Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

 

 


  

11 Eylül Araştırma Raporu CIA ile El-Kaide Arasındaki Bağlantıyı Gözardı Ediyor

Çeviren : Kamil CENGİZ
www.wsws.org/de, 29.07.2004
 

11 Eylül saldırılarıyla ilgili araştırma komisyonunun 22 Haziran’da yayınlanan raporu titiz bir incelemeyi gerektiren çok geniş bir döküman. WSWS bu dökümanla ilgili geniş çaplı analizler yapacak. Fakat araştırma komisyonundaki insanların seçiminden, araştırma konularından ve yayınlanmasıyla ilgili medya haberlerinden şimdi bile bazı açık sonuçlara varabiliriz.
Temelde 11 Eylülle ilgili rapor bir suçsuzluk belgesi. 567 sayfa güçlü döküman Bush ve Clinton hükümetinlerine, gizli servislerin çalışmaları ve ulusal güvenlik ve felaketlere karşı koruma dairelerine yönelik eleştirilerle dolu. Fakat komisyon onların başarısızlığından hep beceriksizlik, yanlış yönetim ya da ‘eksik fantezi’yi sorumlu tutuyor. Araştırma raporu temelde CIA, FBI, ordu ya da Beyaz Saray’ın hep en doğru bildiklerinden ve vicdanlarına uygun hareket ettikleri iddiasından hareket ediyor.
Böylece ta baştan 11 Eylül saldırılarıyla ilgili ortaya atılan en önemli soruyu gözardı ediyor: Hükümet daireleri Bush hükümetine Orta Asya’da ve Orta Doğu’da planladıkları savaşlar ve ülke içinde devletin baskı aygıtını güçlendirmek için bahane sağlaması için 11 Eylül saldırılarına bilerek mi müsade ettiler ya da hatta aktif olarak desteklediler?
Komisyon Bush hükümetinin daha işbaşına geldiğinde Saddam Hüseyin’i devirmeyi istediğini ve 11 Eylül saldırılarından birkaç gün sonra, Bağdat’daki rejim ile terör saldırıları arasında bağlantı olmadığı halde ve uzun yıllar Saddam Hüseyin ile El-Kaide arasındaki düşmanlığa rağmen, Irak’a karşı bir savaşın askeri planlamalarıyla başladığıyla ilgili çok iyi belgelenmiş olan durumu itiraf ediyor.
Clinton ve Bush hükümetlerinin eski Anti-Terörizm şefi olan Richard Clarke komisyon önünde Bush hükümetinin görev zamanlarının ilk sekiz ayında Clarke, CIA direktörü George Tenet ve diğer gizli servisçiler El-Kaide’nin yakında gerçekleşeceği düşünülen ağır bir saldırısına karşı üstüne basa basa uyardıkları halde El-Kaide’ye karşı bazı adımların atılmasını engellediklerini açıkladı. Bush’un kendisi 6 Ağustos 2001’de CIA tarafından bu arada meşhur olmuş olan ‘Bin Ladin, ABD’ye saldırma konusunda kararlı’ başlıklı Günlük Cumhurbaşkanı raporunu almıştı. Fakat Cumhurbaşkanı komisyon önünde, bunun üzerine herhangi bir adımların atılıp atılmadığını hatırlamadığını açıkladı. (Texas’daki çiftliğinde izinine dört hafta daha devam etmişti.)
11 Eylül’le ilgili rapor Amerikan hükümet dairelerinin 11 Eylül komplosunu ortaya çıkarma ve muhtemelen önleme konusunda on değişik ‘operasyonel imkanı’ kaçırdıkları tesbitinde bulunuyor. Bu bağlamda sadece ‘bağlamlar gözden kaçmamış’. Gizli servis memurlarının bazı faaliyetleri 11 Eylül komplosunu daha da kolaylaştırmış – yani pratikte onlar el-Kaide’nin hesabına çalışmışlar.
Bu cümleden olarak CIA mesela, ülkenin polis müdürlüklerini iki meşhur el-Kaide üyesi – ve 11 Eylül’ün müstakbel uçak kaçırıcısı- Los Angeles’e girdiklerinde bilgilendirmemiş. CIA’nin arananlar listesinde olan bu iki adam, Halid el-Midhar ve Nawaf el-Hazmi, bir ara San Diego’nun telefon listesinde de yer aldılar. Onlar gizli servislerin el-Kaide’nin beklenen büyük saldırısıyla ilgili bilgilerinin en yoğun olduğu 2001’in yaz aylarında ülkede gözlem altında tutulmadan gezebildiler. Onlardan birisi problemsiz bir şekilde ülke dışına çıktı ve tekrar içeri girdi, diğeri ise vizesini uzatabildi.
