|

Felluce’ye Akan Gözyaşları
Ardından Gelen Öğretici Gerçekler
Mehmed DURMUŞ
Kitabımız Kur’an, bu olacakları önceden haber vermişti bize; uyarmıştı
bizi, yeryüzünün bu kudurmuş, aşağılık sürülerine karşı. Bunlara,
herhangi bir ‘hayvan’ adını yakıştırmak istemem. Çünkü artık herkes
bilmektedir ki, hiçbir hayvan, ne kendi cinsine, ne de bir başka varlığa
bu kadar saldırgan, acımasız ve vahşi değildir.
Hayır, Hurufilerin, cifircilerin Kur’an’ı kendi şeytani yorumlarına alet
ederek kehanetler kotarmaları türünden bir ihbar değil benim
kastettiğim. Çünkü Kur’an, öyle binlerce kalabalığın içinden, gözü açık
birine göz kırpma kabilinden ihbarlarda bulunmaz. Kur’an’ınki apaçık,
mübin ve muhkemdir. Ona kulak veren, iman eden herkese açıktır Kur’an’ın
uyarıları.
Felluce’ye ağıtlar yakılmaktadır. Felluce’de işlenen cinayetler
yüreğimizi dağlamaktadır. Felluce artık sözün bittiği yerdir. Fakat
Felluce ilk değildir, bu ümmetin başına gelen zulümler cümlesinden. Son
olmasını elbette umarız ama, sadece ‘ummak’ neye yarar ki... Koskoca bir
ümmetin namusu, şerefi, izzeti ve haysiyeti nice zamanlardır tarumar
edilmektedir. "İslam ümmeti"nin enkazı ise, sadece seyretmekte ve
ağıtlar yakmaktadır. Bu durumun öyle kolay bir çözüm yolunun bulunduğu
kanısı da aldatıcı olmaktadır.
Peki neydi Kur’an’ın Felluce ile ilgili hatırlattıkları?
Kur’an, gayet kestirmeden şöyle demektedir:
"Kafirler birbirlerinin velisidirler. Siz de öyle olmazsanız, yeryüzünde
bir fitne ve büyük bir fesat hasıl olur." (8/Enfal, 73).
İşte Kur’an’ın haber verdiği gerçek budur. Gayet açık ve yalın,
anlaşılır. Kafirlerin her ne kadar ideolojileri batıl da olsa,
yeryüzünün ıslahına yönelik hiçbir hayırlı icraatları yoksa da, yine de
şer etrafında, çıkar eksenli olarak birleşebilmektedirler. Dünyayı
yakmak, yıkmak, ateşe vermek için epeyce kafir sürüsü bir araya
gelebilmektedir. Para ve çıkar onları birbirinin yardımcısı kılmaktadır.
Günümüzde Yahudi-Hrisitiyan ittifakı Filistin’de, Afganistan’da, Irak’ta
v.b. fesatlarını icra etmektedirler. Daha sırada hangi Müslüman kavmin,
başına gelecekleri mezbahanedeki koyunlar misali beklediği ise tam belli
değildir.
Rabbimiz buyuruyor ki, eğer siz mü’minler birbirlerinizin velisi
olmazsanız yeryüzünde hem fitne çıkar, hem de büyük bir fesat olur. Şu
halde bu sözün anlamı şudur: Yeryüzünün emniyet bekçisi, güvenlik
tertibatı İslam’dır ve Müslümanlardır. Eğer yeryüzünde İslam yoksa fitne
vardır; İslam yoksa Siyonizm vardır. İslam yoksa demokratik zulüm
vardır. İslam yoksa petrol için bütün yeryüzünü ateşe verebilecek
caniler vardır. İslam yoksa, sekülerlik, laiklik, emperyalizm,
oryantalizm vardır. Ama İslam’ın olduğu yerde hak, adalet, merhamet,
şefkat vardır. İslam, insanları öldürmek değil, yaşatmak ister. Fakat
onları, karanlıklarda bırakmak istemez. Nura çıkartır onları. İslam, bir
lokma ekmek vererek insanların namusunu, şerefini, canını, malını mübah
saymaz. Bilakis fakiri zenginin malına ortak kılar İslam ve bundan
dolayı fakiri zengine minnet altında kılmaz.
Günümüzde İslam’ın hilafet benzeri bir kurumu bulunmamaktadır. Bugünleri
öngörenler, işe nereden başlayacaklarını iyi hesap etmişlerdir.
