Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

 

 


 

 

Köhne Algılar ve Köhne Bağımlılıklar

 

Atasoy MÜFTÜOĞLU

 

İnsanlık, zulmün hükümferma olduğu bir zamanda yaşıyor. Her adaletsizlik, hayatın ve varoluşun ruhunu yaralıyor, tahrip ediyor. Hayatın ve varoluşun en temel, en vazgeçilmez, en yüksek değerleri etkisini kaybediyor. Dünya siyaseti, tiranların siyasetine dönüşüyor. Bugünün dünyası, yalnızca pazarın kurallarının geçerli olduğu bir dünya halini alıyor. Yeni emperyalizm Amerikan egemenliğini tahkim etmek için keyfi savaşlar çıkarabiliyor. Zayıf toplumlar kendi ülkelerine, kendi kaynaklarına, kendi kültür ve uygarlık varlıklarına sahip değiller. Zayıf ve güçsüz ülkelerin egemenlikleri, her alanda kısıtlı ve sınırlı egemenlikler.
İnsanlığın rehber ilkeleri her geçen gün daha çok aşınıyor. Bütün tanımlar pratik hayatta değerini yitiriyor. Her alanda bir bilinç ve perspektif kayması yaşıyoruz. Kimliklerimiz, kişiliklerimiz ve tercihlerimiz istikrarsızlaşıyor. Ahlaki çelişkilerimiz, düşünsel çelişkilerimiz artıyor. Bütün tanımlar, sözcükler, ideolojik çıkarlar doğrultusunda kullanıldığı için, farklı yerlerde, farklı anlamlar, karşıt anlamlar içerecek şekilde kullanılıyor. Zayıf, güçsüz, çaresiz, masum, mazlum ve mahzun halkları, ülkeleri, ezen, sömüren, yağmalayan, kitlesel katliamlara tabi tutan, kültür ve uygarlık varlıklarını talan eden, enerji kaynaklarını gasp eden, gerçekdışı akıl ve ahlakdışı emperyalist sistem; bütün bu kötülükleri ve vahşeti "özgürlük" adına işlediğini iddia edebiliyor.
Güçlülerin, egemenlerin, emperyalistlerin, faşistlerin, küresel ölçekte ve her alanda, kültürel alanda, siyasal alanda, ekonomik alanda, askeri alanda, sistematik bir şekilde sürdürmekte bulunduğu kapsamlı terörizm gereği gibi konuşulmuyor, tartışılmıyor, sorgulanmıyor, kınanmıyor, bu terörizme karşı etkili tavırlar geliştirilemiyor. Özellikle İslam Dünyası toplumları bu konuda büyük bir acz içerisindedir, aczin utancı içerisindedir. Bütün bunlar olup biterken, bir diğer yanda, çok köhne algılarla, çok köhne bağımlılıklarla, aldatıcı/yanıltıcı söylemlerle, zayıfların/güçsüzlerin çaresizlikleri sebebiyle yönelmek zorunda bırakıldıkları şiddet hareketleri, yoğun olarak ve bu konudaki gerçeklikler çarptırılarak kınanıyor, gündemde tutuluyor, sorgulanıyor. Terörizme neden olan gelişmeler, terörizmi büyüten gelişmeler, terörizmi kışkırtan gelişmeler, asıl nedenler konuşulmuyor. Terörizmin sonuçları/tezahürleri ise sansasyonel bir biçimde dünya gündemini dolduruyor.
Bu koşullar içerisinde, gerçeklikle ilgisi bulunmayan kurgularla, İslam düşmanlığı özellikle seçilmiş merkezi bir imaj haline getiriliyor. İslam ve Müslümanlarla ilgili yaygın olarak kullanılan etiketler İslam karşıtları tarafından kasıtlı bir biçimde çarpıtılmış etiketler olarak piyasaya sürülüyor. İslam ve Müslamanlarla ilgili bütün adlandırmalar, İslamı ve Müslümanları "ötekileştirmek" amacıyla yapılıyor. İslam, tarihte kalmış bir hatıraya dönüştürülmek isteniyor. İslam karşıtlığını daha çok Hıristiyan ve Yahudi mitolojileri büyütüyor. Doğu-Batı tanımları coğrafi bir tanım olmaktan çıkarılarak ideolojik/politik tanımlar olarak kullanılıyor. Batı'nın jeopolitik stratejilerini Ortadoğu'da İslama karşı, İsrail temsil ediyor. İsrail, Ortadoğu'yu Batılı stratejiler adına kontrol ediyor. İslam’ın toplumsal ve siyasal bir güç olarak yükselişinin önüne geçmek için Batı'lı stratejiler her yola başvuruyor.
Müslümanlar olarak tarihi sınavlarla karşı karşıyayız, hemen her alanda çok açık bir meydan okuma karşısındayız.
Ne pahasına olursa olsun, onurumuzu yitirmemeliyiz.
