Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

Değerlendirme  

“Müslüman Toplumlarda Aile Sempozyumu”nun Ardından

Sündüs YÜCEL
Bedia KİRİŞÇİ

Aile, toplumlarda kültürel kimliğin, insani değerlerin ve tarihi sürekliliğin koruyucusu ve aktarıcısı olan bir kurumdur. Ailedeki çözülme, toplumsal çözülmenin başlangıcıdır. Çünkü düşüncede, yaşamda, aile içi ilişkilerde yaşanan çözülme her yeri ve her şeyi bozmakta, diri, dinamik toplum yapısını ortadan kaldırmaktadır. Ailenin çözülmesi, evden uzaklaşması çocukları da aynı sona sürüklemektedir. Parçalanan ailelerden türeyen eksik erkek ve eksik kadınlardan geriye kalan ise sadece masum ve mahkum çocuklar olmakta, ana kucağı, yerini "yuva"lara, "kreş"lere, "anaokul"larına bırakmakta; çocuk başkalarının kucağında, aile sevgisinden mahrum, sahte sevgilerle tanışmakta, başka birisi olmakta, elimizden kayıp kaybolmaktadır.
Tüm dünya toplumlarının en vazgeçilmez müessesesi olarak görülen aile kurumunun uzunca bir dönem gündemde tutulması amaçlanarak Fikir Dünyası kendi ismiyle bir dergi hazırladı. Bu dergi, "Aile" kurumunu mercek altına alarak incelemeyi, araştırmayı, sorgulamayı amaçlıyor. Dergi her sayısında yeni bir tartışma platformu oluşturmak ve düşünceleri ortak bir potada buluşturmak şeklinde tasarlandı.
Fikir Dünyası böyle önemli bir konunun sadece yazıda kalmasını istemedi. Bu konuyu söze dönüştürmek ve "Söz"lerimiz arasından bıraktığımız açık kapılardan uğurladığımız ailemizi konuşmak için kolları sıvadı ve evde olmayı önemseyen herkesle, "Müslüman Toplumlarda Aile"yi birlikte anlamlı kılabileceklerini iddia ederek 25-26 Eylül 2004 tarihleri arasında Üsküdar Altunizade Kültür Merkezi’nde bir Sempozyum düzenledi.
Sempozyum, Cumartesi ve Pazar günleri günde iki oturum olarak planlandı. 1. oturumlara saat 13.00 de başlandı ve 15.30 da küçük bir dinlenme ve ikram molası verildi. 2. Oturumlar ise saat 16.30 başlayıp 19.00 da tamamlandı.
Sempozyumun her oturumunda, Dünyadan Aile Modelleri de incelendi. Irak, Filistin, Bosna, Tunus ve Kuzey Afrika’dan katılımcıların tebliğleriyle sempozyum uluslararası bir hüviyet kazandı.
Sempozyumun başlangıcında, gazeteci-yazar Zübeyir Yetik ve ünlü düşünce adamı, şair ve yazar Metin Önal Mengüşoğlu birer açılış konuşması yaptılar. Açılış konuşmalarında her iki değerli yazar da "Aile" konusunun çok zor ve meşakkatli bir yol olduğunu ve bu yola çıkan herkese destek olmak gerektiğini savundu. Ailenin, düşünce dünyamızda çok fazla ortaya koyulmadığını, tartışılmadığını ifade eden yazarlar yoğun bir izleyici kitlesiyle karşılaşmaktan dolayı da çok memnun olduklarını ifade ettiler.
Sempozyum, yoğun bir izleyici kitlesiyle beraber devam etti. Bu izleyicilerin çok büyük bir bölümü ise bayanlardan oluşmaktaydı. Oturumların sürelerinin uzunluğuna rağmen ilgi hep dinamikti ve her oturumun sonunda tebliğcilere, izleyicilerden de sorular alınarak izleyicilerin sempozyuma katılımları sağlandı.
Sempozyuma en fazla eleştiri, katılımcılar içinde yeterince bayana yer verilmiş olmamasıydı. Ancak bu eleştiriler çok da haklı değildi. Çünkü, Fikir Dünyası tüm dergi ve sempozyum çalışmalarında görüştüğü bir çok kişiden hem dergiye yazı hem de sempozyuma tebliğcilik noktasında rica da bulundu. Ancak bu konuda özellikle görüşülen bayanlardan çok az bir kısmı konuya destek verdi.
