|

Pentagon’da Casusluk mu?
Knut Mellenthin
Çeviren : Selvet AKGÜN
Junge Welt, 31.08.2004
Amerikan Savunma Bakanlığını sıkı
bir şekilde ellerinde tutan ‘İsrail-yanlısı şahinler’den biri, müsade
edilen sınırı aştı mı?
İlk haber Cuma günü Amerikan televizyon kanalı CBS tarafında verildi ve
gündeme bir bomba gibi düştü: Federal polis FBI İsrail için casusluk
yapma suçundan dolayı bir Pentagon görevlisine karşı tahkikat başlatmış.
Muhtemel ‘köstebek’ İsrail makamlarına gizli materyal iletmiş. Bunun
içinde Amerikan hükümetinin İran politikasına ait dökümanlar da var.
Aracı kişiler olarak FBI İsrail yanlısı lobicilik faaliyetleri yürüten
American İsrael Public Affairs Committee (AİPAC)’ın iki görevlisini
suçluyor.
Haber hemen 1985’de ortaya çıkan ve 1987’de ömür boyu hapis cezasına
çarptırılan Johnathan Pollard olayını anımsattı. Amerikan donanmasının
gizli servisinin eski subayı çok yoğun bir şekilde İsrail için casusluk
yapmıştı ve sadece çok gizli dökümanları değil, aynı zamanda yabancı
ülkelerdeki Amerikan ajanlarının isimlerini ihtiva eden bir listeyi de
iletmişti. Dönemin Amerikan savunma bakanı Caspar Weinberger, Pollard
tarafından aktarılan enformasyonların sayısının ‘ABD’nin tarihinde en
ağır casusluk olaylarından biri’ anlamına geldiğini vurguluyordu.
90’lı yıllarda Clinton’un Cumhurbaşkanlığı döneminde AİPAC ve
Amerika’daki büyük Yahudi organizasyonlarının çoğu, Pollard’ın serbest
bırakılması için yoğun bir kampanya başlatmışlardı. Bu kampanyada
Pollard’ın bir düşman devlet için değil, en yakın müttefik ve dost
devlete casusluk yaptığına dair oldukça şanssız bir argümana sığındılar.
AİPAC’ın şimdiye kadar hemen hemen hiçbir arzusunu geri çevirmemiş olan
Hükümet ve Kongre bu konuda ayak dirediler.
İsrail daha 1998’de Başbakan Benjamin Netanyahu döneminde resmi olarak
Pollard’ın bir casusluk vazifesi olduğunu ve üst-düzey İsrail gizli
servis subayları tarafından yönlendirildiğini itiraf etti. Hükümet baskı
altınaydı, çünkü Pollard –muhtemelen ilk etapta kendi eşinin geçimini
garanti altına almak için- İsrail’in en yüksek mahkemesine resmi olarak
eski bir casus olarak tanınmak için bir dilekçe vermişti. Bir ABD
gezisinin sonunda Netanyahu’nun yaptığı bir açıklamadan sonra Pollard
dilekçesini geri çekmişti.
Silah tüccarlarıyla gizli konuşmalar
Şimdi keşfedilen Pentagon’daki İsrail-yanlısı ‘köstebek’le ilgili hemen
hemen hiçbir resmiyette açıklanmış veri yok, buna karşın hedefli olarak
saçılmış bir dizi ayrıntı var. Bu cümleden olarak Cuma günü hükümet
görevlileri tarafından zanlı ile ilgili o kadar ayrıntılı bilgi verildi
ki, adamın ismini tesbit etmek hiç de zor olmadı. Cumartesi günü
Washington Post’un ilk olarak haber verdiği üzere mezkur kişi
Pentagon’un Ortadoğu ve Güney Asya dairesinde çalışan ve bir İran uzmanı
olarak tanınan Lawrence (Larry) A. Franklin. Bu birim politika daire
şubesinin şefi olan Douglas Feith’e karşı sorumlu. Savunma bakanlığında
resmi olarak Feith üçüncü sırada geliyor, Donald Rumsfeld ve onun
yardımcısı Paul Wolfowitz’den hemen sonra. Feith tıpkı Wolfowitz gibi
uzun yıllardır kendini açıkça ‘İsrail-yanlısı şahinler’ olarak
tanımlayanlar arasında yer alıyor.
