Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 312 | Aralık  2004

                   

 

 


 

 

Yeni Açılımlar Gerekiyor

 

Atasoy MÜFTÜOĞLU

 

Korkunç insanlık trajedileri yaşayan işgal altındaki toplumlarımızla ilgili olarak, İslam dünyası ülkeleri hiçbir sorumluluk almıyor; mazlumların, masumların ve mahzunların yanında yer almaları gerekirken, güçlülerin yanında yer alıyor; histeriye dönüşen emperyal politikalar karşısında siyasal bir aldırmazlık/kayıtsızlık sergiliyor. Küresel sistem Batı değerleri temelinde küresel ölçekte bir toplum mühendisliği seferberliği yürütüyor. Sistem, gerçekliği tersyüz ederek, çarpıtarak, evrensel gerçekliğe sahip olmayan ideolojik klişelerle; tek insanlık düşüncesini, tek hayat tarzını, tek kültür ve uygarlık tarzını mutlaklaştırıyor; diğer insanlık, hayat, kültür ve uygarlık tarzlarını aşağılıyor; modern dünya görüşü ve hayat tarzını tek gerçeklik olarak sunuyor.

Modernizm; her durumda, sınırsızlık şeklinde, hedonizm şeklinde somutlaşıyor; modern hayat tarzı içerisinde cahili hurafeler, cahili aşırılıklar, kötülükler, sapıklıklar, hayasızlıklar, hiçbir şekilde gizleme endişesi taşınmaksızın, adeta meydan okuyarak, alternatif yaşam tarzları olarak takdim edilebilmektedir. Zamana özgü koşullar, bütün temel değerleri ciddi bir şekilde sulandırmaktadır. Bu düzlemde, cinsellik ticari bir meta halini almıştır. Cinsellikte anormal/kirli eğilimler ve teşhircilik moda haline gelmiştir. Modern kültür, şehvet düşkünü bir kültür izlenimi vermektedir. Modern kültür, din’den, ahlak’tan bağımsız bireyi ilahlaştırmaktadır. Modern bilimsel bilgi daha çok yakıp yıkma teknikleri geliştirme konusunda çok büyük başarılar kazanıyor. Yakıp yıkma teknikleri her gün Irak’ta, Filistin’de mazlum halklara, masum kardeşlerimize yeni Hiroşima’lar, yeni Nagazaki’ler yaşatıyor. Bilim; din’den, ahlak’tan bağımsız olunca, çok kibirli ve tekelci iddialar öne sürebiliyor. Bugünün bilim telakkisi, bilimi her şey saymak, bilimsel olmayan her şeyi değersiz saymak, gerçeklerin ancak bilimle belirlenebileceğini iddia etmek, varoluşu bilimin açıklayabileceği gerçeklikle sınırlı saymak, bilimi gerçeğin tek ölçütü olarak görmek şeklinde tezahür ediyor. Bu kibirli ve tekelci iddialar nedeniyledir ki, din algısı tamamen kişisel bir tercihe indirgeniyor, din’i bir bütün olarak algılayan, bir bütün olarak temsil eden, ifade eden, bir bütün olarak hayata kazandırmaya çalışanlar marjinal olarak görülebiliyor, adlandırılabiliyor.

İdeolojik/politik çıkarlar tarafından, maddi eğilimler tarafından tanımlanan, ideolojik yaklaşımlar ve ilişkilerin belirleyici olduğu bir zihniyet, hayatı ve dünyayı insansızlaştırıyor. Bu nedenle, bütün dünyada bir varoluş bunalımı yaşanıyor. Batı düşüncesinin ikonları bir algı karmaşasına neden oluyor. Çok tanrıcı ve çok tanrılı bir dünyada aidiyetsizlikler çoğalıyor. Bugün hayatımız bütünüyle rakamlar tarafından işgal edilmiştir. Kâr getiren ilişkiler dışında kalan ilişkiler artık hiç ilgi görmemektedir. Bu yüzdendir ki, hayatımız, dünyamız ve toplumlarımız ruhunu yitirmektedir. "Bırakınız yapsınlar" zihniyeti bütün asli değerleri göreceli hale getiriyor. İçerisinden geçtiğimiz süreç Aziz İslam’ı, koşulları dönüştüren, koşullara müdahale eden bir din olmaktan çıkararak; koşullar tarafından dönüştürülmesi mümkün olan bir din haline getirmeyi amaçlıyor. İslam toplumları kendilerini yenileyemedikleri için, yeni başlangıçlara, açılımlara yönelemedikleri için; kendilerini yenileyenler tarafından sömürgeleştiriliyor. Müslümanlar için, din özgürlüğü, din’i bir bütün halinde temsil etme, tercih etme özgürlüğü, güvence altında değildir. Sistemin kronik bir başörtüsü histerisi var. Dinî hayat temel özgürlüklere sahip değil.

