|

Ramazan Ayı Arınma Ayı
Mehmed DURMUŞ
Ramazan ayı büyük bir heyecan
dalgasıyla bir kez daha çaldı kapımızı. Rabbimize ne kadar şükretsek
azdır. Bununla beraber, bilemiyoruz, Allah’ın bu lütfu, imanımızı
artırmaya mı vesile olmaktadır, isyanımızı mı?
Her sene ramazan ayı ile ilgili çok değişik söylemler geliştirilmekte,
bir tür ramazan edebiyatı yapılmaktadır. Ramazanın, bizi Muhammedî bir
imana sevk etmeyen edebiyatını yapmaktan Allah’a sığınmalıyız diye
düşünüyorum.
Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Çünkü şirkin kararttığı Mekke semaları,
cahiliyyenin kıraçlaştırdığı Mekke çölleri, ilk kez ramazan ayında
Kur’an’la yeniden dirilişi tatmaya başlamıştı. Bunun için Kitab-ı Kerim,
o ilk geceye ‘kadir gecesi’ demişti.
Kur’an ayı Ramazan bir arınma ayıdır. Şüphesiz arınma her ayda, her
günde, her dakikada olmalıdır. Fakat Ramazan’ın insanlar üzerindeki
değiştirici, dönüştürücü etkisini inkar etmek mümkün değildir. Ramazanda
insanların gönülleri daha bir yufkalaşmakta, duygular daha
yoğunlaşmakta, gözler buğulanmaktadır. Varsın olsun. Rabbimiz,
insanların gülüp de ağlamadıklarına (53/60) dikkat çekmekte değil midir?
Bir kısım insanların az gülüp çok ağlamaları gerektiğini hatırlatmakta
(9/82) değil midir? O halde varsın mü’minlerin yürekleri de birazcık
olsun yufkalaşsın, hiç değilse ramazan ayında… Onbir ay boyunca kaskatı,
taştan da katı kesilen kalplerimiz bir ay içinde, bari kıpırdasın
birazcık; kireçleşen hissetme melekemiz, çözülsün bir nebze. Belki
birkaç damla gözyaşı, içine gömüldüğümüz bu leş gibi hayattan silkinmeye
itekler bizi.
Ramazan ayı arınma ayıdır madem, biz mü’minler de kendimizi Kur’an’la
bir kez daha arındırmalıyız herhalde. Akidemizi bir kez daha gözden
geçirmeliyiz Kur’an okuyarak. Kur’an’sız mü’min olamayacağımızı,
Kur’an’sız Müslüman sayılamayacağımızı, Kur’an’sız cennete
giremeyeceğimizi bir daha düşünmeliyiz. Sadece kendimizin değil,
yeryüzündeki bütün insanların; dünyaya yön veren bütün monarkların,
tiranların, katillerin, gasıpların, çetelerin, terörizm imalatçısı büyük
şebekelerin, fahişelerin, hovardaların, tefecilerin, patronların,
işçilerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin, tüccarların ve tüketicilerin,
hasılı herkesin Kur’an’a ne kadar da muhtaç olduklarını çok iyi tezekkür
etmeliyiz. Hele de Kur’an’ı hiç bilmeden halka din anlatan bütün ‘din
adamları’nın Kur’an’sız bir şekilde İslam’ı nasıl bildiklerini ve halka
bildirdiklerini bir daha gözden geçirmeliyiz ki, belki bu uğurda bize de
düşen bir katrecik olsun iş olduğunu fehmeder, ateşin ortasındaki
İbrahim’e gagasıyla su taşıyan serçe misali, biz de işimize koyuluruz…
Davranışlarımızı, ibadetlerimizi, ailemizdeki ‘yerimizi’,
akrabalarımızla olan ilişkilerimizi bir kez daha Ramazan vesilesiyle
gözden geçirebiliriz. Çıkarsız bir akraba ilişkisini geliştirmeye gayret
edebiliriz.
