Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 310 | Ekim  2004

                   

 

 


  

ABD Gölgesinde AB

Nuray MERT / 28.09.2004 / RADİKAL

Zina konusu Brüksel'de çözüldü, AB'ciler 'rahat' bir nefes aldı. Tuhaf olan; sorunu çözenin bizzat çıkaranın kendisi olması ve buna rağmen, büyük bir iş başarılmış havası yaratılması. Belli ki maksat hasıl oldu; hem hesapta kafa tutuldu, 'delikanlılık' gösterisi yapıldı, muhafazakâr kamuoyu moral kazandı, sonra da her krizin üstesinden gelen adam olundu.
Dahası, her zaman olduğu gibi bir siyaset efsanesi daha devreye sokuldu; güya daha önemli talepler olacakmış onların önünü kesmek için bu manevra yapılmış. Bunlara kuşlar bile güler ama bizim muhafazakâr kesim ciddiye alıyor, yapacak bir şey yok.
Konu AB olunca, kuşların güleceği şeylere sadece muhafazakârlar değil, liberal ve solcular da inanıyor. AB işi zora girerse, Türkiye, ABD'ye daha fazla yaklaşacakmış, demokratikleşme aksayacakmış. Oysa, Türkiye'nin kültürel hakların alanının genişlemesi dışında, hiçbir konuda demokratikleştiği falan yok. Çevre politiklarına güya titizlenen AB ülkeleri, zehirli atık yüklü gemilerini Türkiye'ye göndermekten vazgeçmiyor. Bu arada Ceza Kanunu değişirken, CHP'nin tüm itirazlarına rağmen, çevre kirliliği konusunda tedbir alan madde iki yıl erteleniyor, AB çevrelerinin aldırdığı yok. Sosyal politikalar zaten öteden beri umurları değil. Mevzu Müslümanların toplumsal-siyasal talepleri olduğu sürece, din ve vicdan hürriyeti konusunda tek kelime etmiyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başörtüsü yasağı konusunda, ardı ardına aleyhte karar alıyor.
AKP'yi destekleyenler zannediyorlardı ki, din ve vicdan hürriyeti başlığı altında, AB, mesela, başörtüsü konusunda destek çıkacak. Oysa, AKP iktidar olduğundan beri; AB çevrelerinin din ve vicdan hürriyeti konusundaki talepleri; Türkiye'de yeni kilise açılması yönündeki sınırlamaların kalkması ve Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması talebine takıldı kaldı.
Diğer taraftan, AB sürecinin, Türkiye'nin ABD'ye daha fazla yaklaşmasının önünde pek de engel olmadığı, Meclis'ten çıkmayan tezkere ile önü kesilmeye çalışılan, bir sürü askeri üs ve tavizin, bir tebliğle önü açıldı. Birgün gazetesi, 24-25 Eylül'de, hükümetin Meclis'i atlayarak çıkardığı tebliği haber yaptı, zina tartışmasıyla bu olayın gölgede kaldığını ileri sürdü. Gerçekten de öyle. Ama bunda şaşacak bir şey yok, hatırlarsanız, yakın bir geçmişte, AB nezdinde Türkiye'ye kefil olan ABD idi. Dahası, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen ülkeler, zaten ABD öncülüğündeki koalisyona üye olan ülkeler, diğerleri bu konuda anlaşabilmiş değil. Geçenlerde, bir İngiliz gazeteci, 'Thatcher zamanında, İngiltere, Türkiye'nin üyeliğini, AB'yi zayıflatmak için istiyordu' diyordu.
Bizim AB'ciler hâlâ, AB içindeki bölünmenin sosyal demokratlar ve solcularla, muhafazakâr ve sağcılar ve bunlara karşılık gelen kamuoyları arasında olduğu masalını tekrarlıyor. Oysa, AB içindeki bölünme, dışa açılımcı sol ile, yabancı düşmanı sağ arasında değil; aynı zamanda (ve hatta daha çok) ABD'ye yakın olan ülkelerle, buna kuşku ile bakan diğerleri arasında. Bu nedenle, İngiltere'deki İşçi Partisi iktidarı ile İtalya'daki sağ iktidar aynı saflarda olabiliyor.
Türkiye'de demokratikleşme uğruna AB'yi sonuna kadar destekleyenler, Ortadoğu'yu kana bulayan ABD öncülüğündeki koalisyonun, tüm siyasi denklemlerin merkezini oluşturduğunu daha ne kadar görmezden gelmeye devam edebilirler. Bu koalisyonun dümen suyuna giren bir ülkede demokratikleşmenin ne anlamı olabilir? Daha doğrusu demokratikleşmeden bahsedilebilir mi? Tüm toplumun kaderini etkileyen bir konuda, Meclis baypas edilerek karar veriliyor, 'zina yasağı' kadar tepki toplamıyor. Sadece bu bile, demokratikleşmenin gittiği yön hakkında fikir vermiyor mu?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...