Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 312 | Aralık  2004

                   

 

 


 

 

Felluce’ye Akan Gözyaşları Ardından Gelen Öğretici Gerçekler

 

Mehmed DURMUŞ

 

Kitabımız Kur’an, bu olacakları önceden haber vermişti bize; uyarmıştı bizi, yeryüzünün bu kudurmuş, aşağılık sürülerine karşı. Bunlara, herhangi bir ‘hayvan’ adını yakıştırmak istemem. Çünkü artık herkes bilmektedir ki, hiçbir hayvan, ne kendi cinsine, ne de bir başka varlığa bu kadar saldırgan, acımasız ve vahşi değildir.
Hayır, Hurufilerin, cifircilerin Kur’an’ı kendi şeytani yorumlarına alet ederek kehanetler kotarmaları türünden bir ihbar değil benim kastettiğim. Çünkü Kur’an, öyle binlerce kalabalığın içinden, gözü açık birine göz kırpma kabilinden ihbarlarda bulunmaz. Kur’an’ınki apaçık, mübin ve muhkemdir. Ona kulak veren, iman eden herkese açıktır Kur’an’ın uyarıları.
Felluce’ye ağıtlar yakılmaktadır. Felluce’de işlenen cinayetler yüreğimizi dağlamaktadır. Felluce artık sözün bittiği yerdir. Fakat Felluce ilk değildir, bu ümmetin başına gelen zulümler cümlesinden. Son olmasını elbette umarız ama, sadece ‘ummak’ neye yarar ki... Koskoca bir ümmetin namusu, şerefi, izzeti ve haysiyeti nice zamanlardır tarumar edilmektedir. "İslam ümmeti"nin enkazı ise, sadece seyretmekte ve ağıtlar yakmaktadır. Bu durumun öyle kolay bir çözüm yolunun bulunduğu kanısı da aldatıcı olmaktadır.
Peki neydi Kur’an’ın Felluce ile ilgili hatırlattıkları?
Kur’an, gayet kestirmeden şöyle demektedir:
"Kafirler birbirlerinin velisidirler. Siz de öyle olmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat hasıl olur." (8/Enfal, 73).
İşte Kur’an’ın haber verdiği gerçek budur. Gayet açık ve yalın, anlaşılır. Kafirlerin her ne kadar ideolojileri batıl da olsa, yeryüzünün ıslahına yönelik hiçbir hayırlı icraatları yoksa da, yine de şer etrafında, çıkar eksenli olarak birleşebilmektedirler. Dünyayı yakmak, yıkmak, ateşe vermek için epeyce kafir sürüsü bir araya gelebilmektedir. Para ve çıkar onları birbirinin yardımcısı kılmaktadır. Günümüzde Yahudi-Hrisitiyan ittifakı Filistin’de, Afganistan’da, Irak’ta v.b. fesatlarını icra etmektedirler. Daha sırada hangi Müslüman kavmin, başına gelecekleri mezbahanedeki koyunlar misali beklediği ise tam belli değildir.
Rabbimiz buyuruyor ki, eğer siz mü’minler birbirlerinizin velisi olmazsanız yeryüzünde hem fitne çıkar, hem de büyük bir fesat olur. Şu halde bu sözün anlamı şudur: Yeryüzünün emniyet bekçisi, güvenlik tertibatı İslam’dır ve Müslümanlardır. Eğer yeryüzünde İslam yoksa fitne vardır; İslam yoksa Siyonizm vardır. İslam yoksa demokratik zulüm vardır. İslam yoksa petrol için bütün yeryüzünü ateşe verebilecek caniler vardır. İslam yoksa, sekülerlik, laiklik, emperyalizm, oryantalizm vardır. Ama İslam’ın olduğu yerde hak, adalet, merhamet, şefkat vardır. İslam, insanları öldürmek değil, yaşatmak ister. Fakat onları, karanlıklarda bırakmak istemez. Nura çıkartır onları. İslam, bir lokma ekmek vererek insanların namusunu, şerefini, canını, malını mübah saymaz. Bilakis fakiri zenginin malına ortak kılar İslam ve bundan dolayı fakiri zengine minnet altında kılmaz.
