|

“Müslüman Türk” veya “Müslüman Kürt” Olmak
Erhan AKTAŞ
Müslümanlık bir inanç sisteminin
adıdır. Türk veya Kürt ise bir ırkın adıdır. Irkın İslam’la birlikte
"tamamlama" amacıyla kullanılması hem ırkın hem de İslam’ın varlık
nedenine aykırıdır. Irk, "tamamlama" değil ancak "tanımlama" amacıyla
kullanılabilir. Tamamlama ve tanımlama tamamen farklı anlamlar
içermektedirler. Yani İslam’ın bir bütünlük oluşturması için bir değer
olarak "ırka" ihtiyacı yoktur. İslam tek başına bir bütündür. Herhangi
bir tamamlayıcıya ihtiyaç duymak bir eksikliktir. İslam ise her türlü
eksiklikten münezzehtir.
İslam bir inanç ve düşünce sistemi olarak, kendisine mensup olmayı
tanımlamada hiçbir "tamamlayıcı" öğe kabul etmemektedir. Müslümanlığı
seçmiş bir kimsenin, Müslüman kimliğine tamamlama veya ayrıştırma
amacıyla hiçbir sıfatı kullanmasına izin vermemektedir. Örneğin Türk
İslam’ı, demokratik İslam, Liberal İslam vb gibi. Veya Türk Müslüman,
Kürt Müslüman, Arap Müslüman gibi. Ancak tanımlama amacıyla bir ırkı
diğerinden ayırmak gerektiği zaman Müslüman Türk veya Müslüman Kürt
deyimlerinin kullanılması söz konusu olabilir. Diğer bir deyimle İslam
hiçbir şeye parça olarak ilave edilemez. Çünkü o hiçbir şeyin parçası
değildir; bizatihi tek başına bir değerdir. Onun kabulleri dışında kalan
değerler ancak onun istediği değişimi yaparlarsa meşruluk
kazanabilirler: meşruluğunu ondan almayan hiçbir değer meşru olamaz
İslam düşüncesinde toplumsal birlikteliğin tek ve ana kaynağı Müslüman
olmaktır. Bunun dışında hiçbir değerin belirleyici olması söz konusu
değildir. Toplumsal birliktelik için Müslüman olmanın dışında başka bir
şart aramak en basit tanımıyla İslam’ı eksik ve yetersiz görmektir.
İslam, insanlığı iki guruba ayırmaktadır: İslam ehli ve küfür ehli. Bir
kimsenin kimliğini belirlemede veya ifade etmede İslam’la birlikte başka
bir değeri, örneğin ırkı "şart" görmesi halinde Kur’an’a göre Müslüman
sayılması mümkün olamaz. Müslümanlık kayıtsız ve şartsız İslam’a teslim
olmak demektir. Hiçbir ırkın mensubu kendi ırkını İslam’ın üzerinde veya
İslam’la birlikte bir şart olarak öne süremez. Böyle bir düşüncenin
sahibi Kur’an’a şirk koşmuş olur. Hiçbir değer İslam’a eş olamaz.
Müslüman olmak gibi en yüce değere sahip olan bir Müslüman’ın başka bir
değere ihtiyaç duyması; güneş ışığına karşı mum ışığını tercih etmesi
demektir. Bir Müslüman için, Müslümanlık gibi bir değere dahip olduğu
halde başka bir değer daha araması en basit tanımlama ile cahilliktir.
İslam’ı yeterli görmemektir… İslam gibi en üstün ve en büyük değerle
şereflenen bir kimse, kendisini başka bir değerle ifade etme ihtiyacı
asla duymamalıdır.
Irk bağlamında da bir toplumun birlikteliği sağlanabilir. Bir devlet
veya ulus kurulabilir. Ancak bu yapılanmaya İslam’ı eklemlemek, İslam
İslam olarak kaldığı sürece mümkün değildir. İslam’ın tamamlayıcı bir
unsur olarak görülmesi, diğer bir deyimle bütünün bir parçası olması onu
İslam olmaktan çıkarır. Bu parçaya ne kadar önem verilirse verilsin
neticeyi değiştiremez. İslam hiçbir şeyin parçası olmayı kabul etmediği
gibi, hiçbir şeyin de kendisine tamamlayıcı parça olmasını kabul etmez.
