|
Değerlendirme
“Müslüman
Toplumlarda Aile Sempozyumu”nun Ardından
Sündüs YÜCEL
Bedia KİRİŞÇİ
Aile,
toplumlarda kültürel kimliğin, insani değerlerin ve tarihi sürekliliğin
koruyucusu ve aktarıcısı olan bir kurumdur. Ailedeki çözülme, toplumsal
çözülmenin başlangıcıdır. Çünkü düşüncede, yaşamda, aile içi ilişkilerde
yaşanan çözülme her yeri ve her şeyi bozmakta, diri, dinamik toplum
yapısını ortadan kaldırmaktadır. Ailenin çözülmesi, evden uzaklaşması
çocukları da aynı sona sürüklemektedir. Parçalanan ailelerden türeyen
eksik erkek ve eksik kadınlardan geriye kalan ise sadece masum ve mahkum
çocuklar olmakta, ana kucağı, yerini "yuva"lara, "kreş"lere,
"anaokul"larına bırakmakta; çocuk başkalarının kucağında, aile
sevgisinden mahrum, sahte sevgilerle tanışmakta, başka birisi olmakta,
elimizden kayıp kaybolmaktadır.
Tüm dünya toplumlarının en vazgeçilmez müessesesi olarak görülen aile
kurumunun uzunca bir dönem gündemde tutulması amaçlanarak Fikir Dünyası
kendi ismiyle bir dergi hazırladı. Bu dergi, "Aile" kurumunu mercek
altına alarak incelemeyi, araştırmayı, sorgulamayı amaçlıyor. Dergi her
sayısında yeni bir tartışma platformu oluşturmak ve düşünceleri ortak
bir potada buluşturmak şeklinde tasarlandı.
Fikir Dünyası böyle önemli bir konunun sadece yazıda kalmasını istemedi.
Bu konuyu söze dönüştürmek ve "Söz"lerimiz arasından bıraktığımız açık
kapılardan uğurladığımız ailemizi konuşmak için kolları sıvadı ve evde
olmayı önemseyen herkesle, "Müslüman Toplumlarda Aile"yi birlikte
anlamlı kılabileceklerini iddia ederek 25-26 Eylül 2004 tarihleri
arasında Üsküdar Altunizade Kültür Merkezi’nde bir Sempozyum düzenledi.
Sempozyum, Cumartesi ve Pazar günleri günde iki oturum olarak planlandı.
1. oturumlara saat 13.00 de başlandı ve 15.30 da küçük bir dinlenme ve
ikram molası verildi. 2. Oturumlar ise saat 16.30 başlayıp 19.00 da
tamamlandı.
Sempozyumun her oturumunda, Dünyadan Aile Modelleri de incelendi. Irak,
Filistin, Bosna, Tunus ve Kuzey Afrika’dan katılımcıların tebliğleriyle
sempozyum uluslararası bir hüviyet kazandı.
Sempozyumun başlangıcında, gazeteci-yazar Zübeyir Yetik ve ünlü düşünce
adamı, şair ve yazar Metin Önal Mengüşoğlu birer açılış konuşması
yaptılar. Açılış konuşmalarında her iki değerli yazar da "Aile"
konusunun çok zor ve meşakkatli bir yol olduğunu ve bu yola çıkan
herkese destek olmak gerektiğini savundu. Ailenin, düşünce dünyamızda
çok fazla ortaya koyulmadığını, tartışılmadığını ifade eden yazarlar
yoğun bir izleyici kitlesiyle karşılaşmaktan dolayı da çok memnun
olduklarını ifade ettiler.
Sempozyum, yoğun bir izleyici kitlesiyle beraber devam etti. Bu
izleyicilerin çok büyük bir bölümü ise bayanlardan oluşmaktaydı.
Oturumların sürelerinin uzunluğuna rağmen ilgi hep dinamikti ve her
oturumun sonunda tebliğcilere, izleyicilerden de sorular alınarak
izleyicilerin sempozyuma katılımları sağlandı.
