Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 312 | Aralık  2004

                   

 

 


  

ABD’deki ‘Yahudi Oyu’ Miti

Knut Mellenthin
Çeviren : Kamil CENGİZ
Junge Welt, 16.09.2004

İsrail taraftarı lobinin reaksiyoner yönelişi ve Yahudi Amerikan vatandaşlarının çoğunluğu ile olan çelişkisi
İsrail ve American-Israel Public Affairs Committee (AIPAC)'a gizli bilgi aktardığı iddia edilen bir Pentagon üyesine yönelik yapılan bir FBI soruşturması kendini resmi olarak "İsrail-yanlısı lobi" olarak tanımlayan bu organizasyon hakkındaki tartışmaları canlandırdı.
1951'de kurulan ve 70'li yıllara kadar sadece bir avuç işçisi olan AIPAC’ın, bugün kendi verilerine göre, 85.000 üyesi bulunuyor, senelik 33,4 Milyon Dolar bütçesi 165 çalışanı var. Washington'daki Kongre binasına yakın merkez binasının yanısıra AIPAC’ın ABD'nin on Federal devletinde ve İsrail'de büroları bulunmaktadır.
Bir kıyas yapıldığında, AIPAC'in faaliyetlerinin son yıllarda güçlü bir artış gösterdiğini ortaya koyuyor. 1987'de senelik bütçe 6 Milyon Dolar olarak bildirilmişti, o günden beri yedi senede beş kattan fazla arttı. AIPAC'in o dönemde 55.000 üyesi vardı. 1980'de 9.000 üye ve 1,4 Milyon Dolar bütçe ve az işçi ile yetinmekteydi.
Zenginlerin çevresinde nüfuz
AIPAC bugün kendini 70 organizasyondan fazla olan bir ağa dayayabiliyor ki, bunların çoğu 50 kişilik yönetim kurulunda temsil ediliyor. Böylelikle katılım sağlayan organizasyonların AIPAC'ın kendisi hariç, lobi fırkası olarak gerekli olan kaydı yapma zorunluluğundan kurtulmuş oluyorlar. Aynı zamanda - iki büyük partinin, sendikaların ve işveren kurumlarının temsil edildiği - AIPAC-yönetimindeki çoğulcu yapı ile İsrail-yanlısı lobinin siyasetinin geniş bir uzlaşma zeminine dayanması garanti altına alınıyor.
AIPAC-yönetim kurulu üyelerinin çoğu varlıklı insanlar ve ABD'nin‚ ‘gözde toplumu’na mensuplar. Bu önemli çünkü kendileri bağış dağıtıcısı ve ‘Fundraiser’ olarak kendini İsrail-yanlısı siyasetçi olarak kanıtlamış kişiler için her düzeyde kamuoyunun önüne çıkmaları bekleniyor.
Fundraising denilen seçim kampanyaları bağışlarını toplama ve teşvik faaliyeti, ABD'de bağış vermenin kendisinden de önemli. Bundan kasdedilen kapı kapı dolaşıp para toplamak değil, fakat mesela bunun için tertip edilen özel partilerde büyük meblağlar için reklam yapmak.
İyi bir Fundraiser sadece mali açıdan değerli bir kaynak olarak gözükmüyor, fakat aynı zamanda kendini çok güçlü toplumsal ilişkileri bulunan ve bunları seferber edebilen bir güç olarak kanıtlıyor.
İyi bir Fundraising dışarıya yönelik AIPAC'in zenginler ve güçlülerin çevresindeki nüfuzunu göze çarpacak derecede gösteriyor.
Son dört senede her yönetim kurulu üyesi kişisel olarak seçim kampanyalarında ortalama 72.000 Dolar bağışta bulundu. Bu meblağlar hemen hemen iki büyük partinin güvenilir adaylarına eşit olarak dağıtıldı. Yönetim kurulu üyelerinin beşte birinin ise iki Başkan adayından birisi için ‘Top-Fundraiser’ olarak çalıştıkları biliniyor.
Bu durumda bile Amerikan hukuku çiğneniyor: AIPAC'in kendisi rüşveti önlemek için lobi-organizasyonu olarak politikacılara bağışta bulunamaz. Ancak bunu her bir yönetim kurulu üyesi kişisel olarak yapabilir. AIPAC için geçerli olan bağış yasağını aşabilmenin bir diğer yolu ise hakikatte sadece AIPAC'in kamufle edilmiş şubeleri olan fakat bağış dağıtıcısı ve Fundraiser olarak çalışabilen Siyasi Aksiyon Komiteleri (PAC)’nin kurulmasıdır. ABD’de düzinelerce bölgesel İsrail-yanlısı PAC bulunmaktadır.
