Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

 

 


  

Pentagon’da Casusluk mu?

Knut Mellenthin
Çeviren : Selvet AKGÜN
Junge Welt, 31.08.2004
 

Amerikan Savunma Bakanlığını sıkı bir şekilde ellerinde tutan ‘İsrail-yanlısı şahinler’den biri, müsade edilen sınırı aştı mı?
İlk haber Cuma günü Amerikan televizyon kanalı CBS tarafında verildi ve gündeme bir bomba gibi düştü: Federal polis FBI İsrail için casusluk yapma suçundan dolayı bir Pentagon görevlisine karşı tahkikat başlatmış. Muhtemel ‘köstebek’ İsrail makamlarına gizli materyal iletmiş. Bunun içinde Amerikan hükümetinin İran politikasına ait dökümanlar da var. Aracı kişiler olarak FBI İsrail yanlısı lobicilik faaliyetleri yürüten American İsrael Public Affairs Committee (AİPAC)’ın iki görevlisini suçluyor.
Haber hemen 1985’de ortaya çıkan ve 1987’de ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Johnathan Pollard olayını anımsattı. Amerikan donanmasının gizli servisinin eski subayı çok yoğun bir şekilde İsrail için casusluk yapmıştı ve sadece çok gizli dökümanları değil, aynı zamanda yabancı ülkelerdeki Amerikan ajanlarının isimlerini ihtiva eden bir listeyi de iletmişti. Dönemin Amerikan savunma bakanı Caspar Weinberger, Pollard tarafından aktarılan enformasyonların sayısının ‘ABD’nin tarihinde en ağır casusluk olaylarından biri’ anlamına geldiğini vurguluyordu.
90’lı yıllarda Clinton’un Cumhurbaşkanlığı döneminde AİPAC ve Amerika’daki büyük Yahudi organizasyonlarının çoğu, Pollard’ın serbest bırakılması için yoğun bir kampanya başlatmışlardı. Bu kampanyada Pollard’ın bir düşman devlet için değil, en yakın müttefik ve dost devlete casusluk yaptığına dair oldukça şanssız bir argümana sığındılar. AİPAC’ın şimdiye kadar hemen hemen hiçbir arzusunu geri çevirmemiş olan Hükümet ve Kongre bu konuda ayak dirediler.
İsrail daha 1998’de Başbakan Benjamin Netanyahu döneminde resmi olarak Pollard’ın bir casusluk vazifesi olduğunu ve üst-düzey İsrail gizli servis subayları tarafından yönlendirildiğini itiraf etti. Hükümet baskı altınaydı, çünkü Pollard –muhtemelen ilk etapta kendi eşinin geçimini garanti altına almak için- İsrail’in en yüksek mahkemesine resmi olarak eski bir casus olarak tanınmak için bir dilekçe vermişti. Bir ABD gezisinin sonunda Netanyahu’nun yaptığı bir açıklamadan sonra Pollard dilekçesini geri çekmişti.
Silah tüccarlarıyla gizli konuşmalar
Şimdi keşfedilen Pentagon’daki İsrail-yanlısı ‘köstebek’le ilgili hemen hemen hiçbir resmiyette açıklanmış veri yok, buna karşın hedefli olarak saçılmış bir dizi ayrıntı var. Bu cümleden olarak Cuma günü hükümet görevlileri tarafından zanlı ile ilgili o kadar ayrıntılı bilgi verildi ki, adamın ismini tesbit etmek hiç de zor olmadı. Cumartesi günü Washington Post’un ilk olarak haber verdiği üzere mezkur kişi Pentagon’un Ortadoğu ve Güney Asya dairesinde çalışan ve bir İran uzmanı olarak tanınan Lawrence (Larry) A. Franklin. Bu birim politika daire şubesinin şefi olan Douglas Feith’e karşı sorumlu. Savunma bakanlığında resmi olarak Feith üçüncü sırada geliyor, Donald Rumsfeld ve onun yardımcısı Paul Wolfowitz’den hemen sonra. Feith tıpkı Wolfowitz gibi uzun yıllardır kendini açıkça ‘İsrail-yanlısı şahinler’ olarak tanımlayanlar arasında yer alıyor.
