Bazı konular var ki, insanın içi
öfkeden (ya da başka yoğun bir duygudan) dolup taşsa da yazamıyor…
Felluce’de Amerikan ordusunun yaptığı vahşet karşısında yazamamak gibi…
Felluce’nin gelişi önceden
belliydi. ABD’de başkanlık seçimlerini Bush’un kazanmasıyla daha da emin
olduk ve biz hiçbir şey yapamadık… Şimdi dört sene daha yeni
muhafazakarlığın "özgürlük", "serbest piyasa" falan satan, "demokrasi"
ihraç eden irrasyonalitesine maruz kalmaya devam edeceğiz. Kendi siyah
ırkının, gene kendi hemcinslerinin sorunlarına karşı bile bir empati
duymayan bir Condoleezza Rice’ın uzaklardaki insanlara karşı kalbinin
hiçbir şekilde titremeyeceğini biliyoruz. Ve şu anda daha başka
Felluce’lerin geleceğini de biliyoruz. Biz gene bir şey yapamamaya devam
edeceğiz… Bu yeni muhafazakarlığın dayanılmaz küstahlığı karşısında
öylesine çaresiz durumda kafamızı önümüze eğmeye devam edeceğiz.
Amerikan askeri, hayatı ekranın
önünde, Holywood’tan, play station’dan öğrendi. Şimdi aynı insan
müsveddesi, bu sefer kameraların önünde, yerde kıvranan Iraklının "ölü
taklidi yaptığına" kanaat getirdikten sonra kafasına bir kurşun daha
sıkıyor ve "tamam şimdi öldü" diyerek "scoreboard"una bir çentik atıyor…
Biz bilgisayarlarımızın başında
yazamadıkça, önce öfkeden dolup taşıp, sonra öfkemizin bizi yaşayamaz
hale getirmesine engel olmak için hiçbir şey yokmuş gibi yaparken, başka
bir takım insanlar hayatlarıyla yazıyor ve içlerinde yaşadıkları
duyguları olduğu gibi bütün şeffaflığıyla ortaya döküyorlar…
Aynı, 6 senedir ilâhiyat okuyan,
beş çocuğu ve hamile eşine bakmak için minibüs sürücülüğü yapan Yemenli
bir öğrencinin yaptığı gibi…
O Yemenli, her şeyini bırakıp
Felluce’ye gidiyor…
Bu çok bildik bir durum aslında…
Tarihte çeşitli örnekleri var... Ancak bildiğimiz şeyler, bilmeyi tercih
ettiğimiz şeyler genellikle bizim çevremizle, tarihle kurduğumuz anlam
ilişkisinden bağımsız değil… Onun için bazılarımız İspanya iç savaşında
"uluslararası tugayların" oynadığı gerçek ve mitik rolü çok iyi biliriz.
Bu bizim "bilme" ve "algılama" kalıplarımızda çok rahat yer alır… Ama
Yemenlinin ya da başkalarının Felluce’de direnişçilerin yanına
katılmasında benzer bir "uluslararası tugay" efsanesi göremeyiz. Çünkü
İspanya’daki dil ve Felluce’deki dil farklıdır. Biz bir dili duyarız;
diğer dile kalbimiz kapalıdır, duyamayız; duysak bile anlamayız…
İspanya’da Faşist Franko’ya karşı
konuşan sosyalizm dilinden farklı olarak, Felluce’deki dil Müslümanların
dilidir… Biz bu dili duymayız; duysak da anlamayız…
Yemenlinin dilinde "zalime karşı
savaş", "cennete gitmek" üzere girilen yol vardır. Yemenliyle birlikte
bir araya gelen insanların barındıkları evlerin duvarlarında kızıl
bayraklar falan yoktur; o evlerin pencerelerinden "enternasyonal"
marşının melodisi yükselmez… O evlerin duvarlarında Mekke ve Kabe’nin
resmi vardır; duyulan ses Kur’an okuyan, ellerini yükseklere kaldırarak
dua eden bir sestir:
"Allahım, Sen Peygamberini
kâfirlere karşı savaşta zaferle onurlandırdın. Bizi de Amerika'ya karşı
savaşta muvaffak eyle. Allahım...! Amerikayı ve onunla birlikte olanları
her yerde mahveyle...! Allahım bizi dinimizin değerini bilenlerden
eyle...!"
Bu dil bilgisayar başında yazı
yazamamanın ya da yazılabilenin anlamsızlığı karşısında tek anlam
taşıyan dil… İspanya’daki uluslararası tugayların bir zamanlar
oluşturdukları gibi bir anlam… Şimdi Felluce’deki dil çok daha da basit
ama bir o kadar anlam taşıyan bir dil… Çünkü bu dile göre Felluce’de
olmak "İslâm için çarpışmaya gelmek; Allah’a ibadetin en üstünü
şehadetle karşı karşıya gelmek" demek…
Bu dil bizim Batı’ya açılan
pencerelerimizden çok kolay anlaşılabilecek bir dil değil; bu dil
"çağdaş dünyayla konuşan" bizim kültürel sermayemize pek uyumlu bir dil
değil. Diplomasi, müzakere, kınama dillerimiz karşısında oldukça burun
kıvırdığımız bir dil… Ama biz beğensek de beğenmesek de; anlasak da
anlamasak da, yakın zamanda neo-con’ların dili karşısında ortalığı kasıp
kavuracak tek dil…
Çünkü bugün bu dil, küstah ve
faşist neo-conlar karşısında diyalektik bir kutbu oluşturacak tek
alternatif olarak konuşuyor…
Bugün modern, konforlu ve
konformist hayatlarımız, tahayyüllerimiz ve dillerimizle biz Felluce’ye
gitmeyeceğiz; gidemeyeceğiz… Ama o dil orada konuşuyor ve bizim burada
oturduğumuz yerden, bilgisayarımızın başında, evlerimizde,
sokaklarımızda, okullarımızda yapacağımız bir şeyler var: Önce,
Felluce’deki Yemenlinin dilini "devrimci" bir dil olarak kabul etmek…
Sonra "direniş" literatüründe ona ve oradaki tugaylardaki diğer
gönüllülere yer açmak… Orada savaşan insanların dilinin önünde saygıyla
eğilmek ve ona itibar vermek… Duvarlarımıza Che’nin yanına isimsiz
Yemenli’nin posterlerini asmak… Çünkü onlar gerçekten bunu çok
hakkettiler; çünkü onlar sadece kendi onurlarını değil, bizimkini de
kurtarıyorlar…