AIPAC ABD'de en büyük ikinci lobi olarak kabul ediliyor. 33 Milyon üyesi bulunan emekliler kuruluşu olan American Association of Retired Person (AARP) birinci sırada yer alıyor. Yabancı devletler için çalışan lobilerin arasında AIPAC'in nüfuzu mutlak anlamda örneksiz. Kendi verilerine göre AIPAC aktivistleri, Kongre üyeleriyle senede 2.000'den fazla kişisel görüşme (sayıları çok daha fazla olan telefon görüşmelerindan ayrı olarak yüzyüze görüşmeler) gerçekleştiriyorlar. 100 senatör ve Meclis binasının 440 üyesi ile birlikte- her iki kurul birlikte Kongre'yi teşkil ediyor- her Amerikan Meclis üyesi İsrail-yanlısı lobinin temsilcileriyle senede ortalama üç ila dört kere buluşmaktadır.
Kongre yenileri için İsrail-gezisi
Bütün Kongre üyeleri, yenileri işbirliğine hemen bir hediyeyle başlayabilmek için AIPAC tarafından haftalık bir İsrail-gezisine davet ediliyorlar. Genel olarak yenilere ve senato ve meclis adaylarına bile AIPAC'in özel bir ilgisi ve ihtimamı sözkonusu: İmkanlara göre her talip daha parti içi eleme sürecinde 'nabzını yoklamak' ve İsrail'e olan bakışı konusunda bir görüş sahibi olabilmek için bir konuşmaya davet ediliyor. Bununla sadece zaten mevcut olan izlenimlerin eksiklikleri giderilmeye çalışılıyor; zira AIPAC bütün politikacılar hakkında zaten dosya tutuyor.
İsrail-yanlısı lobinin önemli bir yönlendirme ve gözdağı araçlarından bir tanesi de voting records adıyla meşhur, bütün İsrail ya da genel olarak Ortadoğu’yla ilgili oylamalardaki her bir Kongre üyesinin tutumunun çok dikkat ve itina ile listelenmesi ve analizidir.
% 95'in üstündeki İsrail-yanlısı kayıtlar, normal olarak kabul ediliyor. % 90'dan aşağısı ise, ilgili milletvekili ya da senatörün İsrail'e karşı düşmanca bir tutumunun olduğuna dair bir ipucu olarak değerlendiriliyor. Bu yüzden bir yerlere gelmek isteyen bir politikacı Kongre kariyerinin başında kendi bilançosunu gereksiz yere kirletip kirletmemeyi çok iyi düşünmek zorunda kalıyor. Zira İsrail'e karşı eleştirel bir oylama davranışı sergilemek genelde zaten yeni oy kazandırmıyor, fakat uzun yıllar sonra bile büyük problemler doğurabiliyor.
Bazı durumlarda AIPAC, İsrail’i eleştirenleri herkese ibret olsun diye ve gözdağı vermek için ertesi seçim mücadelesinde yoğun ve başarılı bir şekilde karşıt adayları finanse etmek ve desteklemek suretiyle cezalandırmıştı. Eskiden AIPAC voting records'ları her ilgi duyana dilekçe karşılığında gösteriyordu, bugün herkes bunları internette okuyabilir.
Kendi verilerine göre AIPAC her sene Kongre'de yüzden fazla İsrail-yanlısı kanun inisiyatiflerinin başarıyla sonuçlanmasına katkıda bulunuyor. Gerçi bu tür kararların çoğu mesela İsrail'e senelik finans ve askeri yardımın onaylanması gibi gerçek bir pratik tedbiri içermiyor, aksine çoğu tam bir propaganda özelliğine sahip. Özellikle seçim yılında bu tür kararların yüksek bir konjonktürü var.
Cumhuriyetçilerin Meclisteki fraksiyon başkanı Tom DeLay hakkında bu bağlamda bir‚ Litmus-test oylama stratejisi' isnad ediliyor. Bununla Şaron'un politikasını destekleyen ve fakat öyle aşırı bir şekilde formüle edilmiş dilekçeler kasdediliyor ki, Demokrat Parti’nin sol kanadından bazı Milletvekillerinin bu dilekçelere, kamuoyuna açıkladıkları temel prensiplerinden vazgeçmeksizin destek vermeleri imkansız görünüyor. Bu stratejinin hedefi Demokrat Parti'nin İsrail'le dayanışması hakkında şüphe uyandırmak ve Cumhuriyetçileri bu konuda daha güvenilir bir alternatif olarak takdim etmektir.
Şaron ve Likud'un dostları