2001’in başında Pentagon’a girişlerinde ‘şahinler’ personeli temelden
değiştirdiler. Douglas Feith kendi yetki alanındaki pozisyonları,
kendini kanıtlamış sertlik yanlısı kişilerle doldurdu, bunların içinde
CIA ile açık bir rekabet içindeki Askeri gizli servisi Defense
Intelligence Agency (DIA)’dan çok sayıda görevli bulunuyor. CIA, bağlı
bulunduğu Dışişleri bakanlığı gibi şahinler tarafından güvenilmez kabul
ediliyor. Bu dönüşümde uzun yıllar DİA subayı olan Franklin de şimdiki
makamına gelmişti. İran üzerinde daha DİA zamanında uzmanlaşmıştı ve bu
konu için Pentagon’da da temel muhatab kişi olarak kaldı. Bazı
muhabirlerin verdikleri bilgiye göre Tahran’daki hükümetten nefret
ediyormuş. Franklin Amerikan Hava Kuvvetleri’nde Albay rütbesine kadar
yükseldi ve hemen sonra Tel Aviv’deki Amerikan Elçiliğinde yedek subay
sıfatıyla ‘dış siyasi/askeri meseleler’ konusunda uzman olarak çalıştı –
muhtemelen o zaman bile belirli İsrail makamlarıyla bağlantı kurmak için
DİA’nın hizmetinde bulunuyordu.
Franklin’in ismi, ilk kez geçen sene Temmuz’da Feith’in Pentagon
biriminde eski ileri gelen Ortadoğu uzmanı Harold Rhode ile birlikte
şüpheli İranlı silah tüccarı Manucher Ghorbanifar ile birçok gizli
görüşme yaptığı ortaya çıktığında medyada geçti. Muhtemelen Franklin bu
bağlamda ilk sefer FBI’ın dikkatini çekti. Her neyse medyaya hedefli
olarak saçılan ‘gayri resmi’ enformasyonlardan, FBI’ın bir seneden beri
ona karşı araştırma yaptığı anlaşılıyor.
O dönemdeki gizli görüşmelerin konusu ve kimin adına yapıldığı bugüne
kadar bilinmiyor. Buna uygun olarak ortaya atılan görüşler kendi
aralarında çelişkili. Amerikan Senatosu’na bağlı olan ve gizli
servislerin kontrolünden sorumlu olan Intelligence Committee şimdiye
kadar henüz ayrıntılı bir şekilde bu konu üzerine eğilmedi. Washington
Monthly’nin Haziran sayısındaki çok ayrıntılı bir rapora göre
Demokratların temsilcileri encümende iki Pentagon görevlisinin
Ghorbanifar ile yaptıkları gizli görüşmelerle ilgili araştırmayı
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonraya bırakmayı kabul ettiler. Kesin
olan sadece bağlantının, Amerika’nın Irak işgalinden sonra gelecek
‘kurtuluş aksiyonu’ olan İran rejiminin devrilmesi görevine canhıraş bir
şekilde kendini adamış olan meşhur ‘İsrail-yanlısı şahin’ Michael Ledeen
tarafından sağlandığıdır. Roma İmparatorluğunu Kartago’ya karşı savaşa
tahrik eden eski Cato’nun izinde olan Ledeen ‘faster please’(lütfen daha
hızlı!) sloganıyla tarihe girmeye çalışıyor.
Onyıllardır gizli servis bağlamlarında aktif olan Ledeen Ghorbanifar’ı
80’li yıllardaki İran-Contra-pazarlığı zamanlarından çok iyi tanıyor.