Bütün tiranlıklarına karşı, fikirlerimizle, toplumsal dayanışmalarımızla, evrensel dayanışmalarımızla, muhalefetimizi harekete geçirebiliriz. İslamın evrensel bir ruha ve evrensel ilişki biçimlerine sahip olduğunu unutmamalıyız. Emperyalist, faşist ve ırkçı söylem, direniş mücadelelerini, özgürlük ve bağımsızlık mücadelelerini, "terörizm"e indirgeyerek, insanlık nezdinde mahkûm etmeye çalışıyor. Emperyalist sistem, bu konuda İslami toplulukları, cemaatleri, partileri işbirliğine ikna etmek için her tür olumsuz propagandaya başvuruyor. Kokuşmuş, çürümüş, hiç bir hayatiyet ifade etmeyen sağcı politik yaklaşımlarla Müslüman kitleler her zaman olduğu gibi, bugün de aldatılıyor, sömürülüyor.
Zamanın sınavından geçmek için, içerisinde yaşadığımız zamanda alınması gereken tavırları almalı, sorumlulukları üstlenmeli, bir muhalife yakışan tercihleri yapmalıyız. Dünyayı kapsamlı ve derinlikli bir şekilde okuyarak, nasıl bir dünya-sistem istediğimizi ortaya koymalıyız. Geleceğe ilişkin somut stratejilerimiz olmalı. Hiç bir mücadele masal-menkıbe anlatarak, mucizevi çözümler bekleyerek sürdürülemez. Her hangi bir mücadelenin sorumluluğunu üstlenenlerin büyük bir irade sahibi olmaları, gerçeklerle yüzleşmeleri, gerçeklerle hesaplaşabilmeleri gerekir. Büyük bir irade sahibi olanların, gerçeğin mütehakkim bütün yapılarını sorgulamaları gerekir.
Küresel etkiler, duyarlılıklarımızı, hassasiyetlerimizi zayıflatıyor. Toplumsal varlığımızı temelinden sarsan ahlaksızlıklar, kayıtsızlıklarımız yüzünden toplumsal bir gerçeklik haline geliyor. İzzetin en yüksek noktasında bulunması gereken bizler, zilletin en aşağı noktasına doğru sürükleniyoruz. Değişimi hızlandıran küresel etkiler sebebiyle, İslami kesimlerde elle tutulabilir bir gerçeklik halinde anlam değişiklikleri ve dejenerasyonlar yaşanıyor.
Yanlış umutlara, yanlış ilgilere ve yanlış tercihlere teslim olmamalıyız, mahkûm olmamalıyız.
Müslüman olmak demek büyük bir insanlık ülkesinde yaşıyor olmak demektir. Her hangi bir coğrafyaya ait olmak bir erdem nedeni sayılamaz. İslam karşıtlarının bütünüyle sulandırmış bulundukları bütün adlandırmaları açıkça reddetmeli; kendi dünyamızı, gerçekliğimizi, kendimiz tanımlamalı, kendimiz tarif etmeli ve gerekiyorsa kendimiz eleştirmeliyiz. Gerçek beklentiler ve gerçek umutlar içerisinde bulunmalıyız. İnsanlık aklını, vicdanını ve iradesini, emperyalist ihtiraslara karşı somutlaştıran çabalar geliştirmeliyiz.
Anlamlı bir varoluş, anlamlı çabalarla mümkün olacaktır.
Hemen her toplumda, ilahi onaya sahip olduklarına inanılan, kendi kendilerini ve yaptıklarını doğrulayan cemaat önderleri, grup, parti, hizip liderleri; olağanüstü güçlere sahip olduklarına inanılan dini liderler, çeşitli vesilelerle vecd gösterileri yapıyor, bu düzlemde histeri krizleri yaşıyor, trans haline giriyor, her tür hizmeti/ibadeti yalnızca hizip çıkarlarına yardımcı olabilecek şekilde tasarlıyor, bir propaganda çalışmasına dönüştürüyor; ancak; emperyalizme karşı, faşizme karşı, tiranlıklara karşı, ırkçılıklara karşı hiç bir etkili tavır almıyor, muhalefet geliştirmiyor.
Kalplerimizi, hassasiyetlerimizi ve sorumluluklarımızı paylaşarak, akıllarımızın, bilincimizin ve kalbimizin yardımıyla gerçekleştireceğimiz, insanlığı sarsacak ve derinden etkileyecek yeni bir değişime ihtiyacımız var.
En güzel, en mükemmel değerlerimizi tarih sahnesinde en güzel şekilde temsil ederek; her tür egoizmden feragat ederek, erdemli bir toplum mücadelesine katılabiliriz. Ebedi değerler hayatımızdan çekilince, hayatımız çürümeye başlıyor. Bugünün küçük, gündelik, ucuz sorunlarına ve niceliksel ilgilere yönelik duyarlıklarımız, geleceğin büyük sorunlarına olan ilgiyi yok ediyor. Dünyanın şu andaki durumu, büyük görüşlere, büyük çözümlemelere, büyük dayanışmalara, büyük aşklara ve büyük ilkelere sahip olmamızı zorunlu kılıyor.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...