2001’in başında Pentagon’a girişlerinde ‘şahinler’ personeli temelden değiştirdiler. Douglas Feith kendi yetki alanındaki pozisyonları, kendini kanıtlamış sertlik yanlısı kişilerle doldurdu, bunların içinde CIA ile açık bir rekabet içindeki Askeri gizli servisi Defense Intelligence Agency (DIA)’dan çok sayıda görevli bulunuyor. CIA, bağlı bulunduğu Dışişleri bakanlığı gibi şahinler tarafından güvenilmez kabul ediliyor. Bu dönüşümde uzun yıllar DİA subayı olan Franklin de şimdiki makamına gelmişti. İran üzerinde daha DİA zamanında uzmanlaşmıştı ve bu konu için Pentagon’da da temel muhatab kişi olarak kaldı. Bazı muhabirlerin verdikleri bilgiye göre Tahran’daki hükümetten nefret ediyormuş. Franklin Amerikan Hava Kuvvetleri’nde Albay rütbesine kadar yükseldi ve hemen sonra Tel Aviv’deki Amerikan Elçiliğinde yedek subay sıfatıyla ‘dış siyasi/askeri meseleler’ konusunda uzman olarak çalıştı – muhtemelen o zaman bile belirli İsrail makamlarıyla bağlantı kurmak için DİA’nın hizmetinde bulunuyordu.
Franklin’in ismi, ilk kez geçen sene Temmuz’da Feith’in Pentagon biriminde eski ileri gelen Ortadoğu uzmanı Harold Rhode ile birlikte şüpheli İranlı silah tüccarı Manucher Ghorbanifar ile birçok gizli görüşme yaptığı ortaya çıktığında medyada geçti. Muhtemelen Franklin bu bağlamda ilk sefer FBI’ın dikkatini çekti. Her neyse medyaya hedefli olarak saçılan ‘gayri resmi’ enformasyonlardan, FBI’ın bir seneden beri ona karşı araştırma yaptığı anlaşılıyor.
O dönemdeki gizli görüşmelerin konusu ve kimin adına yapıldığı bugüne kadar bilinmiyor. Buna uygun olarak ortaya atılan görüşler kendi aralarında çelişkili. Amerikan Senatosu’na bağlı olan ve gizli servislerin kontrolünden sorumlu olan Intelligence Committee şimdiye kadar henüz ayrıntılı bir şekilde bu konu üzerine eğilmedi. Washington Monthly’nin Haziran sayısındaki çok ayrıntılı bir rapora göre Demokratların temsilcileri encümende iki Pentagon görevlisinin Ghorbanifar ile yaptıkları gizli görüşmelerle ilgili araştırmayı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonraya bırakmayı kabul ettiler. Kesin olan sadece bağlantının, Amerika’nın Irak işgalinden sonra gelecek ‘kurtuluş aksiyonu’ olan İran rejiminin devrilmesi görevine canhıraş bir şekilde kendini adamış olan meşhur ‘İsrail-yanlısı şahin’ Michael Ledeen tarafından sağlandığıdır. Roma İmparatorluğunu Kartago’ya karşı savaşa tahrik eden eski Cato’nun izinde olan Ledeen ‘faster please’(lütfen daha hızlı!) sloganıyla tarihe girmeye çalışıyor.
Onyıllardır gizli servis bağlamlarında aktif olan Ledeen Ghorbanifar’ı 80’li yıllardaki İran-Contra-pazarlığı zamanlarından çok iyi tanıyor. Ledeen o zaman her iki ülke için yıkıcı olan savaşı daha da uzatmak (1980-1988) için Tahran’a gizli Amerikan ve İsrail’li silah satışlarının gerçekleştirilmesinde anahtar bir rol üstlenmişti.
