|

11 Eylül Araştırma Raporu CIA ile
El-Kaide Arasındaki Bağlantıyı Gözardı Ediyor
Çeviren : Kamil CENGİZ
www.wsws.org/de, 29.07.2004
11 Eylül saldırılarıyla ilgili
araştırma komisyonunun 22 Haziran’da yayınlanan raporu titiz bir
incelemeyi gerektiren çok geniş bir döküman. WSWS bu dökümanla ilgili
geniş çaplı analizler yapacak. Fakat araştırma komisyonundaki insanların
seçiminden, araştırma konularından ve yayınlanmasıyla ilgili medya
haberlerinden şimdi bile bazı açık sonuçlara varabiliriz.
Temelde 11 Eylülle ilgili rapor bir suçsuzluk belgesi. 567 sayfa güçlü
döküman Bush ve Clinton hükümetinlerine, gizli servislerin çalışmaları
ve ulusal güvenlik ve felaketlere karşı koruma dairelerine yönelik
eleştirilerle dolu. Fakat komisyon onların başarısızlığından hep
beceriksizlik, yanlış yönetim ya da ‘eksik fantezi’yi sorumlu tutuyor.
Araştırma raporu temelde CIA, FBI, ordu ya da Beyaz Saray’ın hep en
doğru bildiklerinden ve vicdanlarına uygun hareket ettikleri iddiasından
hareket ediyor.
Böylece ta baştan 11 Eylül saldırılarıyla ilgili ortaya atılan en önemli
soruyu gözardı ediyor: Hükümet daireleri Bush hükümetine Orta Asya’da ve
Orta Doğu’da planladıkları savaşlar ve ülke içinde devletin baskı
aygıtını güçlendirmek için bahane sağlaması için 11 Eylül saldırılarına
bilerek mi müsade ettiler ya da hatta aktif olarak desteklediler?
Komisyon Bush hükümetinin daha işbaşına geldiğinde Saddam Hüseyin’i
devirmeyi istediğini ve 11 Eylül saldırılarından birkaç gün sonra,
Bağdat’daki rejim ile terör saldırıları arasında bağlantı olmadığı halde
ve uzun yıllar Saddam Hüseyin ile El-Kaide arasındaki düşmanlığa rağmen,
Irak’a karşı bir savaşın askeri planlamalarıyla başladığıyla ilgili çok
iyi belgelenmiş olan durumu itiraf ediyor.
Clinton ve Bush hükümetlerinin eski Anti-Terörizm şefi olan Richard
Clarke komisyon önünde Bush hükümetinin görev zamanlarının ilk sekiz
ayında Clarke, CIA direktörü George Tenet ve diğer gizli servisçiler
El-Kaide’nin yakında gerçekleşeceği düşünülen ağır bir saldırısına karşı
üstüne basa basa uyardıkları halde El-Kaide’ye karşı bazı adımların
atılmasını engellediklerini açıkladı. Bush’un kendisi 6 Ağustos 2001’de
CIA tarafından bu arada meşhur olmuş olan ‘Bin Ladin, ABD’ye saldırma
konusunda kararlı’ başlıklı Günlük Cumhurbaşkanı raporunu almıştı. Fakat
Cumhurbaşkanı komisyon önünde, bunun üzerine herhangi bir adımların
atılıp atılmadığını hatırlamadığını açıkladı. (Texas’daki çiftliğinde
izinine dört hafta daha devam etmişti.)
11 Eylül’le ilgili rapor Amerikan hükümet dairelerinin 11 Eylül
komplosunu ortaya çıkarma ve muhtemelen önleme konusunda on değişik
‘operasyonel imkanı’ kaçırdıkları tesbitinde bulunuyor. Bu bağlamda
sadece ‘bağlamlar gözden kaçmamış’. Gizli servis memurlarının bazı
faaliyetleri 11 Eylül komplosunu daha da kolaylaştırmış – yani pratikte
onlar el-Kaide’nin hesabına çalışmışlar.