Sempozyuma en fazla eleştiri, katılımcılar içinde yeterince bayana yer
verilmiş olmamasıydı. Ancak bu eleştiriler çok da haklı değildi. Çünkü,
Fikir Dünyası tüm dergi ve sempozyum çalışmalarında görüştüğü bir çok
kişiden hem dergiye yazı hem de sempozyuma tebliğcilik noktasında rica
da bulundu. Ancak bu konuda özellikle görüşülen bayanlardan çok az bir
kısmı konuya destek verdi.
24 Eylül 2004 Cumartesi günü 1.Oturum saat 13.00 de başladı ve eğitimci,
araştırmacı, yazar Ahmet Baydar tarafından yönetildi. Bu oturuma Metin
Önal Mengüşoğlu, Kırıkkale Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim
üyelerinden Doç. Dr. Vehbi Başer, yazar M. Engin Noyan ve Irak’tan
Şahabettin Kırdar katıldı. Ağırlıklı olarak geleneğin aile üzerindeki
etkilerinin tartışıldığı bu oturumda, Irak’lı katılımcı Kırdar, şu an
Irak’ın içinde yaşadığı durumun aile üzerinde ne gibi olumsuz etkiler
yaptığını anlattı.
Birinci oturumun ilk konuşmacısı Metin Önal Mengüşoğlu, "Geleneğin
Müslüman Aile Oluşumu Üzerinde Etkileri" konulu bir tebliğ sundu.
Mengüşoğlu, oldukça akıcı bir konuşma üslubuyla tebliğindeki ifadelerini
çok güzel örneklerle açıkladı. Başlangıçta insanın gelenekle olan
ilişkisini bazı sorular sorarak düşündürttü: "İnsanlığın, insan
topluluklarının bir geleneği, bir kökü bulunduğunu söylemek, ilk
tahlilde gereksiz gibi görünebilir. Ancak insanlığın atası veya geçmişi
konusunda bugün bile sürüp giden spekülasyonları, görmezden mi gelelim?
Mesela islamcı camianın en itibarlı gazetelerinin reklam sayfalarını bir
hatırlayın. Hem de boy boy sayfalarda size insanlığın nereden, kimden
geldiğini, nasıl türediğini anlatıp durduklarını göreceksiniz.
Maymundan, Bozkurttan yahut Adem’den mi gelmişiz biz insan ırkı?". Kendi
sorduğu bu sorulara yine kendi güzel üslubuyla cevap verdi: "Biz bilir
ve inanırız ki insanlığın atası Adem’dir. Adem’i ve ona münasip eşini
yoktan var eden Allah’tır. Adem’i kendisine elçi kılan da O’dur.
Fıtraten beşer bir bedevi olan insana medenilik aşısı işte o Allah
elçilerinin getirdiği mesajlarla yapılmıştır. Aile, kanaatimizce bedevi
beşerin medenileşmesinin ilk basamağıdır.". Mengüşoğlu’nun altı
çizilmesi gereken cümleleri ise şunlardı: "Gelenek, İslami aileyi
oluşturmaktan uzaklaştırıcı bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Ataya
saygı derken yok olma ile karşı karşıya geliyoruz. Oysa ki körü körüne
itaat bize zarar getiriyor. Allah, anne-babaya itaati değil, ona şefkat,
himaye, esirgeme duygularıyla yaklaşmamızı emrediyor. Bizler bunu yine
her yerde olduğu gibi terminolojik olarak yerine oturtamıyor ve
şaşırıyoruz". Geleneği kuru kuruya korumak yerine ciddi bir tahlilden
geçirmek gerektiğini, yine Mengüşoğlu’nun satır aralarından anlamak da
mümkündü.