İki Pentagon memuruna Ghorbanifar ile görüşmeyi–önce Aralık 2001 ve Haziran 2002’de Roma’da, sonra Paris’te – kimin müsade ettiği daha henüz net olarak belirlenemedi. Savunma Bakanı Rumsfeld ilişkilerin ortaya çıktığı Temmuz 2003’de basının karşısına çıkıp, olup-bitenler konusunda bilgisinin olmadığını, konuyla ilgili bilgileri daha ‘bir dakika önce’ güvenlik danışmanı Condoleezza Rice tarafından aldığına dair sürpriz bir açıklama yaptı. Kesin olan şey, ne bu tür bağlantılarla ilgili resmi yetkili CIA’in ne de usule göre haberdar edilmesi gereken Amerika’nın Roma’daki elçiliğinin bilgilendirilmediğidir. Zaten CIA kendi müsadesini zor verirdi, zira 80’li yılların sonundaki kötü tecrübelerden dolayı Ghorbanifar’la her türlü ilişkiyi kesmiş ve yasaklamıştı.
Washington Monthly Haziran sayısında belirtildiğine göre Roma’daki ilk görüşmeye sadece Michael Ledeen’in değil, aynı zamanda İtalyan Askeri gizli servisi SİSMİ’nin şefi Nicolo Pollari ve Washington’un neo-muhafazakar çevrelerinde iyi tanınan İtalyan Savunma Bakanı Antonio Martino da katılmışlar. Bu versiyon en azından makul, zira Ledeen için 80’li yıllarda bir gizli servis misyonuyla Roma’da görev yaptığında SİSMİ (ve bu arada aşırı sağcı gizli topluluk P2) ile iyi ilişkiler kurduğu söyleniyor. Gizli görüşmelere yüksek düzey İtalyanların katılımı kesinleşirse Rumsfeld tarafından küçümsenmeye çalışılan bu görüşmelerin önemi bir hayli artar.
Bazı haberlere göre Ghorbanifar’la yapılan görüşmelerin konusu Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından Tahran’la yapılan müzakereleri sabote etmekmiş. İddiaya göre İran, beş tutuklu üst düzey el-Kaide-üyesini ABD’ye teslim edecekmiş. Bunun karşılığında Washington Irak’ta konuşlanan İranlı muhalefet örgütü ‘Halkın Mücahitleri (HM)’ne karşı hareket edecekti. Gerçi HM, resmi olarak Amerikan hükümeti tarafından terörist organizasyonlar içine dahil ediliyor, fakat ABD’nin neo-muhafazakar ve İsrail-yanlısı çevreleri arasında birçok taraftarı var. Sürgün edilmiş Kübalı çevrelerde de çok aktif olan Cumhuriyetçi Milletvekili İleana Ros Lehtinen Kasım 2002’de HM’nin yasallaşması ve desteklenmesini içeren ve sözde 150 Kongre üyesinin imzaladığı bir talebi gündeme getirmişti.
Roma ve Paris’teki görüşmelerde bunun dışında ABD’nin yardımıyla İran’da gerçekleştirilecek bir ‘rejim değişikliği’ gündem oluşturmuş. Bu bağlamda garip olan ve yorumlanması zor olan husus, Franklin ve Rhode’un bu arada Amerikan hükümetinin gözünden düşmüş Irak Ulusal Kongresi’nin şefi olan Ahmed Halabi ile sıkı bağlantılar içinde bulunmuş olmasıdır. Halabi’nin ise bütün önemli İranlı politikacılar ile çok güzel ilişkileri mevcut. Ona karşı Irak’Ta İran için casusluktan dolayı tahkikat başlatıldı: O, İranlılara kendi gizli kodlarının Amerikalılar tarafından deşifre edildiğini söylemiş. Bu enformasyonu Halabi, FBI’ın haftalardır soruşturduğu ve neticesi hakkında hiçbir bilginin verilmediği, bir Pentagon görevlisi tarafından almış.