Bu cümleden olarak CIA mesela, ülkenin polis müdürlüklerini iki meşhur
el-Kaide üyesi – ve 11 Eylül’ün müstakbel uçak kaçırıcısı- Los Angeles’e
girdiklerinde bilgilendirmemiş. CIA’nin arananlar listesinde olan bu iki
adam, Halid el-Midhar ve Nawaf el-Hazmi, bir ara San Diego’nun telefon
listesinde de yer aldılar. Onlar gizli servislerin el-Kaide’nin beklenen
büyük saldırısıyla ilgili bilgilerinin en yoğun olduğu 2001’in yaz
aylarında ülkede gözlem altında tutulmadan gezebildiler. Onlardan birisi
problemsiz bir şekilde ülke dışına çıktı ve tekrar içeri girdi, diğeri
ise vizesini uzatabildi.
Komisyon raporu bu iki şahsın Güney Kaliforniya’da bırakın
tutuklanmalarını hiç zikredilmeyen yardımcılarının olduğunu açığa
çıkarıyor. Rapor el-Midher ve el-Hazmi’nin "ABD’ye geleceklerini önceden
bilen bir ya da birkaç kişinin yardımı olmaksızın ayak basmaları"
hakkında ‘bizim görüşümüze göre imkansız’ diyor. Malum olduğu üzere en
azından bir FBI enformantı onlara mesken sağlamış.
FBI Amerikan uçak okullarına kaydolan el-Kaide-teröristlerinin
potansiyel tehlikesine dair birçok uyarının bastırılmasında anahtar rol
oynamıştı. Onların en meşhuru Zekeriya Musavi idi. Kendi itirafıyla
el-Kaide üyesi olan bu şahıs Minnesota’da bir uçuş okulunda uçuş dersi
almaya çalışmış ve öğretmenlerinin şüphesini üzerine çekmişti, bunun
üzerine öğretmenleri dairelere bilgi vermişlerdi. Musavi Ağustos 2001’de
göçmenler yasasına aykırı hareketten dolayı tutuklanmıştı ve bölgedeki
FBI ajanları soruşturma yapmak için izin istemişlerdi. Washington’daki
FBI’ın üst-düzey yetkilileri ise izin vermemişlerdi. Halbuki o zamanlar
Musavi’nin islami teröristlerle bağlantısıyla ilgili Fransız hükümet
çevrelerinden enformasyonlar alınmıştı.
Komisyon raporu Musavi olayındaki faaliyetsizliği eleştiriyor ve şayet
tutuklanması manşetlerden duyurulmuş olsaydı uçak kaçıran gurubun 11
Eylül saldırılarının akamete uğrama korkusundan dolayı iptal
edilebileceğine işaret ediyor. Fakat komisyon FBI-memurlarının
isimlerini vermeyi reddetti. ‘Bizim amacımız suçlu bulmak değildi’ diyor
komisyon başkanı Thomas Kean. ‘Bizim başarısızlığımızın sorumlusu tek
bir birey değildir.’
İsimleri söylememe ve sorumluları tesbit etmeme tutumunun açık bir
anlamı var. Gizli serviste belirli şahıslar isimleriyle açıklanırsa,
kendilerini muhtemelen savunacaklar ve sorumluluğu komando zincirinde
daha yüksekte bulunanlara atabileceklerdi. Bu da araştırmayı ulusal
güvenlik aygıtının en yüksek düzeyine ve Beyaz Saray’a yöneltirdi. 11
Eylül komisyonu böyle bir sonucu ne pahasına olursa olsun engellemeye
çalıştı ve böylece devletin anahtar kurumlarını korudu.
Gerçi 11 Eylül komplosunun ortaya çıkmasını çok etkili bir şekilde
engelleyen birçok CIA ve FBI faaliyetleri belgeleniyor, fakat komisyon
raporu hiçbir yerinde kendisini dayatan çok önemli bir soruyla
ilgilenmiyor: Özellikle intihar saldırılarının planlayıcıları arasında
herhangi bir zaman diliminde bir Amerikan gizli servisinin üyesi veya
ajanı olan el-Kaide’li bir eylemci var mıydı ?