Ancak bir şeyin kendisine ait olması söz konusu olabilir. Zira o tek
başına kendini yeterli görmektedir.
Türk olmak, Kürt olmak, Arap veya Zenci olmak İslam’a göre tek başına
"bizatihi" bir değer ve ölçü değildir. Irk, tek başına mensubuna
üstünlük sağlayıcı ve yüceltici bir özellik olmadığı gibi alçaltıcı bir
özellik de değildir. Üstünlük, yücelik, iyilik ve kötülük, akıllılık ve
güçlülük bağlamında ırklar arasında bir karşılaştırma yapmak,
sünnetullaha yani Allah’ın yaratma yasalarına aykırıdır. İnsanın
yaradılışına bakıldığında böyle bir karşılaştırma yapmanın mümkün
olmadığı görülmektedir. Kök itibariyle bütün insanlık tek bir kaynaktan
gelmektedir. Bütün insanlığın atası Adem’dir. Adem de topraktan
yaratılmıştır. Genetik yapısı itibariyle bütün ırklar birdir. Bilimsel
araştırmaların kesin olarak ortaya koyduğu sonuca göre de bunca fiziksel
farklılıklarına rağmen bütün insanlar genetik yapıları itibariyle
kardeştir. Yapılan bilimsel araştırmalara göre dünyadaki bütün
insanların genetik olarak yüzde 99.9 oranında kardeş oldukları tespit
edilmiştir. Bu biyolojik eşitlik insanın yaradılışı itibariyle hiçbir
ırkın diğerinden bir üstünlüğünün olmadığını ve bu nedenle başka
alanlarda üstün olmanın ırka dayalı bir konu olmadığını da ortaya
koymaktadır.
Irk biyolojik bir durumdur. Irka dayalı bir yaşam biçimi söz konusu
edilemez. Çünkü yaşam biçimi siyasi hukuki, ekonomik vb. görüş ve
düşüncelere göre şekillenmektedir. Irk kaynaklı bir yönetim biçimi, bir
hukuk sistemi, bir ekonomik model olamaz. Bir ırk, istediği sistemi
seçebilir. Yani bir Türk kapitalist, sosyalist, demokrat ve laik
olabileceği gibi Müslüman da olabilir. Ateist olabileceği gibi Mü’min de
olabilir. Bu gerçeklik dikkate alındığında herhangi bir ırka göre, ırk
eksenli bir dünya görüşü oluşturmak mümkün değildir. Bu bakımdan hangi
ırka mensup olursa olsun ırk ekseninde siyaset yapanlar, ırk merkezli
mücadele verenler diğer bir deyimle ırkçılık yapanlar ırkları için bir
yaşam modeli belirlemeden/seçmeden salt ırka dayalı bir hak arayışına
girişmelerin hiçbir anlamı olamaz.
Hiç birimiz mensup olduğumuz ırkı kendimiz seçmedik. Irkımızı seçme gibi
bir hakka sahip değiliz. Dolayısıyla insan kendi seçmediği veya
yapmadığı bir şeyden sorumlu tutulamaz. Irkından dolayı bir kimsenin
sorumlu tutulması Allah’ın yaratma düzenine karşı gelmek olur. İnsan
ancak kendi yaptıkları veya seçtikleriyle değerini artırabilir veya
eksiltebilir. Bu nedenle hiçbir ırk sahibine üstünlük veya büyüklük
sağlama nedeni olmadığı gibi basitlik veya düşüklük nedeni de olamaz.
Bir kimsede ırkçılık anlayışının yoğunluğu İslami bilinç düzeyinin
düşüklüğünün göstergesidir. Müslüman İslami cahili düşüncelerden
korumada ne kadar hassas olursa bu hassasiyetin yoğunluğuna göre
ırkçılık anlayışından da o kadar uzak durur. Birine yakın olmak diğerine
uzak durmayı da beraberinde getirmektedir.