Günümüzde İslam’ın hilafet benzeri bir kurumu bulunmamaktadır. Bugünleri öngörenler, işe nereden başlayacaklarını iyi hesap etmişlerdir. Öncelikle Müslümanları, bir ümmet olmalarını sağlayıcı her türlü bağlardan, bileştirici dinamiklerden, dinin sağladığı mükemmel imkanlardan arındırıp kopartarak işe başlamışlardır. Müslümanlar hep birbirlerini zulme seyirci kalmakla, olan biteni sadece seyretmekle suçlamaktadırlar. Halbuki hemen hemen herkesin durumu birbirinin aynıdır. Yani, imanları doğrultusunda harekete geçmeyi mümkün kılan örgütsel bir yapıları yoktur. Örgütlü olmadığı sürece isterse dünya nüfusunun yüzde doksan dokuzu Müslüman olsa yine de hiçbir yaptırım gücü olmayacaktır. Şu anda neredeyse bütün Müslüman topluluklar, ya doğrudan ABD’nin iktidar koltuğuna oturttuğu, ya da en azından icazet verdiği kimseler/partiler tarafından yönetilmektedir. (Bunun tek istisnasının İran olması, bu kuralı değiştirmemektedir). Dolayısıyla "Felluce’ye itiraz" belli bir noktayı aşmamaktadır.
Mü’minlerin birbirleriyle ‘veli’ (evliya) olmaları demek, İslam etrafında kenetlenmeleri, müslümanca bir toplum kurmaları, İslami idareye kavuşabilmeleridir. Bu olmadığı taktirde, taşların bağlandığı, köpeklerin salıverildiği bir köyde dolaşan gariplerin trajedisinden farksız olacaktır durumumuz.
Müslümanların, İslam/Kur’an etrafında birbirilerinin evliyası olacak biçimde kenetlenmeleri, dinlerini parça parça etmeyerek, Allah’ın Dinine şartsız, önkoşulsuz, ‘ortak’sız, şeriksiz, kısacası Mekke’de ilk dönem Müslümanlarının imanı ayarında iman etmelerini gerektirir. Müslümanlar, Allah’a giden yolda, küçük yolları, ara sokakları, aldatıcı sapakları bırakmazlarsa, gerçek anlamda birbirilerinin evliyası olmaları müşkildir.
Müslümanların dinilerini bölük pörçük etmelerinin bir acı neticesidir ki, Felluce’de bir avuç şerefli insan, koca Irak’ta bile yalnız kalmakta, hatta –rivayetler yanlış değilse- Sünni Kürtler ve Şii Araplar da ABD ordusunun safında onlara karşı savaşabilmektedirler. İnsanın kanını donduran bir manzara... Düşünmek bile iğrendirici...
Müslümanlar birbirilerinin velisi olabilecek şekilde, bütün şirklerden akidelerini arındırıp, Allah’a tam teslim olmazlarsa yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat olacak diyor Kur’an. İşte bunları yaşayarak, acı bir şekilde tecrübe ediyoruz. Yeryüzünde bundan öte bir fesat ve fitne tasavvur etmek mümkün müdür? Zorbalıktan başka hiçbir haklı gerekçesi olmayan bir devlet geliyor ve bir ülkenin bütün camilerini yerle bir ediyor, kadın erkek, çocuk yaşlı demeden, önüne kim çıkarsa kurşuna diziyor. Masum insanların namusunu kirletiyor. Ve bütün kavramları allak bullak ediyor. Vatan ve namusunu savunan insanları ‘terörist’ diye damgalıyor. Yaptığı bütün vahşiliklerden sonra, camilerinde dinleniyor, stres atıyor.
Tabi bu manzaralar ister istemez bize, üzerinde yaşadığımız bu toprakların camilerinin de bir zamanlar aynı muameleye maruz kalmışlığını hatırlatıyor... Camilerimizin ahır yapılışını ve namusu haleldar edilen kadınları... Sahi, ABD bu uğurda bir ilk değil, değil mi?!
Evet, mü’minler Allah’ın ipine sımsıkı sarılmayıp, tefrikaya düşerek asırlar geçirdiler. Artık bu derin cehaletten uyanmanın, silkinmenin vakti geldi değil mi? Yeter bu kadar derin uyku. Şirkin, zulmün, tecavüzün her türlüsü ancak bu şekilde ortadan kalkar, yeryüzü Allah’a ibadet edilen bir mescide dönüşebilir.
Bütün bir yeryüzü, senin uyanışına muhtaçtır Müslüman...

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...