|

Yeni Açılımlar Gerekiyor
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Korkunç insanlık
trajedileri yaşayan işgal altındaki toplumlarımızla ilgili olarak, İslam
dünyası ülkeleri hiçbir sorumluluk almıyor; mazlumların, masumların ve
mahzunların yanında yer almaları gerekirken, güçlülerin yanında yer
alıyor; histeriye dönüşen emperyal politikalar karşısında siyasal bir
aldırmazlık/kayıtsızlık sergiliyor. Küresel sistem Batı değerleri
temelinde küresel ölçekte bir toplum mühendisliği seferberliği
yürütüyor. Sistem, gerçekliği tersyüz ederek, çarpıtarak, evrensel
gerçekliğe sahip olmayan ideolojik klişelerle; tek insanlık düşüncesini,
tek hayat tarzını, tek kültür ve uygarlık tarzını mutlaklaştırıyor;
diğer insanlık, hayat, kültür ve uygarlık tarzlarını aşağılıyor; modern
dünya görüşü ve hayat tarzını tek gerçeklik olarak sunuyor.
Modernizm; her durumda, sınırsızlık şeklinde, hedonizm şeklinde
somutlaşıyor; modern hayat tarzı içerisinde cahili hurafeler, cahili
aşırılıklar, kötülükler, sapıklıklar, hayasızlıklar, hiçbir şekilde
gizleme endişesi taşınmaksızın, adeta meydan okuyarak, alternatif yaşam
tarzları olarak takdim edilebilmektedir. Zamana özgü koşullar, bütün
temel değerleri ciddi bir şekilde sulandırmaktadır. Bu düzlemde,
cinsellik ticari bir meta halini almıştır. Cinsellikte anormal/kirli
eğilimler ve teşhircilik moda haline gelmiştir. Modern kültür, şehvet
düşkünü bir kültür izlenimi vermektedir. Modern kültür, din’den,
ahlak’tan bağımsız bireyi ilahlaştırmaktadır. Modern bilimsel bilgi daha
çok yakıp yıkma teknikleri geliştirme konusunda çok büyük başarılar
kazanıyor. Yakıp yıkma teknikleri her gün Irak’ta, Filistin’de mazlum
halklara, masum kardeşlerimize yeni Hiroşima’lar, yeni Nagazaki’ler
yaşatıyor. Bilim; din’den, ahlak’tan bağımsız olunca, çok kibirli ve
tekelci iddialar öne sürebiliyor. Bugünün bilim telakkisi, bilimi her
şey saymak, bilimsel olmayan her şeyi değersiz saymak, gerçeklerin ancak
bilimle belirlenebileceğini iddia etmek, varoluşu bilimin
açıklayabileceği gerçeklikle sınırlı saymak, bilimi gerçeğin tek ölçütü
olarak görmek şeklinde tezahür ediyor. Bu kibirli ve tekelci iddialar
nedeniyledir ki, din algısı tamamen kişisel bir tercihe indirgeniyor,
din’i bir bütün olarak algılayan, bir bütün olarak temsil eden, ifade
eden, bir bütün olarak hayata kazandırmaya çalışanlar marjinal olarak
görülebiliyor, adlandırılabiliyor.
İdeolojik/politik çıkarlar tarafından, maddi eğilimler tarafından
tanımlanan, ideolojik yaklaşımlar ve ilişkilerin belirleyici olduğu bir
zihniyet, hayatı ve dünyayı insansızlaştırıyor. Bu nedenle, bütün
dünyada bir varoluş bunalımı yaşanıyor. Batı düşüncesinin ikonları bir
algı karmaşasına neden oluyor. Çok tanrıcı ve çok tanrılı bir dünyada
aidiyetsizlikler çoğalıyor. Bugün hayatımız bütünüyle rakamlar
tarafından işgal edilmiştir. Kâr getiren ilişkiler dışında kalan
ilişkiler artık hiç ilgi görmemektedir. Bu yüzdendir ki, hayatımız,
dünyamız ve toplumlarımız ruhunu yitirmektedir. "Bırakınız yapsınlar"
zihniyeti bütün asli değerleri göreceli hale getiriyor. İçerisinden
geçtiğimiz süreç Aziz İslam’ı, koşulları dönüştüren, koşullara müdahale
eden bir din olmaktan çıkararak; koşullar tarafından dönüştürülmesi
mümkün olan bir din haline getirmeyi amaçlıyor. İslam toplumları
kendilerini yenileyemedikleri için, yeni başlangıçlara, açılımlara
yönelemedikleri için; kendilerini yenileyenler tarafından
sömürgeleştiriliyor. Müslümanlar için, din özgürlüğü, din’i bir bütün
halinde temsil etme, tercih etme özgürlüğü, güvence altında değildir.
