Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

 

 


  

Bir Toplum Mühendisliği Olarak 11 Eylül

Akif EMRE / 14.09.2004 / YENİ ŞAFAK

11 Eylül'ü milat kabul edersek, o günden bugüne olay üzerine o kadar çok yazılıp çizildi ki kimin ne söyleyip ne yi savunduğunu kestirmek mümkün değil. Enformasyon bombardımanına ilaveten her köşede İslam, batı/medeniyeti, küreselleşme, Amerikan stratejileri gibi kavramlar üzerine fikir yürüten teorisyenlerden geçilmiyor.
Geriye dönüp bakıldığında elde kalan tek sonuç şu olsa gerek: bu olayın gerçek nedeni ancak böylesi bir enformatik bombardıman sayesinde saklanabilirdi. Olayı gizlemenin en usta yöntemi olarak her türlü bilgiye ulaştığına, bilgi dolaşımının demokratikleştiğine inandırılmış modern insanın enformasyona doyurulması olabilirdi.
Doğrusu 11 Eylülü kim yaptı/rdı gibi polisiye sorular peşinde değilim. Bundan sonra Amerika'nın nereyi vuracağı ya da teröristlerin el-Kaide bağlantısı ya da provakatif biçimde el-Kaide'nin Amerika bağlantısı gibi hiçbir zaman gerçek cevaplarının alınamayacağı konuya girmek istemiyorum. Yaşananlardan sonra bu sorulara verilecek somut cevap yetiştirmeye çalışmanın anlamlı bir karşılığı yok.
Küresel kapitalizmin geldiği yeni aşama ve bunun itici/ taşıyıcı gücü olarak ABD'nin konumu ve gelecek vizyonu ile muhtemel rakipleri arasındaki ilişkiler anlaşılmadan 11 Eylülü konuşmak abes olur. Tüm bu ilişkiler ağı içinde İslam dünyasının durumu, barındırdığı potansiyel anlaşılmadan terörü lanetleyerek de yaşadığımız krizden sıyrılmanın imkanı yok.
Konuşulması gereken husus, Amerika'nın terörü küreselleştirerek başlattığı savaşın İslam dünyasında ne türden bir değişim gerçekleştirmek istediğidir.
Neden İslam dünyası?
Dünyanın, en azından İslam dünyasının içinden geçmekte olduğu bu sancılı süreç olanca maddi karakterine rağmen temelde hiç de maddi olmayan, kültürel, ahlaki sorunlar zemininde sürdürülen bir mücadeleye işaret ediyor. İslam dünyasının, "geri ve zayıf" haline rağmen büyük güçlerin hışmını üstüne çekiyor olması, maddi temelli olmayan veya maddi olanı aşkın boyutuyla birebir ilişkilidir. Çok abartılı sayılmazsa; 11 Eylül sonrası Amerika'nın İslam dünyasına yönelik stratejisini, bu coğrafyanın sadece maddi birikimiyle açıklanamayacak 'otantik zenginliği'nin dönüştürülmesi belirlemektedir. Bu stratejinin kapsam alanı; ahlaki, siyasi tüm hayatı kuşatan medeniyet sorununu gündeme getirmektedir. İslam dünyasının hep çatışma ile gündeme geliyor oluşu; konumlandığı jeo-stratejik ve jeo-ekonomik alandan kaynaklandığı ölçüde jeo-kültürel boyutla da doğrudan ilişkilidir.
Kimine göre küresel terörün uzantısı, kimine göre yaşanmakta olunan haksızlıklara karşı tepkileri olarak hatta ABD patentli provakasyon eylemlerinin sonucu olarak farklı coğrafyalarda ortaya çıkan "İslamcı terör"ün Müslümanlarda nasıl bir zihinsel ve kültürel dönüşüme neden olduğu/amaçladığı üzerinde üzerinde hiç düşünülmedi.
Hangi nedenle olursa olsun "İslam adına" olduğuna 'inanmamızın istendiği' kanlı eylemleri kimin ve niçin yaptığından çok muhtemel sonuçları karşısında takınılan tavırlar daha önem kazanıyor. "İslamcı terör" etiketi altında gerçekleşen eylemler bağlamında bizzat eylemin gerekçesi, mesajı ve eylemcilerden çok eyleme yüklenen anlamla Müslümanlar arasına mesafe koymaktadır. Bu noktadan sonra bizzat Amerika'nın askeri baskısı, her oluşumu terör suçlamasıyla tehdit eder hale gelmesi sadece somut eylemler bağlamında değil 'eylemin yaslandırılmak istendiği İslam anlayışına' tavır koymaya zorlamaktadır.
İslam ve İslam
11 Eylülün askeri sonuçlarından çok 'toplum mühendisliği'ne ilişkin stratejisi üzerinde çok az konuşuldu. Oysa 11 Eylül temelde İslam dünyasına dönük olarak bir zihniyet hatta bir medeniyet değişimi projesidir. BOP'un içerdiğine bakıldığında İslam dünyası üzerinde kapsamlı bir toplum mühendisliğinin devreye sokulmak istendiği açıkça görülür.
Amerikan dış politikasının eski patronlarından ve hala etkin isimlerden biri olan Henry Kissenger'in 11 Eylül olaylarının hemen arkasından söyledikleri, bugün yaşanmakta olanlara arasında anlamlı bir ilişki kurmaya zorluyor. Kissenger; "bundan sonra savaş Batı ile İslam arasında değil, İslamın kendi içinde gerçekleşecektir" derken kastettikleri ile gelinen nokta birbiriyle örtüşüyor: Terörize edilen bir İslam ve o İslamla arasına mesafe koymaya zorlanan Müslümanlar. Müslümanların nasıl bir dine inanmaları gerektiğini dayatan bir proje ile karşı karşıyayız. Belli ki bu projenin misyoner telkinleri gibi soft-ikna yöntemleriyle realize edilmeye vakti yok.
Terörize edilmiş bir İslam ve ondan uzak durması, reddetmesi, değişmesi ve itirafçılık etmesi istenen Müslümanlar var karşımızda. Terörle ilişkilendirilen insanlığın lanetini çeken bir İslam anlayışının içini dolduranlar, medyatik enformasyonu besleyen sistem/merkezlerinden başkası değil. Terörle eşanlamlı hale gelen İslam'a karşı insancıl/çağdaş, demokrat, modern İslam devreye sokulmaktadır. Böylece Amerika İslam düşmanı olmadığını kanıtlarken terörle savaşın bedelini ödemekten çekinen ve "kirli savaş"ın ayıbını üstüne bulaştırmak istemeyen Müslümanlar da kendilerine sunulan çağdaş görünümlü İslam'a sarılacaktır. Hatta terörle özdeşleş/tiril/en İslam'a karşı savaştırılacaklardır da.
Bu strateji sadece bombalı, rehin eylemleriyle sınırlı bir imaj operasyonundan ibaret değil kuşkusuz. 'İslamın terörize edilmesi'ni yine İslama ihale ederek; batılı/Amerikan değerlerle uyum sergileyebilecek İslam/lar/la siyasal ve kültürel işbirliğinin imkanları araştırılıyor. Bush'un "kutsal savaş"tan bahsettiği bir dönemde uyuşabilir İslamlar icat ederek, bunlarla iş tutması topyekün haçlı seferleri başlatacağını bekleyenleri şaşırtmışa benziyor.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...