Doç Dr. Vehbi Başer, "Geleneğin Dünyasında Temel Toplumsallaşmanın
Örgütlenişi" adlı bir tebliğ sundu. Tebliğinde akademisyen konumunu çok
iyi kullanarak bir hayli bilimsel tabana oturttuğu konuşmasında
gelenekten günümüze ailenin sosyolojik durumunu tahlil etti. Başer, 0-21
yaşları arasını çocukluk olarak tanımladı. "Ortaçağ’da çocuklar 20.
yüzyıldaki gibi değil, çocukluk çağı olmadan tıpkı yetişkin gibi giyinip
davranırlardı. Onlardan olgun davranışlar beklenirdi" diyerek ilginç bir
tespiti izleyicilerin takdirine sundu. Ardından geniş, modern ve
geleneksel aileyi karşılaştırdı. Başer’in özellikle, çocuklarla masalsı
dünyalarda iletişim kurmak tezi ilginç ve düşündürücüydü.
Sanatçı kimliğini her fırsatta gösteren M. Engin Noyan, popüler kültürün
yapısını ve aile üzerindeki etkilerini kendi enteresan üslubuyla
anlattı. Önce popüler kelimesinin analizini yapan Noyan, bu analizden
yola çıkarak, popülerden oluşan her şeyin –müzik, yeme, içme biçimi,
giyinme tarzı…- ne olduğu belli olmayan bir duruma dönüştüğünü söyledi.
Tesettürdeki modadan, Tarkan’ın gençlik ilahı addedilmesine kadar ve
hatta patlamış mısıra "pop corn" denmesine kadar popülerlikle iç içe
olan ailenin ne duruma düştüğünü iğneleyici bir üslupla ele alan Noyan,
"gardroptaki şıklık" tabiriyle eşarplardaki günlük, yıllık renk desen
değişimlerini, moda evlerine de gönderme yaparak eleştirdi. Noyan’ın
tebliğinden "bize verilen popüler yaşam ve popüler olma hevesi, zamanla
yer edip kökler de salabilir. O zaman tehlike çanları çalabilir. Çünkü
bu bir tuzaktır, dikkat edilmeli." mesajı rahatlıkla çıkartılabilir.
Irak’lı katılımcı Şahabettin Kırdar, şu günlerde Irak’ta yaşanan kaostan
ve bu kaosta yok edilmeye çalışılan aileden bahsetti. Kırdar, özellikle
Irak’ta İslam’ın yaşanamayışı üzerinde durdu. İzleyicilerin yoğun olarak
işkence ve yaşanan dramlardan sorular sorduğu tebliğci Kırdar, kendisine
verilen süreyi iyi kullanabilmek maksadıyla çok sınırlı cevaplar
verebildi.
İkinci oturumu eğitimci, araştırmacı, yazar M. Beşir Eryarsoy yönetti.
Bu oturma araştırmacı, yazar Hamza Türkmen, Selçuk Üniversitesi
Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Yasin Aktay, İstanbul
Müftülüğü eğitim uzmanlarından Nevin Meriç ve Tunus’tan Mustafa Stiti
katıldı. Günümüzde ailenin sorunları ve öncelikler üzerine konuşulan bu
oturumda Mustafa Stiti, Tunus ve Kuzey Afrika’da aile olmak konulu bir
tebliğle oturuma farklı bir renk kattı.
Hamza Türkmen "Aile Birliğinden Önceki Önceliklerimiz" şeklinde
kışkırtıcı başlıklı bir tebliğ sundu. Hamza Türkmen, tebliğinde ailenin
sosyal bir model olmadığı, esas sosyal modelin inanmış, aynı hedefe
yürüyen ümmet bilinci içinde olan topluluk olduğu tezini savundu. Bu
tezini savunurken de ailenin evlilik üzerine kurulduğunu, evliliğin de
cinsiyet içgüdüsü sonucu oluştuğunu, bunun fıtri bir ihtiyacın
karşılanması için kurulmuş bir müessese olduğu ve Allah’ın insana hitab
ettiği, aileye hitab etmediği esasları üzerinde durdu. Günün en ilginç
söylemleriyle oturuma damgasını vuran Türkmen, "Aile" konulu bir
sempozyuma değişik görüş ve aykırı fikirleriyle dinamizm kattı. Tebliğin
başlığında da olduğu gibi, Türkmen "Aile" konusunun tartışılmasının
özellikle ümmet bilinci çerçevesinde oluşması gerektiğini ısrarla
vurguladı.