Komisyon raporu bu iki şahsın Güney Kaliforniya’da bırakın tutuklanmalarını hiç zikredilmeyen yardımcılarının olduğunu açığa çıkarıyor. Rapor el-Midher ve el-Hazmi’nin "ABD’ye geleceklerini önceden bilen bir ya da birkaç kişinin yardımı olmaksızın ayak basmaları" hakkında ‘bizim görüşümüze göre imkansız’ diyor. Malum olduğu üzere en azından bir FBI enformantı onlara mesken sağlamış.
FBI Amerikan uçak okullarına kaydolan el-Kaide-teröristlerinin potansiyel tehlikesine dair birçok uyarının bastırılmasında anahtar rol oynamıştı. Onların en meşhuru Zekeriya Musavi idi. Kendi itirafıyla el-Kaide üyesi olan bu şahıs Minnesota’da bir uçuş okulunda uçuş dersi almaya çalışmış ve öğretmenlerinin şüphesini üzerine çekmişti, bunun üzerine öğretmenleri dairelere bilgi vermişlerdi. Musavi Ağustos 2001’de göçmenler yasasına aykırı hareketten dolayı tutuklanmıştı ve bölgedeki FBI ajanları soruşturma yapmak için izin istemişlerdi. Washington’daki FBI’ın üst-düzey yetkilileri ise izin vermemişlerdi. Halbuki o zamanlar Musavi’nin islami teröristlerle bağlantısıyla ilgili Fransız hükümet çevrelerinden enformasyonlar alınmıştı.
Komisyon raporu Musavi olayındaki faaliyetsizliği eleştiriyor ve şayet tutuklanması manşetlerden duyurulmuş olsaydı uçak kaçıran gurubun 11 Eylül saldırılarının akamete uğrama korkusundan dolayı iptal edilebileceğine işaret ediyor. Fakat komisyon FBI-memurlarının isimlerini vermeyi reddetti. ‘Bizim amacımız suçlu bulmak değildi’ diyor komisyon başkanı Thomas Kean. ‘Bizim başarısızlığımızın sorumlusu tek bir birey değildir.’
İsimleri söylememe ve sorumluları tesbit etmeme tutumunun açık bir anlamı var. Gizli serviste belirli şahıslar isimleriyle açıklanırsa, kendilerini muhtemelen savunacaklar ve sorumluluğu komando zincirinde daha yüksekte bulunanlara atabileceklerdi. Bu da araştırmayı ulusal güvenlik aygıtının en yüksek düzeyine ve Beyaz Saray’a yöneltirdi. 11 Eylül komisyonu böyle bir sonucu ne pahasına olursa olsun engellemeye çalıştı ve böylece devletin anahtar kurumlarını korudu.
Gerçi 11 Eylül komplosunun ortaya çıkmasını çok etkili bir şekilde engelleyen birçok CIA ve FBI faaliyetleri belgeleniyor, fakat komisyon raporu hiçbir yerinde kendisini dayatan çok önemli bir soruyla ilgilenmiyor: Özellikle intihar saldırılarının planlayıcıları arasında herhangi bir zaman diliminde bir Amerikan gizli servisinin üyesi veya ajanı olan el-Kaide’li bir eylemci var mıydı ?
Bu ihmal el-Kaide’nin kökünün Amerika tarafından finanse edilen Afganistan’daki mücahidlerin gerilla savaşına dayandığı ve orada Üsame bin Ladin gibi şahısların Amerikan desteğine sahip oldukları ve CIA tarafından silah tekniği, sabotaj ve bomba üretimi konusunda eğitim aldıkları gerçeği muvacehesinde bakıldığında daha şaşırtıcı görünmektedir.
Halid Şeyh Muhammed, sözde 11 Eylül saldırılarının asıl planlayıcısı, bugün halen Amerikan destekli Afgan Başbakanı Hamid Karzai ile bağlantıları bulunan Afgan’lı Kuzey ittifakının lideri olan Abdulresul Sayyaf’ın uzun yıllar müttefikiydi.
11 Eylül komplocularının hareket tarzı bir şekilde resmi daireler tarafından korunduklarına dair güçlü şüpheler uyandırıyor. Onlar kendilerini saklamak için çaba sarfetmemişlerdi, hem ABD içinde hem de yabancı ülkelerde gönüllerine göre geziyorlardı. Onlar çok kolay takibe alınabilecek telefonlar ve kredi kartları kullanıyorlardı. Amerikan uçuş okullarına çok açık ve kendi gerçek isimleriyle kaydoluyorlardı ve ABD’de uçaklardaki emniyet durumunu test etmek ve uçakların içindeki duruma alışmak için birçok uçak gezisi yapmışlardı.
Siyasi Serbest Kart
Herkes aynı orada sorumludur iddiasının – ‘Herkes suçlu, böylece kimse suçlu değil’ – açık bir siyasi amacı var: Bu iddia Bush hükümetine 2 Kasım’da yapılacak olan seçimlerin arefesinde siyasi bir suçsuzluk belgesi sunuyor.