Sistemin kronik bir başörtüsü histerisi var. Dinî hayat temel
özgürlüklere sahip değil.
Modern laik düşüncenin küresel saldırıları karşısında İslam
toplumlarında bir zihniyet kırılması ile birlikte, düşünce ve kültür
değiştirme serüveni yaşanıyor. Halen karşı karşıya bulunduğumuz düşünce
ve kültür katliamı karşısında yeni düşünsel/kültürel açılımlara ve genel
anlamda düşünsel-kültürel bilincin özgürleştirilmesine,
zenginleştirilmesine ihtiyacımız var. Yeni açılımlar için yeni ufuklara
yönelmek gerekir. Taklit eden bir kültür yeni açılımlar geliştiremez.
Taklitçi bir gelenekçilik düşünsel, kültürel, ruhsal bir tıkanma ve
taşlaşmaya neden olur. Kendilerini tek bir liderle, tek bir insanla
özdeşleştiren bireyler, cemaatler, toplumlar dar ufuklu bir dünyaya
mahkûm olurlar. Herhangi bir otoriteye dokunulmazlık kazandırıldığında,
o otorite sorgulanamaz ve eleştirilemez bir konuma yükselir. Bencil ve
bireyci bir zihniyet, dünyada kendisinden başka bir ufka ihtiyaç duymaz,
böylece bencil ve bireyci kendi kendisine kötülük etmiş olur. Kişinin
her ne suretle olursa olsun kendi nefsini ön plana çıkarması, bir
erdemsizliğe işaret eder. Bütün bağnazlık, aşırılık, bencillik, egoizm
biçimlerini etkisiz hale getirecek olan tek güç İslam’ın evrensel insani
çerçevesidir.
Gerçek bir evrensellik düşüncesi ve tavrı, her tür hizip saplantısının
dışında kalmayı gerektirir. İslam zaman ve mekan üstü evrenselliği
temsil eder. İman ve ahlak iklimimizde ırk eksenli düşüncelere yer
yoktur. İslam, her renkten, her kökenden inananlara aynı düzeyde önem
verir. İslam nazarında ayrıcalıklı konumlar yoktur, din adamlarının
aracılığı yoktur. İslam toplumu ben toplumu değil, biz toplumudur,
yardımlaşma ve dayanışma toplumudur. İslam, seçkinci-elit yaklaşım ve
yöntemlerine itibar etmez, bunun için İslam’da dini hiyerarşi yoktur.
İslam, verasete dayalı yönetim-liderlik anlayışını sosyal/siyasal
eşitlik düşüncesine aykırı bulur. Erkek-kadın bütün müminler
birbirlerinin velisidirler.
Dehşet ve vahşet üreten, nedensiz saldırganlıklar gerçekleştiren
emperyal kültür-siyaset karşısında, yüreklerimiz daralarak sessizlik
biriktirmekten, hüzün ve acı biriktirmekten vazgeçmeliyiz. Emperyal
sistem, sistemli olarak dini ve ırksal gerilimleri sömürüyor. Bu
gelişmeye sıradan hayatlarımızla, basmakalıplaşan dil ve tarzımızla
yanıt veremeyiz. Küçük ayrıntıların dünyasında yaşamaya devam ettiğimiz
için, kendimizi yaşanan acı olayların bir parçası olarak görmediğimiz
için, utanç ve çaresizlik içerisindeyiz.
İnsanlığın bugün yaşamakta bulunduğu olaylar hatırlanınca, emperyal
sistem üzerinde hiçbir olumlu düşünceye imkan bulunamaz. Sistemi aklamak
demek, barbarlığı aklamak demektir. Hepimizi kuşatan kaygılar/baskılar,
sıradan, yavan ve kof tepkilerle geçiştirilemez. Zihnimizin ve
kalbimizin felce uğramaması için, kalbimizin yollarını mazlumlara ve
mahzunlara açmalı; soylu, onurlu ve özgür bir dil ve tavır sahibi
olmalıyız. Tavırsızlık büyük bir hiçliğin ve boşluğun ifadesidir.
Hayatımızı başkalarının yönetiyor olması, bizleri değersiz kılıyor.
Temel önceliklerimizi daha iyi bir konuma yükselterek hayatımızı daha
değerli bir hale getirebiliriz.
Yeni
bir gerçekliğe ulaşabilmek için, varoluşumuzu bütünüyle özgürleştirmemiz
gerekir.
Değişim için ciddi ve içten bir çaba harcamayanlar, daha güzel bir
geleceği hak edemezler. |