Doç Dr. Yasin Aktay, tebliğinde modernizmin dayatmaları ve müslüman
toplum üzerindeki zihni değişimler ve bu değişimler sonucu gidişin
nereye doğru olacağı konusunda sosyolojik bir bakış açısı ile olayları
değerlendirdi. Akademisyen üslubuna rağmen hayata dönük ifadeler ve
orijinal tespitlerde bulunan Aktay, 1980’lerden itibaren Türkiyeli
Müslümanların toplumsal ve fikri değişimlerini değerlendirdi. Bu
değişimlerin aile olgusunda ve çocukların eğitimindeki etkilerini
anlatan Aktay, değişik örnekler vererek bu konuyu pekiştirdi ve
özellikle batılılaşma olgusuna hazır bir aile yapısının günümüz ailesini
bu yöne sürüklediğini anlattı. Hazır bir yapıyla ve günümüzde ortaya
koyulan fiillerle ailelerin nasıl böyle bir kaymaya hazır olduklarını da
anlatan Aktay, bu dönüşümden kurtulmak için değişik yöntemler kullanmak
gerektiğini ifade etti.
İstanbul Müftülüğü’nde Eğitim uzmanı olarak çalışan ve Müftülüğün Fetva
Hattında görevli olan Nevin Meriç hanımefendi de ‘Fetva sorularında
ailedeki sorunlar’ başlıklı tebliğinde günümüz insanlarının hangi
açmazlar ve realiteler içinde yaşadığı konusunda somut örneklerle olayı
değerlendirdi. Özellikle telefonla kendisine sorulan sorulardan, aile
kurumunun nasıl bir durum içinde olduğunu canlı örnekler anlatan Meriç,
telefon edenlerin çok büyük bir kısmının kadınlar olduğunu ve eşlerinden
dolayı ailevi sorunlarına çözüm aradıklarını anlattı. Kısmen feminist
ifadeler kullandığı şeklinde eleştirilerinde odağı olan Meriç, günümüz
aile sorunlarında kadınların çok daha fazla eziyet çektiğini, bu
konuşmanın ise feminizm olarak algılanmasının yanlış olduğunu ifade
etti.
İstanbul Üniversitesi Tarih Bölüm’nde Osmanlı Tarihi üzerine doktora
yapan Tunus’lu Mustafa Stiti ise ‘Dünyadan Aile Modelleri’ bölümünde
Kuzey Afrika Ülkelerinde kadın ve aile konuları üzerinde durdu.
Stiti’nin, Tunus ve Kuzey Afrika’daki aile ve kadın algısının, genel
olarak tüm İslam coğrafyasında yaşanan hurafeci anlayışla benzeştiği
görüldü. Kendi ülkelerine göre Türkiye’de daha rahat bir hayat var
olduğuna dikkat çeken Stiti, aile olma ve aile kalmanın dünyanın
neresinde olunursa olunsun önemli olduğunu kaydederek konuşmasını
tamamladı.
Üçüncü oturumu Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim
üyelerinden Din Eğitimcisi Prof. Dr. Abdullah Özbek yönetti. Bu oturuma,
emekli öğretim görevlisi Mehmet Bakırcı, Özgür-Der Genel başkanı Hülya
Şekerci ve Ahmet Baydar katıldı. Bosna’dan gelmesi beklenen Prof. Dr.
Cemalettin Latiç’in özel bir mazereti dolayısıyla katılamadığı oturumda,
Latiç’in tebliği Faruk Yeşil tarafından okundu. Bu oturumunda konusu
İslam Düşüncesinde Aile üzerineydi.