Bush hiddetli bir şekilde 11 Eylül’le ilgili bir araştırma komisyonunun devreye sokulmasına karşı çıkmıştı. Bu bile, onun hükümetinin bazı şeyleri gizlediğini gösteriyordu.
Yaklaşık iki sene süren tahkikin sonuçları açısından bakıldığında Beyaz Saray ve Bush’ın yeniden seçilme kampanyası rahatlamış bir vaziyette nefes alabildi ve Bush’un kendisi komisyon raporunu almak için Kean ve Demokrat’ların Başkan yardımcısı Lee Hamilton ile dikkatleri üzerine çeken bir toplantı yaptı. Bush, komisyonun ‘çok şahane bir iş’ yaptığını açıkladı ve raporda sunulan ‘gelecek sefere uygulanacak hareket tarzıyla ilgili sağlam ve zeki tavisyeleri’ takdir etti.
Amerikan medyası 11 Eylül raporunu İkiz Kule ve Pentagona düzenlenen saldırıların arefesi ve esnasındaki olaylarla ilgili nihai, objektif ve eleştirel bir değerlendirme olarak karşıladı, raporda sunulan ‘tasavvur gücü eksikti’ yargısının çok daha kötü bir şeyi hakikatte çarpıtmak için kullanılabilmiş olabileceği ihtimaline en ufak bir işarette bulunmadan.
Bu cümleden olarak Washington Post coşkuyla şunları yazıyordu: ’11 Eylül’ün komisyon raporu tarihin canlı duygusunu aşılıyor ve kalıcı olacak; bunu siyasi baskı ve 2,5 milyon sayfa enformasyon ve 1200 şahidin ifadesine yol açan mahkeme kararlarına borçluyuz. Hızlı bir şekilde verilmiş olsa da tarihi yargı ikna edici: Amerikan yönetimi her bakımdan beceriksizliğini gösterdi.’
New York Times’ın analizi şöyle başlıyordu: ’11 Eylül Komisyonu’nun ve Senato’nun gizli servis encümeninin aylarca süren araştırmaları gizli servislerin iki kocaman hatası konusunda uzlaşmaya vardı: kaçırılmış fırsatlar ABD’yi el-Kaide’nin ataklarına karşı zayıf bıraktı ve konvansiyonel olmayan silahlarla ilgili yanlış yorumlanmış ipuçları Irak’a saldırı için Amerikan askerlerinin gönderilmesine yol açtı.’
Bush hükümetinin Iraklı kitle imha silahlarıyla ilgili yalanlarını ‘yanlış yorumlanmış ipuçları’ ya da ‘gizli servis hatası’ olarak takdim etmek, Amerikan halkının ve dünya kamuoyunun zekasına dil uzatmak demektir. Artık ABD de ve neredeyse bütün dünyada Bush hükümetinin Iraklı kitle imha silahlarıyla ilgili gerçek olmadığını kesin bildiği ‘gizli servis bilgilerini’ uydurduğu ve hiçbir delile dayanmadan tahrik edilmemiş bir işgali ‘kendini savunma’ olarak gösterebilmek için aşırı iddialar ortaya attığı apaçık bir hakikat olarak biliniyor. Hatta Amerikan medyasının bir kısmı bile bunu itiraf etti.
11 Eylül Komisyonu bile New York ve Washington’a düzenlenen saldırılardan birkaç saat sonra Bush hükümetinin ileri gelen siyasetçilerinin Saddam rejimini devirmek için bir savaş başlatmak için baskı yaptıklarını belgeliyor. Raporda mesela Bush’un 17 Eylül 2001’de Pentagon’a Saddam’ın Amerikan çıkarlarına aykırı davranması durumunda Irak’ın petrol kuyularını işgal etmeye hazırlanma konusunda talimat verdiği dile getiriliyor.
Eğer Amerikan hükümeti onbinlerce insanın hayatlarını kaybedeceği kesin olan bir savaşı başlatmak için kasıtlı yalanlara başvurmaya hazırsa, neden New York ve Washington’a terörist saldırılar bağlamında benzeri metodları uygulaması imkan dışı olsun?
Amerikan gizli servislerinin 11 Eylül olaylarının başrollerinde yer alan kişileri uzun zamandan beri tanıdıkları oldukça mantıklı geliyor – ve mevcut delillerin ışığında oldukça muhtemel. Muhammed Atta mesela, sözde başı çeken şahıs, 11 Eylül’den önce Avrupa’da Alman medyasındaki haberlerin ortaya çıkardığı gibi neredeyse iki sene Amerika’nın gözetimi altındaydı. Buna rağmen bu terör zanlısının ABD’ye girmesi ve çıkması, Amerikan uçuş okuluna ziyaret etmesi ve Amerika’nın içinde defaatlerce iç hatlarda uçmasına müsade edildi.