Ledeen o zaman her iki ülke için yıkıcı olan savaşı daha da uzatmak
(1980-1988) için Tahran’a gizli Amerikan ve İsrail’li silah satışlarının
gerçekleştirilmesinde anahtar bir rol üstlenmişti.
İki Pentagon memuruna Ghorbanifar ile görüşmeyi–önce Aralık 2001 ve
Haziran 2002’de Roma’da, sonra Paris’te – kimin müsade ettiği daha henüz
net olarak belirlenemedi. Savunma Bakanı Rumsfeld ilişkilerin ortaya
çıktığı Temmuz 2003’de basının karşısına çıkıp, olup-bitenler konusunda
bilgisinin olmadığını, konuyla ilgili bilgileri daha ‘bir dakika önce’
güvenlik danışmanı Condoleezza Rice tarafından aldığına dair sürpriz bir
açıklama yaptı. Kesin olan şey, ne bu tür bağlantılarla ilgili resmi
yetkili CIA’in ne de usule göre haberdar edilmesi gereken Amerika’nın
Roma’daki elçiliğinin bilgilendirilmediğidir. Zaten CIA kendi müsadesini
zor verirdi, zira 80’li yılların sonundaki kötü tecrübelerden dolayı
Ghorbanifar’la her türlü ilişkiyi kesmiş ve yasaklamıştı.
Washington Monthly Haziran sayısında belirtildiğine göre Roma’daki ilk
görüşmeye sadece Michael Ledeen’in değil, aynı zamanda İtalyan Askeri
gizli servisi SİSMİ’nin şefi Nicolo Pollari ve Washington’un
neo-muhafazakar çevrelerinde iyi tanınan İtalyan Savunma Bakanı Antonio
Martino da katılmışlar. Bu versiyon en azından makul, zira Ledeen için
80’li yıllarda bir gizli servis misyonuyla Roma’da görev yaptığında
SİSMİ (ve bu arada aşırı sağcı gizli topluluk P2) ile iyi ilişkiler
kurduğu söyleniyor. Gizli görüşmelere yüksek düzey İtalyanların katılımı
kesinleşirse Rumsfeld tarafından küçümsenmeye çalışılan bu görüşmelerin
önemi bir hayli artar.
Bazı haberlere göre Ghorbanifar’la yapılan görüşmelerin konusu Amerikan
Dışişleri Bakanlığı tarafından Tahran’la yapılan müzakereleri sabote
etmekmiş. İddiaya göre İran, beş tutuklu üst düzey el-Kaide-üyesini
ABD’ye teslim edecekmiş. Bunun karşılığında Washington Irak’ta
konuşlanan İranlı muhalefet örgütü ‘Halkın Mücahitleri (HM)’ne karşı
hareket edecekti. Gerçi HM, resmi olarak Amerikan hükümeti tarafından
terörist organizasyonlar içine dahil ediliyor, fakat ABD’nin
neo-muhafazakar ve İsrail-yanlısı çevreleri arasında birçok taraftarı
var. Sürgün edilmiş Kübalı çevrelerde de çok aktif olan Cumhuriyetçi
Milletvekili İleana Ros Lehtinen Kasım 2002’de HM’nin yasallaşması ve
desteklenmesini içeren ve sözde 150 Kongre üyesinin imzaladığı bir
talebi gündeme getirmişti.
Roma ve Paris’teki görüşmelerde bunun dışında ABD’nin yardımıyla İran’da
gerçekleştirilecek bir ‘rejim değişikliği’ gündem oluşturmuş. Bu
bağlamda garip olan ve yorumlanması zor olan husus, Franklin ve Rhode’un
bu arada Amerikan hükümetinin gözünden düşmüş Irak Ulusal Kongresi’nin
şefi olan Ahmed Halabi ile sıkı bağlantılar içinde bulunmuş olmasıdır.