Mehmet Bakırcı, "Kur’an’da Aile Modeli" isimli tebliğinde Nur Suresinin
32, 33 ve 34. ayetlerini değerlendirerek bu ayetler üzerinden tebliğini
sundu. Bakırcı, bu ayetler ışığında "İnsanlık, ya da insan ve aile,
tarihin başlangıcında aynı noktadadırlar. İnsanlık tarihi birey olarak
başlamamış, bir anlamda aile olarak başlamıştır" iddiasını sundu.
Ailenin insanlığın sonradan tanıştığı bir müessese olmadığını belirten
Bakırcı, ayetleri parça parça aldığı için izleyicilerin beklentisini
karşılayamadı. Kur’an’da aile modeli gibi iddialı bir başlığı sadece üç
ayetle anlatmaya kalkan Bakırcı, konuyu çok zayıf önermelerle sundu ve
geleneksel İslami anlayışın toplum içinde bilinen ifadelerinden başka
bir şey sunmadı. Özellikle kadın konusuna çok dar bir anlayışla bakan
Bakırcı, bu konuda da kadını eve hapseden, iradesiz ve sadece evin işini
yapmaktan başka bir şey üretemeyen toplum birimleri olarak tanıttı.
Hülya Şekerci, tarım toplumundan sanayi toplumuna ve buradan da bilgi
toplumlarına geçişte ailenin geçirmiş olduğu hızlı evrilmeyi ve bunun
sonucunda oluşan hastalıkları dile getirdi. Özellikle köyden kente göçün
hızlı akışının aile içinde gerçekleştirdiği olumsuz modelleri anlatan
Şekerci, sanayileşmenin artmasının dünyanın her yerinde aileyi
küçülttüğünü iddia etti. Evlerin sanayileşme ile sadece birer ikamet
makinesine dönüştüğünü ifade eden Şekerci, evin bu anlamda modern
dünyada sadece dinlenme mekanlarına dönüştüğünden bahsetti. Erkeğe çok
ileri anlamda iş yapma ve sorumlulukları yerine getirme görevleri
verilirken ve erkek geleceğe yönelirken kadının evde kalıp böylece
geçmişte kaldığını ve çocukların bu kalıplarla yetiştirildiğini söyleyen
Şekerci, bu ayrımın hem sosyalist hem de kapitalist toplumlarda aynı
olduğunu söyledi. Modern aile bireyselleşmeyi önerdiğinden, yaşlılar
dışlanır, çocuklar ise teorik olarak önemsenirken hem kadın hem de
erkeğin kendine ait dünyalarının olduğu ve bu türden oluşan çekirdek
ailenin ulus-devlet ve sistematik kapitalizmin üretimi olduğunu söyleyen
Şekerci, çözümün geleneksel ailede değil Tevhidi ailede olduğunu
söyleyerek sözlerini tamamladı.
Ahmet Baydar, "İslam’da Evrensel Aile ve Sıla" isimli bir tebliği sundu.
Genel olarak teorik bulunan tebliğ, içerik olarak değişik bir tez olma
özelliğine sahipti. Tüm sempozyumun en iddialı tebliğlerinden biri olan
Evrensel Aile, değişik konusu ve Baydar’ın anlatım şekliyle gerçekten
kaliteli bir konu olma özelliğini korudu. Hristiyanlık ve Yahudilikten
de alıntılarla karşılaştırmalı olarak sunulan tebliğin iç başlıkları,
Evrensel Kardeşlik(İhvan, İhvet), Evrensel Ebeveyn(el-Ümm, el-Eb),
Evrensel Ev(el-Beyt) ve Evrensel Aile(el-Ehl, el-Al) şeklindedir. Bu
başlıkları inceleyen Baydar sonuç olarak "İslam evrensel ailesinin
tabiatı, evrensel kardeşlik üzerinde yaşamaktır. Kur'an, evrensel
kardeşlerin, kalplerine iman girdikten sonra bir ruh ile
desteklendiklerini, onların işte bu ruhla, öz babaları, öz kardeşleri,
öz çocukları ve aşiretleri Allah'a karşı başkaldırsalar da, onlara karşı
evrensel kardeşlerini tercih ettiklerini söyler" dedi ve "Sözün sonunda
pek çok tekrarı bulunan bir hadisi hatırlamamız gerekiyor. Hz.