Polis Devletine Hazırlık
11 Eylül’de Amerikan hükümetinin rolünün örtbas edilmesi kadar önemli olan bir diğer husus, komisyonun iki taleb şeklinde özetlenebilecek tavsiyeleridir: yabancı ülkelerdeki sözde terörist saldırılara karşı daha agresif askeri aksiyonlar ve Federal hükümetin iç işlerinde baskı tedbirleri için yetkilerinin oldukça genişletilmesi.
Komisyonun Clinton hükümetine yönelik temel eleştirisi, 1998-99 yıllarındaki Usame bin Ladin ve el-Kaide hedeflerine karşı askeri saldırılarında çok çekingen hareket etmiş olması, Yemen’deki Amerikan gemisi USS Cole’a karşı saldırıya tepki vermemesidir.
Bush hükümetine gelince, komisyon onun Afganistan işgali ve Taliban rejiminin devrilmesini övüyor, ancak çoğu komisyon üyelerinin açıkça bir oyalama manevrası olarak gördükleri Irak savaşının anlamı konusunda dikkati çekecek kadar suskun kalıyor. Ancak Irak savaşına karşı şüpheleri ne olursa olsun, komisyon – Demokrat Cumhurbaşkanı adayı John Kerry’nin seçim kampansına uygun olarak- Irak’daki ayaklanmacıları sindirmenin terör guruplarına sığınak sunacak yeni bir ‘başarısız devletin’ ortaya çıkmasını engellemek için hayati önemi haiz olduğu sonucuna varıyor.
11 Eylül raporu el-Kaide ile İran arasında bir bağlantının olduğunu açıkça savunuyor. Böylece Bush’un meşhur ‘şer ekseni’ bağlamında söylediği üç ülkeden ikincisine yönelik muhtemel bir askeri aksiyon için siyasi mermi sunuyor. Aşırı sağcı savaş tahrikçileri köşe yazarı Charles Krauthammer gibi ve Wall Street Journal’in redaktörleri, başlangıçta komisyon hakkında şüpheleri bulunduğu halde, raporun bu yönünü tasdikleyerek öne çıkardılar. 23 Temmuz tarihli Washington Post’daki bir köşe yazısında Krauthammer Irak’ı dize getiren ve İran’ın sınırlarına 140 000 Amerikan askerini yığan Bush hükümetinin bir diğer önleyici savaş için iyi bir pozisyonda olduğunu dile getirdi.
Raporun 41 tavsiyesinin çoğu Amerikan gizli servis aygıtının güçlendirilmesi ve takviye edilmesiyle ilgili, bunun içinde CIA, askeri koruma servisi ve FBI’ın anti terör daireleri üzerinde otorite sahibi olacak gerçek bir gizli servis ağının kurulması tavsiye ediliyor. Bu tedbirler bir tek kişiye örneksiz bir polisiye ve nezaret yetkisi tanır. Bu, Amerika’nın içinde CIA faaliyetleri ve askeri nezarete dair geleneksel yasağın kaldırılması anlamına gelir. Bunun dışında Amerikan hükümetinin bütün muhaliflerine karşı sistematik nezaret ve baskıya bütün yolları açar.
Ayrıca komisyon biyometrik enformasyonların nüfus cüzdanlarına kaydedilmesi ve araba ehliyeti şartlarının bütün 50 federal eyalette birleştirilmesi çağrısında bulundu. Bunlar ulusal bir kimlik kartına ve bütün Amerikan vatandaşları hakkında kişisel anahtar enformasyonları toplayan merkezileştirilmiş federal bir data bankasına doğru atılan adımlardır.
Demokrat Parti ve onun Cumhurbaşkanı adayı John Kerry komisyonun çalışmalarını ilk tebrik edenler arasındaydı. Kerry eskiden bilinen ulusal bir gizli servis direktörüne dair talebini tekrarladı ve şunları söyledi: ‘Bu çoktandır gelmeliydi ve eğer ben Cumhurbaşkanı olursam, bu yapılacak.’
İki büyük partinin demokratik haklara karşı geniş çaplı saldırılara yönelik destekleri 2004 yılının Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hangi iklimde yapıldığını gösteriyor. İki orta sınıf partisi Irak savaşı ve süresiz bir ‘teröre karşı savaş’ konusunda aynı düşüncedeler, iç işlerinde demokratik haklara yönelik saldırılarda ittifak ediyorlar; ve Amerikan toplumunu yöneten yüzde bir süper zenginlerin çıkarlarını koruma konusunda hemfikirler. Onlar bu amaçlara ulaşmak için hangi metodların daha iyi olduğu konusunda ihtilaf içindeler.
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...