|

Transatlantik 9/11 Şüphesi
Mathias Bröckers
Çeviren : Kamil CENGİZ
Telepolis, 14.09.2004 http://www.heise.de
New Yorkluların çoğu, hadisenin 3.
yıldönümünde resmi açıklamalara itibar etmemekle birlikte, medya için
aynı şey söz konusu değil.
New York nüfusunun % 66’sının 9/11-araştırma komisyonunun nihai
raporundan sonra araştırmaların devam etmesini talep etmeleri ve bütün
New Yorkluların % 49’unun Bush-hükümetinin saldırılardan önceden
haberdar olduğuna kanaat etmeleri – muteber Demoskopi-enstitüsü Zogby
Poll’un sonuçlarına dayalı habere göre – terör saldırılarının 3.
yıldönümünde manşetlerde yer almadı.
Bir sene önce, ‘Zeit’ın bir anketi Almanya’da benzeri bir görüş tablosu
ortaya çıkardığında ortalık karışmış ve yorumcular ağızlarında köpükle
sözde müsebbiblere yüklenmeye başlamışlardı. Bir avuç komplo teoricisi –
öfkenin genel eğilimi böyleydi- ‘fantezileriyle’ nüfusun üçte ikisinin
aklını tipik Alman Anti-Amerikanizm ve Anti-Semitizm önyargılarını
kullanarak çelmişti. Bu suçlamanın saçma olduğu nihayet bu yeni anketle
açıklığa çıkmış olmalı: New York’luların yarısının da resmi efsaneden
kuşkulanması herhalde bu ‘Alman’ önyargılarından kaynaklanmıyordur.
Ancak resmi efsanenin tamamen güvenilmez olduğu ve 3. yıl dönümünde
halen Usame’nin ve 19 uçak kaçırıcısının tek başlarına bunu
gerçekleştirdiklerine dair ikna edici, mahkemelerde kullanılabilecek tek
bir delilin bulunmadığı gerçeğinin, kısacası: olayların resmi versiyonun
önceden olduğu gibi şimdi de açık bir komplo teorisi sıfatından başka
bir sıfatı hak etmediği – hususu, bir tabu olarak lanse edilmeli. Ve
böylece New Yorkluların tereddüt, şüphe ve güvensizliği satırarası
haberlerin arasında kayboluyor. Almanya’da bunu hiç kaale almadılar ve
onun yerine yıldönümünde geçen seneden kalma 9/11 şüphesi=
Anti-Amerikanizm= Anti-Semitizm denklemini gündeme getirdiler.
Bunu yaparken dramatikliğinden dolayı biraz da yalan söylenmesi
gerektiği, TV-kanalı 3-Sat’ın ‘Kulturzeit’-magazini raporunun birinci
cümlesinde ortaya koydu:
’30 yaşından küçük olan Alman gençlerinin % 30’u Yahudi ve
Amerikalıların 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirdiklerine
inanıyorlar.’
Doğrusu geçen sene yapılan ankette Amerikan hükümetinin kendisinin 11
Eylül saldırılarını gerçekleştirip gerçekleştirmediği sorulmuştu –
‘Yahudiler’den sözedilmemişti. ‘Kulturzeit’-redaksiyonu tarafından
onların ilave edilmesi tesadüften ziyade 9/11-şüphecilerini küçük
düşürmeye ve onlarla birlikte malum zannlıların karalanmasına matuftu:
von Bülow, Wisnewski, Bröckers. Daha sonra 3-Sat, 9/11-inançsızlığını
tipik bir ‘suçu kendinden savma-anti semitizmi’ olarak teşhis eden iki
gençbilimadamını uzman olarak öne sürüyor – bu arada New York’luların
yarısına da sirayet etmiş bir mental hastalık tipi bu, fakat bunu ‘bilim
adamları’ bu tipik Alman entipüften sözleri uydurduklarında
bilemezlerdi.
Büyüyen 9/11-şüphesinin haberi kamuoyunun nabzını tutan büyük medya
kuruluşlarında ‘rapor edilmemiş’ statüsünde kalmasına karşılık
911skeptics.blogspot’un yayın ve toplantı listesinin ortaya koyduğu gibi
eylemciler yeraltında faaliyet gösteriyorlardı. Yine de kaotik
konferanslarla, şüpheli finansmanlar ve ‘9/11-Truth-Movement’ (11 Eylül
Hakikat-Hareketi)’nin genel yönelişi ile ilgili kavgalar bu siyasi
hareketin de kendi kendini imha etme tehlikesinden uzak kalmadığını
göstermektedir. Ne kadar bir ‘hareket’ten bahsedilebileceğini Sander
Hicks GNN için ayrıntılı bir röportajda araştırdı ve bu arada ‘imhanın
tohumları’nı da keşfetti:
En kötü sayfasında 9/11 Truth Movement insana ‘komplo teoricisi’
kavramının etkin medyanın gizli rehberinde neden ‘güvenilmez, tahtası
eksik olan’ kişiyi ifade eder olduğu bilgisi veriliyor. Böylece
Kennedy-cinayetinin apaçık anomalilerinin neden hiçbir zaman muteber
medya kanallarının dikkatini çekmediğini de anlamak zor olmuyor. Eğer
limuzinin geri dönüp JFK’yi kurşuna dizen şoförüyle ilgili birçok saçma
teori kadar birden çok nişancıyla ilgili gerçekçi bir ihtimal hakkında
düzgün bilimsel araştırmalar varsa, buğday saman çöpünün içinde
kaybolur. Tıpkı bunun gibi 9/11 Truth Movement de kendi imhasının
tohumunu içinde taşıyor.