İsrail yalanlıyor
Bütün İsrail makamları Franklin’e karşı yapılan soruşturmaların öğrenilmesinden sonra, Pollard olayından sonra genel olarak ABD’de casusluğun yapılmadığını ve hatta bütün memurlara bunun yasaklandığını; ilgili dairenin ise kaldırıldığını ifade ettiler. Washington’daki İsrail elçiliğinden bir sözcü ABD’nin en değerli müttefiki olduğunu açıkladı. ‘Bizim her düzeyde sağlam bir iş ilişkimiz mevcut ve İsrail bunu tehlikeye sokacak hiçbir şey yapmaz.’
Kapalı gizli servis çalışmalarına bakan Knesset’in bir alt komisyonunun başkanı Ehud Jatom çok emin bir şekilde şunları ekledi: ‘Ben, ABD’nin birkaç gün içinde İsrail’in sözde casus ve onun aktiviteleri ile ilgili bir bağlantısının olmadığına dair bir açıklama yapacağını tahmin ediyorum.’
Knesset’in dış ve savunma politikası komisyonunun başkanı biraz daha dikkatli bir şekilde şu beyanatı verdi: ‘Eğer sonunda bu hikayenin doğruluğu ortaya çıkarsa çok şaşırırım. (...) Eğer gerçekten de Beyaz Saray’ın İran politikasıyla ilgili bazı bilgiler birileri tarafından bir yerlere iletildiyse, bu kesinlikle İsrail’in isteği üzerine ya da herhangi bir resmi İsrail’li şahsın inisiyatifiyle gerçekleşmiş değildir.’
Günlük gazete Ha’aretz, Pazar günü Franklin’in İsrail görevlileriyle, kabul edilmiş diplomatik bağlantıların sınırını aşmayan ‘iş ilişkisinin’ olduğuna dair bazı açıklamalar yaptı. Pazartesi günü gazete, sözde Amerikan hükümet çevrelerinin kaynaklarına dayanarak, FBI’ın Franklin’i muhtemelen casusluktan dolayı suçlamayacağını yazdı.
Franklin’in İsrail ya da AIPAC tarafından yönlendirildiğine dair FBI’ın hiçbir delili yokmuş.
Muhtemelen ceza hukuku açısından daha küçük suçlama olan gizli dökümanları kötüye kullanma suçlamasında kalacakmış.
AIPAC Cuma günü soruşturmayla ilgili ilk haberler yayıldığında kategorik bir açıklama yapmıştı: ‘AIPAC ya da görevlilerimizce suç unsuru taşıyan davranışta bulunma suçlaması yanlış ve temelsizdir. Ne AIPAC ne de onun herhangi bir görevlisi herhangi bir kanun ya da kuralı çiğnedi, ne de AİPAC ya da onun görevlileri gizlilik vasfı taşıdıklarını tahmin ettikleri herhangi bir enformasyon aldı.’
Durumu araştırmadan, suçlamaların öğrenilmesinden birkaç saat sonra, bütün AIPAC görevlileri için böylesine toptancı bir masumiyet açıklamasının ciddi olmadığı ve daha ziyade bazı şeylerin gizlenmeye çalışıldığına işaret ettiği ortadadır. Franklin’in ismini FBI’ın görevlileri gelmeden önce bilmediklerine dair daha sonra yapılan açıklama da ciddi görünmüyor ve muhtemelen bu açıklamada ısrar edemeyecekler. Zira İsrail’le bağlantılı konularla ilgilenen Franklin gibi hükümet görevlileriyle bağlantılar –belirli zor tanımlanan sınırlar aşılmadığı sürece – AIPAC’ın legal faaliyetleri arasında yer alıyor. Fox News Pazar günü eski bir AIPAC görevlisinin, organizasyonunun eski Pentagon çalışanlarını Amerikan hükümetinin İsrail ve Ortadoğu hakkındaki planları konusunda bilgi alabilmek için kuruluşlarında görev yapmaya davet ettiği ifadesini aktardı. ‘Bu lobi sahnesi için çok normal bir görev. Lobici enformasyon toplama ile casusluk arasında nasıl bir sınır çizilebilir?’