Bu strateji için bir örnek, 15 Temmuz'da Şaron'un işgal edilmiş Filistin toprakları etrafında inşa ettiği sınır duvarını İsrail'de bile tartışma konusu olan bu duvarın geçeceği yerler konusuna da hiç değinmeden kayıtsız şartsız koruma altına alan dilekçe hakkındaki oylama idi. Bu oylamada (Ortadoğu oylamaları için çok büyük bir rakam olan meclisin % 10’u, çoğu Demokrat vekiller tarafından) 45 karşıt oy ve 13 kararsız oy verildi.
AIPAC kendi formüle ettiği anlayışa göre işbaşında olan İsrail hükümetinin politikasını desteklemek zorunda. Bu teoriye göre böyle ve bu çoğu Yahudi Amerikan vatandaşının Demokrat Parti'ye bağlılığıyla İsrail'de İşçi Partisi'nin yönetimi arasında bir uyum varolduğu sürece iyi devam etti. 70'li yıllara kadar bu konuda bir sorun yaşanmadı. Şimdi ise Şaron ve Likud'un dostlarının AİPAC’da apaçık bir üstünlüğü bulunuyor.
Ta Sosyaldemokrat Yitzak Rabin'in 90'lı yılların ilk yarısındaki hükümeti zamanında Likud, AIPAC'daki sempatizanlarını, sevilmeyen Oslo barış sürecini ve Arafat'ın FKÖ'süyle yapılan müzakerelerini torpillemek için kullanmıştı. Bu, o zaman Rabin'in AIPAC'da resmi bir itirazına ve İsrail politikasına karışmama talebine yol açmıştı.
Geleneksel olarak sadece AIPAC'da değil, bütün büyük Yahudi organizasyonlarında İsrail politikalarına karşı kamuoyu önünde kritik yapmanın mutlak bir tabu olduğu yazılmamış bir kanundur. Bu temel prensip Sosyal Demokrat Ehud Barak'ın 2000 yılındaki kısa süren hükümeti zamanında çiğnendiğinde içerde büyük tepkilere yol açmıştı:
Büyük yahudi birliklerinin çok sayıda ileri gelen temsilcileri, bunların arasında AIPAC icra komitesinin birçok üyesi de bulunuyordu, Barak'a karşı açık bir mektupla İsrailli sağcılarının onun "Kudüsü feda etmeyi" istediği gerekçesiyle yaptıkları ölçüsüz abartılı eleştirilerine destek vermişlerdi. İmza atanlar davranışlarını sadece kendi isimleriyle hareket ettikleri gerekçesiyle meşrulaştırdılar. Gerçi isimlerinin arkasında üye oldukları organizasyonun ismi ve görevleri kayıtlıydı. Bunun dışında 1982'deki Lübnan savaşından sonra Amerika'nın bir büyük Yahudi organizasyonunun İsrail'in politikasını sağdan değil de soldan eleştirmesi vaki olmamıştır.
Terazi dili mi ?
Nasıl oluyor da Senato ve Meclis'deki oylamalarda % 95'in üzerinde İsrail-yanlısı çoğunluk kuralı teşkil ediyor? Neden George W. Bush ve John Kerry seçim mücadelesini Şaron'un politikasına yüzde yüzelli sadakat bildirileriyle birbirlerini geçmeye çalışarak yürütüyorlar ?
Bu konuda yapılan yüzeysel bir açıklama denemesi ‘Yahudi Oyu’dur; yani seçimlerde netice üzerinde kati bir suretle müessir olan Yahudi oylarını kazanmak. Bu argüman ise daha yakından bakıldığında gerçekte ikna edici değil. ABD’de yaşayan Yahudilerin sayısı çoğunlukla 5,5 ila altı Milyon olarak gösteriliyor. Bu nüfusun yüzde 1,8 ila 2,2’sine tekabül ediyor. Yahudi topluluğun yaş yağısı ortalamadan biraz farklı ve Yahudi Amerikan vatandaşları arasında seçimlere katılım çok yüksek olduğundan seçimlere gerçekten katılan insanların yaklaşık yüzde üçünün Yahudi olduğu hesaplanıyor.
Buna rağmen Yahudiler 35 Milyon siyahi ve İspanyol kökenli ile mukayese edildiğinde küçük bir topluluk. Bu iki seçmen kitlesi Yahudiler kadar kazanılmaya çalışılmıyor. Bu durumu açıklamak için seçim sonuçları üzerinde etkili olabilecek nüfusu çok olan bir dizi ‘anahtar devletlerde’, Yahudi nüfusunun ‘ciddi yoğunluğu’nun bulunduğu gerekçe gösteriliyor. Fakat bu da ikna edici değil: Dört sene önceki seçimlerde Yahudilerin seçime katılanlarının en yüksek oranı New York eyaletinde yüzde 14 idi, onu Kaliforniya yüzde beş ile takip ediyordu. Daha sonra çokça zikredilen ‘anahtar devlet’ konumundaki Florida ve New Jersey’de yahudi seçmen oranı yüzden üçün fazla yukarısında değildi.