Öncelikle Müslümanları, bir ümmet olmalarını sağlayıcı her türlü
bağlardan, bileştirici dinamiklerden, dinin sağladığı mükemmel
imkanlardan arındırıp kopartarak işe başlamışlardır. Müslümanlar hep
birbirlerini zulme seyirci kalmakla, olan biteni sadece seyretmekle
suçlamaktadırlar. Halbuki hemen hemen herkesin durumu birbirinin
aynıdır. Yani, imanları doğrultusunda harekete geçmeyi mümkün kılan
örgütsel bir yapıları yoktur. Örgütlü olmadığı sürece isterse dünya
nüfusunun yüzde doksan dokuzu Müslüman olsa yine de hiçbir yaptırım gücü
olmayacaktır. Şu anda neredeyse bütün Müslüman topluluklar, ya doğrudan
ABD’nin iktidar koltuğuna oturttuğu, ya da en azından icazet verdiği
kimseler/partiler tarafından yönetilmektedir. (Bunun tek istisnasının
İran olması, bu kuralı değiştirmemektedir). Dolayısıyla "Felluce’ye
itiraz" belli bir noktayı aşmamaktadır.
Mü’minlerin birbirleriyle ‘veli’ (evliya) olmaları demek, İslam
etrafında kenetlenmeleri, müslümanca bir toplum kurmaları, İslami
idareye kavuşabilmeleridir. Bu olmadığı taktirde, taşların bağlandığı,
köpeklerin salıverildiği bir köyde dolaşan gariplerin trajedisinden
farksız olacaktır durumumuz.
Müslümanların, İslam/Kur’an etrafında birbirilerinin evliyası olacak
biçimde kenetlenmeleri, dinlerini parça parça etmeyerek, Allah’ın Dinine
şartsız, önkoşulsuz, ‘ortak’sız, şeriksiz, kısacası Mekke’de ilk dönem
Müslümanlarının imanı ayarında iman etmelerini gerektirir. Müslümanlar,
Allah’a giden yolda, küçük yolları, ara sokakları, aldatıcı sapakları
bırakmazlarsa, gerçek anlamda birbirilerinin evliyası olmaları
müşkildir.
Müslümanların dinilerini bölük pörçük etmelerinin bir acı neticesidir
ki, Felluce’de bir avuç şerefli insan, koca Irak’ta bile yalnız
kalmakta, hatta –rivayetler yanlış değilse- Sünni Kürtler ve Şii Araplar
da ABD ordusunun safında onlara karşı savaşabilmektedirler. İnsanın
kanını donduran bir manzara... Düşünmek bile iğrendirici...
Müslümanlar birbirilerinin velisi olabilecek şekilde, bütün şirklerden
akidelerini arındırıp, Allah’a tam teslim olmazlarsa yeryüzünde fitne ve
büyük bir fesat olacak diyor Kur’an. İşte bunları yaşayarak, acı bir
şekilde tecrübe ediyoruz. Yeryüzünde bundan öte bir fesat ve fitne
tasavvur etmek mümkün müdür? Zorbalıktan başka hiçbir haklı gerekçesi
olmayan bir devlet geliyor ve bir ülkenin bütün camilerini yerle bir
ediyor, kadın erkek, çocuk yaşlı demeden, önüne kim çıkarsa kurşuna
diziyor. Masum insanların namusunu kirletiyor. Ve bütün kavramları allak
bullak ediyor. Vatan ve namusunu savunan insanları ‘terörist’ diye
damgalıyor. Yaptığı bütün vahşiliklerden sonra, camilerinde dinleniyor,
stres atıyor.
Tabi bu manzaralar ister istemez bize, üzerinde yaşadığımız bu
toprakların camilerinin de bir zamanlar aynı muameleye maruz
kalmışlığını hatırlatıyor... Camilerimizin ahır yapılışını ve namusu
haleldar edilen kadınları... Sahi, ABD bu uğurda bir ilk değil, değil
mi?!
Evet, mü’minler Allah’ın ipine sımsıkı sarılmayıp, tefrikaya düşerek
asırlar geçirdiler. Artık bu derin cehaletten uyanmanın, silkinmenin
vakti geldi değil mi? Yeter bu kadar derin uyku. Şirkin, zulmün,
tecavüzün her türlüsü ancak bu şekilde ortadan kalkar, yeryüzü Allah’a
ibadet edilen bir mescide dönüşebilir.
Bütün bir yeryüzü, senin uyanışına muhtaçtır Müslüman... |