Siyasetimiz, siyaset anlayışımız Kur’an’sız tamamen sekülerleşmiş,
Kur’an yerine AİHM kararları, Kopenhag kriterleri, Avrupa birliği
hayalleri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, özgürlük, çağdaş
medeniyet seviyesi, evrensel normlar gibi şirk kavram ve kültleri
siyasetimize yön verir olmuştur. ‘Müslümanım’ diyen insanların
burunlarını bu kavramlar marifetiyle yerlere sürtmektedirler, ne
hazindir ki. Kur’an’la siyasi bilincimizi, siyasi okuyuşumuzu
doğrultmaz, şirkten arındırmazsak, bir sene daha yolumuza nasıl devam
ederiz? Sırat-ı müstakimi, düşmeden, yoldan çıkmadan, sapmadan nasıl
yürürüz? Yoksa hala, bu dünyada nasıl yürürsek yürüyelim, ahirette
kurulacak bir sırat köprüsünden, şefaat edicilerin şefaatıyla iyi-kötü
geçip gideceğimizi mi kurguluyoruz?! Namazımızla siyasetimiz arasındaki
kopmaz alakayı Kur’an okumadan nasıl devam ettirebiliriz? Birileri gelip
de, "din başka siyaset başkadır; dini siyasete alet etme!" demez mi, biz
Kur’an-ı Mübin’i okumadıkça?!
Ramazan ayı, basit duygusallıklarla geçiştirilemeyecek kadar ulvî bir
mevsimdir. Ramazan demek uyuzlaşmak, sığlaşmak, kafamızı kuma gömmek
demek değildir. Ramazan ayı, "onların bir hesabı varsa Allah’ın da bir
hesabı vardır" gibi ilahi bir kuralı, bizim tembelliklerimize,
ataletlerimize, gaflet, cehalet ve dalaletlerimize alet etme ayı
değildir ve olmamalıdır. Ramazan deyince akla, ud sesiyle ‘uyuşan’
Müslümanlar değil, hesap soran Müslüman gelmelidir. Dünyanın egemen
kafirleri, ‘ramazan’ diye bir maske takarak Müslümanları
şapşallaştırmamalıdırlar. Tam tersine kafirler, ramazan geldi diye daha
bir korku duymalıdırlar…
"Değişen dünyaya ayak uydurma", "çağın gereklerine göre hareket etme"
gibi, her an bizi de içine çekebilecek tehlikeli şeytani tuzaklara karşı
uyanık ve hazırlıklı olmamız Kur’an’dan başka hangi kaynakla mümkün
olabilir?
İçimizdeki ‘beyinsizleri’, Allah düşmanlarına tabasbus eden iki
yüzlüleri Kur’an’a başvurmadan nasıl seçebiliriz?
Ticaretimizi, alış-verişimizi, tüketim kültürümüzü, infak borcumuzu,
eşyaya biçtiğimiz değeri, bütün bunları sadece ve sadece Kur’an okuyarak
yeniden sağaltabiliriz. Arızalarımızı giderebiliriz.
İbadeti sadece belirli günler ve gecelerde değil, bütün günlerde ve
bütün gecelerde yapmamız gerektiğini Ramazan ayında ve fakat Kur’an’la
tam bir biçimde kavrayabiliriz. Allah’a kul olmak, yılın belirli
günlerine tahsis edilemez. Allah bizim belirli günler ve gecelerde, yani
toplam birkaç gün değil, her daim Rabbimizdir. O halde biz de O’nun her
daim kulu olmak zorundayız. Müslümanlık ancak böyle mümkün olabilir.
İşte ramazan ayında bunu bir kez daha anlamalıyız.
Peygamber sevgisini, Peygamber’in sünnetine uymayı ancak Kur’an’la
öğrenebiliriz. Aksi taktirde, misvaktan, orucumuzu hurmayla veya tuzla
açmaktan, yemeğin kalanını bitirmekten başka ‘sünnet’ bilmeyiz.
Peygamberle birlikte ona tabi olanlar olarak bizlerin de Allah’a
basiretle çağırmamızı, Allah’ı tenzih edip müşriklerden olmamak gibi bir
sünneti herhalde bize sadece Kur’an öğretir.
Hasılı Ramazan ayı, Kur’an’la imanımızı, teslimiyetimizi, amellerimizi,
ahlakımızı bir daha gözden geçirmemiz için iyi bir fırsattır. Her
Müslüman evi ramazan boyunca bir Kur’an mektebi olabilir sanırım;
kafirler hoş görmeseler de… |