Bir Müslüman için ırk asla belirleyici bir öncül değildir. Belirleyici
olan inançtır. Aynı inancı paylaşmaktır. Ölçü bu olunca da farklı
ırklara mensup olanlar bu çerçevede kardeş olurlar. Böyle olunca da
Müslüman Kürdün ve Müslüman Türkün ilişki biçiminde kardeşlik esas olur.
Bu kardeşlik o kadar önemlidir ki aynı anne ve baba kardeşliğinden daha
üstündür. Allah’ın yanında geçerli olan tek kardeşlik inanç
kardeşliğidir. Başta Uhud savaşı olmak üzere ilk Müslümanların
yaptıkları bütün savaşlarda baba ile oğlun veya iki kardeşin karşı
karşıya gelmeleri, birbirleriyle savaşmaları da göstermektedir ki önemli
olan, esas olan İslam kardeşliğidir. Kur’an ancak inanların kardeş
olduklarını söylemektedir.
Ulus-devlet olmanın ve ulusal kimlik oluşturmanın gereği olarak
varlığını belli bir ırkın, dilin ve kültürün varlığı üzerinde
meşrulaştırmaya çalışan T.C. bunu gerçekleştirmek için öngördüğü
değerlerin dışındaki bütün değerleri yok saymak zorundaydı. Osmanlı’nın
bakiyesi üzerinde kurulan ve İslami değerler yerine seküler değerleri
benimseyen T.C., üzerinde yeni bir devlet oluşturduğu bu değerleri
baskın değerler olarak bütün bir topluma dayattı. Bu dayatma işin
doğasına aykırı olmasına karşın ulus-devlet olmanın zorunlu bir
gereğiydi. İşte bu gereklilikten dolayı resmi ideoloji varlığını
sürdürebilmek için kendisini topluma kabul ettirmesi gerekirdi. Bunun
için gerektiğinde kaba kuvvet kullanmak da dahil her şey meşru
görülmektedir. Türkiye’nin bugün yaşadığı Kürt sorunun kökeninde bu
dayatma yatmaktadır. Bu gerçeğin farkında olan Türkiye’nin düşmanları bu
durumu değerlendirerek(bunu malzeme olarak kullanarak) Kürtleri harekete
geçirdiler. Bir zamanların irticacıları, sağcı-solcu, alevi-sünni,
ilerici-gerici, şeriatçı-laik ikilemleriyle oynanan bu oyun günümüzde
Kürt-Türk ikilemiyle oynanmaktadır. Başlangıcında Marksist bir örgüt
olan PKK’yı Kürt milliyetçisi yapmaları bundandır. Bu bakımdan Kürtlerin
hak arayışının arkasında yatan gerçek aslında başkalarının emellerine
alet olmaktan başka bir şey değildir. T.C. yanlış uygulamalarını
düzeltmenin yolu onun düştüğü yanlışa düşmek değildir. Bu olsa olsa
ancak bir iş savaşın, kardeş kanının dökülmesinin sebebi olur. Bunun da
başta Kürt ırkı olmak üzere hiç kimseye yararı olmaz. Bu ikilemlerin
altında yatan diğer önemli bir unsur da rejimin kendisini halka kabul
ettirebilmek, kendisine yönelen tehditlere karşı güç kazanmak için bu
tür iç dinamiklerin düşmanlığına ihtiyacının olduğudur. Bu kutuplaşmalar
sayesinde halkın önemli bir bölümünden varlığını sürdürecek desteği
sağlamaktadır.
Bu ana esas dikkate alındığında bugün Kürtler’in Kürtçülük bağlamında
hak arayışına girmiş olmaları kavmiyetçilik/ırkçılıktan başka bir şey
değildir. Irkçılık ekseninde hak arayışına girdirilen Kürt halkı büyük
bir yanılgı ile karşı karşıyadır. İnsanlık tarihi ırkçılık bağlamında
hak arayışına giren ırkların yaşadıkları felaketlerle doludur. Irkçılık
belası nedeniyle son yüz yılda yüz milyonlarca insanın katledilmesi bu
gerçeği yeterince ortaya koymaktadır. Tarih aslında geçmişten ders
almadır. Bu felaketlerden ders almayanlar sonunda aynı felaketlere
uğramaktan kurtulamazlar. Tarih hiçbir zaman ırkçılığın ırkçılık
yapanlara bir yarar sağladığına tanık olmamıştır. Irkçılık öyle bir
ateştir ki en başta o ateşi yakanları yakmaktadır. Kürtlere yapılan
haksızlıkları gerekçe göstererek ırkçı yaklaşımlarla çözüm arayışına
girenler ve bu konuda başka seçenek bırakılmadığını iddia edenler;
yapılan haksızlıkları giderelim derken daha büyük haksızlıkların
yapılacağına/olacağına neden olduklarına tanık olduklarında pişmanlığın
fayda vermeyeceğini göreceklerdir.
