Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

 

 


  

İslam’la Postmodern Savaş Süreci

Yusuf KAPLAN / 13.09.2004 / YENİ ŞAFAK

ABD'de yaşanan esrarengiz "terör" olayından sonra ABD'nin yapmak istedikleri konusunda kafamız tam anlamıyla allak bullak olmuş durumda. Bunun temel nedeni, "pornografik" (=ayartıcı ve kışkırtıcı) postmodern bir olayla karşı karşıya olmamız ve dolayısıyla olan bitenleri algılayabilmekte ve anlamlandırabilmekte bir hayli zorlanmamız.
Ulrich Beck, "postmodern bir dünyada yaşıyoruz ama hâlâ modernliğin davranış biçimleriyle hareket ediyoruz" der.
ABD, bu postmodern olayı, fırsat ve hatta "ganimet" bilerek, modernliğin tahakkümcü davranış içimleriyle hareket edip son derece İLKEL, BARBAR VE VAHŞİ BİR KÜRESEL SAVAŞA SOYUNUYOR. ABD'nin bu yaşanan esrarengiz "terör" olayının suçlularını bulması ve hakettikleri cezayı vermesi doğal bir şeydir. Ama ABD, bunu yapmıyor. Aksine, bu olayla doğrudan veya dolaylı hiçbir ilgisi olmayan insanları, kitleleri, ülkeleri ve sadece İslâm dünyasını hedef gösteriyor.
Burada son derece rafine, sofistike ama baştan çıkarıcı, yanıltıcı, kafa karıştırıcı, yani iki yüzlü (cynical) bir yönteme başvuruluyor. Umberto Eco'nun "göstergebilimsel gerilla savaşı" olarak adlandırdığı şeyin ta kendisi bu.
Yani şu: Doğrudan İslâm'ı hedef göstermeden, bir takım tuhaf kişi, grup ve örgütleri hedef göstermek; bunun için de medyayı devreye girdirerek doğrudan İslâm'ı çağrıştıracak sembolleri ve görüntüleri hızla dolaşıma sokmak: Böylelikle bir yandan "gözü dönmüş", "ürkütücü", "fanatik" ve "kan emici" insan tiplemeleri yapılırken; öte yandan camilerin, namaz kılan ve Kur'ân okuyan insanların görüntüleri, İslâm'ın en temel sembolleri girdiriliyor devreye.
Ben bir iletişimbilimci olarak bu görüntülerin aslâ rastgele bir araya getirilmediğini çok iyi biliyorum. Burada söylenmek istenen şey açıkça şudur: "Müslümanlar, fanatik, kan emici, gözü dönmüş, insanî özellikleri olmayan tuhaf yaratıklardır. DOLAYISIYLA İslâm, bu tür tuhaf yaratıkların inandığı çağdışı ve insanlıkdışı bir dindir".
İnsanlar, hele de Batılı kamuoyu, bu görüntüleri bu şekilde anlıyor, algılıyor ve tüketiyor. Medyada kurgulanarak, cilâlanarak, ambalajlanarak üretilen ve tüketime sunularak gerçekleştirilen, yani medyatik sembollerle yürütülen bu göstergebilimsel gerilla savaşı, insanların tutumlarını, duruşlarını, davranışlarını, dünyaya ve İslâm'a bakış biçimlerini hemen belirleyebiliyor ve bilinçaltlarında uzunca bir süre yer edebiliyor..
Evet, Amerikalılar ve Batılılar, İslâm'ı doğrudan karşılarına almıyorlar; almak da istemiyorlar. Çünkü bu, sonuçları bakımından son derece tehlikeli bir şeydir.
Ama İslâm'la daha dolaylı, daha kışkırtıcı yöntemlerle savaş yöntemlerinin devreye girdirileceği anlaşılıyor. İşte Amerika'daki esrarengiz "terör" olayı, Amerikalıların "İslâm tehdidi"ni bertaraf etmek için giriştikleri mücadelede bir kilometre taşıdır.
Peki, İslâm, şu ân Amerika'nın başını çektiği dünya sistemi tarafından neden "en büyük tehdit" olarak algılanıyor ve konumlandırılıyor?
Bunun nedeni şu: Osmanlı'nın çöküşünden sonra İslâm; siyasi, ekonomik, kültürel, entelektüel ve stratejik bir aktör olarak tarih sahnesinden çekilmişti. Ancak İkinci dünya savaşından, özellikle de 1967 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonraki süreçte İslâm'ın tarih sahnesinden çekilmediği; aksine tüm retorikselliklerine rağmen İslâmî söylemlerin İslâm dünyasında en güçlü ve tek siyasi, toplumsal, kültürel ve entelektüel alternatif haline gelme potansiyeli taşıdığı görüldü.
Bu süreçte, İslâm dünyasında Batı'dan ödünç alınan ve içi boşaltılarak zorba bir şekilde uygulanan seküler söylemlerin ve projelerin, İslâm dünyasını Batı'ya bağımlı ve uydu kılmaktan, kaynaklarını su gibi harcamaktan ve Müslüman ülkeleri yönetilemez hâle getirmekten başka bir işe yaramadığı için tutmadığı ve geri tepmeye başladığı da anlaşıldı.
Eğer İslâm'ın siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel, entelektüel ve stratejik bir aktör olarak yeniden tarih sahnesine çıkışı durdurulamazsa, Batılıların İslâm dünyası -ve dolayısıyla dünya- üzerinde kurdukları hegemonyayı sürdürebilmeleri kesinlikle zorlaşabilirdi. Çünkü İslâm dünyasında İslâmî söylemlerin iktidar aygıtlarına hâkim olmaya başlaması, dünya sisteminin çatırdamasına yol açabilirdi: Zira bu durumda İslâm dünyası, kendi geleceğini kendisi belirlemeye kalkışacak, kaynaklarını aslâ Batılıların sömürmelerine izin vermeyecekti.
İşte bu yüzden İslâm dünyasındaki seküler ve anti-demokratik rejimler desteklenmekte ve İslam dünyasındaki halkların kendi geleceklerine kendilerinin karar vermelerini mümkün kılabilecek tüm yollar tıkanmaya çalışılmaktadır.
Bunun için iki yönteme başvuruluyor: Birincisi, İslâmî söylemler, terörle özdeşleştirilmeye ve hatta terörize edilerek teröre bulaştırılmaya zorlanıyor. Bu yöntem uzun vadede başarısızlıkla sonuçlanacaktır.
Bunun için ikinci ve uzun vadede daha sinsi bir yönteme başvuruyorlar: İslâm'ı protestanlaştırma veya sekülerleştirme projesi. Şöyle bir şey bu: İslâm'ı tıpkı Hıristiyanlığa yapıldığı gibi Allah'la birey arasında olup biten bireysel bir inanç meselesine indirgemek; bunun için de İslâm'ın siyasi, toplumsal, kültürel taleplerini iptal ederek hadım etmek ve etkisiz hale getirmek.
O yüzden Amerikalılar (ve diğer seküler uyduları) İSLAM'LA SAVAŞ SÜRECİnde başarıya ulaşabilmek için, kısa ve orta vadede hem sanal, hem de reel yani iki yüzlü, baştan çıkarıcı POSTMODERN BİR SAVAŞ yürütüyorlar.
Ancak bu postmodern savaş, son derece riskli ve tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir yöntemdir.
Not: Esrarengiz 11 Eylül olayının hemen sonrasında yazdığım bu yazıyı 3 yıl sonra yeniden yayımlama ihtiyacı hissettim.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...