Bu ihmal el-Kaide’nin kökünün Amerika tarafından finanse edilen
Afganistan’daki mücahidlerin gerilla savaşına dayandığı ve orada Üsame
bin Ladin gibi şahısların Amerikan desteğine sahip oldukları ve CIA
tarafından silah tekniği, sabotaj ve bomba üretimi konusunda eğitim
aldıkları gerçeği muvacehesinde bakıldığında daha şaşırtıcı
görünmektedir.
Halid Şeyh Muhammed, sözde 11 Eylül saldırılarının asıl planlayıcısı,
bugün halen Amerikan destekli Afgan Başbakanı Hamid Karzai ile
bağlantıları bulunan Afgan’lı Kuzey ittifakının lideri olan Abdulresul
Sayyaf’ın uzun yıllar müttefikiydi.
11 Eylül komplocularının hareket tarzı bir şekilde resmi daireler
tarafından korunduklarına dair güçlü şüpheler uyandırıyor. Onlar
kendilerini saklamak için çaba sarfetmemişlerdi, hem ABD içinde hem de
yabancı ülkelerde gönüllerine göre geziyorlardı. Onlar çok kolay takibe
alınabilecek telefonlar ve kredi kartları kullanıyorlardı. Amerikan uçuş
okullarına çok açık ve kendi gerçek isimleriyle kaydoluyorlardı ve
ABD’de uçaklardaki emniyet durumunu test etmek ve uçakların içindeki
duruma alışmak için birçok uçak gezisi yapmışlardı.
Siyasi Serbest Kart
Herkes aynı orada sorumludur iddiasının – ‘Herkes suçlu, böylece kimse
suçlu değil’ – açık bir siyasi amacı var: Bu iddia Bush hükümetine 2
Kasım’da yapılacak olan seçimlerin arefesinde siyasi bir suçsuzluk
belgesi sunuyor.
Bush hiddetli bir şekilde 11 Eylül’le ilgili bir araştırma komisyonunun
devreye sokulmasına karşı çıkmıştı. Bu bile, onun hükümetinin bazı
şeyleri gizlediğini gösteriyordu.
Yaklaşık iki sene süren tahkikin sonuçları açısından bakıldığında Beyaz
Saray ve Bush’ın yeniden seçilme kampanyası rahatlamış bir vaziyette
nefes alabildi ve Bush’un kendisi komisyon raporunu almak için Kean ve
Demokrat’ların Başkan yardımcısı Lee Hamilton ile dikkatleri üzerine
çeken bir toplantı yaptı. Bush, komisyonun ‘çok şahane bir iş’ yaptığını
açıkladı ve raporda sunulan ‘gelecek sefere uygulanacak hareket tarzıyla
ilgili sağlam ve zeki tavisyeleri’ takdir etti.
Amerikan medyası 11 Eylül raporunu İkiz Kule ve Pentagona düzenlenen
saldırıların arefesi ve esnasındaki olaylarla ilgili nihai, objektif ve
eleştirel bir değerlendirme olarak karşıladı, raporda sunulan ‘tasavvur
gücü eksikti’ yargısının çok daha kötü bir şeyi hakikatte çarpıtmak için
kullanılabilmiş olabileceği ihtimaline en ufak bir işarette bulunmadan.
Bu cümleden olarak Washington Post coşkuyla şunları yazıyordu: ’11
Eylül’ün komisyon raporu tarihin canlı duygusunu aşılıyor ve kalıcı
olacak; bunu siyasi baskı ve 2,5 milyon sayfa enformasyon ve 1200
şahidin ifadesine yol açan mahkeme kararlarına borçluyuz. Hızlı bir
şekilde verilmiş olsa da tarihi yargı ikna edici: Amerikan yönetimi her
bakımdan beceriksizliğini gösterdi.’