24 Eylül 2004 Cumartesi günü 1.Oturum saat 13.00 de başladı ve eğitimci, araştırmacı, yazar Ahmet Baydar tarafından yönetildi. Bu oturuma Metin Önal Mengüşoğlu, Kırıkkale Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Vehbi Başer, yazar M. Engin Noyan ve Irak’tan Şahabettin Kırdar katıldı. Ağırlıklı olarak geleneğin aile üzerindeki etkilerinin tartışıldığı bu oturumda, Irak’lı katılımcı Kırdar, şu an Irak’ın içinde yaşadığı durumun aile üzerinde ne gibi olumsuz etkiler yaptığını anlattı.
Birinci oturumun ilk konuşmacısı Metin Önal Mengüşoğlu, "Geleneğin Müslüman Aile Oluşumu Üzerinde Etkileri" konulu bir tebliğ sundu. Mengüşoğlu, oldukça akıcı bir konuşma üslubuyla tebliğindeki ifadelerini çok güzel örneklerle açıkladı. Başlangıçta insanın gelenekle olan ilişkisini bazı sorular sorarak düşündürttü: "İnsanlığın, insan topluluklarının bir geleneği, bir kökü bulunduğunu söylemek, ilk tahlilde gereksiz gibi görünebilir. Ancak insanlığın atası veya geçmişi konusunda bugün bile sürüp giden spekülasyonları, görmezden mi gelelim? Mesela islamcı camianın en itibarlı gazetelerinin reklam sayfalarını bir hatırlayın. Hem de boy boy sayfalarda size insanlığın nereden, kimden geldiğini, nasıl türediğini anlatıp durduklarını göreceksiniz. Maymundan, Bozkurttan yahut Adem’den mi gelmişiz biz insan ırkı?". Kendi sorduğu bu sorulara yine kendi güzel üslubuyla cevap verdi: "Biz bilir ve inanırız ki insanlığın atası Adem’dir. Adem’i ve ona münasip eşini yoktan var eden Allah’tır. Adem’i kendisine elçi kılan da O’dur. Fıtraten beşer bir bedevi olan insana medenilik aşısı işte o Allah elçilerinin getirdiği mesajlarla yapılmıştır. Aile, kanaatimizce bedevi beşerin medenileşmesinin ilk basamağıdır.". Mengüşoğlu’nun altı çizilmesi gereken cümleleri ise şunlardı: "Gelenek, İslami aileyi oluşturmaktan uzaklaştırıcı bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Ataya saygı derken yok olma ile karşı karşıya geliyoruz. Oysa ki körü körüne itaat bize zarar getiriyor. Allah, anne-babaya itaati değil, ona şefkat, himaye, esirgeme duygularıyla yaklaşmamızı emrediyor. Bizler bunu yine her yerde olduğu gibi terminolojik olarak yerine oturtamıyor ve şaşırıyoruz". Geleneği kuru kuruya korumak yerine ciddi bir tahlilden geçirmek gerektiğini, yine Mengüşoğlu’nun satır aralarından anlamak da mümkündü.
Doç Dr. Vehbi Başer, "Geleneğin Dünyasında Temel Toplumsallaşmanın Örgütlenişi" adlı bir tebliğ sundu. Tebliğinde akademisyen konumunu çok iyi kullanarak bir hayli bilimsel tabana oturttuğu konuşmasında gelenekten günümüze ailenin sosyolojik durumunu tahlil etti. Başer, 0-21 yaşları arasını çocukluk olarak tanımladı. "Ortaçağ’da çocuklar 20. yüzyıldaki gibi değil, çocukluk çağı olmadan tıpkı yetişkin gibi giyinip davranırlardı. Onlardan olgun davranışlar beklenirdi" diyerek ilginç bir tespiti izleyicilerin takdirine sundu. Ardından geniş, modern ve geleneksel aileyi karşılaştırdı. Başer’in özellikle, çocuklarla masalsı dünyalarda iletişim kurmak tezi ilginç ve düşündürücüydü.
