|

Direnen Şehir Mostar
Akif EMRE*
Osmanlı
medeniyetinin merkezî coğrafyası Balkanlardı. Bu anlamda Balkanlar,
tarihte nadir olarak Osmanlılar döneminde dünya siyasetinde merkezî bir
konuma ulaştı. Balkanlarda bugün Osmanlı mirasının varolup olmadığı
tartışmasına Maria Todorova'nın verdiği cevap anlamlıdır: Bizzat
'Balkanlar'ın kendisi Osmanlı mirasıdır.
Osmanlılar, Balkanlara geldiğinde altyapıdan yoksun, ulaşımdan
şehirleşmeye kadar tüm alanlarda çökmüş bir cografya buldular. Osmanlı
karşıtı söylemiyle tanınan tarihçiler bile Osmanlı'nın Balkan nüfusunun
ekonomik ve sosyal kalkınmasındaki rolünü teyit etmekten kendilerini
alamazlar. Derebeylik sisteminin yoksullaştırdığı Hristiyan ve
çoğunlukla köylü nüfusun durumlarının iyileştiği tarihî bir gerçek.
"Yol uygarlığı"
Osmanlı bir şehir medeniyeti olarak kendini Balkanlarda gösterdi.
Balkanlardaki önemli şehir merkezlerinin hemen hemen tümü Osmanlı
eseridir. Osmanlıların Balkanlarda varlığını pekiştiren temel
faktörlerin başında ticaretin ve ekonominin canlanmasını sağlayan,
imparatorluğu Avrupa içlerine bağlayan güzergah üzerinde canlı şehir
hayatını formüle edebilmiş olmasıdır.
Ve bu şehirleri birbirine bağlayan ekonomik ve kültürel canlılığı,
etkileşimi mümkün kılan ulaşım ağını gerçekleştirdiler. "İslam bir yol
uygarlığıdır" tesbitini yapan ünlü medeniyet tarihçisi Fernand Braudel'i
haklı çıkaran Osmanlılılar, yollar, köprüler inşa ettiler. Bunu Osmanlı
için söyleyecek olursak; Osmanlı bir köprü uygarlığıdır. Kurdukları
şehirlerde yeni bir medeniyeti yeşertirken geniş imparatorluğun geniş
coğrafyasına yayılmış merkezleri birbirine bağlayan köprüler kurdular.
İvo Andriç'in romanına konu olan Drina Köprüsü hâlâ dimdik ayakta
duruyor. Mehmet Genç hocanın tesbitiyle, ikinci dünya savaşında modern
köprüler Alman tanklarına dayanamazken Mimar Sinan eseri estetik ve
tekniğin harmonisi 500 yıllık bu köprü Osmanlı mirasının yaşayan tanığı
olmayı sürdürdü.
23 Temmuzda açılışı yapılacak olan Mostar Köprüsü işte böylesi bir
harmoninin somut ifadesi olsa gerek.
Bu estetik abidesi olan köprü, yol uygarlığının şehir uygarlığı ile
yaptığı sentezin geçit noktasında duruyor/du... Çünkü, Neretva Nehrinin
iki yakasını buluşturan bu köprünün yapılmasından sonradır ki, Mostar
şehri ortaya çıktı; 'Pax-Ottoman'ı Avrupa içlerine kadar yaydı...
Bosna savaşında Hırvat barbarlığının yıktığı Mostar Köprüsü'nün orijinal
taşları kullanılarak aynı teknikle yeniden inşa edilmesi nostaljik bir
göndermeden daha önemli anlamlar içeriyor. Mostar'ı 'direnen şehir'
yapan yanı da bu 'nostaljiyi aşan boyut'udur.
Tarihe karşı modern yıkım
Balkanlardaki Osmanlı şehirleri başta olmak üzere kolonyalizm sonrası
İslam şehirlerinin tümü önemli değişimler geçirdi. Buna değişimden çok
tahrip edilerek bir medeniyetin ördüğü dokunun çözülmesi demek daha
doğru olur. İslam şehirleri modernleşme sürecinde iki tür değişime
ugradı. Birincisi, Balkanlarda, Sovyet uygulamasında olduğu gibi
Müslüman egemenliğinin kaybedilmesiyle radikal biçimde kimlik değişimine
zorlanması. İkincisi, kolonyalizm sonrası ortaya çıkan ulus-devlet
sürecinde pozitivist-ilerlemeci yaklaşımla şehirleri geleneksel dokusunu
tahrip ederek modernleştirme çabaları. Balkanlarda olduğu gibi
Müslümanların elinden çıkan İslam şehirlerinde demografik yapısından
mimari dokusuna kadar yapılan radikal değişiklikler buraların 'İslam
şehri' olma özelliği 'geri gelmeyecek' şekilde tahrip edilmesine yol
açtı. Bunun en uç örneklerini Bulgaristan'da, Yunanistan'da,
Arnavutluk'ta görmek mümkün. Örneğin Yunanistan'da 1925 yılında
çıkarılan bir kanunla, Selanik gibi şehrin silüetini oluşturan
minarelerin yıkılması uygulamaya kondu.