New York Times’ın analizi şöyle başlıyordu: ’11 Eylül Komisyonu’nun ve
Senato’nun gizli servis encümeninin aylarca süren araştırmaları gizli
servislerin iki kocaman hatası konusunda uzlaşmaya vardı: kaçırılmış
fırsatlar ABD’yi el-Kaide’nin ataklarına karşı zayıf bıraktı ve
konvansiyonel olmayan silahlarla ilgili yanlış yorumlanmış ipuçları
Irak’a saldırı için Amerikan askerlerinin gönderilmesine yol açtı.’
Bush hükümetinin Iraklı kitle imha silahlarıyla ilgili yalanlarını
‘yanlış yorumlanmış ipuçları’ ya da ‘gizli servis hatası’ olarak takdim
etmek, Amerikan halkının ve dünya kamuoyunun zekasına dil uzatmak
demektir. Artık ABD de ve neredeyse bütün dünyada Bush hükümetinin
Iraklı kitle imha silahlarıyla ilgili gerçek olmadığını kesin bildiği
‘gizli servis bilgilerini’ uydurduğu ve hiçbir delile dayanmadan tahrik
edilmemiş bir işgali ‘kendini savunma’ olarak gösterebilmek için aşırı
iddialar ortaya attığı apaçık bir hakikat olarak biliniyor. Hatta
Amerikan medyasının bir kısmı bile bunu itiraf etti.
11 Eylül Komisyonu bile New York ve Washington’a düzenlenen
saldırılardan birkaç saat sonra Bush hükümetinin ileri gelen
siyasetçilerinin Saddam rejimini devirmek için bir savaş başlatmak için
baskı yaptıklarını belgeliyor. Raporda mesela Bush’un 17 Eylül 2001’de
Pentagon’a Saddam’ın Amerikan çıkarlarına aykırı davranması durumunda
Irak’ın petrol kuyularını işgal etmeye hazırlanma konusunda talimat
verdiği dile getiriliyor.
Eğer Amerikan hükümeti onbinlerce insanın hayatlarını kaybedeceği kesin
olan bir savaşı başlatmak için kasıtlı yalanlara başvurmaya hazırsa,
neden New York ve Washington’a terörist saldırılar bağlamında benzeri
metodları uygulaması imkan dışı olsun?
Amerikan gizli servislerinin 11 Eylül olaylarının başrollerinde yer alan
kişileri uzun zamandan beri tanıdıkları oldukça mantıklı geliyor – ve
mevcut delillerin ışığında oldukça muhtemel. Muhammed Atta mesela, sözde
başı çeken şahıs, 11 Eylül’den önce Avrupa’da Alman medyasındaki
haberlerin ortaya çıkardığı gibi neredeyse iki sene Amerika’nın gözetimi
altındaydı. Buna rağmen bu terör zanlısının ABD’ye girmesi ve çıkması,
Amerikan uçuş okuluna ziyaret etmesi ve Amerika’nın içinde defaatlerce
iç hatlarda uçmasına müsade edildi.
Polis Devletine Hazırlık
11 Eylül’de Amerikan hükümetinin rolünün örtbas edilmesi kadar önemli
olan bir diğer husus, komisyonun iki taleb şeklinde özetlenebilecek
tavsiyeleridir: yabancı ülkelerdeki sözde terörist saldırılara karşı
daha agresif askeri aksiyonlar ve Federal hükümetin iç işlerinde baskı
tedbirleri için yetkilerinin oldukça genişletilmesi.
Komisyonun Clinton hükümetine yönelik temel eleştirisi, 1998-99
yıllarındaki Usame bin Ladin ve el-Kaide hedeflerine karşı askeri
saldırılarında çok çekingen hareket etmiş olması, Yemen’deki Amerikan
gemisi USS Cole’a karşı saldırıya tepki vermemesidir.