Diğer argüman şudur: Bush ile Al Gore arasındaki son Cumhurbaşkanlığı seçimi birkaç yüz oy farkı ile Federal devlet Florida’da da neticelendi. Florida’da emeklilerin sayıca fazla olmasından dolayı, ortalama orandan hafif yüksek bir Yahudi nüfusuna sahiptir –yine de yüzde üçten fazla yüksek değil- işte bu kesim bundan dolayı terazinin dili olabilirmiş.
Gerçi bu doğru, ancak aynı durum, bu marjinal oranlar açısından seçim stratejilerinin eksenini teşkil etmemiş birçok diğer guruplar için de geçerli. Bu nedenle ‘Yahudi Oyu’ teorisi yoğun eleştirilere ve şüphelere maruzdur. Bu teoriye karşı köklü itiraz ise, teorinin dayandığı Yahudi oyları herşeyden önce Şaron’un politikalarına sürekli kayıtsız ve şartsız, eleştirisiz elde edilir mantığının hiçbir delilinin olmamasıdır.
Demokratlar için Öncelik
ABD’deki Yahudi nüfusu’nun yaklaşık %80’i, geleneksel olarak, hafif sallanmalarla Başkanlık seçimlerinde Demokratları seçiyor. Son 2000 yılındaki seçimlerde Al Gore % 79, Bush % 19 aldı. Yahudi oylarının çoğunluğunu elde eden son Cumhuriyetçi 1920 senesinde Warren G. Harding idi.
Yahudi nüfusun bu açık referansı Demokratların Cumhuriyetçilerle kıyaslandığında daha liberal ve daha sosyal opsiyonları temsil etmeleridir ki, ABD’deki yahudi cemaati için bu değerlerin geleneksel olarak büyük bir önemi var. Eğer Yahudi oyları genelde İsrail-yanlısı söylem ve saldırgan bir dış politika ile kazanılabilseydi bu kitlede Cumhuriyetçiler çoktan önce olurlardı. Son zamanların araştırmalarında Cumhuriyetçilerin daha genç olan Yahudi seçmenlerini kazanmalarının altında bu gençlerin kendi "yahudi kökleri"nden uzaklaşmaları ve kısmen "karışık evlilikler" yapmaları ve bu gelişme süresince seçim tutumlarının da ABD’nin genel halkının ortalamasına uyum sağladığı sebebinin bulunduğu ortaya çıkarıldı.
Yahudi Amerikan vatandaşları arasında yapılan bütün anketler Bush hükümetinin Ortadoğu politikası hakkındaki ihtilaflı görüşlerin diğer halk kitlelerindeki gibi dağılım sağladığını gösteriyor. AİPAC’ın ve büyük Yahudi birliklerin Irak savaşını aktif destekleme ve yeni adım olarak İran’la daha keskin bir çatışmaya yönelmeye dair resmi politikası asla ABD’nin ‘Yahudilerini’ temsil etmez.
Hatta sağcı American Jewish Committee (AJC) tarafından yapılan araştırmaların sonuçları daha başka çıkarımlara da müsait. Buna göre Yahudi Amerikan vatandaşlarının çoğunluğu halkın genel ortalamasından daha fazla Bush’un dış politikasına eleştirel yaklaşıyor. O zaman bile ankette sorulan soruların % 54’ü Irak savaşını tasvib etmiyor, sadece % 43’ü kabul ediyordu. Yine % 54 Bush’un ‘Terörle savaş’ı sürdürme tarzını reddediyorlardı. Yüzde 60 ila 75 arası daha güçlü çoğunluklar ABD’nin yalnız başına değil, her ne kadar bu taviz vermeyi gerektirse de Avrupalı müttefikleriyle koordineli olarak bu işi yapmalarını savunuyorlardı.
AJC anketindeki Yahudi kimlikleri için neyin daha önemli olduğu sorusuna yüzde 41 ‘Yahudi halkının parçası olmak’, yüzde 19 ‘Sosyal adalete bağlılık’, yüzde 16 ‘dini bağlılık’ ve sadece yüzde 6’sı ‘İsraili desteklemek’ cevabını verdi.
İsrail-yanlısı lobinin normalin üstündeki önemi için birkaç sebeb ileri sürülebilir; reel ekonomik ve dış politika sebeplerinin yanısıra hiç bir kariyer bilincine sahip bir politikacının bu mekanizmaları eleştirel bir şekilde test etmeye ve sorgulamaya cesaret edemediğinden zaman içinde kendi başına dinamiklik kazanmış irrasyonel sebepler de mevcut. Ancak herşey ‘Yahudi oylarını’ kazanma gayretlerinin, ABD’deki yahudi topluluğunun realitesiyle bağdaşmayan bir bahane olduğuna işaret ediyor.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...