|

Din ve İktidar...
Ahmet ALTAN
/ 26.07.2004 / GAZETEM.NET
Müslüman bir
ülkeyiz, Müslümanın birçok çeşidini, liberalini, demokratını,
tarikatçısını, şeriatçısını, siyasetçisini, teroristini tanıdık.
Sanırım bütün bunların arasında "şehirli Müslüman" tipine pek sık
rastlayamadık.
Belki bizim ülkede herhangi bir şeyin "şehirlisine" rastlamak kolay
olmadığından, belki de dinle köylülük arasında ülkemizde tahminimizden
daha kuvvetli bir bağ olmasından.
Nedenini bilemiyorum ama dindarların özellikle "dinci" parçasıyla
köylülük arasında güçlü bir ilişki olduğunu sanıyorum.
Hatta bu yüzden siyasette de sosyolojide de birçok kavramın karıştığını
düşünüyorum.
Bizim dinden kaynaklandığını sandığımız birçok davranış biçimi belki de
köylülükten kaynaklanıyor.
Biz, köylülüğü dindarlık diye yorumluyoruz.
Dindar hatta "dinci" bir iktidarın döneminde yaşanan şu son tren
kazasına bakın.
Bu kazaya sebebiyet veren, bilimadamlarını dinlemeyen, bilime inanmayan,
herşeyi kurnazca çözümlerle idare edebileceğine inanan zihniyet dinden
mi yoksa köylülükten mi alıyor kökünü?
Ya kazadan sonraki tepkiler?
Kazayı "Allaha bağlama" pişkinliğini dindarlıkla mı açıklayacağız?
İstifayı aklına getirmemek, sorumluluğu üstlenmemek dinden mi neşet
ediyor?
Başbakanın, bakanın istifa edip etmeyeceğini soran gazeteciye "haddini
bil" diye babalanması bir din öğretisine mi dayanıyor?
Trenlerle uçakları bu işten hiç anlamayan "partidaşlara" bırakmak,
uçakların bakımını bile becerememek, bakımsız uçakları sefere koymak...
Bütün bunlar dindarlık mı gerçekten?
Yoksa bilime inanmayan hatta bilimi küçümseyen köylülük mü?
Bir dindar, Tanrının yarattığı muhteşem dengenin formüllerini keşfeden
bilimi küçümser mi yoksa bunu inandığı tanrının kudreti olarak görüp
bunu kavramak mı ister?
Bir dindar bilime düşman olabilir mi?
Bugünkü iktidarın bilimi neredeyse inkar eden, teknik beceri gerektiren
alanlara kendi kadrolarını dolduran yaklaşımının nedenini dinde mi
köylülükte mi aramalıyız?
Ben dindar değilim ama dinin insanlara ahlakı, tevazuu, hakşinaslığı,
hoşgörüyü öğrettiğine inanırım.
Siz şu son kazada bunlardan hangisini gördünüz?
Dünyadaki bütün ülkelerde köylüler var, köylerinde yaşıyor, tarımla
uğraşıyor ama bilimin bütün olanaklarından yararlanıp, çağdaş yaşamın
armağanlarından paylarını alıyorlar.
Köylüler o ülkelerde de var ama köylülük artık yok.
Çünkü köylülük, sanayi öncesi bir dünyanın inançlarını, bencilliğini,
bilim karşısındaki ürkekliğini, çağdaşlık karşısındaki kuşkuculuğunu,
kavim şovenizmini, şehirliliğe duyulan öfkeyi bünyesinde barındıran bir
zihniyetin adı.
Bir insanın köylülük kapanına yakalanıp yakalanmadığını yaşadığı
coğrafya değil sahip olduğu zihniyet gösteriyor.
Köyde yaşayan şehirliler olduğu gibi şehirde yaşayan köylüler de var.
Şimdi şu iktidara bir bakın.
Dindarlık mı karşınızda gördüğünüz yoksa köylülük mü?
Avrupa Birliği yolunda çağdaş bir çizgi izleyen iktidar ülkenin
içişlerinin yönetiminde tam bir köylülük mantığıyla hareket ediyor.
O zihniyetin bütün hastalıklarıyla mustaripler.
Yavaş bir hayata, basit aletlere alışkın olan köylülük karmaşık aletlere
ve hıza aşina değildir.
Onun için bu anlayış "hızlı hareket eden" şeyleri yönetemez.
Bu iktidar, birçok insanın kendisine "dindarlığından " dolayı tepki
gösterdiğini sanıyor, yazıları pek okumadıklarını, okuduklarını da pek
ciddiye almadıklarını biliyorum ama ben gene de kendilerini elimden
geldiğince uyarayım:
Bu kaza nedeniyle gördükleri tepkinin nedeni "dindarlıkları" değil,
köylülükleri.
Uygar bir şekilde sorumluların istifasını sağlayan, teknik beceri
gerektiren alanları uzmanlara bırakan, özür dilemeyi bilen, aşiret reisi
gibi davranmaktan vazgeçen bir tavır sergilemedikçe, ben bu iktidarın
yönetimindeki hiçbir alete binmem kolay kolay.
Size de binmenizi tavsiye etmem.
İstifa etmesini bilmeyen bir zihniyet uçak uçurmayı da, tren yürütmeyi
de beceremez çünkü.
|
 |
|