Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 312 | Aralık  2004

                   

 

 


  

Felluce’de Bayram

Gülşen Barsal GÖREN

'Adı: Mehmed
Daha iki yaşındayken Saddam’ın adamları babasını aldılar götürdüler. Mehmed anlayamamıştı, anlayamazdı olanları. Ufak tefek olan annesi daha da küçülmüş adeta sinmişti ocağın yanına. O ise anasının kara çarşafının içine saklanmıştı. Babası ise mağrur ve dirayetliydi. Askerler O’nu değil O askerleri götürüyordu sanki. Yürüyen şehid gibiydi. Son hücresine kadar huzurluydu. Hiç konuşmamıştı. Gözleri konuşuyordu; üzülmeyin, benim için esenlik var, diyordu. Ama gözlerinin içi gülmesine rağmen göz pınarlarında bir damla yaş donup kalmıştı. Düşmemek için direniyordu. Sanki düşerse hayatı yansıtan ayna gibi her şey tuzla buz olacaktı.
Mehmed o damlada kendini gördü sanki…
Dedesi ise sedirin üzerine atılan bir eşya gibi yığılmıştı. Şu zamana kadar hayatta yaşadığı zorluklar şu beş on dakikada yaşadıklarıyla kıyaslanamayacak kadar yıkmıştı ihtiyar adamı. Hiç konuşmuyordu. Kör olmayan sağ gözünden hayatında ilk defa yaşlar döküldü. İhtayar adamın yüzündeki çizgiler daha da belirginleşti. Hatta yenileri de eklendi.
Oğlunun başına gelenler, ihtiyarlığın zorluğu, fakirliğin aczi ve torunlarının çaresizliği ihtiyar adamı fazla yaşatmadı.
Yaşlı nene ise askerler gittikten sonra kollarını Allah’a açıp dua etti. Kafirlere lanet yağdırdı. Bu zulümlere seyirci kalan dindaşlarına sitem etti. Siyah çarşafı dalgalandı rüzgarda. Rüzgarlar birbirine iletti bu haberi ama insanlar duymadılar bile… Ama rüzgar görevini yapmıştı yaratılışına uygun olarak. Aynen Mehmed’in babasının giderken siyah saçlarını dalgalandırıp açılan alnına busesini kondurduğu anki gibi…
Bir tek, bir tek Suzan dayanamamıştı bu tabloya… Kırmızı fırfırlı eteği ayaklarına dolana dolana babasına koşmuştu. Askerin iteklemesine rağmen öpmüştü babasının gül kokan ellerini, gözyaşları bulaşmıştı babasının ellerine. O da bir çiğ tanesi gibi sakladı onları mahpus damlarında. İşkence çekerken susuz kalan dudaklarına sürdü o çiğ tanelerini. Şehadete erişince de melekler O’nunla yıkadılar gül yüzünü.
Koca nene o günden sonra hiç kimseyle konuşmadı. Irak savaşında ortanca oğulları da şehid oldu. Şehadet haberini alınca elini kalbine, sonra dudaklarına sonra da başına götürüp taç yaptı. En son oğlu Muhammed’de Felluce’de Amerikan askerlerince şehid edildi. Koca nene o haberi de başına taç yaptı. Yaptı yapmasına ama göğe kollarını kaldırarak yaptığı dualar daha da sıklaştı. Yemek yemek için bile eve gelmiyordu. Nerede bir yükselti bulursa çıkıyor, ellerini göğe kaldırıp dakikalarca hareketsiz öylece duruyordu. Dudaklarından bir tek kelime bile çıkmıyordu.
Bombaların sahurda da sıklaştığı bir vakitte nenesi Mehmed’in gözlerine baktı. Mehmed birden ürperdi, aynı babasının yıllar önce giderken ki yüz ifadesi gibiydi nenesinin yüzü. Koca nenenin kara çarşafı gibi kara ve hüzünlü olan gözleri gülüyordu. Mehmed’in dudaklarına, kalbine ve alnına dokundu. Hızlı adımlarla evinden çıktı. Mehmed bir şey söyleyememişti. Ama giderken koca nenesinin başındaki sehadet taçlarını görmüştü sanki.
Bundan sonra da Mehmed rüyalarında nenesini bir tepenin üzerinde ellerini gökyüzüne açmış şekilde görmeye başladı. En son gördüğü rüyada da nenesi aynı şekilde Allah’a dua ediyordu. O anda gökyüzünden bir ışık O’nu aldı götürdü. Bir daha da koca nenesini hiç rüyasında görmedi.
Savaş mı demeli katliam mı?, giderek şiddetleniyordu. Ufak tefek olan annesi aynı koca nenesi gibi ihtişamlı gözüküyordu Mehmed’in gözüne… Hele de Amerikan askerleri ablasını götürdükten sonra!... Annesinin o gece saçları ağarmış, yüzünde çizgiler oluşmuştu. Neredeyse koca nenesi kadar yaşlanmıştı anacığı. Zaten o da o günden sonra hiç konuşmadı.
Mehmed ise ara sıra mücahidlerin konuşmalarını dinliyor, onlardan etkileniyordu. Ramazan’ın son günü Kur’an okurken anası hışımla içeri girdi. Çarşafının altına sakladığı silahı Mehmed’e bir gül uzatıyormuş gibi uzattı. Aylar sonra ilk defa konuştu:
- Al, dedi gülümseyerek
Sonra da sarı parlak bir bohça çıkardı. İçinden yeşil bir takke alarak Mehmed’in başına giydirdi. O’nu öptü; gözlerinden, alnından, yanaklarından doyasıya.
Kapıya yöneldi ve son bir defa Mehmed’e baktı. Mehmed birden irkildi. Bu ifade babasının, koca nenesinin yüz ifadesinin tıpkısıydı. Gülümsüyordu annesi ama o bir damla gözyaşı yok muydu. O da anacığının gözlerine hapsolmuştu. Sonra annesi rüzgarın babasına yaptığı gibi Mehmed’in saçlarını okşadı, alnından öptü. Çarşafını düzeltti ve sanki koluna iki kişi girmiş gibi hızla uzaklaştı.
Mehmed iftarı yalnız başına yaptı. Kur’an okudu ve yattı. Bayram sabahı güneş doğmadan mücahidlere katıldı.
Saat yediyi çeyrek geçe İslam alemi bayram namazı kılarken O da bayramı kutluyordu. Meleklerle namaz kılıyordu.
Sokakta boylu boyunca yatıyordu Mehmed. Gözleri açıktı. Babası, koca nenesi, anacığı gibiydi yüz ifadesi… Gülümsüyordu. Ama o gözlere hapsolan bir damla yaş yoktu Mehmed’in gözlerinde. Çünkü geride bırakacak emanetçisi kalmamıştı…

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...