Modern laik düşüncenin küresel saldırıları karşısında İslam toplumlarında bir zihniyet kırılması ile birlikte, düşünce ve kültür değiştirme serüveni yaşanıyor. Halen karşı karşıya bulunduğumuz düşünce ve kültür katliamı karşısında yeni düşünsel/kültürel açılımlara ve genel anlamda düşünsel-kültürel bilincin özgürleştirilmesine, zenginleştirilmesine ihtiyacımız var. Yeni açılımlar için yeni ufuklara yönelmek gerekir. Taklit eden bir kültür yeni açılımlar geliştiremez. Taklitçi bir gelenekçilik düşünsel, kültürel, ruhsal bir tıkanma ve taşlaşmaya neden olur. Kendilerini tek bir liderle, tek bir insanla özdeşleştiren bireyler, cemaatler, toplumlar dar ufuklu bir dünyaya mahkûm olurlar. Herhangi bir otoriteye dokunulmazlık kazandırıldığında, o otorite sorgulanamaz ve eleştirilemez bir konuma yükselir. Bencil ve bireyci bir zihniyet, dünyada kendisinden başka bir ufka ihtiyaç duymaz, böylece bencil ve bireyci kendi kendisine kötülük etmiş olur. Kişinin her ne suretle olursa olsun kendi nefsini ön plana çıkarması, bir erdemsizliğe işaret eder. Bütün bağnazlık, aşırılık, bencillik, egoizm biçimlerini etkisiz hale getirecek olan tek güç İslam’ın evrensel insani çerçevesidir.

Gerçek bir evrensellik düşüncesi ve tavrı, her tür hizip saplantısının dışında kalmayı gerektirir. İslam zaman ve mekan üstü evrenselliği temsil eder. İman ve ahlak iklimimizde ırk eksenli düşüncelere yer yoktur. İslam, her renkten, her kökenden inananlara aynı düzeyde önem verir. İslam nazarında ayrıcalıklı konumlar yoktur, din adamlarının aracılığı yoktur. İslam toplumu ben toplumu değil, biz toplumudur, yardımlaşma ve dayanışma toplumudur. İslam, seçkinci-elit yaklaşım ve yöntemlerine itibar etmez, bunun için İslam’da dini hiyerarşi yoktur. İslam, verasete dayalı yönetim-liderlik anlayışını sosyal/siyasal eşitlik düşüncesine aykırı bulur. Erkek-kadın bütün müminler birbirlerinin velisidirler.

Dehşet ve vahşet üreten, nedensiz saldırganlıklar gerçekleştiren emperyal kültür-siyaset karşısında, yüreklerimiz daralarak sessizlik biriktirmekten, hüzün ve acı biriktirmekten vazgeçmeliyiz. Emperyal sistem, sistemli olarak dini ve ırksal gerilimleri sömürüyor. Bu gelişmeye sıradan hayatlarımızla, basmakalıplaşan dil ve tarzımızla yanıt veremeyiz. Küçük ayrıntıların dünyasında yaşamaya devam ettiğimiz için, kendimizi yaşanan acı olayların bir parçası olarak görmediğimiz için, utanç ve çaresizlik içerisindeyiz.

İnsanlığın bugün yaşamakta bulunduğu olaylar hatırlanınca, emperyal sistem üzerinde hiçbir olumlu düşünceye imkan bulunamaz. Sistemi aklamak demek, barbarlığı aklamak demektir. Hepimizi kuşatan kaygılar/baskılar, sıradan, yavan ve kof tepkilerle geçiştirilemez. Zihnimizin ve kalbimizin felce uğramaması için, kalbimizin yollarını mazlumlara ve mahzunlara açmalı; soylu, onurlu ve özgür bir dil ve tavır sahibi olmalıyız. Tavırsızlık büyük bir hiçliğin ve boşluğun ifadesidir.

Hayatımızı başkalarının yönetiyor olması, bizleri değersiz kılıyor. Temel önceliklerimizi daha iyi bir konuma yükselterek hayatımızı daha değerli bir hale getirebiliriz.

Yeni bir gerçekliğe ulaşabilmek için, varoluşumuzu bütünüyle özgürleştirmemiz gerekir.

Değişim için ciddi ve içten bir çaba harcamayanlar, daha güzel bir geleceği hak edemezler.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...