Peygamber, "Ömrünün uzun olmasını isteyen sıla-i rahim yapsın" diyor.
Elbette bireyin ömrü, onun ailesinin ömrüne bağlıdır. Eğer inanan birey,
iletişim ve reklam cenderesinden kurtulmak, değerli olmak, değerlerini
korumak, değişmezlerini yaşatmak istiyorsa evrensel sıla yapmalıdır. Bu
evrensel tehdit karşısında, onun hayatının, evrensel ailesinin hayatına
bağlı bulunduğunu söylemek herhâlde kehânet olmayacaktır" diyerek
sözlerini tamamladı.
Dördüncü ve son oturumu Hülya Şekerci yönetti. Bu oturuma gazeteci,
yazar Mustafa Armağan, Prof. Dr. Abdullah Özbek, M. Beşir Eryarsoy ve
Filistin Birleşmiş Milletler Kudüs Üniversitesi Tarih profesörü
Abdurrahman Abbad katıldı. Bu oturumda Feminizimin tarihsel süreci,
ailede verilmesi gereken değerler eğitimi ve hicap ve tesettür konuları
işlendi. Bu oturumun en ilgi çeken konuğu ve konusu ise Abdurrahman
Abbad ve Filistin ailesiydi. Bu konuşma esnasında duygulu anlar yaşandı
ve Abbad’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi.
Mustafa Armağan, Feminizm tarihi üzerine bir tebliğ sundu. Ancak konuyu
aileyle ilişkilendirmeyen Armağan, daha çok tarihi bilgiler verdi ve
Batı’nın tanınması gerekliliği iddiasında bulundu. Batı’nın tanınmadan
hareket edilemeyeceğini ve onların büyü ve lanetinin ancak bu şekilde
bozulacağını söyleyen Armağan, Batı’yı tanımakla daha doğrusu "batılı"
tanımakla geçecek bir ömrün hiçbir sonuç getirmeyeceğini, aksine bizleri
Kur’an’dan yani "hak"tan uzaklaştıracağı iddialarını muhafazakar sağcı
söylemlerle cevapladı. Sempozyumda sadece kendi oturumuna katılan ve
tebliğini sunduktan sonra çıkan Armağan diğer hiçbir tebliği ve
müzakereyi dinlemediğinden yaptığı eleştiriler ve öneriler biraz havada
kaldı.
Prof. Dr. Abdullah Özbek, Değerler Eğitimi üzerine bir tebliği sundu ve
tebliğini değişik ve daha çok hayata dair örneklerle süsledi. Konusuna
hakim olan Özbek, değerlerini yitirmiş bir toplumda tekrar değerlere
dönülmesi gerektiğini bunun insan olmanın özelliği olduğunu, çocukların
eğitiminde değerlerin önemi ve yapılması gerekenleri anlattı. Hem
tespitler hem sonuçlar hem de çözümler açısından gerçekten dikkate değer
bir tebliğdi. Özellikle günümüzde yaşanan bireyci, egoist, ahlaksız,
kutsalsız toplum için önerilerde bulunan Özbek, bizlerin çocuklarımızın
değerler eğitiminde doğru modeller olmamız gerektiğini ifade etti.
Sorumluluk yüklemenin çocuk eğitimindeki etkisini ve olumlu sonuçlarını
da değerlendiren Özbek, medya da değerler eğitimi gibi değişik yerlerde
bu işin geniş kitlelere yayılması gerektiğini vurgulayarak tebliğine son
verdi.
