Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 308| Ağustos  2004

                   

 

 


  

Direnen Şehir Mostar

Akif EMRE*

Osmanlı medeniyetinin merkezî coğrafyası Balkanlardı. Bu anlamda Balkanlar, tarihte nadir olarak Osmanlılar döneminde dünya siyasetinde merkezî bir konuma ulaştı. Balkanlarda bugün Osmanlı mirasının varolup olmadığı tartışmasına Maria Todorova'nın verdiği cevap anlamlıdır: Bizzat 'Balkanlar'ın kendisi Osmanlı mirasıdır.
Osmanlılar, Balkanlara geldiğinde altyapıdan yoksun, ulaşımdan şehirleşmeye kadar tüm alanlarda çökmüş bir cografya buldular. Osmanlı karşıtı söylemiyle tanınan tarihçiler bile Osmanlı'nın Balkan nüfusunun ekonomik ve sosyal kalkınmasındaki rolünü teyit etmekten kendilerini alamazlar. Derebeylik sisteminin yoksullaştırdığı Hristiyan ve çoğunlukla köylü nüfusun durumlarının iyileştiği tarihî bir gerçek.
"Yol uygarlığı"
Osmanlı bir şehir medeniyeti olarak kendini Balkanlarda gösterdi. Balkanlardaki önemli şehir merkezlerinin hemen hemen tümü Osmanlı eseridir. Osmanlıların Balkanlarda varlığını pekiştiren temel faktörlerin başında ticaretin ve ekonominin canlanmasını sağlayan, imparatorluğu Avrupa içlerine bağlayan güzergah üzerinde canlı şehir hayatını formüle edebilmiş olmasıdır.
Ve bu şehirleri birbirine bağlayan ekonomik ve kültürel canlılığı, etkileşimi mümkün kılan ulaşım ağını gerçekleştirdiler. "İslam bir yol uygarlığıdır" tesbitini yapan ünlü medeniyet tarihçisi Fernand Braudel'i haklı çıkaran Osmanlılılar, yollar, köprüler inşa ettiler. Bunu Osmanlı için söyleyecek olursak; Osmanlı bir köprü uygarlığıdır. Kurdukları şehirlerde yeni bir medeniyeti yeşertirken geniş imparatorluğun geniş coğrafyasına yayılmış merkezleri birbirine bağlayan köprüler kurdular. İvo Andriç'in romanına konu olan Drina Köprüsü hâlâ dimdik ayakta duruyor. Mehmet Genç hocanın tesbitiyle, ikinci dünya savaşında modern köprüler Alman tanklarına dayanamazken Mimar Sinan eseri estetik ve tekniğin harmonisi 500 yıllık bu köprü Osmanlı mirasının yaşayan tanığı olmayı sürdürdü.
23 Temmuzda açılışı yapılacak olan Mostar Köprüsü işte böylesi bir harmoninin somut ifadesi olsa gerek.
Bu estetik abidesi olan köprü, yol uygarlığının şehir uygarlığı ile yaptığı sentezin geçit noktasında duruyor/du... Çünkü, Neretva Nehrinin iki yakasını buluşturan bu köprünün yapılmasından sonradır ki, Mostar şehri ortaya çıktı; 'Pax-Ottoman'ı Avrupa içlerine kadar yaydı...
Bosna savaşında Hırvat barbarlığının yıktığı Mostar Köprüsü'nün orijinal taşları kullanılarak aynı teknikle yeniden inşa edilmesi nostaljik bir göndermeden daha önemli anlamlar içeriyor. Mostar'ı 'direnen şehir' yapan yanı da bu 'nostaljiyi aşan boyut'udur.
Tarihe karşı modern yıkım
Balkanlardaki Osmanlı şehirleri başta olmak üzere kolonyalizm sonrası İslam şehirlerinin tümü önemli değişimler geçirdi. Buna değişimden çok tahrip edilerek bir medeniyetin ördüğü dokunun çözülmesi demek daha doğru olur. İslam şehirleri modernleşme sürecinde iki tür değişime ugradı. Birincisi, Balkanlarda, Sovyet uygulamasında olduğu gibi Müslüman egemenliğinin kaybedilmesiyle radikal biçimde kimlik değişimine zorlanması. İkincisi, kolonyalizm sonrası ortaya çıkan ulus-devlet sürecinde pozitivist-ilerlemeci yaklaşımla şehirleri geleneksel dokusunu tahrip ederek modernleştirme çabaları. Balkanlarda olduğu gibi Müslümanların elinden çıkan İslam şehirlerinde demografik yapısından mimari dokusuna kadar yapılan radikal değişiklikler buraların 'İslam şehri' olma özelliği 'geri gelmeyecek' şekilde tahrip edilmesine yol açtı. Bunun en uç örneklerini Bulgaristan'da, Yunanistan'da, Arnavutluk'ta görmek mümkün. Örneğin Yunanistan'da 1925 yılında çıkarılan bir kanunla, Selanik gibi şehrin silüetini oluşturan minarelerin yıkılması uygulamaya kondu.