Geçmişte Yeşiller hareketinde ‘realistler’ ile ‘fundamentalistler’in
birbirini yedikleri gibi 9/11 ile ilgili de LİHOP (Let it happen on
purpose) ve MİHOP (Make it...)-cephesi Amerikan hükümetinin saldırılar
hakkında sadece haberdar mı yoksa bizzat aktif olarak saldırıya katılıp
katılmadığı sorusunda birbirlerini yiyiyorlar. Pentagonda bulunmayan
uçakla ya da İkiz Kule-Boeinglerinin altında roketlerle ilgili
hipotezler LİHOP-fraksiyonu tarafından özellikle Penny Schoener
tarafından Pentagon-saldırısıyla ilgili 86 görgü şahitlerinin listesine
istinaden dezenformasyon ve ‘kızıl hamsi’ olarak damgalanıyor.
Citizen Watch inisiyatifinin kurucusu John Judge bundan dolayı karşı
görüştekiler tarafından sadece devlet için zararı sınırlandırmayı
hedefleyen Fake Opposition olarak suçlanıyor. Buna karşın radikal
MİHOP’lular son tahlilde saçma teoriler ve internet-‘delilleriyle’ her
türlü ciddi kamusal tartışmayı sabote etmek için devlet adına hareket
etmekle suçlanıyor.
Sander Hicks, bir hareketin, şüpheci ve zeki insanların kabul edilemez
gayri mantıki teorilerle karşılaşmaları durumunda nasıl büyüyeceğini
soruyor ? Onlar sırtlarını dönerler ve bütün araştırmalarla ilgilerini
keserler. Eğer –yanlış olduğu apaçık olan- sadece bir teori kalırsa,
kitleler entellektüel bir itaatin içinde tutulabilirler, zira resmi
anlatım emniyet ve geçerlilik vasfına sahip ve kendini gülünç duruma
düşürme tehlikesi olmaz. 9/11 raporu rahatlık ve büyük aile yalanına
sadakat vadeden sorumlu bir veli tarafı olarak rol alıyor.
Dezenformasyonun mimarları insanların gülünç duruma düşme korkusu
üzerine yaslanıyorlar.
Bir aktivistin kendi anketine verdiği cevap buna uyuyor:
‘Ben Bush ve ekibinin yalancı olduklarını biliyorum. Ve yine sağcıların
dini ideolojileri gayri ahlaki aksiyonlarını meşrulaştırmak için
kullandıklarını da biliyorum. Fakat onların 3000 masum insanın
öldürülmesine katıldıklarını iddia edebilecek durumda değilim.’
Başka bir araştırma komisyonu taleb eden Amerikan-Yeşillerinde de o
noktaya gelinmedi, Brooklyn Yeşilleri’nden olan Mitch Cohen, 9/11
Movement’de tartışılan belirli teorileri dışlayıp dışlamadığı sorusuna
şu cevabı veriyor: ‘Yorum yok. Biz hepimiz hakikatin ortaya çıkması için
yoğun bir şekilde çalışıyoruz.’
Bu çalışmalar sadece 9/11 olayının kompleksitesi tarafından değil, fakat
gizlemek, aldatmak ve çarpıtmakla meşgul bazı ‘hakikat arayıcısı’
tarafından da zorlaştırıldığı abartılmış paranoyak bir iddia değil.
Çalışmalarda yaygın olan benmerkezcilik de hakikatin ortaya çıkmasını
kolaylaştırmıyor. Ve eğer bir gün, COİntelPro da olduğu gibi, herkes
herkesi ajanlıkla suçlamaya başlarsa hareket başarılı bir şekilde
buharlaştırılmış– ve Usame ve vahşi 19’lar masalı nihai anlamda tarih
kitaplarına geçmiş olacak. Ancak umulur ki, daha o noktaya gelmedik – ve
New York halkının inançsızlığı başka araştırmaların yapılması
gerektiğine dair kamu baskısını artırmalı.
Resmi 9/11 raporunun boşlukları, olayın hazırlanmasından –
saldırıcıların Florida’daki çevresi ve faaliyetlerinden sonuna kadar –
üçüncü İkiz Kule’nin çöküşüne kadar uzandığından ve hava korumasının
neden işlemediği sorusu halen cevaplanamadığından daha çok sayıda
şahitin ifadesi alınmak zorunda. Bu şahitleri mahkemede kurban-dul
kadını olan Ellen Mariani de çağırmak istiyor; onun Bush hükümetine
karşı mahkemesi Sonoma Üniversitesi’nin ‘Project Censored’ (Sansür
projesi) tarafından senenin en çok gizlenen haberlerin ilk onu arasında
sayılmıştı.
Bugüne kadar düzenli bir araştırma sürecinin başlatılmaması ve bu
bağlamda polisiye tetkiklerin yapılmamış olması – ve Bush-rejiminin
isteğine göre ileride de yapılmıyacak- üçüncü yıldönümünde asıl
skandaldır. Ve bir tesadüfte değil: Hiçbir kimse sorumlu tutulmadığı ve
hakikat ve vehim ayırdedilemediği sürece evrensel şeytan El-Kaide tehdit
kulisi olarak esnek bir şekilde kullanılabilecek. |