M. Beşir Eryarsoy, "Hicab ve Tesettür" isimli bir tebliği sundu. Bu
tebliğinde hicab ve tesettürün kelime anlamlarından kullanım biçimlerine
kadar geniş teorik bir açılım yapan Eryarsoy daha sonra bu
tanımlamalarının aile ve toplum içindeki uygulamalarını anlattı. Hicab
kelimesinin özellikle Türkçe’de "Haremlik-Selamlık" olarak
tanımlandığını belirten Eryarsoy, İslam alimlerinin dar anlamıyla hicab
müessesesini "tesettür"le tanımlayan görüşlerinin de olduğunu ifade
etti. Bunların birer İslami müessese olduğunu belirten Eryarsoy,
bunların mahiyetini belirleme hakkının da bu dinin sahibine ait olduğunu
söyledi. Eryarsoy, haremlik-selamlık ve tesettürü doğru anlamanın uygun
bir inanç ve amel geliştirmek isteyenler için çok önemli olduğunu
vurgulayarak tebliğine son verdi.
Günün en duygusal ve izleyiciler tarafından en çok alkışlanan tebliğcisi
ise hiç şüphesiz Filistinli katılımcı Abdurrahman Abbad’dı. Abbad,
Birleşmiş Milletler Kudüs Üniversitesi’nde tarih profesörü olarak görev
yapmakta olan bir Filistin’li. İntifada’nın yıldönümü günlerine de
rastlayan sempozyumda Abbad çok büyük ilgi gördü. İşgalin ve işgalci
Siyonist güçlerin Filistin ailesinde gerçekleştirmeye çalıştığı
çözülmeleri anlatan Abbad, tüm yapılmaya çalışanlara karşı
direneceklerini, ayakta kalacaklarını ve diğer Müslümanların Filistin’e
verdiği gönül desteğiyle Siyonist güçleri Filistin topraklarından
Allah’ın izniyle atacaklarını anlattı. Çocukların eğitiminden kadınların
doğumuna kadar her yerde Siyonist işgal güçlerinin Filistinli ailelerin
gerekli olan her şeylerini engellemeye çalıştıkları, erkeklerin ise
işlerine giderken tutuklandığı ve ailelerinden haber alamadıklarını
anlatan Abbad, Kur’an’dan da örnekler vererek konuyu geniş bir şekilde
anlattı. Abbad’ın tebliğini ve sempozyumdaki konuşmalarını Kudüs dergisi
Genel yayın Yönetmeni Mustafa Eğilli yaptı.
Sempozyumun her oturumu iki müzakereci tarafından müzakere edildi.
Müzakereciler, araştırmacı-yazar Ahmet Varol, araştırmacı-yazar
Şemseddin Özdemir, Uz. Dr. Nurettin Yücel, araştırmacı-yazar Celal
Sancar, araştırmacı-yazar Hikmet Zeyveli, araştırmacı-yazar Abdurrahman
Arslan, Kudüs dergisi genel yayın yönetmeni Mustafa Eğilli ve Fikir
Dünyası Dergisi genel yayın yönetmeni Murat Kirişci idi.
Sempozyumun sonunda değerlendirme ve kapanış için Marmara Üniversitesi
öğretim üyelerinden Prof. Dr. Vecdi Akyüz bir konuşma yaptı. Akyüz,
sempozyumun işleyişi ve konunun önemine vurgu yaptı ve özellikle
"Poligami-Çok Evlilik" gibi kavramların dikkatli kullanılması
gerektiğini ifade etti.
Bazı tebliğcilerin konuya giremeden zamanları bitirmelerine rağmen genel
olarak canlı ve dinamik bir ortamda geçen sempozyumun tebliğleri Fikir
Dünyası Dergisinin ikinci sayısında yayınlanacak. Fikir Dünyası bundan
sonra da bu konuyu temel alan sempozyumlar yapmayı planlamaktadır.
|