Yaşadıkları baskılar, dillerini yeterince kullanmamak, içinde
bulundukları ekonomik koşullar, kültürel değerlerini yaşama geçirememek,
birçok olanaktan yoksun olmak gibi nedenleri bahane ederek duygusal bir
yaklaşımla hak arayışını Kürt ırkının Türk ırkına karşı mücadelesine
dönüştürmek bir müslümanın asla düşeceği bir yanlış olmamalıdır.
Irkçılık küfürdür ve küfrün her çeşidi zulümdür. Zulümden adalet doğmaz.
O nedenle zülüm üzerinden adalet aranmamalıdır. Irka dayalı bir
mücadelede zulüm asla sona ermez. Olsa olsa el değiştirmiş olur. Değişen
tek şey idam ipini çeken el olacaktır.
Müslüman Türkler ve Müslüman Kürtler bir inanç olarak Müslümanlıklarını
yitirmedikçe veya Müslümanlıkları zayıflayıp ikinci planda kalmadıkça,
kardeş olmalarının gereği olarak asla farklı ırklardan olmanın hiçbir
rahatsızlık vermesine izin vermezler. Aralarındaki ilişkide mensup
oldukları ırkın az da olsa belirleyici olmasının iman zayıflığının
göstergesi olduğunu bilirler. Müslüman dinini korumada ne kadar
hassaslaşırsa ırkının İslam kardeşliğine olumsuz bir şekilde etki
etmesini o oranda engellemiş olur. Müslümanın Türk gibisi, Kürt gibisi
olamaz. Değil aynı ırktan olmak aynı anne ve babadan da olunsa eğer aynı
inanca mensup değilse soy kardeşi olmanın Müslüman için hiçbir önem ve
anlamı olamaz. Ancak Müslümanlar kardeştir. Kardeş olmak için
Müslümanlığı yeterli görmeyenin Müslümanlık inancında eksiklik var
demektir.
Adaletin ve güvenliğin sağlanmasının önündeki en önemli engellerden biri
de ırkçılık ve kabileciliktir. Irkçılık temelinde ortaya konmuş bir
yapının varlığını sürdürebilmesi zulüm yapmasına bağlıdır.
İnsanın farklı ırk ve kabilelerden olması onların birbirleri ile
ayrışmalarını, renklerine ve kabilelerine bağlı olarak rekabete
girmelerini değil tam aksine birbirlerine yaklaşmaları, birbirleriyle
kaynaşmaları içindir. Birliğin, kaynaşmanın, bütünleşmenin sağlayıcısı
olması gerekirken ayrışmanın ve düşmanlığın aracı olmasına neden olan
ırkçılık, kabilecilik Allah ve Rasulü tarafından kınanmıştır. Kur’an
Hucurat suresi 13.ayette bu gerçeği şu şekilde ifade etmektedir: "Ey
insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; birbirinizi tanımanız
için kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli kimse
O’ndan en çok çekinen kimsedir. Doğrusu Allah her şeyi bilir, her şeyden
haberdardır." Allah’ın birleştirme aracı saydığı bir şeyi ayrışma nedeni
saymak cahiliye şirkinin kibrinden başka bir şey değildir. Irkçılık,
bölgecilik, kabilecilik gibi değerler insanları birbirine bağlayan
cahiliye değerleridir. Bu bağlardan kurtulmadıkça cahiliyeden kurtulmak
mümkün değildir. Bir müslümanın ırkına iltifat etmesi, ırkçılığa pirim
vermesi; onun İslami bilince, imani olgunluğa ve Müslüman duyarlılığına
yeterince sahip olmamasıyla izah edilebilir.
|