Bush hükümetine gelince, komisyon onun Afganistan işgali ve Taliban
rejiminin devrilmesini övüyor, ancak çoğu komisyon üyelerinin açıkça bir
oyalama manevrası olarak gördükleri Irak savaşının anlamı konusunda
dikkati çekecek kadar suskun kalıyor. Ancak Irak savaşına karşı
şüpheleri ne olursa olsun, komisyon – Demokrat Cumhurbaşkanı adayı John
Kerry’nin seçim kampansına uygun olarak- Irak’daki ayaklanmacıları
sindirmenin terör guruplarına sığınak sunacak yeni bir ‘başarısız
devletin’ ortaya çıkmasını engellemek için hayati önemi haiz olduğu
sonucuna varıyor.
11 Eylül raporu el-Kaide ile İran arasında bir bağlantının olduğunu
açıkça savunuyor. Böylece Bush’un meşhur ‘şer ekseni’ bağlamında
söylediği üç ülkeden ikincisine yönelik muhtemel bir askeri aksiyon için
siyasi mermi sunuyor. Aşırı sağcı savaş tahrikçileri köşe yazarı Charles
Krauthammer gibi ve Wall Street Journal’in redaktörleri, başlangıçta
komisyon hakkında şüpheleri bulunduğu halde, raporun bu yönünü
tasdikleyerek öne çıkardılar. 23 Temmuz tarihli Washington Post’daki bir
köşe yazısında Krauthammer Irak’ı dize getiren ve İran’ın sınırlarına
140 000 Amerikan askerini yığan Bush hükümetinin bir diğer önleyici
savaş için iyi bir pozisyonda olduğunu dile getirdi.
Raporun 41 tavsiyesinin çoğu Amerikan gizli servis aygıtının
güçlendirilmesi ve takviye edilmesiyle ilgili, bunun içinde CIA, askeri
koruma servisi ve FBI’ın anti terör daireleri üzerinde otorite sahibi
olacak gerçek bir gizli servis ağının kurulması tavsiye ediliyor. Bu
tedbirler bir tek kişiye örneksiz bir polisiye ve nezaret yetkisi tanır.
Bu, Amerika’nın içinde CIA faaliyetleri ve askeri nezarete dair
geleneksel yasağın kaldırılması anlamına gelir. Bunun dışında Amerikan
hükümetinin bütün muhaliflerine karşı sistematik nezaret ve baskıya
bütün yolları açar.
Ayrıca komisyon biyometrik enformasyonların nüfus cüzdanlarına
kaydedilmesi ve araba ehliyeti şartlarının bütün 50 federal eyalette
birleştirilmesi çağrısında bulundu. Bunlar ulusal bir kimlik kartına ve
bütün Amerikan vatandaşları hakkında kişisel anahtar enformasyonları
toplayan merkezileştirilmiş federal bir data bankasına doğru atılan
adımlardır.
Demokrat Parti ve onun Cumhurbaşkanı adayı John Kerry komisyonun
çalışmalarını ilk tebrik edenler arasındaydı. Kerry eskiden bilinen
ulusal bir gizli servis direktörüne dair talebini tekrarladı ve şunları
söyledi: ‘Bu çoktandır gelmeliydi ve eğer ben Cumhurbaşkanı olursam, bu
yapılacak.’
İki büyük partinin demokratik haklara karşı geniş çaplı saldırılara
yönelik destekleri 2004 yılının Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hangi
iklimde yapıldığını gösteriyor. İki orta sınıf partisi Irak savaşı ve
süresiz bir ‘teröre karşı savaş’ konusunda aynı düşüncedeler, iç
işlerinde demokratik haklara yönelik saldırılarda ittifak ediyorlar; ve
Amerikan toplumunu yöneten yüzde bir süper zenginlerin çıkarlarını
koruma konusunda hemfikirler. Onlar bu amaçlara ulaşmak için hangi
metodların daha iyi olduğu konusunda ihtilaf içindeler.
|