Sanatçı kimliğini her fırsatta gösteren M. Engin Noyan, popüler kültürün yapısını ve aile üzerindeki etkilerini kendi enteresan üslubuyla anlattı. Önce popüler kelimesinin analizini yapan Noyan, bu analizden yola çıkarak, popülerden oluşan her şeyin –müzik, yeme, içme biçimi, giyinme tarzı…- ne olduğu belli olmayan bir duruma dönüştüğünü söyledi. Tesettürdeki modadan, Tarkan’ın gençlik ilahı addedilmesine kadar ve hatta patlamış mısıra "pop corn" denmesine kadar popülerlikle iç içe olan ailenin ne duruma düştüğünü iğneleyici bir üslupla ele alan Noyan, "gardroptaki şıklık" tabiriyle eşarplardaki günlük, yıllık renk desen değişimlerini, moda evlerine de gönderme yaparak eleştirdi. Noyan’ın tebliğinden "bize verilen popüler yaşam ve popüler olma hevesi, zamanla yer edip kökler de salabilir. O zaman tehlike çanları çalabilir. Çünkü bu bir tuzaktır, dikkat edilmeli." mesajı rahatlıkla çıkartılabilir.
Irak’lı katılımcı Şahabettin Kırdar, şu günlerde Irak’ta yaşanan kaostan ve bu kaosta yok edilmeye çalışılan aileden bahsetti. Kırdar, özellikle Irak’ta İslam’ın yaşanamayışı üzerinde durdu. İzleyicilerin yoğun olarak işkence ve yaşanan dramlardan sorular sorduğu tebliğci Kırdar, kendisine verilen süreyi iyi kullanabilmek maksadıyla çok sınırlı cevaplar verebildi.
İkinci oturumu eğitimci, araştırmacı, yazar M. Beşir Eryarsoy yönetti. Bu oturma araştırmacı, yazar Hamza Türkmen, Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Yasin Aktay, İstanbul Müftülüğü eğitim uzmanlarından Nevin Meriç ve Tunus’tan Mustafa Stiti katıldı. Günümüzde ailenin sorunları ve öncelikler üzerine konuşulan bu oturumda Mustafa Stiti, Tunus ve Kuzey Afrika’da aile olmak konulu bir tebliğle oturuma farklı bir renk kattı.
Hamza Türkmen "Aile Birliğinden Önceki Önceliklerimiz" şeklinde kışkırtıcı başlıklı bir tebliğ sundu. Hamza Türkmen, tebliğinde ailenin sosyal bir model olmadığı, esas sosyal modelin inanmış, aynı hedefe yürüyen ümmet bilinci içinde olan topluluk olduğu tezini savundu. Bu tezini savunurken de ailenin evlilik üzerine kurulduğunu, evliliğin de cinsiyet içgüdüsü sonucu oluştuğunu, bunun fıtri bir ihtiyacın karşılanması için kurulmuş bir müessese olduğu ve Allah’ın insana hitab ettiği, aileye hitab etmediği esasları üzerinde durdu. Günün en ilginç söylemleriyle oturuma damgasını vuran Türkmen, "Aile" konulu bir sempozyuma değişik görüş ve aykırı fikirleriyle dinamizm kattı. Tebliğin başlığında da olduğu gibi, Türkmen "Aile" konusunun tartışılmasının özellikle ümmet bilinci çerçevesinde oluşması gerektiğini ısrarla vurguladı.
Doç Dr. Yasin Aktay, tebliğinde modernizmin dayatmaları ve müslüman toplum üzerindeki zihni değişimler ve bu değişimler sonucu gidişin nereye doğru olacağı konusunda sosyolojik bir bakış açısı ile olayları değerlendirdi. Akademisyen üslubuna rağmen hayata dönük ifadeler ve orijinal tespitlerde bulunan Aktay, 1980’lerden itibaren Türkiyeli Müslümanların toplumsal ve fikri değişimlerini değerlendirdi. Bu değişimlerin aile olgusunda ve çocukların eğitimindeki etkilerini anlatan Aktay, değişik örnekler vererek bu konuyu pekiştirdi ve özellikle batılılaşma olgusuna hazır bir aile yapısının günümüz ailesini bu yöne sürüklediğini anlattı. Hazır bir yapıyla ve günümüzde ortaya koyulan fiillerle ailelerin nasıl böyle bir kaymaya hazır olduklarını da anlatan Aktay, bu dönüşümden kurtulmak için değişik yöntemler kullanmak gerektiğini ifade etti.