İkinci türde ise, batıcı seçkinler eliyle modernleş/tir/me projeleri, şehirlerin dokusunu büyük ölçüde tahrip ederek, seküler bir şehircilik anlayışı ile geleneksel şehir yapısı yeniden dizayn edildi. Bunun sonucu olarak tarihi şehirlerin yerine kimliksiz kaotik metropoller ortaya çıktı. Tarihin gördüğü en büyük tarihi yıkımlarından birinin İstanbul'da gerçekleşmiş olması seküler seçkinlerin bu modernleşme anlayışlarının bir uzantısıdır.
Osmanlı şehrinin dönüşü
Bosna'daki Osmanlı şehirlerinin kısmen korunmuş olması eski Yugoslav uygulamasının bir özelliği olduğu kadar 'yerli Müslüman nüfus'un bu bölgedeki varlığını korumuş olmasıyla yakından alakalıdır. Belli ölçüde tarihi dokunun yaşatıldığı Bosna şehirleri 'nostaljik tat'lar sunuyor olsa da Sosyalist yönetim, "şehirlerin ruhu"nu boşaltmaktan geri durmadı. Yıkılmaktan kurtulan camiler kapalı, açık olanlara giden 'yollar kapalı' tutuldu. Şehir, seküler toplum projesine göre yeniden kurgulandı, binaları ayakta duran eski kurumlar, ilişki ağı utanılası geçmişin mahzenine gönderildi.
Her iki uygulamanın ortak özelliği ise, yıkılan, tahrip edilen bu tarihi dokunun artık geri gelmeyecek şekilde yıkılmış olmasıdır. Gerek savaş ve işgal gerekse gönüllü modernleşme projeleri adına kimliği, dokusu değiştirilen İslam şehirleri geri döndürülemeyecek şekilde ortadan kaldırıldı. Bunun hemen hiç istisnası olmadı.
Mostar, bu genel şablonun belli ölçüde dışına çıkmaktadır. Bosna savaşında hem Sırplara hem Hırvatlara karşı verdiği destansı direnişle hatırladığımız Mostar, aslında 'tarih yıkımı'na karşı da en güzel direnişi sergiliyor.
Savaş sırasında aralıksız bombalanan Mostar'ın tarihi dokusu tümüyle tahrip olmuş, kullanılamaz hale gelmişti. Şehrin her tarafı gibi, genel görünümüne damgasını vuran Osmanlı eserleri camiler, çarşı ve Netreva Nehri üzerindeki köprüyle birlikte tahrip edilirken yaşayanlardan çok onların temsil ettiği mirasın izinin silinmesi hedeflenmiş gibiydi.
Mostar'da, modernleşme sürecinde tahrip edilen İslam şehirlerinin kaderini tersine çeviren bir gelişme yaşandı. İlk defa, bir daha geri getirilemez biçimde savaşta yerle bir edilen bir tarihi şehir yeniden kimliğine kavuşturuldu. Başta İKO olmak üzere uluslararası camianın da sahip çıkması, Boşnak yönetimin de bilinçli yaklaşımıyla Mostar köprüsüyle sınırlı olmayan bir proje geliştirildi. Mostar'ın sembolü köprü ile birlikte şehrin tarihi dokusunu kurtaracak girişim adım adım uygulamaya konularak kaybedilen Osmanlı şehri yeniden hayata kazandırıldı. Aralarında Mimar Sinan'ın eseri Karagözbeova Camii olmak üzere nehir boyu şehrin sliüetini oluşturan kubbeler, minareler yeniden yükseldi.
Mostarlıların barbarlara karşı direnmesi gibi, modern dönemde bir savaşla yıkılan bir İslam şehrinin, Mostar'ın, yeniden eski görünümüne kazandırılmış olması bir ilktir ve bu da her anlamda bir direnişle mümkün olmuştur.
Ve başka şehirler için de bir umuttur. Şehirlerin ruhu şehirleri terk etmez.

• YENİ ŞAFAK 20/07/2004
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...