Halabi’nin ise bütün önemli İranlı politikacılar ile çok güzel
ilişkileri mevcut. Ona karşı Irak’Ta İran için casusluktan dolayı
tahkikat başlatıldı: O, İranlılara kendi gizli kodlarının Amerikalılar
tarafından deşifre edildiğini söylemiş. Bu enformasyonu Halabi, FBI’ın
haftalardır soruşturduğu ve neticesi hakkında hiçbir bilginin
verilmediği, bir Pentagon görevlisi tarafından almış.
İsrail yalanlıyor
Bütün İsrail makamları Franklin’e karşı yapılan soruşturmaların
öğrenilmesinden sonra, Pollard olayından sonra genel olarak ABD’de
casusluğun yapılmadığını ve hatta bütün memurlara bunun yasaklandığını;
ilgili dairenin ise kaldırıldığını ifade ettiler. Washington’daki İsrail
elçiliğinden bir sözcü ABD’nin en değerli müttefiki olduğunu açıkladı.
‘Bizim her düzeyde sağlam bir iş ilişkimiz mevcut ve İsrail bunu
tehlikeye sokacak hiçbir şey yapmaz.’
Kapalı gizli servis çalışmalarına bakan Knesset’in bir alt komisyonunun
başkanı Ehud Jatom çok emin bir şekilde şunları ekledi: ‘Ben, ABD’nin
birkaç gün içinde İsrail’in sözde casus ve onun aktiviteleri ile ilgili
bir bağlantısının olmadığına dair bir açıklama yapacağını tahmin
ediyorum.’
Knesset’in dış ve savunma politikası komisyonunun başkanı biraz daha
dikkatli bir şekilde şu beyanatı verdi: ‘Eğer sonunda bu hikayenin
doğruluğu ortaya çıkarsa çok şaşırırım. (...) Eğer gerçekten de Beyaz
Saray’ın İran politikasıyla ilgili bazı bilgiler birileri tarafından bir
yerlere iletildiyse, bu kesinlikle İsrail’in isteği üzerine ya da
herhangi bir resmi İsrail’li şahsın inisiyatifiyle gerçekleşmiş
değildir.’
Günlük gazete Ha’aretz, Pazar günü Franklin’in İsrail görevlileriyle,
kabul edilmiş diplomatik bağlantıların sınırını aşmayan ‘iş ilişkisinin’
olduğuna dair bazı açıklamalar yaptı. Pazartesi günü gazete, sözde
Amerikan hükümet çevrelerinin kaynaklarına dayanarak, FBI’ın Franklin’i
muhtemelen casusluktan dolayı suçlamayacağını yazdı.
Franklin’in İsrail ya da AIPAC tarafından yönlendirildiğine dair FBI’ın
hiçbir delili yokmuş.
Muhtemelen ceza hukuku açısından daha küçük suçlama olan gizli
dökümanları kötüye kullanma suçlamasında kalacakmış.
AIPAC Cuma günü soruşturmayla ilgili ilk haberler yayıldığında kategorik
bir açıklama yapmıştı: ‘AIPAC ya da görevlilerimizce suç unsuru taşıyan
davranışta bulunma suçlaması yanlış ve temelsizdir. Ne AIPAC ne de onun
herhangi bir görevlisi herhangi bir kanun ya da kuralı çiğnedi, ne de
AİPAC ya da onun görevlileri gizlilik vasfı taşıdıklarını tahmin
ettikleri herhangi bir enformasyon aldı.’
Durumu araştırmadan, suçlamaların öğrenilmesinden birkaç saat sonra,
bütün AIPAC görevlileri için böylesine toptancı bir masumiyet
açıklamasının ciddi olmadığı ve daha ziyade bazı şeylerin gizlenmeye
çalışıldığına işaret ettiği ortadadır. Franklin’in ismini FBI’ın
görevlileri gelmeden önce bilmediklerine dair daha sonra yapılan
açıklama da ciddi görünmüyor ve muhtemelen bu açıklamada ısrar
edemeyecekler. Zira İsrail’le bağlantılı konularla ilgilenen Franklin
gibi hükümet görevlileriyle bağlantılar –belirli zor tanımlanan sınırlar
aşılmadığı sürece – AIPAC’ın legal faaliyetleri arasında yer alıyor. Fox
News Pazar günü eski bir AIPAC görevlisinin, organizasyonunun eski
Pentagon çalışanlarını Amerikan hükümetinin İsrail ve Ortadoğu
hakkındaki planları konusunda bilgi alabilmek için kuruluşlarında görev
yapmaya davet ettiği ifadesini aktardı. ‘Bu lobi sahnesi için çok normal
bir görev. Lobici enformasyon toplama ile casusluk arasında nasıl bir
sınır çizilebilir?’
