silah geliştirmediğine dair taahhüdüne
uymasını sağlamak için Avrupa ve Rusya ile işbirliği içinde hareket
edilmesi savunulmaktadır. İran'ın sivil amaçlı nükleer programına
yönelik itirazın geri çekilmesi teklifi ise çarpıcıdır. Bir başka ilginç
öneri ise elinde tuttuğu El-Kaidelilerin statüsünü netleştirmesi için
Tahran'a baskı yapılmasına karşılık, ABD'nin de Halkın Mücahitleri
grubunun dağıtılması ve liderlerinin terörist eylemleri nedeniyle adalet
önüne getirilmesini sağlayarak İran'a jest yapabileceğidir. Amerikalı
sivil toplum örgütlerinin İran'da faaliyet göstermesine izin vermek ve
İran'ın Dünya Ticaret Örgütü'yle üyelik müzakerelerine başlamak için
yaptığı başvurusunu onaylamak da ABD'nin İran'a yapabileceği jestler
arasında gösterilmektedir.
Yakın zamanda yapılacak olan Afganistan ve Irak genel seçimlerinden önce
İran'ın bu ülkelerde Amerikan karşıtlarının iktidara gelebilmesi için
propaganda faaliyetleri yürütme ihtimalinin yüksekliği ABD'yi tedirgin
etmektedir. Fakat, ABD'nin, 140 bini Irak'ta, 20 bini Afganistan'da
olmak üzere İran'ın komşusu iki ülkede yaklaşık 160 bin askeri bulunması
da Tahran'ı fazlasıyla tedirgin etmektedir. Komisyonun raporunda da
dikkat çekildiği gibi, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir
İsrail askeri operasyonu ciddi bir tehlike yaratabilir. Nitekim raporda
da İran'a yönelik bir İsrail askeri operasyonunun hem İran'daki değişim
yanlıları açısından hem de İran'ın misilleme yapması beklenebileceğinden
dolayı ABD'nin Irak ve Afganistan'daki konumu açısından son derece
olumsuz sonuçlara yol açabileceği ileri sürülmektedir. ABD'nin güvenlik
çıkarları açısından çok önemli olan İran'ın nükleer programı, terörizm
politikası, Irak ve Afganistan'a yönelik çalışmalarına (ki bu
ülkelerdeki istikrara zarar verebilir) ilişkin daha iyi kontrol için
ABD'nin İran ile ilişkilerde yeni bir sayfa açmasının yararına dikkat
çekilmektedir.
İran ve İsrail, bulundukları bölgede birbirlerini barışa en büyük tehdit
olarak görmekte ve suçlamaktadırlar. Hatta Ariel Şaron, Saddam
dönemindeki Irak'ın bile İsrail için İran kadar tehdit olmadığını sık
sık dile getirmektedir. Bu arada, uzun bir süredir, neo-conların
etkisiyle Amerikan dış siyaseti tamamen Ariel Şaron'un istediği
yörüngeye girmiştir. Ali Hamaney'in Saddam ve Taliban'dan sonra ortaya
çıkacak yeni Ortadoğu'nun ABD'nin dikte ettiği değil de İran'ın istediği
biçimde şekillenmesi için ellerinden geleni yapacaklarını söylemesi, hem
İsrail'i hem de ABD'yi endişelendirmektedir.
ABD'nin gerek Filistin sorununa İsrail yanlısı yaklaşımı, gerekse Irak'ı
işgal etmesi ve akabinde patlak veren işkence skandalları, İran'ın
Müslümanların lideri ülke konumuna hizmet etmektedir. İran, ABD
hegemonyasına karşı çıkanların hızla buluşma adresi olabilir. ABD'ye
özellikle İsrail'in şiddet politikalarına göz yumduğu için öfke
duyanların, İran'ın Washington'la didişmesinden gizli ya da açıktan bir
memnuniyet duydukları, ideolojisini paylaşmayanların bile sırf ABD'ye
kafa tutabildiği için İran yönetimine sempati duyabildikleri
görülmektedir. İran'ı nükleer bir güç olmaya iten nedenlerin başında ABD
ve İsrail düşmanlığının geldiği ve son dönemde her iki ülkenin de
saldırganlıklarını artırdığı düşünülürse İran'ın bu arzusundan caydırmak
için zamanlamanın hiç de iyi olmadığı görülebilir. Ayrıca nükleer bir
güç olma arzusunu yalnızca Tahran yönetimiyle sınırlı olduğunu düşünmek
yanıltıcı olabilir, halkın büyük bir bölümü de bu konuda yöneticilerle
hemfikir durumdadır. Ortadoğu'da güvenlik ve istikrarın önünde en büyük
engel teşkil eden bu iki ülkenin nükleer bir güç haline dönüşmesi
Ortadoğu'da bir süre daha huzursuzluğun ve gerginliğin süreceği anlamına
gelmektedir ki; bir Ortadoğu ülkesi olan Türkiye için kabul edilebilir
bir durum değildir. İki ülke arasında bir savaş ihtimali belirdiğinde
Türkiye'nin bu durumdan çok olumsuz etkileneceği ortadadır, o nedenle
her iki ülkenin de bu nükleer sevdasından vazgeçmeleri için Türkiye de
elindeki imkanları kullanarak baskı yapmalıdır.
Amerika’nın İsrail çelişkisi
Washington'ın, İran'ın nükleer programına itiraz edip gerekirse bunu
engellemek için savaş açma tehdidinde bulunurken elinde önemli ölçüde
kitle imha silahları olduğu ileri sürülen İsrail'e hiç ses çıkarmaması
haklı olarak eleştirilere neden olmaktadır. İsrail'e hak görülen nükleer
silahların İsrail'le çatışma içindeki ülkelere yasaklanması hayli
çelişkili bir durumdur. Kendi güvenliğine en büyük tehdit olarak İran'ı
gören Beyaz Saray yöneticileri, birçok ülkenin de (AB üyesi ülkeler de
dahil olmak üzere) en büyük tehdit olarak İsrail'i gördükleri gerçeğine
gözlerini kapamaktan vazgeçmeli ve İsrail'e endeksli dış siyasetiyle
düşmanlarının sayısını artırdığını kabul etmelidir.
AVRASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
|
 |
|