İstanbul Müftülüğü’nde Eğitim uzmanı olarak çalışan ve Müftülüğün Fetva Hattında görevli olan Nevin Meriç hanımefendi de ‘Fetva sorularında ailedeki sorunlar’ başlıklı tebliğinde günümüz insanlarının hangi açmazlar ve realiteler içinde yaşadığı konusunda somut örneklerle olayı değerlendirdi. Özellikle telefonla kendisine sorulan sorulardan, aile kurumunun nasıl bir durum içinde olduğunu canlı örnekler anlatan Meriç, telefon edenlerin çok büyük bir kısmının kadınlar olduğunu ve eşlerinden dolayı ailevi sorunlarına çözüm aradıklarını anlattı. Kısmen feminist ifadeler kullandığı şeklinde eleştirilerinde odağı olan Meriç, günümüz aile sorunlarında kadınların çok daha fazla eziyet çektiğini, bu konuşmanın ise feminizm olarak algılanmasının yanlış olduğunu ifade etti.
İstanbul Üniversitesi Tarih Bölüm’nde Osmanlı Tarihi üzerine doktora yapan Tunus’lu Mustafa Stiti ise ‘Dünyadan Aile Modelleri’ bölümünde Kuzey Afrika Ülkelerinde kadın ve aile konuları üzerinde durdu. Stiti’nin, Tunus ve Kuzey Afrika’daki aile ve kadın algısının, genel olarak tüm İslam coğrafyasında yaşanan hurafeci anlayışla benzeştiği görüldü. Kendi ülkelerine göre Türkiye’de daha rahat bir hayat var olduğuna dikkat çeken Stiti, aile olma ve aile kalmanın dünyanın neresinde olunursa olunsun önemli olduğunu kaydederek konuşmasını tamamladı.
Üçüncü oturumu Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyelerinden Din Eğitimcisi Prof. Dr. Abdullah Özbek yönetti. Bu oturuma, emekli öğretim görevlisi Mehmet Bakırcı, Özgür-Der Genel başkanı Hülya Şekerci ve Ahmet Baydar katıldı. Bosna’dan gelmesi beklenen Prof. Dr. Cemalettin Latiç’in özel bir mazereti dolayısıyla katılamadığı oturumda, Latiç’in tebliği Faruk Yeşil tarafından okundu. Bu oturumunda konusu İslam Düşüncesinde Aile üzerineydi.
Mehmet Bakırcı, "Kur’an’da Aile Modeli" isimli tebliğinde Nur Suresinin 32, 33 ve 34. ayetlerini değerlendirerek bu ayetler üzerinden tebliğini sundu. Bakırcı, bu ayetler ışığında "İnsanlık, ya da insan ve aile, tarihin başlangıcında aynı noktadadırlar. İnsanlık tarihi birey olarak başlamamış, bir anlamda aile olarak başlamıştır" iddiasını sundu. Ailenin insanlığın sonradan tanıştığı bir müessese olmadığını belirten Bakırcı, ayetleri parça parça aldığı için izleyicilerin beklentisini karşılayamadı. Kur’an’da aile modeli gibi iddialı bir başlığı sadece üç ayetle anlatmaya kalkan Bakırcı, konuyu çok zayıf önermelerle sundu ve geleneksel İslami anlayışın toplum içinde bilinen ifadelerinden başka bir şey sunmadı. Özellikle kadın konusuna çok dar bir anlayışla bakan Bakırcı, bu konuda da kadını eve hapseden, iradesiz ve sadece evin işini yapmaktan başka bir şey üretemeyen toplum birimleri olarak tanıttı.
Hülya Şekerci, tarım toplumundan sanayi toplumuna ve buradan da bilgi toplumlarına geçişte ailenin geçirmiş olduğu hızlı evrilmeyi ve bunun sonucunda oluşan hastalıkları dile getirdi. Özellikle köyden kente göçün hızlı akışının aile içinde gerçekleştirdiği olumsuz modelleri anlatan Şekerci, sanayileşmenin artmasının dünyanın her yerinde aileyi küçülttüğünü iddia etti. Evlerin sanayileşme ile sadece birer ikamet makinesine dönüştüğünü ifade eden Şekerci, evin bu anlamda modern dünyada sadece dinlenme mekanlarına dönüştüğünden bahsetti. Erkeğe çok ileri anlamda iş yapma ve sorumlulukları yerine getirme görevleri verilirken ve erkek geleceğe yönelirken kadının evde kalıp böylece geçmişte kaldığını ve çocukların bu kalıplarla yetiştirildiğini söyleyen Şekerci, bu ayrımın hem sosyalist hem de kapitalist toplumlarda aynı olduğunu söyledi. Modern aile bireyselleşmeyi önerdiğinden, yaşlılar dışlanır, çocuklar ise teorik olarak önemsenirken hem kadın hem de erkeğin kendine ait dünyalarının olduğu ve bu türden oluşan çekirdek ailenin ulus-devlet ve sistematik kapitalizmin üretimi olduğunu söyleyen Şekerci, çözümün geleneksel ailede değil Tevhidi ailede olduğunu söyleyerek sözlerini tamamladı.