Pentagon ile CIA arasında savaş mı ?
Bu gerçekten de ‘Larry Franklin’in casusluk olayı’nın merkezi problemini teşkil ediyor. Hükümetin İran politikasına yönelik gizli kabul edilen prensip taslağının açığa vurulması – ki bu memurların temel suçlaması durumunda – müstamel ölçülere göre aslında ağır bir casusluk olayı değil. Birçok eski ya da aktif İsrail’li gizli servis mensupları Franklin’e yönelik soruşturmaya karşı anlayışsızlıklarını dile getirdiler ve böyle enformasyonlara ulaşabilmek için İsrail’in ABD’de casusluk yapmasına gerek olmadığını açıkladılar. Bunun için bir telefon konuşması ya da bir yemek davetiyesi yeterliymiş.
Bu belki genel olarak, fakat özellikle Pentagon’un anahtar makamlarının ‘Pro-İsrail-şahinleri’ tarafından ele geçirilmesinden sonra ve bilhassa Douglas Feith’in yetki alanı için geçerli. New York Times Cumartesi şunları yazdı: ‘Amerikan karşı casusluk görevlileri İsraillilerin karıştığı casusluk olaylarının tahkikinin çok zor olduğunu, çünkü konu, Washington’da geniş bir siyasi nüfuza sahip, önemli bir müttefik grubunu ilgilendiriyor diye söylüyorlar. Birçok memur, belli sayıda İsrail’le ilgili casusluk soruşturmalarının geçmişte siyasi baskıdan dolayı bırakıldığını ya da bastırıldığını söylemişlerdi.’ Hatta İsrail ve ABD gibi ‘özel ilişkisi’ içinde olmayan ve fakat düşman ilişkileri de bulunmayan devletler arasında bile şimdi Pentagon görevlisi Franklin’e yapılan suçlama türü olaylarda normalde medyanın borusu ötmez.
Soruşturmanın yayınlanmasından dolayı sıkıntıya giren ABD ile İsrail arasındaki özel durum açısından bakıldığında skandal yolunun neden seçildiği sorulmalı.
Kudüs ve Yabancı ülkelerdeki meselelerden sorumlu İsrail’li bakan Natan Scharansky’nin Pazar günü tahmin ettiği gibi Franklin’e karşı suçlamalar, Pentagon ve CIA arasındaki, yani tam sert ‘şahinler’ ve o kadar agresif olmayan, daha diplomatik ağırlıklı bir yol izleyenler arasındaki bir iç çatışmanın sonuçları olabilir mi? Bu hadiseyle bütün dikkatler tekrar Douglas Feith’in imparatorluğuna çevirilecek ki, onun yönetimi altında Franklin ve Rhode Irak’a karşı savaş sebepleri inşa ediyorlardı ve belki de bugün İran’a karşı savaş planları üzerinde çalışıyorlar.
Tam dışlanamayacak bir ihtimal de Demokrat Parti çevreleri tarafından çevrilen bir entrika olması: Cumhurbaşkanı Bush’un, Franklin ve AIPAC’a karşı tahkikatı durdurması zor olacak. Fakat soruşturmaya müsaade ederse Kasım seçimlerinin arefesinde Cumhurbaşkanı ve Demokrat aday John Kerry tarafından kazanılmaya çalışılan İsrail-yanlısı Lobi’yle sorun yaşama riskine girer.
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...