Pentagon ile CIA arasında savaş mı ?
Bu gerçekten de ‘Larry Franklin’in casusluk olayı’nın merkezi problemini
teşkil ediyor. Hükümetin İran politikasına yönelik gizli kabul edilen
prensip taslağının açığa vurulması – ki bu memurların temel suçlaması
durumunda – müstamel ölçülere göre aslında ağır bir casusluk olayı
değil. Birçok eski ya da aktif İsrail’li gizli servis mensupları
Franklin’e yönelik soruşturmaya karşı anlayışsızlıklarını dile
getirdiler ve böyle enformasyonlara ulaşabilmek için İsrail’in ABD’de
casusluk yapmasına gerek olmadığını açıkladılar. Bunun için bir telefon
konuşması ya da bir yemek davetiyesi yeterliymiş.
Bu belki genel olarak, fakat özellikle Pentagon’un anahtar makamlarının
‘Pro-İsrail-şahinleri’ tarafından ele geçirilmesinden sonra ve bilhassa
Douglas Feith’in yetki alanı için geçerli. New York Times Cumartesi
şunları yazdı: ‘Amerikan karşı casusluk görevlileri İsraillilerin
karıştığı casusluk olaylarının tahkikinin çok zor olduğunu, çünkü konu,
Washington’da geniş bir siyasi nüfuza sahip, önemli bir müttefik grubunu
ilgilendiriyor diye söylüyorlar. Birçok memur, belli sayıda İsrail’le
ilgili casusluk soruşturmalarının geçmişte siyasi baskıdan dolayı
bırakıldığını ya da bastırıldığını söylemişlerdi.’ Hatta İsrail ve ABD
gibi ‘özel ilişkisi’ içinde olmayan ve fakat düşman ilişkileri de
bulunmayan devletler arasında bile şimdi Pentagon görevlisi Franklin’e
yapılan suçlama türü olaylarda normalde medyanın borusu ötmez.
Soruşturmanın yayınlanmasından dolayı sıkıntıya giren ABD ile İsrail
arasındaki özel durum açısından bakıldığında skandal yolunun neden
seçildiği sorulmalı.
Kudüs ve Yabancı ülkelerdeki meselelerden sorumlu İsrail’li bakan Natan
Scharansky’nin Pazar günü tahmin ettiği gibi Franklin’e karşı
suçlamalar, Pentagon ve CIA arasındaki, yani tam sert ‘şahinler’ ve o
kadar agresif olmayan, daha diplomatik ağırlıklı bir yol izleyenler
arasındaki bir iç çatışmanın sonuçları olabilir mi? Bu hadiseyle bütün
dikkatler tekrar Douglas Feith’in imparatorluğuna çevirilecek ki, onun
yönetimi altında Franklin ve Rhode Irak’a karşı savaş sebepleri inşa
ediyorlardı ve belki de bugün İran’a karşı savaş planları üzerinde
çalışıyorlar.
Tam dışlanamayacak bir ihtimal de Demokrat Parti çevreleri tarafından
çevrilen bir entrika olması: Cumhurbaşkanı Bush’un, Franklin ve AIPAC’a
karşı tahkikatı durdurması zor olacak. Fakat soruşturmaya müsaade ederse
Kasım seçimlerinin arefesinde Cumhurbaşkanı ve Demokrat aday John Kerry
tarafından kazanılmaya çalışılan İsrail-yanlısı Lobi’yle sorun yaşama
riskine girer.
|