Ahmet Baydar, "İslam’da Evrensel Aile ve Sıla" isimli bir tebliği sundu. Genel olarak teorik bulunan tebliğ, içerik olarak değişik bir tez olma özelliğine sahipti. Tüm sempozyumun en iddialı tebliğlerinden biri olan Evrensel Aile, değişik konusu ve Baydar’ın anlatım şekliyle gerçekten kaliteli bir konu olma özelliğini korudu. Hristiyanlık ve Yahudilikten de alıntılarla karşılaştırmalı olarak sunulan tebliğin iç başlıkları, Evrensel Kardeşlik(İhvan, İhvet), Evrensel Ebeveyn(el-Ümm, el-Eb), Evrensel Ev(el-Beyt) ve Evrensel Aile(el-Ehl, el-Al) şeklindedir. Bu başlıkları inceleyen Baydar sonuç olarak "İslam evrensel ailesinin tabiatı, evrensel kardeşlik üzerinde yaşamaktır. Kur'an, evrensel kardeşlerin, kalplerine iman girdikten sonra bir ruh ile desteklendiklerini, onların işte bu ruhla, öz babaları, öz kardeşleri, öz çocukları ve aşiretleri Allah'a karşı başkaldırsalar da, onlara karşı evrensel kardeşlerini tercih ettiklerini söyler" dedi ve "Sözün sonunda pek çok tekrarı bulunan bir hadisi hatırlamamız gerekiyor. Hz. Peygamber, "Ömrünün uzun olmasını isteyen sıla-i rahim yapsın" diyor. Elbette bireyin ömrü, onun ailesinin ömrüne bağlıdır. Eğer inanan birey, iletişim ve reklam cenderesinden kurtulmak, değerli olmak, değerlerini korumak, değişmezlerini yaşatmak istiyorsa evrensel sıla yapmalıdır. Bu evrensel tehdit karşısında, onun hayatının, evrensel ailesinin hayatına bağlı bulunduğunu söylemek herhâlde kehânet olmayacaktır" diyerek sözlerini tamamladı.
Dördüncü ve son oturumu Hülya Şekerci yönetti. Bu oturuma gazeteci, yazar Mustafa Armağan, Prof. Dr. Abdullah Özbek, M. Beşir Eryarsoy ve Filistin Birleşmiş Milletler Kudüs Üniversitesi Tarih profesörü Abdurrahman Abbad katıldı. Bu oturumda Feminizimin tarihsel süreci, ailede verilmesi gereken değerler eğitimi ve hicap ve tesettür konuları işlendi. Bu oturumun en ilgi çeken konuğu ve konusu ise Abdurrahman Abbad ve Filistin ailesiydi. Bu konuşma esnasında duygulu anlar yaşandı ve Abbad’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi.
Mustafa Armağan, Feminizm tarihi üzerine bir tebliğ sundu. Ancak konuyu aileyle ilişkilendirmeyen Armağan, daha çok tarihi bilgiler verdi ve Batı’nın tanınması gerekliliği iddiasında bulundu. Batı’nın tanınmadan hareket edilemeyeceğini ve onların büyü ve lanetinin ancak bu şekilde bozulacağını söyleyen Armağan, Batı’yı tanımakla daha doğrusu "batılı" tanımakla geçecek bir ömrün hiçbir sonuç getirmeyeceğini, aksine bizleri Kur’an’dan yani "hak"tan uzaklaştıracağı iddialarını muhafazakar sağcı söylemlerle cevapladı. Sempozyumda sadece kendi oturumuna katılan ve tebliğini sunduktan sonra çıkan Armağan diğer hiçbir tebliği ve müzakereyi dinlemediğinden yaptığı eleştiriler ve öneriler biraz havada kaldı.
