|

Bir Toplum Mühendisliği Olarak 11
Eylül
Akif EMRE /
14.09.2004 / YENİ ŞAFAK
11 Eylül'ü milat kabul edersek, o
günden bugüne olay üzerine o kadar çok yazılıp çizildi ki kimin ne
söyleyip ne yi savunduğunu kestirmek mümkün değil. Enformasyon
bombardımanına ilaveten her köşede İslam, batı/medeniyeti, küreselleşme,
Amerikan stratejileri gibi kavramlar üzerine fikir yürüten
teorisyenlerden geçilmiyor.
Geriye dönüp bakıldığında elde kalan tek sonuç şu olsa gerek: bu olayın
gerçek nedeni ancak böylesi bir enformatik bombardıman sayesinde
saklanabilirdi. Olayı gizlemenin en usta yöntemi olarak her türlü
bilgiye ulaştığına, bilgi dolaşımının demokratikleştiğine inandırılmış
modern insanın enformasyona doyurulması olabilirdi.
Doğrusu 11 Eylülü kim yaptı/rdı gibi polisiye sorular peşinde değilim.
Bundan sonra Amerika'nın nereyi vuracağı ya da teröristlerin el-Kaide
bağlantısı ya da provakatif biçimde el-Kaide'nin Amerika bağlantısı gibi
hiçbir zaman gerçek cevaplarının alınamayacağı konuya girmek
istemiyorum. Yaşananlardan sonra bu sorulara verilecek somut cevap
yetiştirmeye çalışmanın anlamlı bir karşılığı yok.
Küresel kapitalizmin geldiği yeni aşama ve bunun itici/ taşıyıcı gücü
olarak ABD'nin konumu ve gelecek vizyonu ile muhtemel rakipleri
arasındaki ilişkiler anlaşılmadan 11 Eylülü konuşmak abes olur. Tüm bu
ilişkiler ağı içinde İslam dünyasının durumu, barındırdığı potansiyel
anlaşılmadan terörü lanetleyerek de yaşadığımız krizden sıyrılmanın
imkanı yok.
Konuşulması gereken husus, Amerika'nın terörü küreselleştirerek
başlattığı savaşın İslam dünyasında ne türden bir değişim
gerçekleştirmek istediğidir.
Neden İslam dünyası?
Dünyanın, en azından İslam dünyasının içinden geçmekte olduğu bu sancılı
süreç olanca maddi karakterine rağmen temelde hiç de maddi olmayan,
kültürel, ahlaki sorunlar zemininde sürdürülen bir mücadeleye işaret
ediyor. İslam dünyasının, "geri ve zayıf" haline rağmen büyük güçlerin
hışmını üstüne çekiyor olması, maddi temelli olmayan veya maddi olanı
aşkın boyutuyla birebir ilişkilidir. Çok abartılı sayılmazsa; 11 Eylül
sonrası Amerika'nın İslam dünyasına yönelik stratejisini, bu coğrafyanın
sadece maddi birikimiyle açıklanamayacak 'otantik zenginliği'nin
dönüştürülmesi belirlemektedir. Bu stratejinin kapsam alanı; ahlaki,
siyasi tüm hayatı kuşatan medeniyet sorununu gündeme getirmektedir.
İslam dünyasının hep çatışma ile gündeme geliyor oluşu; konumlandığı
jeo-stratejik ve jeo-ekonomik alandan kaynaklandığı ölçüde jeo-kültürel
boyutla da doğrudan ilişkilidir.
Kimine göre küresel terörün uzantısı, kimine göre yaşanmakta olunan
haksızlıklara karşı tepkileri olarak hatta ABD patentli provakasyon
eylemlerinin sonucu olarak farklı coğrafyalarda ortaya çıkan "İslamcı
terör"ün Müslümanlarda nasıl bir zihinsel ve kültürel dönüşüme neden
olduğu/amaçladığı üzerinde üzerinde hiç düşünülmedi.
Hangi nedenle olursa olsun "İslam adına" olduğuna 'inanmamızın
istendiği' kanlı eylemleri kimin ve niçin yaptığından çok muhtemel
sonuçları karşısında takınılan tavırlar daha önem kazanıyor. "İslamcı
terör" etiketi altında gerçekleşen eylemler bağlamında bizzat eylemin
gerekçesi, mesajı ve eylemcilerden çok eyleme yüklenen anlamla
Müslümanlar arasına mesafe koymaktadır. Bu noktadan sonra bizzat
Amerika'nın askeri baskısı, her oluşumu terör suçlamasıyla tehdit eder
hale gelmesi sadece somut eylemler bağlamında değil 'eylemin
yaslandırılmak istendiği İslam anlayışına' tavır koymaya zorlamaktadır.
İslam ve İslam
11 Eylülün askeri sonuçlarından çok 'toplum mühendisliği'ne ilişkin
stratejisi üzerinde çok az konuşuldu. Oysa 11 Eylül temelde İslam
dünyasına dönük olarak bir zihniyet hatta bir medeniyet değişimi
projesidir. BOP'un içerdiğine bakıldığında İslam dünyası üzerinde
kapsamlı bir toplum mühendisliğinin devreye sokulmak istendiği açıkça
görülür.
Amerikan dış politikasının eski patronlarından ve hala etkin isimlerden
biri olan Henry Kissenger'in 11 Eylül olaylarının hemen arkasından
söyledikleri, bugün yaşanmakta olanlara arasında anlamlı bir ilişki
kurmaya zorluyor. Kissenger; "bundan sonra savaş Batı ile İslam arasında
değil, İslamın kendi içinde gerçekleşecektir" derken kastettikleri ile
gelinen nokta birbiriyle örtüşüyor: Terörize edilen bir İslam ve o
İslamla arasına mesafe koymaya zorlanan Müslümanlar. Müslümanların nasıl
bir dine inanmaları gerektiğini dayatan bir proje ile karşı karşıyayız.
Belli ki bu projenin misyoner telkinleri gibi soft-ikna yöntemleriyle
realize edilmeye vakti yok.
Terörize edilmiş bir İslam ve ondan uzak durması, reddetmesi, değişmesi
ve itirafçılık etmesi istenen Müslümanlar var karşımızda. Terörle
ilişkilendirilen insanlığın lanetini çeken bir İslam anlayışının içini
dolduranlar, medyatik enformasyonu besleyen sistem/merkezlerinden
başkası değil. Terörle eşanlamlı hale gelen İslam'a karşı
insancıl/çağdaş, demokrat, modern İslam devreye sokulmaktadır. Böylece
Amerika İslam düşmanı olmadığını kanıtlarken terörle savaşın bedelini
ödemekten çekinen ve "kirli savaş"ın ayıbını üstüne bulaştırmak
istemeyen Müslümanlar da kendilerine sunulan çağdaş görünümlü İslam'a
sarılacaktır. Hatta terörle özdeşleş/tiril/en İslam'a karşı
savaştırılacaklardır da.
Bu strateji sadece bombalı, rehin eylemleriyle sınırlı bir imaj
operasyonundan ibaret değil kuşkusuz. 'İslamın terörize edilmesi'ni yine
İslama ihale ederek; batılı/Amerikan değerlerle uyum sergileyebilecek
İslam/lar/la siyasal ve kültürel işbirliğinin imkanları araştırılıyor.
Bush'un "kutsal savaş"tan bahsettiği bir dönemde uyuşabilir İslamlar
icat ederek, bunlarla iş tutması topyekün haçlı seferleri başlatacağını
bekleyenleri şaşırtmışa benziyor. |