İkinci türde ise, batıcı seçkinler eliyle modernleş/tir/me projeleri,
şehirlerin dokusunu büyük ölçüde tahrip ederek, seküler bir şehircilik
anlayışı ile geleneksel şehir yapısı yeniden dizayn edildi. Bunun sonucu
olarak tarihi şehirlerin yerine kimliksiz kaotik metropoller ortaya
çıktı. Tarihin gördüğü en büyük tarihi yıkımlarından birinin İstanbul'da
gerçekleşmiş olması seküler seçkinlerin bu modernleşme anlayışlarının
bir uzantısıdır.
Osmanlı şehrinin dönüşü
Bosna'daki Osmanlı şehirlerinin kısmen korunmuş olması eski Yugoslav
uygulamasının bir özelliği olduğu kadar 'yerli Müslüman nüfus'un bu
bölgedeki varlığını korumuş olmasıyla yakından alakalıdır. Belli ölçüde
tarihi dokunun yaşatıldığı Bosna şehirleri 'nostaljik tat'lar sunuyor
olsa da Sosyalist yönetim, "şehirlerin ruhu"nu boşaltmaktan geri
durmadı. Yıkılmaktan kurtulan camiler kapalı, açık olanlara giden
'yollar kapalı' tutuldu. Şehir, seküler toplum projesine göre yeniden
kurgulandı, binaları ayakta duran eski kurumlar, ilişki ağı utanılası
geçmişin mahzenine gönderildi.
Her iki uygulamanın ortak özelliği ise, yıkılan, tahrip edilen bu tarihi
dokunun artık geri gelmeyecek şekilde yıkılmış olmasıdır. Gerek savaş ve
işgal gerekse gönüllü modernleşme projeleri adına kimliği, dokusu
değiştirilen İslam şehirleri geri döndürülemeyecek şekilde ortadan
kaldırıldı. Bunun hemen hiç istisnası olmadı.
Mostar, bu genel şablonun belli ölçüde dışına çıkmaktadır. Bosna
savaşında hem Sırplara hem Hırvatlara karşı verdiği destansı direnişle
hatırladığımız Mostar, aslında 'tarih yıkımı'na karşı da en güzel
direnişi sergiliyor.
Savaş sırasında aralıksız bombalanan Mostar'ın tarihi dokusu tümüyle
tahrip olmuş, kullanılamaz hale gelmişti. Şehrin her tarafı gibi, genel
görünümüne damgasını vuran Osmanlı eserleri camiler, çarşı ve Netreva
Nehri üzerindeki köprüyle birlikte tahrip edilirken yaşayanlardan çok
onların temsil ettiği mirasın izinin silinmesi hedeflenmiş gibiydi.
Mostar'da, modernleşme sürecinde tahrip edilen İslam şehirlerinin
kaderini tersine çeviren bir gelişme yaşandı. İlk defa, bir daha geri
getirilemez biçimde savaşta yerle bir edilen bir tarihi şehir yeniden
kimliğine kavuşturuldu. Başta İKO olmak üzere uluslararası camianın da
sahip çıkması, Boşnak yönetimin de bilinçli yaklaşımıyla Mostar
köprüsüyle sınırlı olmayan bir proje geliştirildi. Mostar'ın sembolü
köprü ile birlikte şehrin tarihi dokusunu kurtaracak girişim adım adım
uygulamaya konularak kaybedilen Osmanlı şehri yeniden hayata
kazandırıldı. Aralarında Mimar Sinan'ın eseri Karagözbeova Camii olmak
üzere nehir boyu şehrin sliüetini oluşturan kubbeler, minareler yeniden
yükseldi.
Mostarlıların barbarlara karşı direnmesi gibi, modern dönemde bir
savaşla yıkılan bir İslam şehrinin, Mostar'ın, yeniden eski görünümüne
kazandırılmış olması bir ilktir ve bu da her anlamda bir direnişle
mümkün olmuştur.
Ve başka şehirler için de bir umuttur. Şehirlerin ruhu şehirleri terk
etmez.
• YENİ ŞAFAK
20/07/2004
|