Prof. Dr. Abdullah Özbek, Değerler Eğitimi üzerine bir tebliği sundu ve tebliğini değişik ve daha çok hayata dair örneklerle süsledi. Konusuna hakim olan Özbek, değerlerini yitirmiş bir toplumda tekrar değerlere dönülmesi gerektiğini bunun insan olmanın özelliği olduğunu, çocukların eğitiminde değerlerin önemi ve yapılması gerekenleri anlattı. Hem tespitler hem sonuçlar hem de çözümler açısından gerçekten dikkate değer bir tebliğdi. Özellikle günümüzde yaşanan bireyci, egoist, ahlaksız, kutsalsız toplum için önerilerde bulunan Özbek, bizlerin çocuklarımızın değerler eğitiminde doğru modeller olmamız gerektiğini ifade etti. Sorumluluk yüklemenin çocuk eğitimindeki etkisini ve olumlu sonuçlarını da değerlendiren Özbek, medya da değerler eğitimi gibi değişik yerlerde bu işin geniş kitlelere yayılması gerektiğini vurgulayarak tebliğine son verdi.
M. Beşir Eryarsoy, "Hicab ve Tesettür" isimli bir tebliği sundu. Bu tebliğinde hicab ve tesettürün kelime anlamlarından kullanım biçimlerine kadar geniş teorik bir açılım yapan Eryarsoy daha sonra bu tanımlamalarının aile ve toplum içindeki uygulamalarını anlattı. Hicab kelimesinin özellikle Türkçe’de "Haremlik-Selamlık" olarak tanımlandığını belirten Eryarsoy, İslam alimlerinin dar anlamıyla hicab müessesesini "tesettür"le tanımlayan görüşlerinin de olduğunu ifade etti. Bunların birer İslami müessese olduğunu belirten Eryarsoy, bunların mahiyetini belirleme hakkının da bu dinin sahibine ait olduğunu söyledi. Eryarsoy, haremlik-selamlık ve tesettürü doğru anlamanın uygun bir inanç ve amel geliştirmek isteyenler için çok önemli olduğunu vurgulayarak tebliğine son verdi.
Günün en duygusal ve izleyiciler tarafından en çok alkışlanan tebliğcisi ise hiç şüphesiz Filistinli katılımcı Abdurrahman Abbad’dı. Abbad, Birleşmiş Milletler Kudüs Üniversitesi’nde tarih profesörü olarak görev yapmakta olan bir Filistin’li. İntifada’nın yıldönümü günlerine de rastlayan sempozyumda Abbad çok büyük ilgi gördü. İşgalin ve işgalci Siyonist güçlerin Filistin ailesinde gerçekleştirmeye çalıştığı çözülmeleri anlatan Abbad, tüm yapılmaya çalışanlara karşı direneceklerini, ayakta kalacaklarını ve diğer Müslümanların Filistin’e verdiği gönül desteğiyle Siyonist güçleri Filistin topraklarından Allah’ın izniyle atacaklarını anlattı. Çocukların eğitiminden kadınların doğumuna kadar her yerde Siyonist işgal güçlerinin Filistinli ailelerin gerekli olan her şeylerini engellemeye çalıştıkları, erkeklerin ise işlerine giderken tutuklandığı ve ailelerinden haber alamadıklarını anlatan Abbad, Kur’an’dan da örnekler vererek konuyu geniş bir şekilde anlattı. Abbad’ın tebliğini ve sempozyumdaki konuşmalarını Kudüs dergisi Genel yayın Yönetmeni Mustafa Eğilli yaptı.
Sempozyumun her oturumu iki müzakereci tarafından müzakere edildi. Müzakereciler, araştırmacı-yazar Ahmet Varol, araştırmacı-yazar Şemseddin Özdemir, Uz. Dr. Nurettin Yücel, araştırmacı-yazar Celal Sancar, araştırmacı-yazar Hikmet Zeyveli, araştırmacı-yazar Abdurrahman Arslan, Kudüs dergisi genel yayın yönetmeni Mustafa Eğilli ve Fikir Dünyası Dergisi genel yayın yönetmeni Murat Kirişci idi.
Sempozyumun sonunda değerlendirme ve kapanış için Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Vecdi Akyüz bir konuşma yaptı. Akyüz, sempozyumun işleyişi ve konunun önemine vurgu yaptı ve özellikle "Poligami-Çok Evlilik" gibi kavramların dikkatli kullanılması gerektiğini ifade etti.
Bazı tebliğcilerin konuya giremeden zamanları bitirmelerine rağmen genel olarak canlı ve dinamik bir ortamda geçen sempozyumun tebliğleri Fikir Dünyası Dergisinin ikinci sayısında yayınlanacak. Fikir Dünyası bundan sonra da bu konuyu temel alan sempozyumlar yapmayı planlamaktadır.

   

...::: Bu site İktibas WEB  tarafından hazırlanmıştır :::...